Turani Kavimler (VIII)

361 0

İskit yahut İskülüt Kavmi

Kısım 2

Dara yani sınırları Hindistan’dan Anadolu’nun en batısına kadar uzanan Pers mülkünün meşhur hükümdarı I. Darius M.Ö 1143 ile 1107 yılları arasında, Media şehirleri ve diğer Pers topraklarına saldırdıkları için intikam almak maksadıyla (ki bu o kadar da kesin bir sebep değildi) veya büyük Pers hükümdarlarının her daim takip ettikleri toprak genişletme amacıyla devasa bir orduyla İskitya üzerine sefere çıkmayı Darius I’de üstlendi.

Denizden yaklaşık 600 gemi, karadan ise 80.000 kişilik (merkez kuvvetleri) bir orduyla İskitya üzerine yer yer akınlar yaparak zayıflatmaya veya doğrudan ufak İskülüt karakollarına yağmalar atarak dirençlerini kırmaya başladı. Dara, Grek müttefiklerine Byzantion Boğazı üzerine bir köprü kurdurarak Rumeli’ye bu şekilde geçti. İskitler Dara’nın doğrudan karşısına çıkmaktan çekinseler de, yanlarına yeterince yiyecek alıp, geride bıraktıkları her şeyi yakarak (bunu bin yıllar sonra Moskova’yı Napoleon’a karşı savunacak olan; hatta gözden çıkararak yakacak olan General Fyodor Rostopçin deneyecektir), koyunları zehirleyerek iç kısımlara çekildiler. İskitler o kadar akıllı idiler ki koyun cesetlerini boydan boya dereye atarak nehri zehirlemek yerine daha akıllı davranarak nehri komple zehirlemenin (yön değiştirmekten daha kolaydır) çözümü olarak kestikleri 2.500 koyunu nehir başlarına kanı sürekli akacak şekilde yerleştırerek suyun devamlı zehirli olmasını böylece sağladılar. Yani iç kısma çekilen Turan kavmi İskitlerin paçayı kurtarmalarındaki tek şans Dara ve ordusunun susuzluktan inleyerek nehirden su içmeleri ve büyük çoğunluğunun da bu sebepten ölmesi en büyük rolü oynamakta idi.

Dara bugün Besarabya olarak bilnen bölgeye geldiğinde orduda yiyecek sıkıntısı başladı. İskitlere elçi göndererek “niçin savaşmıyorsunuz, neden kaçıyorsunuz?” diye soruldu. İskülüt Hakanı Idanthyrsus ve Sauromatae yani Sarmatların İskit kökenli hükümdarı Scopasis cevaben şöyle yazmıştır: Sahalarımız alabildiğince geniş. Bizim oturacak şehirlerimiz yok. Gezecek taş plaka döşeli kaldırımlarımız yok. Ama gezecek çok yerimiz var. Belki sen sahalarımızda açlıktan kıvranırken biz Persopolis’e inmiş bile olabiliriz. Arkada bıraktığımız mal da yok, zamanı gelince elbette savaşacağız.” derler.

Başkenti doğrudan tehdit eden Hakana karşılık Dara hiçbir şey yapamayacağını anlayarak 80.000 kişilik ordusuyla aynı güzergahtan geri çekilmeye başladı. İskitler bu haber karşısında zehirledikleri nehirlerin tekrardan düzelmesi için kestikleri koyunları afiyetle nehir başında yiyerek hücuma geçtiler. Tuna nehrine kadar onları kovalayarak Pers askerlerinden çoğunu en acı verici şekilde öldürdüler. Yunanlı tarihçiler bu olayı “Dara’nın İskitya Seferi” olarak adlandırsa da Pers kayıtlarında (Dara öldükten ve İmparatorluk dağıldıktan sonra) “Dara’nın sahte kelle sallaması” diye anlatılacaktır. Tabi resmi kayıtlarda “Dara’nın Turan-Zemin Seferi” olarak anlatılır.

Sonuç olarak her iki yazıda Dara’nın Türklere karşı çıktığı ve bozguna uğradığı seferini hikayeleştirir. Peki İskitlerin yaşam tarzı nasıldı? Örfleri adetleri ve Ziraat uğraşları nasıl idi? şimdi bunu irdeleyebiliriz.

İskitler çeşitli isimler kullanırlar, Kırgızlar ve Kalmaklar gibi konar-göçer yaşarlar. Et ve kımızla yoğun olarak beslenirlerdi. Hürriyet ve serbestliğe düşkün olan İskitler, savaşçı bir millet olduklarından dolayı düşmanlardan korkmazlar; aksine onlarla alaycı şekilde çarpışırlardı. Piyade olarak da savaşsalar da genellikle at üstünde savaşmaktan büyük haz duyarlardı ve düşman içinde panik yarattıkları gibi yukarıda Dara’ya karşı nehri zehirlemek gibi çok fazla savunma stratejileri vardı. Özellikle ok atmada çok usta oldukları gibi ticaret ve ziraatla da uğraşırlar ancak savaşmayı her şeyden mukaddes sayar onu edecekleri mukayeselerden uzakta tutarlardı.

Araplar Türklerden, Türkler ise Araplardan, Ruslar Çerkeslerden hassa birlikleri teşkil ettikleri gibi, Grekler ‘de Atina’da İskitllerden zabıta birlikleri kurmayı öğrenmişlerdi. İskülütler arasında tarımla uğraşanlar kadar ticaretle meşgul olanları da haliyle fazla idi. Zengin geçiş yollarından elde edilen yağma gelirleri en büyük ticari gelir sayılabilir. Tarımla uğraşmak ve ticaret yapmak amacıyla başka milletleri özellikle Yunanları aralarına kabul etmekten hiç çekinmezlerdi. Dara’nın seferinden sonra İskitler’in Tuna’ya kadar inmesi Yunanlar ile samimi olmalarına yaradı.

Peki Grekler kimdi? Dara’nın itleri.. Dolayısıyla kaplarına azık koyan Dara’yı ısırmaktan ve hanesini yağmalamaktan da çekinmezlerdi. Tarımla uğraşanları Özi’de yani Dinyeper nehrinin iki yakasında yaşarlardı. İskitlerle Yunanların karışımından meydana gelen halklardan “Kallipidailer” Olbiya’nın batı kesiminde, Halizonlar ise Hipanis (bugünkü Bug dediğimiz) nehri sahillerinde hayat sürerler; hatta ekin ekip, ticaretle uğraşırlardı. Diğer Türk kavimlerinde görüldüğü gibi İskitler de ticaret kurallarına titizlikle riayet edilirdi. Kendilerine düşman yahut muhalefet olan toplulukları ve hatta savaş halinde bulunan milletlerin tacirlerine topraklarında rahatça dolaşma imkanı sağlarlar, kesinlikle onların mallarını müsadere etmeye veya onları soymaya kalkışmazlardı. Tacirler Karadeniz boylarından ta Ural dağlarına yani Bulgar yurduna kadar gidip gelirlerdi.

Ecdadımızdan bir boy olan Kama Bulgarları, ticaret sevgisini ve kabiliyetini hem ataları Uygur Türklerinden hem de Yunanlı göçmenlerden öğrenmişlerdi. Ogur şehirleri harabelerinde eski Yunan eserlerine sık sık rastlanması da bir diğer belirteçtir. Ancak İskit hakimiyet sahasında Altınorda’dan bile az bulguların olması hayli enteresandır. İdarecilik hususu hayli karmaşıktır. Çok fazla içine dalmadan özetlemekten memnuniyet duyarım.

İskitlerin idari teşkilatlanma açısından hayli ileri olduğunu vurgulamak hiç kuşkusuz bu kısmın en önemli belirtecidir. Zira ülke çeşitli eyaletlere bölünmüş ve her eyaletin başında bir vali atanmıştı. Valiler Satraplardan farklı olarak müstakil orduları yanında eyaletin kültürüne ve yaşamına özgü kıyafetlerle bezenmiş zabıta teşkilatına ve ona uygun yerleşik kanunlara sahipti. Bu valiler barış zamanında yönetici, savaş zamanında ordu kumandanı, iç karışıklık zamanlarındaysa mühim askeri gücün jandarmalığını üstleniyorlardı. Ve bunlar belli zamanlarda hakanların huzurunda toplanarak istişare yapmadan hiçbir karar almazlardı. Bilakis hakanın da onlara karşı sorumlulukları bulunuyordu. Hakan’ın dilediği eyalette faaliyet göstermesi ve bina dahi yaptırması eyalet halkının önce büyük propagandasını aldıktan sonra gerçekleştirmesi bunların en spesifik örneğidir. Taban desteği olmadan hiçbir hedefin gerçekleşmeyeceği ancak amaç olarak kalacağına inanırlardı.

Bir sonraki bölümde İskitler üzerinde düşülen köken ihtilafına ve DNA’larına göre yapılan tasniflendirmede ne tür hataların olduğuna dikkat çekeceğim gibi bu toplumun(Turan kavmi olan asıl İskit kabilesinin) birden nasıl tarih sahnesinden silindiğini anlatacağım. O güne kadar mutlu ve sıhhatli kalmanız dileklerimle

Hazırlayan: Mertcan Abbasoğlu

Kaynaklar:

Kemal Karpat: Osmanlı ve Dünya: Osmanlı Devleti ve Dünya Tarihindeki Yeri


İbrahim Kafesoğlu: Umumi Türk Tarihi Hakkında Tespitler, Görüşler, Mülahazalar,
Türk Millî Kültürü


Gyula Nemeth: Attila ve Hunlar

Nevra Necipoğlu: istanbul Araştırmaları Yıllığı


Halil Berktay: Kabileden feodalizme (sadece siyasi alanın içtimai muhatap
konuları)

Mehmet Fuat Köprülü: Tarih araştırmaları, Türk tarih-i dinı̂si, Türkiye tarihi Anadolu istilâsına kadar Türkler,


Suematsu Kenchō: A fantasy of far Japan, The Risen Sun, China’s Historical Expansion


Zeki Velidi Togan: Umumi Türk Tarihine Giriş, Hâtıralar: Türkistan ve diğer Müslüman doğu Türklerinin millı̂ varlık ve kültür mücadeleleri


Milton M. Meyer: Japonya Tarihi, Hanedanlık Döneminden Günümüze


Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî: Câmi’ut-Tevârîh


Salomon Schweigger: Sultanlar kentine yolculuk, 1578-1581

Bahaddin Ögel: Türklerde devlet ve ordu mehteri: Hunlardan Osmanlılara : resimler ve sözlükler, Türk kültür tarihine giriş, Türk Mitolojisi ve Muhakemeleri, Dünden bugüne Türk kültürünün gelişme çağları, böyük hun imperiyası (okumak isteyenlerin orjinal dilinde okumasını isterim),

Sino-Turcica: Çingiz Han ve Çin’deki hanedanının Türk müşavirleri

Yusuf Akçura: Türkçülüğün Tarihi, Cengiz Han, Türk Yılı(1928),

Shimin Geng: Ancient Turkic grammar(dil bağları için güzel kaynaktır.), Uighur ancient literature, Western literature and history on the draft (her ne kadar taslak dese de bazı arşiv taramaları bu kaynaktadır)

Wang Guowei: Çin edebiyatındaki bazı Türki ve kavimsel değinmeleri bulunuyor. Yazdığı insanların şarkılara verdiği tepkileri komşu milletlerin nezdinde aktardığı bazı bölümler var (sadece bu kısımlar dahildir.)


Gabdulhay Ahatov: neredeyse tüm makaleleri


Wilhelm Barthold: Turkestan Down To The Mongol Invasion, An Historical Geography of Iran, Central Asian Turkish History Lessons


László Rásonyi: Tarihte Türklük, Duna hidak: Régi török ​​emberek a Duna (yazarın ilk eseri diye hatırlıyorum. Orta Avrupa için bazı noktaları incelenmeye değer)


Wolfram Eberhard: conquerors and rulers: social forces in medieval china, china und seine westlichen nachbarn: beitr. zur mittelalterl. u. neueren geschichte zentralasiens, kultur und siedlung der randvölker chinas, a history of china: children history (adına bakmayın kuvvetlidir)

Tarih Kazanı

Tarih-i Harp

Savaş tarihi, büyük komutanlar ve stratejileri Türk tarihine dair mülahazalar ve Türk tarihindeki münakaşaların izah adresi.

Related Post

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir