TÜRK TARİHİNİN ESKİÇAĞLARINI HAYALİ HİNT AVRUPA KAVİMLERİNE VE KÜRTLERE MAL ETMEK İSTEYENLERİN OYUNLARINI İBRETLE OKUYUNUZ

Taner Ünal at 8 Kasım 2020 tarihinde gönderildi
475 0

BU VATAN TÜRK VATANIDIR. TÜRK DE ER TÜKENMEZ. HER TÜRK GENCİ KAHRAMAN DOĞAR. GENETİĞİ BÖYLEDİR. BU SEBEPLE BİZİM GÖZÜMÜZDE HER TÜRK GENCİ BİR ATATÜRK’TÜR

Sevgili Okurlar,

Kürt ön ata uydurucusu sözde tarihçiler Türk tarihi üzerinden bir milli tarih oluşturma gayreti içerisindedir. Kürt tarih sahtekârları 20.yy başlarında Asurları ön ata sayıyorlardı. Hiç bir alakaları olmadığı ortaya çıkınca komik duruma düştüler Bunun üzerine Sümerleri, Gutileri, Kasitleri, Hurrileri ön ata saydılar.

Tarih, arkeoloji, antropoloji, coğrafya, etnografya, filoloji, gibi sosyal bilimler “Kürt tarihi” ile ilgili her hangi bir gelişime işaret etmemektedir. Buna rağmen Kürtler önüne geleni ön ataları saymaktadır.

Bu güne kadar ön ata saydıkları kavim ve toplulukların sayısı 25’i bulmakla birlikte arada bir eski saydıkları ön atalarına dönmekte bazen de bu kavimlerin hepsini birden ön ata saymaktadırlar.

Tespitlerimize göre Kürtlerin Anadolu’ya ilk gelişleri 1500 yılları başında görülmektedir.

Kürtler bir kavim veya ulus değildir 16.yy başında hazar kıyılarından Ana doluya 3.000 kişi civarında gelmiş çok küçük bir topluluktur.

Bu tarihten önce Anadolu da bulunduğuna dair hiç bir delil mesnet veya emare yoktur. Defterler kayıtlar ortadadır. Güney Doğu 1500’den önce Türkmen Yurdudur. Yüzyıllarca parasıyla puluyla sanat eserleriyle“Artuklu Türkmen Devleti” hüküm sürmüştür!

16. Yüzyıla ait ünlü Şerefname günümüz Kürt tarih uydurucularının işine gelmediğinden “Kürt milletinin yüz karası” olarak vasıflandırılmaktadır

Kürt tarihini anlatan Şerefname yazarı, Şeref han “Kürtlerin Bügdüz soyundan gelen Asyatik bir halk olduğunu” ileri sürmektedir.

Anadolu’ya gelen Kürtler 16’yy’dan önce Hazar’ın güneyinde bir kısım Türk toplulukları ve İran da yaşayan Türkler dâhil muhtelif unsurların karışımından oluşmuş küçük bir topluluktur. Konuştukları dil o yüzyıllarda konuşulan Türkçe’nin alt lehçelerinden birisidir. İçerisinde bu gün Farslara maledilen sözcükler dahil Kürtçe ve Arapça sözcükler vardır.

Bu topluluk bir millet değildir dünya üzerinde böyle gelip geçmiş on binlerce topluluk vardır. Nitekim 80’li yıllarda hocalarımızla yaptığımız çalışma ve incelemelerde sadece Kars yöresinde böyle yaşamış ve kaybolmuş 700 civarında topluluk izi gördük.

Kendilerine sağlam bir zemin bulmaya çalışan, o dönemde kendilerine “Göçer” manasında “Ekrad” tanımlaması yapılan, çok sonraları kendilerine “Kürt” adı verilen Anadolu’nun yeni misafirleri’nin Yavuz Sultan Selim’e gönderdikleri arıza’nın sadeleştirilmiş metnini okuyalım.

Göçerler (Bu günkü adıyla Kürtler) şöyle diyor :

“CAN-Ü GÖNÜLDEN İSLAM SULTANINA (YAVUZ SULTAN SELİM’E) BİAT EYLEDİK ILHÂDLARI (TANRITANIMAZLIKLARI) ZÂHİR OLAN TÜRKMENLERDEN ARINDIK, KIZILBAŞLARIN NEŞRETTİĞİ (YAYDIĞI) DALELET (SAPIKLIĞI) VE BİD’ATLERİ KALDIRDIKEHL-İ SÜNNET MZHEBİ VE ŞAFİ’İ MEZHEBİNİ İCRA EYLEDİK. DUYDUK Kİ , PADİŞAH, ZÜLKADRİYE EYALETİNE GİTMİŞ; BUNUN ÜZERİNE BİZ DE MEVLANA İDRİS-İ BİTLİSİ’Yİ MAKAMINIZI GÖNDERDİK”

“HEPİMİZİN ARZUSU ŞUDUR Kİ; BU MUHLİS KULLARA YARDIM EDESİNİZ. BİZİ KIZILBAŞLARA KARŞI KORUYUNUZ”

Anadolu’ya yeni gelen göçerler, Osmanlıyı kışkırtarak onunla anlaşarak Türkleri arkadan vurmak için Hırvat asıllı Osmanlı tarihçileri gibi Türklere iftira atıyorlardı.

Göçerler (Bu günkü adıyla Kürtler) devamla : “SADECE ISLAM SULTANINA MUHABBET ÜZERE OLDUĞUMUZ İÇİN TÜRKMEN MÜLHİDLERİ (TANRITANIMAZLARI), BİZİM EVLERİMİZİ YIKMIŞLAR DIR. BİZİM GİBİ SİZE İNANANLARI TÜRKMEN ZALİMLERİNİN ZULÜMLERİNDEN KURTARMAYI MERHAMETİNİZDEN BEKLİYORUZ” diyorlar.

(Kürtlerin Mecburi İskanı, sh: 143, 1977, Birinci Baskı)

Sevgili Okurlar

Görüldüğü gibi Anadolu’ya henüz yerleşmeye başlamış bir avuç sayıdaki göçer Türkmenlere karşı Yavuz ile işbirliği yapmak için o gün kü ortamda ki karışıklıktan faydalanarak kendilerine bir yer edinmeyi başarıyorlar. Bunu yapamamış olsalardı Anadolu’da ki yüzlerce topluluk gibi diğer toplulukların arasında kaynaşır giderlerdi.

Devşirme zulmüne karşı tavır alan Osmanlı Devletinin kurucusu Türkmenlerin, Şah İsmail’i yanlarına alarak İran’a gitmeleri, İran’da tepki gösteren Farsi unsurları kılıçtan geçirerek Selçuklu veya Harzemşah devletinin geçmişte var olduğu topraklarda büyük bir Türkmen devleti kurarak “Safevi” adını da yeniden ihya etmek suretiyle Osmanlı Devletinin karşısında yer almaları Yavuz Sultan Selim’i tedirgin etmiş bu tedirginlik babasını tahttan indirmesi ve kardeşlerini yenerek iktidarı ile geçirmesi noktasına kadar varmıştır.

İşte böyle bir dönemde İdris’i Bitlisi ve etrafındaki göçerler Türkmenlere/ Türklere iftira atarak Anadolu’da kendileri için kalıcı bir çözüm arıyorlardı. Hâlbuki Türkler istese bu yeni göçerleri Anadolu’ya bile sokmazdı. Çünkü 16.yy başlarında Anadolu’da henüz Türkmen kıyımları başlamamış olup Anadolu Türkmen kaynıyordu. Kürtler Osmanlının nimetlerinden istifade için iftira attılar. Arkasından Osmanlı’nın Türk katliamları başladı

Yavuz ile başlayan Türkmenlerin katledilmesine paralel olarak Osmanlı eliyle Türkmenlerin Kürtleşmesi dönemi başlatılmıştır. Türklerin bir kısmı bu haksızlığa direndi ve canından oldu bir kısmı ise canlarını korumak için Osmanlı’nın Kürtlere yerleşim müsaadesi verdiği obalara ve Kürt köylerine sığındılar. Arkasından Osmanlı’nın kasıtlı iskân politikaları ile Kürtleştirildiler.

Sevgili okurlar,

Kürtler ayrı bir millet değildir. Kendilerine ait bir tarihleri yoktur. Lozan’da ifade edildiği gibi Türklerin içerisinden Türklerin Kürtleşmesiyle çoğalarak büyüyen bir topluluktur.

Güneydoğu bölgemizde yaşayan bu Türk topluluklarının, yan hükümetlerin yanlış iskan politikaları ve bilinçli olmayan yaklaşımları nedeniyle Kürtleşme sürecine itildikleri gözlenmektedir: Hatta, Kürtçe konuşan köylere, kurmanci ve Zazaca konuşan oymaklar zorlanarak yerleştirilmektedir.

Bu durum günümüzde siyasi Kürtçülüğün ekmeğine yağ sürmek suretiyle “Türkmenlerin Kürtleşmesi” olgusunu güçlendirmektedir. Kürt teorisyeni geçinerek saçma sapan iddialarla Kürtçülere hizmet eden İsmail Beşikçi bile “Uzun asırlar içerisinde Kürtler tarafından asimile edilmiş Türklerin varlığından” söz açmaktadır.

ELEGEŞ KİTABESİNDE BİR KELİMENİN OKUNUŞUNA DAYANARAK KÜRTLERİN TURANÎ BİR HALK OLDUĞU İDDİA EDİLMİŞTİR

Sevgili Okurlar,

Orhun anıtlarına dayanarak Kürtlerin Türklerin bir kabilesini oluşturdukları tezi ileri sürülmüş, Türklerle Kürtlerin Türk tarihinin derinliklerinden itibaren birlikte olduğu hikayeleri uydurulmuştur.

Bu tamamıyla maksatlı olarak yapılmış bir hadisedir.

Bu konuda en yetkin şahıslardan birisi olan H.Namık Orkun’un Türkiye’nin siyasi yapısını yönlendiren içimizdeki şeytanlar tarafından yanlış yönlendirilerek bu hatalı okumayı bilerek yaptığı kanaatindeyiz.

Bu kasıtlı ve çok hatalı olarak yapılan okuma o gün için Kürtlerle bin yıllık kardeşlik masalları uydurularak milletleşileceği şeklinde ikna edilerek te yaptırılmış olabilir.

Hâlbuki bu yapılan yanlış okuma nedeniyle Milliyetçiler tarafından 40 yıl boyunca yazılan Tüm Kitaplar da Kürtlerin bu topraklarda en az Kadar Türkler kadar hak sahibi olduğu fikri zihinlere yerleştirilmiştir.

Halbuki Kürtler 1500’lerde Anadolu’ya gelmiş küçük bir boydur ve 1500’den önce Kürt varlığı ile ilgili hiçbir kanıt belge ve kayıt yoktur

Elegeş nehri, Yenisey’in kollarından biridir. Bu nehrin kenarında bulunan kitabeye de Elegeş yazıtı adı verilmiştir.

Göktürk kitabelerinden yaklaşık 100 yıl kadar önce dikilmiştir. 8. satırda geçen

“Kürd el kan alp urunu altunlıg.” ibaresi yanlış okunmuştur.

Bu okunuş H. Namık Orkun’un “Eski Türk Yazıtları” adlı çalışması içerisinde bulunmaktadır Esasen yazıtta geçen “körtlkn” sözcüğü Hüseyin Namık Orkun, tarafından “Kürd el kan” şeklinde okumuştur.

Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz çok kıymetli bilim adamlarımızdan Prof. Dr. Talat Tekin 1995’de bu okuyuşa itiraz ederek, aynı ibareyi “Körtle kan” olarak okumuş ve düzeltmiştir.

Namık Orkun bu söz öbeğini yanlış olarak “Kürd el kan” şeklinde okumuş ve yine tamamıyla yanlış olarak “Kürd elinin hanı” diye yorumlamıştır.

Oysa Orkun’un “Kürd el kan” söz öbeği gramere aykırıdır. K(a)n “han” sözcüğünden önceki Kürtl harf dizisi ancak bir kişi adı olabilir.

H.N.Orkun’un hatalı okuması “Körtle”den başka bir şey değildir. Körtle sözcüğü kişi adı olarak 2. Elegeş kitabesinde de geçer.

Körtle Sayun “General Körtle”. Kelimenin bir de güzel anlamı vardır ki, Uygurca metinlerde sık sık rastlanır.

Erk Yurtsever de ifadeyi “men Körtül Kan Alp Urungu” yani “BEN KUDRETLİ KAĞAN ALP URUNGU” şeklinde okumuştur.

Ünlü Türkologlardan Radloff; Malov, Vasilyev ve Kormuşin de kelimeyi“körtle” şeklinde okumakta ve ibareyi “KÖRTLE HAN” şeklinde çözmektedir

Kün tengri yarukm teg

köküzlüğüm bilgem,

Kün tengri yarukm teg

köküzlüğüm bilgem, Körde tüzün tengrim külüğüm kuzuncum,

Körtle tüzün tengrim burkanım bolunçsüzüm

Köklü kün tengrisinin nurıdek(Nuru gibi) danışmenem,

Köklü kün tengrisinin nurıdek danışmenem(Bilgeyim) ,

Güzelpeziletlik (Faziletli), şöhretlik, koğdıguçı (koruyucu) tengrim,

Güzel peziletlik, tengdaşsız burhanım tengrim.

Görüldüğü gibi “körtle” kelimesi bu eski Uygurca şiirde “güzel” anlamında kullanılmıştır.

Görüldüğü gibi Eski Türk yazıtlarında Kürt sözcüğü ile ilgili hiçbir kayıt yoktur çünkü M.S.1500’den önce Kürt diye bir topluluk yoktur.

TÜRKLER SON BUZUL ÇAĞINDAN BU YANA DÜNYANIN HER TARAFINA MEDENİYET GÖTÜRMÜŞKEN TÜRKÇÜLÜK ADINA ESKİÇAĞ TARİHİMİZİ REDDEDEBİLİRMİYİZ?

Sevgili Okurlar,

Kendini Kürt hisseden Kürt Ermeni hisseden Ermenidir. Kimseyi Türk yapmak gibi bir niyetimiz olmadığını bir defa daha yenileyelim.

Twitterde Eskiçağ Türk tarihi ile ilgili paylaşımlarımızı Türkçülüğe zararlı olarak nitelendiren Türkçü genç arkadaşlarımız bile çıkmış “Eskiçağ Türk tarihi diye bir şeyin olmadığını, bizim uydurduğumuzu, Anadolu ve Mezopotamya uygarlıklarının Türklere ait olmadığını, Sümerler, Hititler ve diğer halkların Türk olmadığını. Türk tarihinin Mete Handan başladığını” söylemişlerdir.

Biz bu itham ve yanlış anlaşılmaya cevap yazarken bu kardeşimize onlarca beğeni konulmuş, tıpkı “Türkçülük” yerine “Moğolculuk” yapılmasına karşı çıktığımızda “ümmetçilikle” itham edilerek arkadaşlıktan çıkanların olması gibi “hayali bir tarih anlatarak Türkçülüğe zarar verdiğimiz” söylenerek arkadaşlıktan çıkılmıştır.

Bakar mısınız, algı yönetimiyle gençlerimizi sözde Türklük adına Türk Tarihini reddeder hale getirenler ne kadar yol almışlarda bizim haberimiz olmamış?

Nitekim Kayberen kardeşimizin paylaştığı bir önceki yazımıza verilen cevaplardan birisi da Kürtlerin Mezopotamya’dan geldiği şeklindedir.

Sn Şenol Doğaner“ Kürtlerin dilleri Hint Avrupa dil ailesine mensuptur .Ermeniler . kürtler v.s bunlar iranidir ! eski doğu anadolu halklarındandır . kürtlerin ataları lurlardır . iranda bir topluluktur “ diyor.

Sn Mehmet Atc “Kürtlerin aslı hindistandan gelmedir kesinlikle ve iranın horasan bölgesine yerleşmişlerdir oradan mezopotamya cografyasına dagılmıştır” diyor..

Sadece bu kadar mı tabii ki hayır.. Mezopotamya veya Zagros dağları ile ilişkilendirmek, hatta twitlerde veya paylaşımlarda PKK’lılara “Mezopotamya Faresi”veya “Siz Zagros dağlarına gidin” gibi sözler sarf ederek Türkçülük yaptığını sanmak gafletten başka bir şey değildir.

Tüm Batı ülkeleri hatta İran’ın Farsi yönetimi bile Türk tarihinin eski çağlarını Hayali Hint Avrupa ırkına ve PKK’lılar lehine anlatılmasına destek için senaryolar hazırlar Türk tarihini 2000 yıllık küçük bir döneme hapsetmek için mücadele ederken Arkadaşlarımız farkında olmadan bu ihanete destek verir hale gelmişse bizim başımızı ellerimizin arasına alıp uzun uzun düşünmemiz gerekmektedir.

Sevgili Okurlar,

Etrafımızdaki tüm ihanet odakları Tarihteki Türk Kavim ve kavim devletlerine sahip çıkmak için Hunların Atası “İskitleri” bile Hint Avrupalı göstermek için çırpınır, Kürtlere ön ata uydurmak için Siyasi Kürtçüler yalandan bir tarih yaratmak için gayret halindeyken, bu ihanet oluşumlarına hakaret için bile olsa onların tezlerine destek verecek sözler sarf etmemiz, Batı’nın hazırladığı ihanetin değirmenine kova ile su taşımaktan farksızdır.

Zagros Dağları Eskiçağ Türk tarihinde Asya’dan göç eden Türklerin Mezopotamya’yı ele geçirmek için Ergenekon olarak kullandıkları bir mıntıkadır. Nitekim Türkistan’dan gelerek önce Zagros dağlarına yerleşip orada gerekli hazırlıkları tamamladıktan sonra Akad devletine son vererek Mezopotamya’da 120 yıl hüküm süren (Eskiçağ Türkçesi konuşan) Gutiler önce Zagros Dağlarına yerleşmişler daha sonra Mezopotamya’ya inmişlerdir.

Aynı şekilde Kassitler (Guz= Oğuzlar) bahsinde anlattığımız gibi, Kassitler önce Zagros Dağlarına yerleşmişler daha sonra Babil Devleti içerisinde Orta ölçekte bir Kassit devleti kurmaya başarmışlar daha sonra Babil’i ele geçirerek 550 yıl kesintisiz idare etmişlerdir.

Babil’in altın çağı bu çağ olup Batılı’lar bu çağı tanımlarken “ Daha sonra Zagros dağlarından inen asyatik kavimler Babil’i ele geçirdiler ve 550 yıllık bir karanlık çağ süreci başladı” derler ve bir cümlede bitirirler.

Hâlbuki binlerce tablet ve eser ortadadır. Bir kısmı tarafsız tarihçiler tarafından çözülmüş, Bu dönemde ki Mısır ve Hititlerle (Aslı Anadolu’nun binlerce yıllık hakimi “Türk Hattiler” olacak Hitit adı veya yönetimin Hint Avrupalı Hititleri geçtiği Batı’nın uydurduğu bir masaldır) ticari veya devletler arası hukuku ilgilendiren yazışmalardan anlaşıldığı gibi 550 yıllık Kassitler dönemi Babil’in en refah ve zengin dönemidir. Bildiğimiz Babil eserlerinin çoğu bu dönemde yapılmıştır.

Neredeyse Osmanlılar kadar hüküm sürmüş Türklere ait müthiş bir medeniyeti Kürtlere mal edivermek Milliyetçilik, Türkçülük, ülkücülük veya Devrimcilik değil Türk varlığına ihanettir.

Batının hayali tezleri İran Şahı Pehlevi üzerinden nasıl hazırlandı ve Milliyetçiler bu tuzağın içerisine nasıl düşürüldü ibretle okuyunuz.

İRAN DA PEHLEVİ HANEDANININ KÜRTLERE MENŞE BULMAK İÇİN PERDE ARKASINDA KALARAK YAZDIRDIĞI KİTAPLAR

Sevgili Okurlar,

Görüldüğü gibi tarihte bir Kürt kimliğinden ve Kürdistan toprağından söz açmak ilmen mümkün değildir. Çünkü Kürt ırkı veya soyunu belirleyen tarihi belgelere dayalı bir kavimden söz edilememektedir. Ancak, coğrafi bir yerleşim alanını “Kürdistan” adı altında ileri sürülmüş,

İngilizlerin baskısı sonucu Mustafa Reşid paşa, 1842 Vilayet Kanunnamesi’ne bir “Kürdistan Eyaleti” maddesi koydurmuş ve bu eyalet 1864 yılına kadar 22 yıl devam etmiştir. Aynı gaflet Mustafa Reşid Paşaya bu vilayetin kuruluşu ile ilgili olarak bir “Kürdistan eyaleti madalyası” ihdas etmesine de sebep olmuştur, daha sonra kendisi bu girişimleri gaflet olarak nitelendirmiştir.

Ortadoğu’daki Kürtçülük meselesinin alevlenmesinde Pehlevi Hanedanının Amerikan yanlısı tutumu önemli rol oynamıştır. Asıl adı “Savad Kuh” olan Rıza Şah, İngilizlerin desteğini sağlayarak Safevi devletinin Kuruluşundan bu yana Türklerin sürdürdüğü hanedanlıkların son temsilcisi Kaçar sülalesinin yönetimine son vermiş ve İran tahtına geçmiştir. Bin yılı aşkın, ülkesindeki Türk yönetimi ve nüfusunun yarısından az olmayan Türk unsuru gibi etkenlerden ötürü Rıza Şah, İngiltere’yi desteklemeye ve Türkiye ile ülkesi arasında bir Kürt devletinin kurulmasına çaba göstermiştir.

Neticede, Şah, “İran Nijad Kavimleri Mektebi”ni himayesine alarak Batı’nın “Ari ırk” uydurması ile birlikte Farsi dediğimiz Acem unsurların İran’ın gerçek hakimi oldukları tezini güçlendirmek için tarihin derinliklerinde kalmış Pers (Fars)ırk tanımlamasını yeniden ihya ettirmekle kalmamış, Kürtlerin de Farsi unsurlarla aynı ırktan oldukları propagandasını yürütmeye başlamıştır. Bu konuda tanınmış bilim adamları davet etmiş onlarla toplantılar yapmış, önemli meblağlarda paralar verilerek “Kürtlerin İranlı olduğu, Hatta Kuzey Hindistan veya Belücistan bölgesinden geldikleri” şeklinde değişik nazariyeler üretmelerini sağlamıştır.

Sevgili Okurlar,

Kürtlerin küçük bir topluluk olmaları sebebiyle soyları ile ilgili bir kayıt bulunmadığı için Şah Pehlevinin ürettiği ve bilim adamlarına dikte ettirdiği nazariyeler öylesine etkili olmuştur ki, 80 yıl önce Türkçülere kaynak olarak aktarılan bu bilgiler üreç içerisinde gerçek olarak kabul edilmiş bu gün Türk Milliyetçileri veya Türkçüler bu işin arkasında İngilizlerin, Şah Pehlevi’nin ve olduğunu bilmeden bu yalanları dillendirmeye başlamışlardır, Şah Pehlevi’nin Kürt varlığını pekiştirmek ve Kürtlerle Farslar lehine bir yakınlık oluşturmak, Türkiye Cumhuriyetine karşı kışkırtmak için sürdürdüğü oyunda farkında olmadan sözcü durumuna düşmüşlerdir.

Nitekim Nihal Atsız Hocamızın “Kürtler buz gibi İranlıdır” şeklindeki ifadeleri ve bu gün bir takım arkadaşlarımızın “Kürtlerin Belücistan’dan geldiği veya Zagros dağlarından Mezopotamya dan geldikleri şeklindeki cevabi paylaşımları İran Şahı’nın ürettiği nazariyelerin etkileridir.

Halbuki Kürtler 16.yy’den önce bir topluluk olarak dahi tarih sahnesinde olmamışlardır. Bu söylediklerimiz bir kurgu değil uzun araştırmaların sonucu elde ettiğimiz verilerin neticesidir. Aşağıda izah edeceğimiz gibi 16.yy’dan önce Kürtlerin Anadolu da hiçbir izi yoktur. Diyarbakırda hakimiyet tesis etmek üzereyken Selçuklular tarafından sürülerek çıkarılan Mervaniler bir Arap topluluğu olup Kürtlerle hiç bir alakası yoktur. Ekradı Balasagunlar dün de bahsettiğimiz gibi Akhun Türkleridir. Tarihte boşta buldukları tüm göçer (Ekrad), dağlı veya Arapların “Kötü huylu= Ekrad” olarak tanımladıkları tüm topluluklara Kürtlük izafe edilmiş böylece tarihte Kürt varlığı oluşturulmak istenmiştir.

Bu Türk Devletinin içerisinden yeni bir devlet çıkarmak için hazırlanmış bir ihanettir. Bu ihanete bilerek veya bilmeyerek destek vermek Milliyetçilik veya Devrimcilik değil kendi vatan toprağından talep de bulunmak, veya “Burası bizim yurdumuzdu buraya geldiniz yerleştiniz çıkın gidin” demek için zemin oluşturmaya çalışan Siyasi Kürtçülerin ekmeğine yağ sürmektir.(Nitekim Diyarbakır Bayrak yürüyüşü sebebiyle Kaldığımız Diyarbakır D tipi cezaevinde bize “Siz İyonyalısınız. Önce Osmanlı sonra Atatürk bizim yurdumuzu istila ettiniz çıkın ülkemizden” noktasına gelmiş Kürtlerle Hücremizin küçük Avlusundan onların avlularına tartışıyorduk.)

Değerli Arkadaşım, Çok Kıymetli Bilimadamı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun Türk Tarih kurumu Başkanlığı yaptığı yıllarda yavuz ve kanuni dönemlerinde tutulan tapu tahrir defterlerine dayanarak Türkiye’nin bir aşiret haritası çıkarılmış 16. Yüzyıldan bugüne, Türkiye’de yaklaşık 20 bin aşiretin defterlerdeki varlıkları bilgisayara aktarılmıştır.

Benim 20 yıl önce izlediğim kadarıyla 373.585 haneden oluşan 11.769 aşiretle ilgili bilgilerin kayıt edildiklerini bilmekteyiz. Bu 11.769 aşiret arasında adında “Ekrad” sözcüğü ile ilgili 92 aşiret tespit edilmiştir, Burada “Ekrad” adı da, etnik bir grup olarak geçmemekte dünde önce bahsettiğimiz gibi Osmanlıların “Göçer” anlamında kullandığı sözcük olarak kullanılmaktadır.

Mesela bu 92 aşiretten Kürt Mehmedlü Cemaatinin Danişmendli Türklerine de bağlı Türkler olduğu bilim adamlarımızın ortak görüşüdür.

16.ASIR ÖNCESİNDE ANADOLU’DA KİMLER VARDI ÖNEMLE OKUYALIM.

Sevgili Okurlar,

Gerçekleri en basit halinde ifade etmek için tarihin zaman tünelinde bir kısa bir gezinti yapıvermek bile bir çok gerçeği aydınlatacaktır.

Kemah, Erzincan, Divriği ve Şebinkarahisar’da 1080-1228 arasında hüküm süren Mengücekliler; Türk idi

Sivas, tokat, Niksar, çorum, Amasya, Kastamonu, Malatya, Elbistan ve Kayseri’de 1071-1178 yılları arasında hüküm süren danişmendiler Türk’tü

Bitlis ve Erzen’de 1084-1393, yılları arasında hüküm süren Dilmaçoğulları Türk’tü.

Ahlat, Erciş, Van, Tatvan, Adilcevaz, Silvan ve Muş’ta 1110-1207 yılları arasında hüküm süren Ahlatşahlar Türk’tü

Harput, Palu, ve Arapkir’de 1085-1113 yılları arasında hüküm süren çubuk oğulları türktü.

Diyarbakır ve çevresinde 1098-1183 arasında hüküm süren Yınaloğulları Türk’tü

Diyarbakır, Mardin, Hasankeyf, Silvan ve Harput’ta 12.-15. Yüzyıllar arasında hüküm süren Artukoğluları; parası pulu ve eserleriyle Türk’tü

Bu gün Kürtlerin yaşadığı söylenen yerlerde 16.yy’a kadar Türkmen devletleler vardı Kürt’ün “k” sı bile yoktu

1365-1469 arasında doğu ve güney-doğu Anadolu ile birlikte güney Kafkasya, İran ve Irak’a da hâkim olan Karakoyunlular; Türk devletiydi

1469-1508 arasında birlikte güney Kafkasya, İran ve Irak’a da hâkim olan Akkoyun’ular Türk devletleri idi

1500’lü yılların başından itibaren güney Kafkasya, İran ve Irak’a hâkim olan Safevi devletini kuranlarda Anadolu’dan giden Türklerdi

1500 yılları başında Anadolu tamamıyla Türkmendi

Çok küçük bir topluluk olarak Güney Doğu Anadoluya gelen Kürtlerin Güney Doğu Anadolu’da bile % 2 bile nüfusları yoktu

Değerli arkadaşlarım

Görüldüğü gibi 16.Asır öncesinde Doğu ve Güney Doğu da Kürtler yoktu!

Kürtler Batı da var mıydı?

1075’te İznik’te kurulup bilahare Konya’yı merkez edinen, haçlı ordularıyla ölüm kalım savaşları yapan, Anadolu Selçukluları Türk idi

Kütahya ve civarında Germiyanoğulları, Kastamonu ve civarında Candaroğulları, Söğüt, Bilecik, Bursa ve civarında Osmanoğulları, Türk beyliğiydi

13. Yüzyıl ortalarından 15. Yüzyılın ikinci yarısına kadar süren beylikler döneminde karaman ve civarında bulunan Karamanoğulları Türk beyliğiydi

Balıkesir ve civarında Karesioğulları, Manisa ve civarında Saruhanoğluları, İzmir, aydın ve civarında Aydınoğulları, Türk beylikleriydi

Denizli ve civarında inanç oğulları, Muğla ve civarında menteşe oğulları, Antalya ve civarında Hamitoğulları; Türk beylikleriydi

Beyşehir, Seydişehir ve civarında eşref oğulları; adana ve civarında ramazan oğulları; Maraş ve civarında Dulkadiroğluları Türk beylikleriydi

ANADOLU’NUN HER KARIŞI TÜRKTÜR.

Sevgili Okurlar,

Biraz önce saydığım beylik, hanedan ve devletlere hiçbir Bilim adamı, hiçbir tarihçi Türklükten başka bir milliyet izafe etmemiştir

Selçuklular olarak horasan ve Azerbaycan üzerinden Anadolu’ya geldiğimizde sadece Bizans devleti vardı. Bu toprakları bir etnik gruptan değil Bizans’tan aldık

Biraz önce sayılan bölgeler, beldeler ve bütün toprak parçaları kanla ve kılıçla alınmıştır; bu topraklar böyle vatan olmuştur

Arkadaşlar görüldüğü gibi Anadolu Selçuklu devletinin yıkılmasından sonra kurulan beyliklerin tamamı Türk beylikleriydi

Anadolu Selçuklu devleti yıkıldığında devletin güçsüzlüğünü göz önüne alacak olursanız biraz gücü olan en küçük guruplar beylik kurmuşlardır

Madem Anadolu’da Kürtler vardı Osmanlı bile bir kaç evlek insandan bir beylik kurmuşken Kürtler neden bir beylik bile kurmadılar?

Kürtler madem Anadolu’da vardılar Selçuklunun çöküş döneminde küçükte olsa bir kaç köyü bile içine alsa bir beylik kurmaları gerekmez miydi?

Arkadaşlar tarihte Selçuklu gibi devletlerin yıkılışında bir çok beylikler hatta devletler bile kurulmuştur Kürtler neden kurmadılar?

Selçuklu devleti yıkılırken beylik kurmadılar sa iki cevabı var.

1-Kürtler burada değildi

2- Kürtler vardı ancak bir iki köy bile değildi

Tekrar ediyorum Osmanlı bile etrafındaki çok az sayıda insan ile beylik kurabilmişse feodal yapıya sahip Kürtler bunu hayli hayli yapardı yapamadılar çünkü 1500 yılından önce Anadolu da yoktular.

KÜRTLERİN AYRI BİR TARİHİ AYRI BİR TARİHİ VE KÜLTÜRÜ YOKTUR.

Sevgili okurlar,

Osmanlı döneminde Türkmenler küçük bir topluluğun içerisinde zulüm altında kaldıkları veya devşirme paşalar tarafından katledilecekleri endişesi taşıdıkları için Kürt köylerine sığınmışlar ve Türkçeyi unutmuşlar ancak anlattığımız gibi uzunca bir süreçte Kürtleşmişlerdir.

Ermenilerde ileride anlatacağımız gibi Hay Türklerine mensup bir cemaattir. Türkçe konuşan bu toplumun milletleri olmamış sadece dini cemaat olarak kalmışlardır. Fatih tarafından toplanmış Cemaat haline getirilmiş, İstanbul’da kendilerine her türlü imkân tanınmış kısa sürede Osmanlı’nın nimetini yiyen en zengin topluluklardan birisi haline gelmişlerdir.

Ermeniler “Milleti Sadıka” olarak devletin en önemli mercilerinde görev almışlardır. 19.yy’da geçen 100 yıllık süreçte Misyoner okullarında ve ABD’ye götürülen 65.000 civarında Ermeni asıllı vatandaşımıza Ermeni kimliği kabullendirilmiş, Ermeni tarihi yazdırılması için Ünlü Batılı tarihçiler ile görüşülmüş sonuçta hiç bir tarihçe İngilizlerin istediği gibi bir Ermeni tarihi yazmayı kabul etmemiştir. Neticede Kiliseden bir papaz bulunmuş ve onun adına bir Ermeni tarihi hazırlanarak Papaz’ın adına tarihçi hüviyetiyle yayımlanmıştır.

Dünde bahsettiğim gibi 1.360.000 Türk’ü acımasızca katletmişlerdir. Bu gün halen kinleri devam etmektedir. Bir çok ünlü siyasetçimizin ya dedesi veya ninesi görünüşte Müslüman gizli Ermenidir ve İslam maskesiyle yapılan ihanet eylemlerinin arkasında genellikle bu isimler bulunmaktadır.

Ülkemizde ihanet etmemiş Ermenilerde vardır. Bu insanlar Yeşilçam dahil bir çok sanat dalında Türk milletinin saygısını ve sevgisini kazanmışlardır. Türk Milleti çok acı bir geçmiş yaşamasına rağmen, bu insanların Ermeni olduğunu bildiği halde 50’li 60’lı 70’li yıllarda sinemanın tek eğlence olduğu zamanlarda onları sevmiş onlarla ağlamış onlarla gülmüş onları izleyerek göz yaşı dökmüştür.

Özetle Kimlik kaybı veya başka bir kimliğe bürünme Türk Milletinin en büyük hendikabıdır.

Kendini Kürt hisseden Kürttür. Ermeni hisseden Ermenidir. Farsi hisseden Farsidir.

Biz bunu değiştiremeyiz ve her vatandaşımızın kimliğine saygı duyarız. Bizim kabul etmeyeceğimiz Vatan toprağımızı parçalamak istenmesi veya Vatan toprağımızın toptan elE geçirilmesine yönelik faaliyetlerdir.

Bu sebeple biz burada sadece gerçekleri yalın bir dille anlatıyor, vatandaşlarımızın emperyalizmin uşaklarınca aldatılmaması için özetle yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Sevgili dkurlar,

Atatürk’ün ebediyete intikalinden bu yana Türk Milleti Milliyetçi veya Devrimci cenahtan o kadar çok aldatıldı ki biz gerçekleri ortaya koyunca insanlarımızın kafalarında oluşmuş yargılara ters geliyor.

Hâlbuki bilgi en önemli hazinedir ve çok zor elde edilir. Biz bu basit cümlelerle anlattığımız hususları bir araya getirmek için bir ömür harcadık. Türkiye deki tüm sahaflarla arkadaş olduk. Kimin kütüphanesini kim devrediyor öğrendik. On binlerce kitabın içerisinde Türk tarihinin her dönemini araştırdık.

Bu sebeple vatan Sevgisiyle dolu olduğunu ancak yanlış yollarda koştuklarını bildiğimiz muarızlarımız bize cephe almak yerine bize “Hocam” diyerek veya adımızla hitap ederek bile olsa “tarihimizin şu döneminde neler oldu?” diye sorsunlar. Bir konu başlığı altında seve seve anlatırız. Unutmayalım tarihimiz vatanımızdır. Tarihteki yaşanan tüm olaylar bu gün yaşanmış gibi önemlidir. Biz tarihimize sahip çıkmaksak evlatlarımız bu topraklarda tutunamaz. Tarih sahnesinden çekilip gitmiş 110 civarında Küçük veya büyük Türk Devleti, Türk Cihan Devletinin akıbetini yaşarız

Sevgili Okurlar,

Kürtlerin kökenlerini belirleyen bir millet ve soy yoktur. Konunun en yetkin Bilim adamlarından Prof.Dr. Orhan Türkdoğan’ın Hocamızın da söylediği gibi “Kürtler tamamiyle Türk kültür ve boylarının taşıyıcılarıdır. Kürtçe denilen bir dil de mevcut değildir sadece bir lehçedir. Hayali Kürdistan ülkesi diye ileri sürülen bölgeler, proto Türklerin yerleşim alanlarıdır. Sümerler, Kimmerler, İskitler (Sakalar) Guttiler ve Hurriler bunların başında gelmektedir. Bazen Ermenilerle, bazan da İranlılarla soy birliğini paylaşmaları tamamıyla Şark Meselesi olarak bilinen emperyalist oyunların bir sergilenmesidir.”

M. Şerif Fırat, “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” adlı eserinde yıllarca Kürtçülük akımının içinde bulunduktan sora, aslının Türk olduğunu belgelerle açıklamaktadır. Gerçeklere tahammülü olmayan siyasi Kürtçüler, eserin yayınlanmasından bir hafta sonra Fırat’ı katletmişler, cesedini parçalayarak, Çubuk gölüne atmışlar, kitabını da piyasadan toplayarak yok etmişlerdir.

Yine bir Kürt asıllı Cumhurbaşkanı olan Cemal Gürsel bu kitabı kendi önsözüyle yeniden bastırmış böylece kitap tekrar yayılma fırsatı bulmuştur.

Aynı şekilde, bir zamanlar Kürt Teali Cemiyetini kurucusu Dr. Şükrü Sekban, 1930’larda gerçekleri görerek Fransa’da yayınladığı “Les Kurds” adlı eseriyle, soylarının Türk kökenli olduğunu bilim dünyasına bildirmiştir. Bu iki örnek çoğaltılabilir. Doğu’da birçok aşiretler asıllarının “Türk” olduğunu belirtmektedirler.

Geçmiş yıllarda AKP çok uğraştı başaramadı. Bu gün CHP aynı şekilde kitapçık hazırlatarak “Türksüz Anayasa”yı gerçekleştirme peşindedir. Türk kimliğini alt kimliğe indirerek sözde demokrasi özgürlük vd sözcük oyunlarıyla, devletimizin teminatı Cumhuriyete PKK’yı ortak etmek istiyorlar. AKP seçim döneminde Bebek katiline ifade imkânı sağlamış Bebek Katili, “ Türklerin Cumhuriyet ile elde ettiği kazanımları Hem PKK’ya hem Suriyeli Arapları ortak edecek bir yönetim biçimi iletti ve seçilmesi gereken yolun bu olduğu konusunu açık açık dile getirdi!

Sevgili Okurlar,

Türkiye Cumhuriyetini yıkmak için Kürtler kullanılmak istenilmekte kısmen başarılı olunmaktadır. Bu gün yaşadıklarımız iki yüzyılı aşkın bir süreden beri Batılı güçler tarafından Siyasi Kürtçülük hareketlerinin sürekli sahnelenen görüntüleridir. Siyasi Kürtçüler her seferinde kendine inanan militanlaştırılmış insanlarını kırdırmış ve perişan etmişlerdir.

Siyasi Kürtçüler, PKK’lı militanlar hem Türkleri öldürecek veya öldürtecekler, hem de her türlü kirli kazancı ve dış destekle aldıkları paraları aklayarak Türkiye’nin her tarafında en kıymetli mülkleri alacaklar, Hükümetlerden aldıkları destekle Müteahhitlik sektörü başta birçok sektörü ele geçirecekler,

Genel de Türklerin elde etmediği kadar iyi imkânlara sahip oldukları ve Türklerle eşit vatandaş oldukları halde büyük bir aymazlıkla Tarih uydurarak Kürt gençlerini kışkırtarak sürekli yeni olayların oluşmasına zemin hazırlayacaklar! Bizlerin sahip olmadığı siyasi ve iktibadi haklara sahip oldukları halde “Hak isteyerek” ülkemizi parçalamaya veya Batı’nın “Şark Meselesi /Türksüz Anadolu” faaliyetlerinin taşeronluğunu üstlenecekler. PKK paralarıyla veya kirli paralarla çok kısa sürede elde ettikleri servetleri bizim değil devletimizi yönetenlerin sorunudur. Ancak vatandaşlarımızı birbirlerine kışkırtarak kan dökülmesine sebebiyet verecek fitne ve fasadların ekilmesini asla kabul edemeyiz ve böyle bir ihanete asla geçit vermemek için elimizden geleni yaparız.

Üzücü olanı Siyasette zemin Türkçü, Milliyetçi, Ülkücü veya Devrimci tüm vatanseverlerin aleyhine işlemektedir. Özellikle son 25 yıldır mecliste alınan kararlar genelde Türklerin hatta tüm vatandaşlarımızın aleyhine yürümektedir. 10 yıl birlikte gazete dergi çıkardığımız ve 14 yıl önce kaybettiğimiz Rahmetli Sırrı Erkuş Ağabeyimizin dediği gibi :

“Mecliste Türk varlığını ortadan kaldırmaya yönelik bir teklif sunulsa Türkleri destekleyecek kaş kişi bulunacağı bile meçhuldür”

Türkiye AKP zaten Türk karşıtlığı yapmış ve yapmaktadır. Danışmanlar tam gaz gitmektedir. MHP ona destek vermektedir. İYİ parti lideri de “Partilerini Kürtlerin kurduğunu” söylemiştir. Bu günkü köşe yazarları “HDP’nin çözüm süreci tarzı bir teklifine İYİ partinin şimdiden yeşil ışık yaktığını” söylüyorlar.

İYİ partide görev alan, Siyasi Kürtçü ifadeleriyle tanıdığımız Salim Ensarioğlu’nun İYİ partide ne işi olduğunu da şimdi anlamaya başlıyoruz.

CHP’nin Türksüz Anayasa kitapçık hazırlığını unutmadık. Hülasa siyasette Türk Varlığı için zemin git gide tükenmektedir. Böyle giderse tüm vatanseverler el ele vermek fikir ve düşünce bazında mücadele ederek zararlı fikirlerin taraftar bulmasını veya yayılmasını önlemeye çalışmak zorundadır.

Şu anda programımızda yok 16 cilt olarak hazırladığımız kitaplarımıza ve buradaki paylaşımlarımıza yoğunlaştık ancak gerekirse el ele verir Siyasi parti bile kurar genç kadrolara teslim ederiz.

Bu vatan Türk vatanıdır. Türk de Er tükenmez. Her Türk genci Kahraman doğar. Genetiği böyledir. Bu sebeple bizim gözümüzde her Türk genci bir Atatürk’tür.

Sevgili Okurlar,

Sorun ihanettir Türkiye’de hepimiz birinci sınıf vatandaşız Türkiye cumhuriyeti içerisinden bir devlet çıkarılmasına asla müsaade etmeyeceğiz.

Türk milleti bu topraklarda on beş bin yıldır var. Selçuklu Devletini Osmanlı Devletini ve Türkiye cumhuriyeti devletini biz kurduk. Bu ülke Türk yurdudur. Türk Cumhuriyetidir. Atatürk’ün ülkesidir öyle de kalacaktır.

Türk Yurdunu beğenmeyenin gidecek ikinci bir ülkesi veya hamileri bulunmaktadır. Ancak biz Türk’üz bu topraklarda doğduk bu toprak için öleceğiz. Son m2 toprağımızı dahi kanımızın son damlasına kadar savunacağız. Bizim için ilk ve son vatan burasıdır.

Değerli arkadaşlarım,

Bizi okuyan ve destek veren, Tüm Değerli Arkadaşlarıma en içten duygularımla sevgi ve Saygılarımı sunarım.

Ne Mutlu Türk’üm Diyene.

TANER ÜNAL

4 4 oy
Yazıyı Değerlendir
Bildirimler
Bildir
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle

İlgili Yazı

0
Düşüncelerinizi ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x