UNUTULMAZ BİR DEVLET: GÖKTÜRKLER (IV)

390 0

BATI GÖKTÜRK İMPARATORLUĞU

Göktürk İmparatorluğunun yıkılmasıyla, devletin doğu kanadını yöneten ve sağ Yabgu olan Işbara ile devletin batı kanadını yöneten Tardu arasında ciddi bir ayrılık ve mücadele meydana geldi. Tardu, genişlettiği coğrafyayı bir güç unsuru olarak kullanarak esasen bağlı olduğu Sağ Yabgu Işbara’ya karşı yönetimi ele alma mücadelesi içerisine girişti. Bu mücadele neticesinde zaten Çin ile mücadele halinde olan Işbara, Tardu’nun bu girişimine karşı koyamadı ve Ülkenin batı tarafının yönetimini Tardu’ya bırakmak zorunda kaldı. Böylelikle Tardu kendi yönetimini ve otoritesini ilan ederek Göktürk İmparatorluğunun batı kanadını kendi yönetimi altına almasıyla Göktürk İmparatorluğu ikiye bölündü ve Batı Göktürk İmparatorluğu yönetimi oluştu.

-Tardu Kağan Dönemi (583 – 603)

Tardu, yönetimi altında olan geniş coğrafyayı, Batı Göktürk İmparatorluğunu kurduktan sonrada genişleterek bölgesinde önemli bir hakimiyet kazandı. 600 yılına kadar İmparatorluğu bölgesindeki coğrafya üzerinde otorite kurarak sınırlarını Tibet’in batısından Kırım’a kadar genişleterek muazzam bir coğrafyaya hükmeder hale geldi. Doğu Roma İmparatorluğu ile yaptığı mücadelelerle zayıflayan Sasaniler üzerinde ağır baskı kurarak İç işlerine müdahale edecek kadar kontrolü altına aldı.

Bölgesindeki hakimiyeti tam anlamıyla sağladıktan sonra esas amacı olan Doğu Göktürk İmparatorluğu’nu hakimiyeti altına almak ve Türk birliğini sağlamak için Çin’i kontrol altında tutmak maksadıyla hazırlıklara başladı. 600 yılından itibaren bölgedeki ilerleyişini ve kontrolünü sürdüren Tardu, Çin’in kuzeyine kadar başarıyla ilerledi. Yaptığı son seferde, Tardu’nun güzergahını önceden öğrenip güzergahı üzerindeki su kuyularını zehirlemesiyle ordusunda ağır zayiat meydana geldi. Bu seferden sonra zayıflayan Tardu’nun, sonraki seferleri de başarısızlıklarla sonuçlandı.

Çin seferinde yaşadığı başarısızlıklar ve ordusunda meydana gelen ağır zayiat nedeniyle Töles’de bulunan Türk boyları isyan ederek Tardu’yu öldürdüler. Tardu’nun ölümünden sonra yerine Çulo kağan geçti.

-Çulo Kağan Dönemi (603 – 611)

Çulo Kağan, Tardu’dan sonra yönetime gelmiş ancak Tardu gibi mücadeleci bir tutum izlemedi. Çulo Kağan, Tardu’nun aksine Çin ile iyi ilişkiler içerisine girme yolunu seçti. Bu dönemde Çin ile yapılan iyi ilişkiler boyut değiştirerek Çin egemenliği altında varolmaya dönüştü. Çulo, bu dönemde Çin egemenliğini kabul ederek Çin’e yerleşti. Çin ile mücadele halinde olan Doğu Göktürk İmparatorluğu kağanı Şipi, bu durumdan rahatsız olarak Çulo’yu Çin’den alarak öldürdü. Çulo dönemi, Batı Göktürkler’in Çin hakimiyeti altına girdikleri ve çöküş sürecinin başladığı dönem olarak kabul edilmektedir. Çulo’nun ölümünden sonra yerine amcası Şikoei geçti.

-Şikoei Kağan Dönemi (611 – 618)

Şikoei, Çulo’dan sonra yönetime geçse de yönetimi sürecinde ciddi bir varlık gösteremedi. Çulo döneminde Çin egemenliği altına giren Batı Göktürkler’i egemenlikten kurtaramasa da Çin ile münasebetlerden uzak durmaya çalışarak kısa bir süre ülkeyi yönetmiştir.

-Tong Yabgu Kağan Dönemi (618 – 628)

Tardu’nun küçük torunu olan Tong Yabgu, yetişkinliğe erişmesiyle yönetimi ele alarak Kağan oldu. Tong Yabgu döneminde, Çin egemenliği altında olan Batı Göktürkler, Çin’deki iç karışıklıklarında etkisiyle bağımsız hareket etmeye başladılar. Tong Yabgu, ordusundaki düzensizlikleri gidererek yeni bir Ordu düzeni kurarak ayaklanmış olan Töles boylarının isyanlarını bastırdı.

Yönetime geçmesiyle ve isyanları bastırmasıyla birazda olsa güçlenen Tong Yabgu, batı kanadına yönelerek Sasaniler ile savaşa girişti (619). Ancak bu savaşta başarılı olamayan Tong yabgu, yenilgiye uğrayarak tekrar zayıflamaya başladı.Bu yenilgiden sonra ülkeyi yöneten Tong Yabgu, zaman içerisinde gücünü yitirerek giderek zayıfladı.

Zayıflaması ile birlikte Töleslerin (On-Oklar) yeniden ayaklanması üzerine Batı Göktürk’ler yıkılma sürecine girdi. 628 yılında, Amcası Sebi ile yaptığı mücadele sonrasında öldü.

KIRK GÖKTÜRK

İl Kağan’ın ölmesiyle siyasi düzeni dağılan Doğu Göktürkler, bulundukları bölgeye dağıldılar. Türk hakanlarının soyundan gelen Prenslerde genellikle Çin’de görevlendirilerek asimile ediliyordu. Türk Hakanı Baga Kağan’ın oğlu olan Kürşad da, Çin sarayında muhafız olarak görev yapıyordu. Bu cesur Türk prensi, Çin İmparatoru’na karşı bir ihtilal düşünüyordu. Kendisi gibi cesur 39 arkadaşıyla birlikte hareket ederek İmparatoru öldürmek için plan yaptı. Amacı İmparatoru sarayın dışında bir fırsatını bulup öldürmekti.

Olayın ana karakterinin adı Çin kaynaklarında “Chie-shih-shuai” olarak geçmektedir. Zira Hüseyin Nihal Atsız, Bozkurtlar adlı romanı için bu karaktere Türkçe bir isim aramış ve Kürşad namını uygun bulmuştur. Hikayenin romanda anlatıldığı günden beri Chie-shih-shuai “Kürşad” olarak hafızalara kazınmış ve bu tarihi şahsiyetin gerçek adı, bilhassa telaffuzunun da akılda kalması zor olduğu için, unutulmuştur. Olayın adı da o gün bugündür “Kürşad Ayaklanması” olarak kalmıştır.

Chie-shih-shuai’nın abisi Göktürkler’in yıkılışını görerek önceden Çin’e teslim olmuştu. Bu sebeple olsa gerek Chie-shih-shuai ile abisi görüş ayrılığı içerisindeydiler. Bunun yanı sıra Chie-shih-shuai rütbesini birkaç yıl içerisinde yükselterek Çin’de saray muhafızlarının generali olmuştu.

Chie-shih-shuai 40 kadar eski Göktürk beyleri ile birlik olduğu gibi abisi T’uli Kağan’ın oğlu Ho-lo-hu’yu da kendi safına çekmişti. Plana göre saraydan çıkıp dolaştığı sırada Prens Li Chih kaçırılacak ve onun vasıtasıyla saraya girilecekti. Daha sonra İmparator T’ai-tsung esir alınacaktı. Her şey yolunda giderse Ho-lo-hu Kağan yapılacak ve Göktürk Hanedanı yeniden tesis edilecekti.

Chie-shih-shuai ve 40 kadar adam Çin sarayının etrafında prensi beklemeye koyuldular. Fakat tam o sırada hiç beklenmedik bir şey oldu. Muazzam bir fırtına patladı ve yağmur başladı. Havanın bozması sebebiyle Prens Li Chih saraydan çıkmadı. Ancak ihtilal ertelenemezdi, zira bu gizli planın açığa çıkma tehlikesi vardı. Chie-shih-shuai kararını verdi, saraya hücum edilip imparator kaçırılacaktı.

Bu saatten sonra Çin sarayı tam bir savaş meydanına döndü. Chie-shih-shuai ve takipçileri saray muhafızlarıyla teker teker çarpışıyorlardı. Öyle ki dört savunma hattını da başarıyla geçtiler. Çin imparatorunu ele geçirmeye çok az kalmıştı ki General Sun Wu-k’ai aniden saraya hücum etti. Chie-shih-shuai ve adamlarının bu kuvvetler karşısında durması imkansızdı. Ahırda buldukları atlara binip Ötüken’e doğru dört nala koştular. Wei Irmağı kıyısındaki devriyelerle karşı karşıya geldiler. Çoğu burada yaşamını kaybetti, kaçmaya çalışırken, suları hayli yükselmiş olan ırmakta boğulanlar da oldu.

Fakat yağmur öyle şiddetli yağmaktadır ki köprü yıkılmış ve Kürşad’ın bütün yolları kapanmıştır. Tek çare olarak peşlerinden gelen Çinli savaşçıların üstüne atılarak ölene kadar kahramanca cenk ederler. Evet Kürşad ve kırk çerisi ölmüştür; fakat kaybetmemişlerdir. Çin kaynaklarında da bu kahraman savaşçıdan bahsedilir.

Bu ayaklanma Türklerin hiçbir zaman esaret altında kalamayacağının da bir göstergesiydi. Kürşad ve 40 kadar adamı bağımsızlık mücadelesinde yaşamlarını kaybettiler. Onların icraatları, “YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM” sözünün Türk tarihinde daima mevcut olduğunun da mühim bir göstergesidir.

Hazırlayan: M. Ömer Kılıç

Kaynak: Ahmet Taşağıl, Göktürkler

Tarih Kazanı

Tarih-i Harp

Savaş tarihi, büyük komutanlar ve stratejileri Türk tarihine dair mülahazalar ve Türk tarihindeki münakaşaların izah adresi.

Related Post

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir