Turani Kavimler (VII)

369 0

İskit yahut İskülüt Türkleri

Kısım 1

Öncelikle belirtmek isterim ki yayıldıkları saha dolayısıyla çokça toplumu himayeleri altına almışlardır. İşte tam da bu sebeple Herodot’un ortaya attığı Türk’lük betimlemesi hepsi için geçerli olmadığı gibi hiçbiri için de geçerli değildir. Yani 100 kişiden hepsi Türk değilken, hiçbirinin Türk olmadığını da demek doğru olmaz. En büyük hata da zaten direkt damgalamaktır. İskitler’den bahsedeceğim süre zarfında sadece kurucu Türk unsurları hedef aldığımı unutmayın. Zira belirtileri yüksektir. O yüzden ilk cümlemi: “Türk asıllı olan ve dünyanın en eski kavimlerinden birisi hiç şüphesiz İskit Türkleridir” der ve devam etmek isterim. Tabi kendi içlerinde ihtilafa düşerek indo-aryan tarafları kurcalayanlar da var. Fakat kendilerine “İskülüt” ve “Paralat” isimli iki eski kavmin karışımından meydana gelmiş bir halktır.

İskülütler tebaa ve Paralatlar hakim kavim durumundaydı o vakitler. Hanları Paralatlar arasından seçilirdi. Grekler bazen onları genel olarak “iskülüt” ismiyle de ansa da bu pek günümüze efendileri gibi gelmeyecek, çok az insanın ağzında pelesenk olacaktır. Latin tarihçi Justin, İskitlerin Musurlılardan dahi esli bir halk olduklarını kaydeder. Devasa Türkistan bozkırlarına akan Yayık-Ural nehirleri ve Ural dağlarından Vistül ve Tuna nehirlerine kadar olan güney-doğu Avrupa bozkırları, İtil, Don, Dinyeper-Özi, Dinyester-Turla) nehirlerinin yukarı akımlarına kadar, Karadeniz ve Azak denizlerinin kuzey kısımları, Kafkas dağları çok eski zamanlardan beri Türk asıllı kavimlerle meskun idi. Bunların kuzeyinde ise Turani kavimlerden Fin halkları yaşardı. Gürcü ve İngiliz tarihçiler çevre halkları hakkında yazmaya başladıkları vakitlerde sözü edilen ülkelerde Türk halklarının yaşadıkları anlaşıldığını ileri sürmektedirler.

Kartli -Gürcü- tarihçi Leonti Mroveli Ahıska Türkleri hakkında da aynı şeyleri söyler; kısacası benim ve boyumun da yerli halklar arasında olduğu görüşündedir. Genel durumu araştırarak tarih yazan en eski halklar Samilerden İbraniler yani Yahudiler (Museviler değil onlar farklı fikirde), Arilerden Persler ve Grekler, Turanilerden ise Çinlilerdi. Büyük Türkistan coğrafyalarında yaşayanlar hakkında Pers, Grek ve Çin tarihlerinde bölük pörçük bilgilere rastlanmakta. Oysa ki Hazar Denizi ve Kafkas Dağları ile Karadeniz’in kuzey kesimlerinde yaşayan kavimler hakkında herhangi bir bilgi bulamazsınız. Gerek kendilerine çok fazla uzak olması gerek lisanlarının tamamen başka bir dil grubuna ait bulunması hasebiyle İbraniler Türk kavimleri hakkında hemen hemen hiçbir şey yazmamakta kararlıdırlar.

Peki İbranilerin ve Greklerin kuzey karadeniz ve çevresiyle kafkaslar hakkındaki düşünceleri ne? İbraniler Kafkas dağlarını dünyanın kenarından dolaşan Kaf Dağı, Hazar denizi ile karadeniz’i de dünyayı sarıp sarmalayan okyanus olarak görürler. Bu saydığım bölgelerin kuzeylerinde yaşayan halklar hakkında herhangi bir fikirleri olmasa da, hiçbir konuda aciz kalmayı kabullenemeyen İbraniler, her şeye salça maydanoz olma peşinde koşarak bu konuda da akla hayale gelmedik efsaneler ve hurafeler uydurmuşlardır. Mesela bölgeyi karalamak için Karaylar için Yahudi olduklarını iddia ediyorlar. Diyorum İsrail’de yaşayan arkadaşlara yahu nereden çıktı şimdi bu israiliyat? cevabı hemen hazır; ivrit, duvar kağıtları kardeşim. Diyorum bizim duvar kağıtlarında Arapça’da yazdı Latince de yazdı. Şimdi biz arap ya da latin mi oluyoruz? ses yok.. kısacası maydanoz kendini salataya katma peşinde. Greklere gelirsek, bölgesel açıdan Karadeniz’in kuzey taraflarına İbranilerden daha yakın olmalarına rağmen, onların da coğrafya ile ilgili çok bilgilerinin olmadığı anlaşılıyor. Yani coğrafya dediysem fiziki biyolojik özellikleri değil, tarihsel geçiş güzergahları ve oralarda tutunan milliyetler…

Karadeniz’i sonsuz uçsuz bucaksız derya sanarak onun okyanus olduğu kanaatine varmışlar ve bu yüzden de ona “Oksinus” adını vermişlerdir. Oysa kuzey yönlü çıkarttıkları haritaları Grek kartograflara verilen “ülkeyi işgal eden ulusların nereden geldiklerini tespit edin” emri üzerine çıkarttılar. Karadeniz’in arka taraflarında insanlarla cinni mahluklar yaşar diyerek neşrettiler. Sonraları bunu Hesiod zamanında Karadeniz’in Kuzeyi hakkında bazı bilgiler edinmeye başladılar. Artık Yunan tüccar ve tacirler Karadeniz ötesindeki sahillere çıkıp oraları tavaf ediyor, oralarda yaşayan insanlarla ilgili hurafe uydurup malumat getiriyor ve o halen daha basılan asırlık kitaplarında yazıyorlardı. Tabi yazıya geçirilmeden önce etkileyiciliğini ölçmek için Atina’da parasız şekilde halka anlatıyorlar, alkış seslerinin boyutuna göre cümlelerini değiştiriyorlardı. Greklerin kuzey karadeniz yönlü göçleri söz konusudur. Bu da yaklaşık M.Ö 750’li yıllar civarlarında gerçekleşir. Göç ettikleri kuzey karadeniz havalesinde koloniler, köyler ve sit alanları kurmaya başladılar.

Dinyeper ortalarından yaklaşık 40 km kadar yukarıda bulunan “Olbiya” isimli şehirden başka, Kırım’da Sivastopol civarındaki Hersones, Don göbeğinde Azak şehri civarında ise Tanais kasabalarını yaptılar. Azak boğazı yakınlarında yine “boğaz” anlamına gelen Bospor hükümet ile Pantikapes ve Tanagoria isimli 3 devletçik kurdular. Yaklaşık 779’a kadar (Herodot ve belli başlı şahıslar hariç) Greklerin bu bölgelerdeki insanlarla ilgili bilgiler vereceği ana kadar çoğu millet betimlemesi hurafeden ibarettir; onu da bilgisizliğe değil, bilginin az olmasına yoralım. Gelelim Herodot ve diğer Grek tarihçilerinin kuzey karadeniz hakkında verdiği malumatlara.. Tarihçilerin babası olarak anılan Grek tarihçisi Herodot M.Ö 445 yıl önce Karadeniz’in öteki sahillerine çıkmış ve buralarda yaşayan halkları etüt ederek meşhur tarihini kaleme almıştır. Kendisinden sonra gerek Yunanlardan gerekse Rumlardan başka tarihçiler ve kartograflar dünyaya geldi. Timones, Aristo, Ptoleme, Strabon ve diğerleri Karadeniz kuzeyinde yaşayan halklar hakkında pek çok hakiki eserler yazmıştır. Ki bu yazımda kullanacağım bazı kaynaklar sırf İskitleri hedef aldıkları ifadeler ve bilgilerden ibaret olacaktır. Bu tarihçi ve coğrafyacılar Tuna nehrinden Ural eteklerine kadar uzanan topraklarda tek tip göçebe hayat süren be yine kendi aralarında çeşitli isimlerle anılan büyük bir Türk kavmine rastladılar.

Kavim hakkında tıpkı Büyük Türkistan’da konar-göçer hayat süren kabileler gibi arabalarda ve keçe çadırlarda yaşamakta, at sütü ve eti ile beslenmekteydiler. Deve, sığır, koyun, keçi hatta tavuk gibi hayvanları ehlileştirerek, ihtiyçlarını bunlarla karşıamakta idiler. Birçok işlerini atlar aracılığıyla görmekte, at sırtında yaşamakta ve yine onun sırtından inmeden yemek yemekte ve hatta uyumaktaydılar; bu cümlelerdeki betimlemeler ne de tuhaf ve atı ehlileştirmiş bir kavmin maharetleri değil mi.. Tabi her şeyden önce ziynet eşyalarla önce atlar sonra avratlar süslenmektedir bu Türklerde. Zira Kazakistan’da bulunan 6 Altın elbiseli adam silüetinde sadece altın ile bezenmiş ürünler görüyorken, 1 tane bulunan iskit at süslemesinde yoğun kıymetli mücevher ile müthiş bezenme söz konusu. Konumuza dönersek Tuna’dan Belh’e kadar olan bölgenin tahlili biraz zaman alacağa benziyor. Tuna nehrinden ve karadeniz kuzeylerinden Kafkas dağları ve Hazar Denizi’ne, oradan Amuderya sahillerine oradan da Belh ve Herat yani onlrın deyimiyle Baktria’ya kadar uzanan bölgelerde tek tip hayat tarzı süren aynı kökten türemiş halklar yaşamakta olduğundan Yunanlar bunların hepsine aynı adı yani İskitü verdiler. Onların kullandıkları bu tabir diğer milletler tarafından çeşitli telaffuz ve imla ile kullanıldığı aşikardır. Örnek vermek gerekirse Fransızlar “Skit”, Osmanlılar ise “İskit” adını verir.

Ama Ruslar daha farklı olarak “Skif” ve bazıları da “Sak” veya diğer bir adları olan Saka derler. Persler yani günümüz İranlılarıysa bu kavimleri tek çatıda birleştirerek benim de kullandığım ve başından beri dikkat çekmek istediğim “Turani” olarak adlandırır. Grek coğrafyacıları bu bölgeleri kuzeyin en uç noktasından taa Germen topraklarına kadar İskitya olarak adlandırır. Ama yine iş İranlılarda kopar ve onlar buralar için Turani Zemin adını verirler. Böylelikle Greklerin İskitü dedikleri halklar aslında Persleri Turani dedikleri Türk kavimlerinden başkası değildir. Onlardan sonra tarih sahnesine çıkmış olan Hiung-nu, Juan-juan(Avar), Ogur, Hazar, Kıpçak, Tatar ve Moğolların hepsi aynı soydan ancak farklı koşullarda türemiş kavimlerdir. Artık şunu kabul edin, birlik ana veya yalnızca babadan gelmez. Biz Turanilerin anası da babası da birdir. Ancak Türk kavimlerinin genel olarak İskit ismiyle zikredilmesine sebep olanlar Yayık ile Don havalesi hizasında hayat süren Türk kavimlerinden bir koldur. Bunlar Grek tarihçilerinin öylesine rastladığı ilk Türk boyu olduklarından dolayı onlar tarafından verilen İskit ismiyle anılmışlar ve daha sonraları bu isim büyün Türk asıllı kavimler için kullanılmıştır.

Nitekim Göktürklere elçi olarak gelen Zemarkos şöyle diyecektir: Bunlar daha önce kendilerine Saka derlerdi. Şimdi isimlerini değiştirip Göktürk diyorlar. İskitlerin diğer Türk kavimleri gibi Altay etekleri ve Issık-Göl civarından çıkıp bir süre Ceyhun-Sırıderya civarında yaşadılar. Zamanla çoğalarak topraklrı yetmeyince Hazar Denizi’nin doğu kısımlarına ilk olarak göç ettiler. Fakat oradan da yine hareket ederek başka Türk kavmi olan Masagetler tarafından tepelenerek Volga ile Don nehirleri arasına göç ettiler. İskülütler Kafkas dağlarını aşarak Anadolu’ya akın ettiler. Lidya krallarından Gyges devrinde yani M.Ö 7. yüzyıldan önce bu akınlar Anadolu’nun iç kısımlarına kadar yayıldı. Tahminen 100 seneden sonra yine Lidya kralı Alyattes İskitleri Anadolu’dan bir şekilde söküp atmayı başardı. Ama Pers idarecilerinden olan Keyhüsrev zamanında İskitler Pers diyarlarına da saldırılarda bulundu.

Hüsrev’i yenerek Anadolu’ya tekrar girdiler ve oradan arabistana hatta rivayetler öyle gösterir ki Dımaşk’a ve oradan Mısır’a kadar varırlar. Dönemim Mısır Firavunu Psommatikhos çok değerli ziynet hediyeler vermek suretiyle Şam ve Mısır’ı talan edilmekten kıl payı kurtarır. Batı Asya’da 8 yıl kadar İskitlerin hakimiyeti altında kalsa da ennihayetinde Keyhüsrev dost gibi görünerek topunu zehirletip öldürmüş; artık geri kalan İskitleri Batı Asya’dan söküo böylelikle çıkarır. Vukubulan bu hadiseden sonra İskitler Kafkas dağları eteklerine son umut olarak çökerler. Bu bölüm bir hayli uzun olduğu için yarın Dara’nın İskitya’ya karşı düzenlediği seferden devam edecek.

Huzurlu geceler ve günler dilerim.

Hazırlayan: Mertcan Abbasoğlu

Kaynaklar:

Kemal Karpat: Osmanlı ve Dünya: Osmanlı Devleti ve Dünya Tarihindeki Yeri


İbrahim Kafesoğlu: Umumi Türk Tarihi Hakkında Tespitler, Görüşler, Mülahazalar,
Türk Millî Kültürü


Gyula Nemeth: Attila ve Hunlar

Nevra Necipoğlu: istanbul Araştırmaları Yıllığı


Halil Berktay: Kabileden feodalizme (sadece siyasi alanın içtimai muhatap
konuları)

Mehmet Fuat Köprülü: Tarih araştırmaları, Türk tarih-i dinı̂si, Türkiye tarihi Anadolu istilâsına kadar Türkler,


Suematsu Kenchō: A fantasy of far Japan, The Risen Sun, China’s Historical Expansion


Zeki Velidi Togan: Umumi Türk Tarihine Giriş, Hâtıralar: Türkistan ve diğer Müslüman doğu Türklerinin millı̂ varlık ve kültür mücadeleleri


Milton M. Meyer: Japonya Tarihi, Hanedanlık Döneminden Günümüze


Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî: Câmi’ut-Tevârîh


Salomon Schweigger: Sultanlar kentine yolculuk, 1578-1581

Bahaddin Ögel: Türklerde devlet ve ordu mehteri: Hunlardan Osmanlılara : resimler ve sözlükler, Türk kültür tarihine giriş, Türk Mitolojisi ve Muhakemeleri, Dünden bugüne Türk kültürünün gelişme çağları, böyük hun imperiyası (okumak isteyenlerin orjinal dilinde okumasını isterim),

Sino-Turcica: Çingiz Han ve Çin’deki hanedanının Türk müşavirleri

Yusuf Akçura: Türkçülüğün Tarihi, Cengiz Han, Türk Yılı(1928),

Shimin Geng: Ancient Turkic grammar(dil bağları için güzel kaynaktır.), Uighur ancient literature, Western literature and history on the draft (her ne kadar taslak dese de bazı arşiv taramaları bu kaynaktadır)

Wang Guowei: Çin edebiyatındaki bazı Türki ve kavimsel değinmeleri bulunuyor. Yazdığı insanların şarkılara verdiği tepkileri komşu milletlerin nezdinde aktardığı bazı bölümler var (sadece bu kısımlar dahildir.)


Gabdulhay Ahatov: neredeyse tüm makaleleri


Wilhelm Barthold: Turkestan Down To The Mongol Invasion, An Historical Geography of Iran, Central Asian Turkish History Lessons


László Rásonyi: Tarihte Türklük, Duna hidak: Régi török ​​emberek a Duna (yazarın ilk eseri diye hatırlıyorum. Orta Avrupa için bazı noktaları incelenmeye değer)


Wolfram Eberhard: conquerors and rulers: social forces in medieval china, china und seine westlichen nachbarn: beitr. zur mittelalterl. u. neueren geschichte zentralasiens, kultur und siedlung der randvölker chinas, a history of china: children history (adına bakmayın kuvvetlidir)

Tarih Kazanı

Tarih-i Harp

Savaş tarihi, büyük komutanlar ve stratejileri Türk tarihine dair mülahazalar ve Türk tarihindeki münakaşaların izah adresi.

Related Post

Turani Kavimler (V)

Posted by - 26 Ağustos 2020 0
 Türk Kavimleri Ebediyete intikal etmiş aziz şehitlerimizin ruhlarına bir fatiha bağışlamanızı, kor alevin bucak bucak düştüğü memleket ocaklarına sabır dilemenizi,…

Sahibi Sürekli Değişen Adalar

Posted by - 9 Ocak 2021 0
Gayriaskeri statüsüne rağmen, Yunanistan tarafından silahlandırılan başka bir ada; Sisam / Samos; Bu haberden dolayı, Twitter’da İsmet Paşa’ya söven herifler…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir