Ulusal Birlik ve Bütünlük Üzerine

601 0

80 YILDIR ETKİN KONUMDA GÖREV ALANLARIN ÇOĞUNUN KAFASINDA “ULUS DEVLET/MİLLİ DEVLET” FİKRİ OLMAMIŞTIR! “ULUSAL BİRLİK VE BÜTÜNLÜK” FİKRİ YOKTUR.

MİLLİYET FİKRİ, MİLLET FİKRİ YOKTUR! HATTA BAZILARINDA BAYRAK FİKRİ, BAĞIMSIZLIK FİKRİ BİLE OLMAMIŞTIR.

Sevgili Okurlar,

Sahip oldukları sakat fikirler sebebiyle Türk soyu ve Türk kültürü ile esasen herhangi bir rabıtaları bulunmayanların, amacı Türkiye’nin hak ve menfaatlerini savunmak değildir. Onlar için doğru olan Batı’nın talepleridir. Onlar Türklüğün temsil ettiği üstün değerleri sürekli olarak hor görüp, sürekli olarak aşağılamak suretiyle Türk Milleti’ni çökertmek için açılan psikolojik savaşta düşman 5. Kolunun başaramadıklarını, bulundukları görevlerden elde ettikleri güç ile devletin erkini kullanarak yapmaya çalışanlar , Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Büyük Türk Milletini arkadan hançerlemeye devam etmektedirler.

Türkiye’de etkin konumda görev alanların çoğunun kafasında “ulus devlet/milli devlet” fikri yoktur! “ulusal birlik ve bütünlük” fikri yoktur.

Milliyet fikri, Millet fikri yoktur! Hatta bazılarında Bayrak fikri, bağımsızlık fikri bile yoktur

Cumhuriyeti “devre arası” gören Osmanlı Devletine dönmeyi “Türk Kimliğini ortadan kaldırmayı” kendilerine iş edinmiş Türkçülüğü “ırkçılık”, milliyetçiliği de küfür gören Emevi artığı dayatmacı fikirlere sahiptirler.

Dünya’da hiçbir devlet, kendi vatandaşlarına başka bir din veya başka bir milliyet şuuru kazandırmak için çalışan düşman 5. kolunun faaliyetlerini bir “demokrasi göstergesi” olarak kabul etmemiştir.

ANADOLU’YA TÜRK GÖÇLERİ VE KALICI YERLEŞMENİN SAĞLANMASI

Sevgili Okurlar,

15.000 yıldır Hem Anadolu’da Hem de Asya’da Hakim unsur olarak yaşıyoruz. Asya ve Ön Asya’da yaşayan Türklerin Avrupa’ya hatta Amerika kıtasına göç ederek oluşturduğu medeniyet ve yaşamlarını ayrıca anlatacağız.

Anadolu’da binlerce yıldır hüküm sürmüş Hatti’ler ve devamı olan Hititler, Hurriler, Mittaniler, Urartular, İstikler, Kimmerler, Türk Kavim Devletleridir. Son 2000 yıllık tarihimize bakacak olursak Anadolu’da yine Türk Boy ve budunlarını ve Kavim Devletlerini görürüz.

Birçok devlette olduğu gibi; Bizans’ta da imparatorun korunması için kurulan muhafız birlikleri yabancı askerlerden teşekkül etmişti.

Türkler Bizans’ı her kuşattıklarında ya kendilerine Anadolu’dan topraklar verilerek uzlaşma sağlanıldı veya Bizans Ordusunda görev alan Türkler Gürcülere ve İranlılara, Güneyde Araplara karşı kullanılmak üzere Anadolu’ya getirilip çeşitli bölgelere iskan edildiler.

Hun ve Avarlar’dan başlamak üzere, Bulgarlar’dan, Hunlar’dan, Uzlar’dan, Peçenek ve Kuman/ Kıpçaklar’dan on binlerce Türk askeri müttefik sıfatı haricinde Bizans Ordusu’nda görev yapmıştır

Bizans idaresi bu uygulamaya M.Ö. 5. yüzyılda başlamış; aileleri ile birlikte sınır boylarına yerleştirilen Türkler vergiden muaf tutuldukları gibi, hizmetlerine mukabil de toprak sahibi olmuşlardı.4 7. 8. 9. yüzyıllar boyunca devam eden bu iskan politikaları sebebiyle Anadolu fetihten 4-5 asır önce Türkleşmeye başlamıştı.

Aynı şekilde Abbasi Halifeleri de (750- 1 258) “sugur” denilen ve Müslümanların elinde bulunan Anadolu topraklarına, kahir ekseriyetini Türklerin teşkil ettiği Horasan Ordusu’ndan pek çok asker ve yine Horasan’dan getirdikleri pek çok sivili yerleştirdiler. Kaydetmeliyiz ki, Selçuklular henüz gelmeden önce Hora san havalisi Oğuzlarla dolmuştu .

775-785 yılları arasında görev yapan Halife El-Mehdi, Fergana, İsficap, Belh, Harizm, Herat ve Semerkant halkından pek çok kimseyi Anadolu’ya gönderdi. Bunlar arasında Bizans’a karşı cihat yapmak için Anadolu’ya gelen gönüllü Türkler de vardı. Asker ve sivil olarak Anadolu’ya gelen Türkler Tarsus, Misis, Anazarva, Adana, Maraş, Malatya, Diyarbakır, Silvan, Ahlat, Malazgirt ve Erzurum’a yerleştirildiler. Böylece Anadolu’nun Türkleşmesi, Arap – Bizans sınır çizgisinin güneyine yerleştirilen Müslüman Türkler, kuzeyi de onların Hıristiyan veya Tengrici kardeşleri sayesinde yeni ve çok güçlü bir ivme kazanıyordu. Selçuklular Ana dolu’ya geldiklerinde buraları Müslüman olmuş Türklerle meskun buldular.

Sevgili Okurlar,

Selçuklu Devleti’nin kurucuları arasında bulunan Çağrı Bey’in (990 – 1060) 1018’den itibaren ordularını Anadolu’ya sevk ettiğini biliyoruz. Selçuklular’la gelen Türkmenler 1048’de Çoruh Vadisi, Bayburt, Kelkit yörelerine yerleşmeye başlarlar. Bu arada Sasani Ordularına mağlup olan ve Azerbaycan’a yerleşmiş bulunan 10 bin Türk aile de Oğuzlarla birlikte Anadolu’ya girer. Osman Turan, Bayburt’un, Türkler’in Anadolu’da ilk fethettikleri sahalardan biri olduğunu belirterek, şehrin Tuğrul Bey’in 1054’teki seferinde ele geçirildiğini yazmaktadır.

Görüldüğü gibi 1071 öncesi Anadolu Türklerle meskundur. Bu gün etnik bileşke haline getirilmeye çalışılan Türk ırkı haricindeki %13 nüfusun çok küçük %1 civarındaki azınlıklar hariç hiçbir unsuru o tarihlerde Anadolu’da yaşamamaktadır. Anadolu’da yaşayanlar ya yeni göç eden Müslüman Türkler veya daha önce Bizans ile anlaşarak Anadolu’ya yerleşen Hıristiyan Türklerdir.

KÜRT VATANDAŞLARIMIZ ÜZERİNDEN BOP PLANLARIYLA TÜRKİYE PARÇALANMAYA ÇALIŞILIYOR

Sevgili Okurlar,

Batı 1814’de “Şark Meselesi” (Doğu Sorunu) şeklinde ilan ettiği bir proje ile Türkleri önce Balkanlardan sonra Anadolu’dan atmak için harekete geçti. Sırp/ İsyanı,Yunan Devletinin kurulması ile kendini gösterdi. 1875 yılından itibaren İngilterenin öncülüğünde hız kazandı. 1821’den 1913 yılına kadar Balkanlarda 10 Milyon Türk katledilerek son yüzyılların en büyük katliamı yapıldı. Birinci Dünya Savaşı yine bir Türk Soykırımı şeklinde geçti. Vahidettin ve Sadrazam Ahmet izzet Paşa’nın anlaşılmaz bir şetilde imzalanmasına müsaade ettikleri “Mondros Mütarekesi” Türklerin ölüm fermanıydı. İngiliz Hükümeti ve Generalleri hedeflerinin Anadolu’da Türklerin ortadan kaldırılmasını ilan ettiler ancak Mustafa Kemal emperyalizme öyle bir tokat attı ki Şark Meselesi 100 yıl geriye atıldı. Şimdilerde B.O.P. olarak boyp gösteriyor.

Ellerinde Kürt kartı var.

KÜRTLERİN ANADOLUYA YERLEŞMESİ

Sevgili Okurlar,

Kürtler 1480’lerde hazar kıyılarından, Anadolu’ya göç etmiş 3.000 civarında Türk ve İranın muhtelif bölgelerinden değişik zamanlarda Hazar kıyılarına göç etmiş Türk ağırlıklı unsurların karışımında oluşmuş küçük bir topluluktur. Göç dönemleri Yavuz’un Şah İsmail ve Anadolu’daki Türkmenler ile çatıştığı dönemlere denk gelmiş, Osmanlılar lehçelerindeki farklılık sebebiyle bu küçük topluluktan istifade yollarını seçmiş ve Türkmen Yurdu olan Güneydoğu da Kürt köyleri kurarak ve bu köylerde Anadolu’dan zorla göç ettirdikleri Türkmenleri Kürtçe öğrenmeye zorlayarak Safevilerle arada bir duvar oluşturmak aynı zamanda Türkmenlerin parçalanmasını sağlamak istemişlerdir. Kürtler Osmanlı’nın kasıtlı politikaları ile kurulan Kürt köylerinde Türklerin Kürtleştirilmesiyle çoğalmıştır. Osmanlı defterleri ortadadır. İnanmayan Anadolu’nun hangi soy ve boyundan geldiğini buradan inceleyebilir.

OSMANLI’NIN KASITLI İSKAN POLİTİKALARI İLE TÜRKMENLER KÜRTLEŞMİŞTİR

Değerli Arkadaşlarım,

Büyük Türk Milleti, Hun ve Göktürk İmparatorluğunun kurucusu olduğu gibi Oğuz Yabgu Devletinin ve Büyük Oğuz göçü ile kurulmuş Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluklarının da kurucularıdır.

Osmanlı’nın Kurucu millet olan Türklere yaptığı bu ihanet 19.yy’dan itibaren Doğu ve Güneydoğu’daki Misyoner faaliyetlerinin artmasıyla Kürtleşme ve devlete karşı yeni bir kimlik oluşturma ve devlete başkaldırma aşamasına gelmiştir.

Bu gün kendini Kürt hisseden Kürt’tür ancak Anadolu’ya göç eden unsurların saf kan başka bir ırk olduklarını bile farz etsek bunun ancak %1’i Kürt % 4’ü 20.yy’da Kürtleşen Ermeniler % 95’i Kürtleşmiş Türk’tür.

Kürt ön ata uydurucuları bir tek Kürtçe bir kelime bulamadıkları gibi Kürt tarihine ait bir kırık ok bir çanak bir çömlek bile bulamamışlardır.

Kürtler ayrı bir millet değildir. Kendilerine ait bir tarihleri yoktur. Lozan’da ifade edildiği gibi Türklerin içerisinden Türklerin Kürtleşmesiyle çoğalarak büyüyen bir topluluktur. Batı tarihçiliğinin uydurmalarıyla Kürtler hiçbir tarihsel geçmişleri olmadan bir anda tarih sahnesine çıkartılmışlardır. Emperyalizm olmayan bir Kürt ırkı, olmayan bir Kürt dili ve kültürü uydurup bir millet yaratmak istemektedir ki bu son derece cüretli ve bir o kadar da zorlu bir deneme olmaktadır.

Cumhuriyetimizin 1961 yılına kadar geçerli 1924 anayasasının 88 maddesinde “Türkiye Ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibarı ile Türk denilir” denmiştir.

Yani “Türk” demek ırkçılık değil vatandaşlar arasında eşitlik bulunduğunun en güzel kanıtıdır.

Emperyalizm Kürt vatandaşları kullanarak Türkiye de Kan ve gözyaşı ortamı oluşturmaya çalışmaktadır. Bir yanda Terör azdırılmakta, diğer yanda her türlü siyasi destek verilmekte bir diğer yandan ise Kürtlerin bu topraklarda bir millet olarak hak elde etmelerine zemin hazırlamak maksadıyla yöne halkına gerçeklere aykırı bir Tarih öğretilmekte sürekli ön atalar icat edilmektedir

Değerli Arkadaşlarım,

Bu gün yaşanılanlar çok tehlikelidir amaç tarih uydurmak değil Türk tarihi üzerinden vatan topraklarımız üzerinde hak iddia etmektir

Bu sebeple sözde ön ata uydurma maskesi altında ülke bütünlüğümüz tehdit altına sokulmaktadır. Basında sözde Türk geçinen yazarlar ve sözde bilim adamları millete sözde Kürt ön ata iddialarını gerçekmiş gibi anlatarak büyük bir ihanet sergilemektedirler.

ANADOLU’DA TÜRK MÜHRÜ

Sevgili Okurlar,

Selçuklular olarak horasan ve Azerbaycan üzerinden Anadolu’ya geldiğimizde sadece Bizans devleti vardı. Bu toprakları bir etnik gruptan değil Bizans’tan aldık. Anadolu’daki her karış toprakta Türkler yaşamaktaydı. Ancak Valilik sistemi olarak Anadolu’da hakim Bizans ile savaşıldı ve ülkenin tamamı kanla ve kılıçla Bizans’tan yeniden alınmış; bu topraklar böyle vatan olmuştur.

1071’den sonra 13.yy’da Moğol istilası ile birlikte Anadolu’ya yoğun Türk göçleri oldu. Oğuzlar tüm Anadolu’ya yerleşerek dağına taşına Türk Mührü olarak isimler verdiler. Anadolu dağıyla taşıyla yoğun bir Türk nüfusa sahip oldu.

Bu sebeplerle Türk toplumunda egemen grup Türk kültürü ve Türk insanıdır. Bugün, Orta Asya’dan Kafkaslara kadar bağımsızlıklarına kavuşan Türk Cumhuriyetleri bunun en canlı delilidir. Ortak kökümüz, ortak dilimiz, ortak kültürümüz sürüp gitmektedir. Dilde, duyguda beraberliğimiz vardır.

Bu gün mazisi en eski Devletler bile mazisi olmayan muhtelif unsurların karışmasından oluşmuş ancak milletleşerek Ulus Devletleri meydana getirmiştir. Hâlbuki Türk Milleti Son buzul çağından bu yana dünyanın temel ırklarından birisi olarak sürekli ve ortalama 44 Milyon Km2 üzerinde çok sayıda Türk devleti olarak varlığını sürdürmüştür. Bunun dünya’da bir örneği yoktur. Hatta o tarihlerde Emperyalist Batı ülkelerinden /Ulus Devletlerden hiç birisi dünyada yoktur. Bu gün bile 13,5 Milyon Km2 üzerinde 300 milyon civarında Türk kardeşimiz geçmişte o büyük imparatorluklar kurmuş atalarımızdan miras olarak çeşitli devletler adı altında varlığını sürdürmektedir.

Hal Böyleyken “Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu”, 8 Mayıs’ta “Cumhurbaşkanının yüzde 50’den fazla oyla seçilmesinin bazı anlamları üzerine” başlıklı bir metin yayınladı. Bu metninde bize göre hiç yokken ve anlaşılmaz bir şekilde “Türkiye Toplumu çok kimlikli bir toplumdur… Bizim toplumumuz farklı kimlik gruplarının bir bileşkesidir. Türkiye toplumu ve onu oluşturan bireyler çok kimlikli olmakla birlikte başat aidiyetini tek kimlik üzerinden ifade edilmesi ihtiyacı doğduğunda hiçbir kimlik grubu tek başına toplumun çoğunluğunu oluşturmamaktadır. Yani hiçbir kimlik grubu gerek halk kesimi olarak gerekse seçmen olarak yüzde elliden fazla bir sosyolojik güce sahip değildir. Hepsinin sosyal tabanı yüzde ellinin altındadır. Bu durum âdeta maruf ve meşhur bir vakıadır.” denildi!

Milliyetçilik iddiasında bulunan partilerimizle Cumhuriyetçilik iddiasında bulunan partilerimizden bir eleştiri bekledik. Ancak İki sivil toplum kuruluşu ve bir köşe yazarımız dışında yapılan hatalı açıklamayı eleştiren olmamış olması düşündürücüdür!

Sevgili okurlar,

Adeta okuma hastalığı olan, neredeyse bulduğu tek yaprak kağıdı bile okuyan bir kardeşiniz olarak ben bu okuduğum metin ile yapılacak seçim arasında bir bağ kuramadım.

Hele hele bir sürü hukukçudan oluşan dev bir kurulun böyle bir metni kaleme almasından büyük üzüntü duydum. “Kimlik gurupları” ,”çok kimliklilik” yanlış anlamadıysam bu kimlik guruplarının sanki blok seçmen gibi hareket edeceği” düşüncesi Batı’nın Türkiye üzerinde yıllardır dayatmaya çalıştığı görüşlerden bir adım daha ileride görünmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş ilkelerini ve Büyük Türk Milletinin Cumhuriyetin Kurucusu olma sıfatıyla kazandığı tüm hakları reddeder, Türk milli kimliğini etnik kimlik düzeyine indirsek Türkiye Cumhuriyetinin yıkılmasını isteyenlerin ekmeğine yağ sürmüş oluruz.

Nitekim Kurduğumuz onlarca büyük Cihan devleti ve Kavim Devlet tarih boyunca aynı bu şekilde içeriden yıkılmıştır. Eşitlik veya bileşke ilkesiyle egemenlik devri yapmaya götürecek şekilde milli kimlik ortadan kaldırılmış daha sonra Türk milleti etkisizleştirilmiş iktidardan tamamıyla uzaklaştırılmış Türkler katledilerek veya ikinci sınıf vatandaş olarak yeni kurulan devlette yaşamaya devam etmiştir.

Nitekim Medlerden, Partlardan, Selçuklular, Karakoyunlu ve Akkoyunlulardan bu yana Türk Yurdu özelliğini kaybetmemiş İran platosunda Anadolu’dan giden Türkmenlerin kurduğu Safevi Devleti

önce yönetimi gayrı Türk unsurlara kaptırmış daha sonra 1925 yılında bir ihtilal ile Pehlevi soyunun hüküm sürdüğü Fars Devletine dönüşmüştür. Halbuki İran’da ki Fars veya Acem Nüfusta Türk asıllıdır. Ancak insanlar kendini ne hissederse odur. Değişmeyen gerçek yanı başımızda Bir Türk Devleti değil Türklerin ağırlıklı olduğu bir İran Devleti vardır. Her Büyük Cihan devletinin yıkılması ve yok olması benzeri ancak dehşet verici olaylar neticesinde gerçekleşmiş olup hepsini anlatacağız.

Bizi ilgilendirmesi gereken husus Türk tarihini iyi bilen, Türk Milletinin kimlik kaybı hendikabını iyi değerlendiren Batı’nın Türkiye Cumhuriyeti için gerçekleştirmeye çalıştığı senaryolara fırsat verilmemesidir.

TÜRK IRKI OLARAK %87, TÜRK MİLLİ KİMLİĞİ OLARAK %93 NÜFUS

Sevgili Okurlar,

Bu konularda Türkiye’de en yetkin kalemlerden birisi olan Kıymetli hocamız Prof. Dr. Orhan Türkdoğan Niçin Milletleşme isimli eserinde muhtelif yıllardaki nüfus sayımlarındaki değerlendirmeleri esas alarak yapılan projeksiyonda nüfusun % 13.1’ini Kürtçe, Zazaca, Arapça, Çerkezce, Abazaca, Lezgice, Boşnakça, Arnavutça lisanlarını ikinci dil olarak konuştuğunun tespit edildiğinden bahisle şunu söylemektedir :

”Birleşik Devletler standart birimine göre, bir ülkenin nüfusunun % 65 ’inden fazlası aynı dili konuşuyor veya aynı dine mensupsa o ülke homojen bir yapıya sahiptir. Görüldüğü üzere, Türkiye’de bu oran % 87’dir. Bu da Türk Toplumunun homojen yapısını gösterir.

Sevgili Okurlar,

Bir kültürü oluşturan, maddi ve manevi unsurlarıdır. Ancak, maddi kültür unsurlarının temelinde yatan bazı maddi olmayan unsurlar vardır ki, onlar da bir kültüre biçim veren ana kaynağı teşkil ederler. Bunlar da kültür önermeleri, kültür değerleri, kültür inançları ve kültür normlarıdır

Nitekim bugün Anadil veya ikinci dil olarak başka dilleri konuşan insanlarımız Türk toplumunun Cumhuriyetle başlayan Uluslaşma sürecinde Türk Kimliğini benimsemiş olup Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımızın %93’si Türk Kimliği ile gurur duymaktadır. Türkiye’de egemen toplum, Türkçe konuşan ve Türk kültürü ile yoğrulmuş, kendini Türk olarak hissedenlerden ibaret olup milli kimlik bir kültür olgusu olduğuna göre Homojenlik kriteri olarak “%87 Türk Irkına mensup vatandaşımız vardır” şeklinde bir değerlendirme yerine “Kendini Türk olarak kabul eden Türkçe konuşan, Türk Milli Kültürü ile kaynaşmış, Türk Milletine, Türkiye Cumhuriyetin de birlik ve bütünlük içerisinde yaşamak isteyen % 93 vatandaşımız vardır” şeklinde bir değerlendirme geçerli olup Homojenlikte esas olan “ırk” değil “aynı milli kültürü, aynı ortak duyguyu paylaşan” insanlardır.

Nitekim bu senaryoları hazırlayan Batı ülkeleri de gerçekleri bilmekte ancak milletimize yanlış aksettirmektedir.

Geçtiğimiz yıllarda CIA’nın Türkiye de yaptırdığı gizli araştırma SABAH gazetesinde manşetten yayınlanmıştı. CIA araştırmasına göre bile “Türkiye’de yaşayan halkın %85’i Türklerden oluşuyor”

Bu ırk tasnifine göre yapılmış bir çalışmadır ki İmparatorluk Bakiyesi görülen bir Ulus Devletin nüfusunun %85’inin Türk ırkından oluşması bölünme parçalama senaryosu güdenler açısından hayal kırıklığı yaratacak bir netice durumundadır.

Nitekim AB İstatistik Kurumu, Eurobarometer Anketi, (Eylül 2003) Türkçe yüzde 93, etnik diller yüzde 7. Türkiye’de nüfusu 100 binin üstünde olan etnik grup sayısı 5’tir

Yine AB tarafından 2003 yılında yapılan bir diğer çalışmaya göre nüfusumuz 74 milyondur. Anadiller: Türkçe 66 milyon (yüzde 90), Kürtçe 5 milyon (yüzde 6.76), Zazaca 800 bin (yüzde 1.08), Arapça 800 bin (yüzde 1.08), Çerkesçe (Kafkasların tümü) 300 bin (yüzde 0.41), Lazca 200 bin (yüzde 0.27), diğer 300 bin (yüzde 0.41).

Dil ve Ana dil sorgusunun yapıldığı 1965 nüfus sayımındaki ana dil dağılımı ise; Türkçe yüzde 90.10, Kürtçe yüzde 7.10, Arapça yüzde 1.20, Zazaca yüzde 0.5, Çerkesçe yüzde 0.18, Lazca yüzde 0.08, diğerleri yüzde 0.82.’dir.

Hal böyleyken Türk Milli Kimliği olan Türk Kimliğini %50’nin altında göstermek, Türk milli kimliğini diğer kimliklerle karşıt bir duruma sokarak oluşturulan bir bileşkeden bahsetmek ne Sosyoloji bilimiyle ne de bu açıklamayı yapanların “Hukuk” unvanlarıyla örtüşen bir açıklama olmadığı hususunu okurlarımızın dikkatine saygıyla arz ediyorum.

Sevgili Okurlar,

Türk Milleti bir bütündür. Etnisite üzerinden gerçeklere aykırı açıklamalar yapanlar, Türk Milletini sosyolojik, hukuki ve siyasi bir bütün olarak değil de, Batı’nın Oğuzların hiç bozulmamış boyu olan Yörükleri bile bulundukları yörelerden aldıkları isimlerden istifade ile 10 ayrı etnik gurup saymak suretiyle toplamda 27 ayrı etnik gurup üretmelerinden memnuniyet duyarak Türk milletini 27 parçalı olarak görmek ve Türk Kimliğini ortadan kaldırmak düşüncesinden kaynaklanmaktadır.

Asıl yanlışlık burada başlıyor. Irk olarak (Yörük Türkmen Çepni Kıpçak vd) Türkiye Cumhuriyeti nüfusunun %87’sini, Homojenlik kriterine göre Milli Kimlik olarak %93’ünü oluşturan Türk Milleti önce alt kültür kimliğine yani etnik kimlik düzeyine indiriliyor, sonra diğer alt kimliklerle bir bileşke haline getiriliyor. Sonra da “hiçbir kimlik grubu tek başına toplumun çoğunluğunu oluşturmamaktadır.” Denilerek gerçek dışı bir ifade kullanılıyor. Böylece Kimlik üzerinden yapılan bu açıklama sanki Cumhurbaşkanına oy verenler sadece bir kimliğe bağlı imiş gibi gösterilerek Türkiye’de etnik karmaşa oluşturmaya yönelik bir siyasi açıklamaya dönüşüyor.

Belki bu açıklamada bulunan Sayın Kurul bunun farkında olmayabilir ancak Hukuk ayrı bir bilim dalıdır. Sosyoloji ve Tarih ayrı ancak iç içe girmiş bilim dallarıdır. Bu sebeple biz Tarih ile uğraştığımız kadar olmasa da ömrümüzün önemli bir kısmını Sosyoloji bilimi ile uğraşarak geçirdik. Prof. Dr. Mustafa Erkal ve Prof.Dr. Orhan Türkdoğan başta olmak üzere Çok Kıymetli Sosyoloji Hocalarımızı okuduk.Onlarla görüştük, takıldığımız konuları sorduk inceledik. Hatta bu konu Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı sırasında hedeflenen “Türksüz Anayasa” çalışmaları sırasında bu çalışmaları yürüten hukuk heyeti ile yaptığımız görüşmede bize “Kimlik” konusunun hukuki bir anlam taşıdığını bu sebeple milli kimlikten bahsetmenin insan haklarına aykırı olduğu” söylenmiştir. Sayın hukukçulara “Kimlik ve Milli Kimlik konularının Sosyoloji bilimi ile ilgili olduğunu Milli Kimliği Ulusal bilinci olmayan milletlerin yaşama şansının bulunmadığını böyle bir kararı bir işgal kuvvetinin bile almaya cesaret edemeyeceğini” söyledim. Hatta bir sürü tehdide rağmen bu konuda çok mücadele verdik. Devir değişti. AKP çözüm sürecini rafa kaldırdı. Bu hukukçu hocalarımızdan bazıları geçmişte yaptıklarının hata olduğunu anladıklarını söylediler.

TÜRKİYE ORTAÇAĞIN KARANLIĞINA GÖTÜRÜLMEK İSTENİYOR

Sevgili Okurlar,

Etniklik, ana kültür kalıbından dilde, dinde örf ve adetlerde, edebiyatta mimaride, sosyal hayatın her parçasında farklı olmayı ifade eder. Etniklik tanımının esası, kültürel olduğuna göre ve kültürde organik bir bütün olarak kabul edildiğine göre, kültürün unsurlarından sadece biriyle etniklik tanımlanamaz. Kültürün bütün dil, din, örf, adet, sanat yaşama biçimi, gibi unsurları kapsayan organik bir bütündür. Etniklikte biyolojik fark mutlaka aranan bir faktör değildir.

Irki gruplar etnik Kimlik sayılmazlar ancak guruplama bakımından biyolojik genetik açıklamalara ihtiyaç duyulur.

Türk, Kürt ve Çerkezler başta Anadolu’da kendini etnik unsur sayan vatandaşlarımız ile genetik yapımız, Anropolojik özelliklerimiz aynıdır. Çünkü Hepimiz temelde Alpin Brakisefal Türk ırkından geliyoruz. Dolayısıyla Türkiye de Etnik kimlik oluşması bakımından bir ırk farklılığı yoktur.

Sadece değişik yörelerde yaşamaktan kaynaklanan değişik lehçelerin ve dillerin tesiri altında kalmaktan oluşan dil farkılıkları vardır. Halbuki Sosyoloji ile uğraşanlar iyi bilirler “dil farkı etnisiteyi tarif edemez.” Etnik grup kültürel açıklama gerektirir. Yukarıda yazdığımız gibi kültürün bütün unsurlarını içinde barındıran organik bir bütün halindedir. Önemli olan insanın kendini tanımladığı milli kimliğidir. O kimliği taşımanın verdiği gurur o kimlik altında yaşamanın onurudur.

Kaldı ki çağdaş etniklik, milli kimlikle çatışmaz. Milli seviyedeki kimliği tamamlayan, zenginleştiren bir özelliğe sahiptir.

İlkel etniklik ise, dar anlamdaki biz duygusunun (boy, kabile, aşiret, mezhep) milli seviyedeki biz duygusunun önüne geçilme asabiyetidir. Sadece farklılıkların ortaya konulması abartılması ve kutsallaştırılmasıdır. Kabile ve kan akrabalığı esasına dayanan topluluklardan mensubiyet ve katılmaya dayanan devlet esasına dayalı toplumlara geçildikçe, ilkel toplumlara has etniklik tariflerinden uzaklaşılır. İnsanları etnik veya ırki bölümlere ayırarak birbirine ötekileştirmek ile milletleşme sağlanmaz. Modern toplum yaratılamaz.

İşte Batı’nın sınırlarımıza 80.000. tır silah yığdığı “Kürt kartı”nın temelinde, bu etnik ırkçılığa yol açan, insanların başkalarına göre, kendilerini ötekileştirdiği ilkel kimlik anlayışı yatmaktadır.

ABD birbiriyle alakası olmayan 155 milletin fertlerini “Rambo” gibi hayali kahramanlar, Filmlerde sık sık gösterilen “ABD bayrağı” ve “Vatanseverlik” duygusu altında toplamaya çalışırken, bize geldi mi tüm sosyolojik gerçekleri alt üst ederek, dilden Ulus yaratmaya, Kürt vatandaşlarımızı kullanarak, “Türksüz Anadolu” hayalini gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

Sevgili Okurlar,

Batı ülkelerinde vatandaşın kimliği; Alman, Fransız, İspanyol, İtalyan, Yunan, Amerikan vb.lari iken ve bu ülkelerin homojenlik oranı bizimle kıyaslanamayacak kadar düşük iken, bize çok kimliklilik dayatan bu ülkelerde içeriden veya dışarıdan çok kimliklilik dayatılması yapılması kabul edilemezken bize gerçekler ters yüz edilerek sanki Türkiye’de bir çok kimliklilik olgusu varmış gibi dayatmalarda bulunulması, üstelik bunun “Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu” adı verilen bir kurul tarafından yapılması bizleri çok üzmüştür.

Üstelik Binlerce yıllık tarihteki “Türk adı”nın Türk Kimliğinin etnik bir havuzun içerisinde, alt kültür şeklinde ve Türk Kimliğinin içerisindeki kimlik sayarak, milli kimliğinden hiçbir şikayeti bulunmayan Türk Kimliğine bağlı insanlarımızın milli kimlikle karşı karşıya getirilmek istenilmesi Batı’nın Türkiye Cumhuriyeti Devletini paramparça etmeye yönelik olarak 80 yıldır sürdürdüğü çalışmanın bir tezahürü olduğu görülmektedir.

Türkiye’de Çerkez, Kürt, Boşnak gibi sıfatlara sahip insanlarımızın milli kimliği Türk kimliğidir. Türkiye de çok küçük yüzdeye sahip Hıristiyan ve Musevi azınlık vardır. Bunun dışında tüm vatandaşlar eşittir. Bunların her birinin bir bütün olarak milli kimliği ret ettiği ileri sürülebilir mi? Türk kimliğini belirlemiş insanları mahalli sıfatları veya millet altı kültürleri sebebiyle, “Ben Türk’üm” diyen vatandaşlarımızı bizim Türk saymama hakkımız var mı?

Türk Milli kimliği aleyhinde alt kimlikleri kışkırtmak veya Türk Milli Kimliğini etnik düzeye indirerek diğer kimliklerle bir arada değerlendirmek Türk Milletine karşı yapılmış bir Irkçılık faaliyetidir.

Türkiye üzerinde oynanan “çok kimlikli toplum” veya “çok etnik gurubun eşitliği/bileşkesi şeklinde kılıflanarak yapılan faaliyetler Türk Milletine karşı sürdürülen etnik bir tuzaktır. Farklılıkları abartarak ve Devletimizi yıkmaya ülkemizde karmaşa yaratmaya yönelik olarak hazırlanmış vahim bir ırkçılık hadisesidir. Bu sebeple Sayın Kurul üyelerinin muhtemelen zuhur eseri yaptıkları bu açıklamayı yeniden değerlendirmelerinde büyük fayda bulunmaktadır.

Türkiye’de yaşayan toplum ‘çok kimlikli bir toplum’ değildir. Bizim toplumumuz, ‘farklı kimlik gruplarının bir bileşkesi’ de değildir. Türkiye’de yaşayan toplumun tek kimliği vardır; bu kimliğin adı da ‘Türk’tür. Bu husus 1876, 1924, 1961 anayasalarında olduğu gibi 1982 anayasamızın 66. maddesinde de açık olarak belirtilmiştir: ‘Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.’

Adı ‘hukuk’ olan ve üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından seçilen bir kurulun Anayasayı tanımamak anlamına gelen ifadeleri asla kabul edilemez.

ÇAĞDAŞ VE BAŞARILI BİR ÜLKE OLMANIN YOLU MİLLETLEŞMEDEN GEÇER

Sevgili Okurlar,

Bu vesileyle olaylar arasında yaptığımız gezintide bir kaç değerlendirmede daha bulunalım istiyoruz.

Türk Milletinin Türkiye’nin varlığını, bütünlüğünü ve güvenliğini devamlı kılması esas görevimiz olmalıdır. Bu maksatla egemen bir ülke olma konumunu muhafaza etmeliyiz. Bu nedenle bulunduğumuz coğrafya, jeopolitik durum, bölgenin sosyal ve kültürel yapısıyla kendi yapısını göz önünde tutarak ulus devlet, üniter devlet ve laik devlet yapısını koruması ve bunu pekiştirmesi gerekmektedir. Bu kapsamda demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti anlayışını geliştirmesi önemlidir.

Türk milleti Milletleşmelidir. Milletleşmenin özü, fertlerin içinde yaşadıkları toplumla bir olması, bütünleşmesi ilkesine dayanır.

Egemen toplum, Türkçe konuşan ve Türk kültürü ile yoğrulmuş, kendini Türk olarak hissedenlerden ibaret ise, geri kalan unsurlar, kendilerini egemen topluluk gibi, Türk milletinden hissediyor ve aynı ortak duyguları paylaşıyorsa o zaman milletleşme süreci gerçekleşmiş demektir. Aksi takdirde, kabilecilik, kavimcilik, şuuru ortaya çıkar ki bu da sosyolojik açıdan bir yozlaşmadır, geri dönüştür.

Son yıllarda ülkemizde “ben kimim” sorusuna cevap bulmakta zorlanan, kafası karışık aydın ve siyasetçilerin çoğalmış olması ülkemiz için bir şanssızlıktır.

Milli kimlikler üzerinde estirilen tahripkâr küresel rüzgârlar, mahalli ve bölgesel sıfatları öne çıkarmış, parçalar bütünün önüne dikilmiştir. Etnik veya mezhep mensubiyeti milli seviyedeki birlikteliğe karşı kullanılmaktadır. Etnik sıfatı ne olursa olsun; milliyeti ve milli kimliği Türk olması gereken vatandaşlarımızın etnik ırkçılığa sapmadan mensubu oldukları Türk Milletinin, milliyetlerinin milliyetçiliğini yapmaları kadar normal bir şey olamaz. Milli kimliği reddetmek, o kimlik kapsamındaki mahalli sıfatları ve etniklikleri de reddetmektir. Milli birlik ve bütünlüğü dışlayarak etnisiteyi yaşatmak mümkün değildir.

Bu olsa olsa başka bir milliyete hizmet etmek ve kullanılmak olur. Türk Milletini, Türkiye’de bir etnik parça veya bütünü tamamlayan bir mozaik taşı gibi görürseniz; birlik ve bütünlüğü zaten reddediyorsunuz demektir.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucu devlet vasfını korumak, Tarihten bu yana onlarca Cihan Devleti, son olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kurucusu olmuş Türk milletinin “Kurucu Kültür” konumunu korumamız gerekirken, etnik taassubu körükleyerek “toplumları ötekileştirmeye” kimsenin hakkı olmaz.

Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere tüm değerli Sevgiler  Saygılar.

Related Post

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir