Atamızın Türklüğe Bakışı ve Genç Türkiye

690 0

​Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih sahnesinden çekilmesinden sonra, İmparatorluğun temel yapısı Türklüğün, müstakil devlet safhasının kapanması, hasta adam teşhisinden sonra dünya kararı idi. Atatürk, daha ön yüzbaşı iken, geleceği görebilmiş, hazırladığı 1907 Misaki-ı Millî’si ile, Türk olmayan imparatorluk topraklarını, üzerinde yaşayanlara bırakarak çizdiği harita ile, Türk milletini kurtarmanın başkaca yolu olmadığını, o günlerde görmüştü. Aslında çoktan kaybettiğimiz toprakların bekçiliğini yapıyor, bu topraklara kahraman Türk çocuklarını bir hiç uğruna gömerken, Türk’ün asıl yurdu olan Anadolu’da açlığa ve sefalete mahkum oluyorduk.

​Osmanlı denen hasta adam için için çürüyordu. Ancak bu çürümenin bedelini devletin sahib-i aslisi Türkler ödüyordu..

​Düşmanın hedefi de Türkleri yok etmekti. O halde Türkleri kurtarmanın yolu onu kendi yaşadığı topraklarda hür ve müreffeh hale getirilmesi idi. Mustafa Kemal bu konudaki fikirlerini Talat paşa’ya açmış Talat Paşa “Ben bunları duymamış olayım, sende bunu başka yerde söyleme bu senin divan-ı harbe gitmene sebep olabilir” demişti.

1913 şartlarına gelmiş Türkiye’nin savaştan başka çaresi kalmamıştı. Yeni patlayacak dünya savaşında yerini almak zorundaydı. Ancak daha önceki yıllarda ciddi politikalar takip edebilseydik bu savaşa girmeyebilirdik.  Kaybedeceğimiz belli olan bir savaşa büyük hayallerle girdik ve milyonlarca Türk gencini adını dahi bilmedikleri yerlere gömdük. Her eve bir ateş düştü.. Türk milleti acılara gömüldü.

Eğer birinci dünya savaşından büyük bir çöküntü ile çıkmasaydık; bugün Türk Milleti’nin durumu çok daha farklı olacak, Osmanlının son döneminde yetiştirilen okumuş,  kültürlü ve dinamik nesil kaybolmayacaktı. İşte o zaman Türkiye’nin kaderi başka türlü yazılacaktı.

Atatürk, savaşa en çok karşı olanların başında geliyordu. Çünkü uzun süreli bir savaş olacağını biliyor, savaşın neticede bizim başımızda patlayacağının hesabını yapıyor, uzun süreli bir savaşta büyük kayıplara uğrayacağımızın üzüntüsü ile kahroluyordu. Savaş başladığında ise, en kahramanca çarpışanların başında yine o vardı. Nerde cephe, oraya koştu. Ancak bir gün Türk milleti topyekün imha edilme noktasına gelince Atatürk başa geçti ve Millî Mücadele bayrağını açtı.

Çanakkale, Atatürk’ün en büyük zaferi idi. Eğer Çanakkale Zaferi kazanılmasaydı İngiliz, Fransız, Rus İtilâf Devletleri Bloğu savaşı plânladıkları üzere kesin zaferle mühürler, Rus Çarlığı haşmetle sürer, İstanbul ve Boğazlar Moskof’un eline geçer, Sevr Anlaşması’nın şartları daha o tarihte gerçek olurdu. Trablusgarp ve Balkan harpleri yenilgilerinden sonra morali sıfır, benliği yok olmuş, ezik-bitik Türklük için destan devri kapanırdı. Dünyanın hiç bir esir ve mazlum milletinin emperyalizmin baskısı altındaki ülkesinde millî kurtuluş fikri oluşamaz ve hareketi gelişemezdi. Çarlık Rusya yıkılmasaydı, Orta Asya ve Kafkaslarda Türkler, kısa süreli de olsa bağımsız devletlerine kavuşamaz, Türkistan’da bu günkü milli şuur dahi oluşmazdı.

Atatürk olmasaydı, üzerinde çağın damgası olan hiç bir hareket ve müesseseyi maziden koparıp kuramazdık. Böylesine kökten ve cesur davranılamadığı içindir ki, Nizam-ı Cedîd, Tanzimat, Birinci ve Ikinci Meşrutiyetçiler gayelerine erişemediler. Eldekiler zedelendi, yeniler yerleşemedi, gaye ve yapısı çelişkiler içinde bir kargaşa düzeni sürüp gitti.

Ya hep ya hiç kararlılığını bir tek o gösterebildi.

Atatürk olmasaydı, milliyetçilik duygusundan yoksun kalmaya devam edecek ve eşiğinde olduğumuz Arapçılık kazanına düşecektik. Şeklî din kardeşliği perdesi ardında ya Arap, ya Acem milliyetçiliğinin potasında kaynayacaktık. Bu gün maruz kaldığımız etnik veya dini taassubun karşısında Atatürk bu emeğini,  gerçekleşmeyecek ütopyalar içinde değil, çağın şartları içinde başardı. Önce önümüze gerçekleri çıkardı. Biz Arab’a “Kavm-i Necîb=Ûstün Irk” derken o bize “Etrâk-i bî Idrâk Türk” diyordu. Atatürk Türkler’e “Bir Türk, Dünyaya Bedeldir” şuurunu verir ve  “Ne Mutlu Türküm Diyene” gururunu bayraklaştırırken, tarihi gerçeklere dayandı. Atatürk’ün milletini nasıl anladığının kendi el yazılı belgesinde de görebilirsiniz.

Konumuza Büyük Önder Atatürk’ün sözleriyle son verelim:

“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesnâ mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik, tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk, tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk şimşek oldu, yıldırım oldu, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur…

TÜRK YILDIRIMDIR, KASIRGADIR DÜNYAYI AYDINLATAN GÜNEŞTİR.”

Çetin Saraçoğlu

Çetin Saraçoğlu

İnşaat Yüksek Mühendisi, İş İnsanı, Türk Milliyetçisi

Related Post

ABD Dağılır mı ?

Posted by - 7 Ocak 2021 0
3 Kasım 2020 tarihinde yapılan son Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanlık seçimlerini Donald Trump kaybetmiş ve Joseph Robinette “Joe” Biden…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir