Turani Kavimler (IV)

355 0

Fİn Kavmi

Bir önceki bölümde sevgili okurlardan mantıklı bir sitem tarzında uyarı nitelikli bildiri aldım; çağları hızlı geçtiğime dair. Konuya girmeden önce bu hususta bir açıklama yapmak isterim: dolu dolu bilgileri en özet halleriyle sizlere aktarmaya çalışıyorum. Kitap yazma niyetinde değilim haliyle. Ama ilerleyen bölümlerde daha da derinlere girilecek.

Turan kavimlerinin en büyük gruplarından ve Türk kavmine en yakın olanlarından biridir Finler. Bunlara “Ugor-Altay” ve Türko-Fin” kavimleri adı verilmiştir. Bunun sebebi önceki vatanlarının Altay dağları olması, halkın büyük bir kütlesinin eskiden “ugor” denilen Türk ve Fin karışımı olduğundan “Ugor-Altay” adıyla anılır. Pek çoğu Ural dağları civarında yerleşmiş olduğundan ve başka bir yere göç etmeden önce uzun süre bu havalede yaşayıp sonra başka bölgelere savruldukları düşünüldüğünde “Ural-Altay” kavmi diye isimlendirildiler.

Bu kavimler Almanlarla ilk tanıştıklarında sazlık bölgelerde yaşadıklarından Almanlar tarafından “sazlıkta yaşayan” anlamına gelen “fin” ismi konuldu. Finler çok eski bir Türk kavmi olduklarından son dönemlere kadar Türk kavmiyle samimi ilişkilerde ve iyi komşuluk münasebetleri içinde bulunmuş, Türkler’le geniş ölçüde karışıp kaynaşmışlardır. Hatta bu kaynaşma öylesine ileri noktaya vardı ki aralarından başka kavimler ortaya çıkmış; bunları hem Finler hem de Türk’lere nispet etmişlerdir. Bu sebeple de Fin kavmine “Türk-Fin” ismi atfedilir. Ama bazı bağ koparmaya çalışan milletler; Yunanlar Finleri Slovenlerle birlikte, çoğu zaman bunların başında hakim kavim olarak bulunmuş olan Türk kavmine nispetle “İskit” diye isimlendirdikleri gibi, Arap’lar da aynı görüşü benimseyerek “saklab” adını koyarlar.

Slovenler, Finler için bulgularım doğrultusunda “Çud” adıyla (millete) hitap ettikleri kayda geçer. Finlerin kendilerine koydukları tanımlama diğerlerinden farklı olarak “Sumalayin”dir. Günümüzde coğrafyacılar ve tarihçiler kısa ifadeler kullanmak adına Fin demeyi tercih etse de yöre halkı tarafından Suomi, Mansa ve Mori gibi çeşitli isimlerle kendilerini tanımlar; tabi Fin uluslararası arenada yer edinmiştir. Fin kavmi çok eski vakitlerde Altay’dan batı ve kuzey-batı taraflarına saçıldı. Türkistan sahralarının kuzey bölgelerine, Sibirya’ya, İrtiş ve Obi hatta Yenisey nehirlerinin aşağı akımlarına, Ural dağları civarına ve Kuzey-Batı taraflarına kadar yayıldılar. Avrupa’nın kuzey doğusu ağırlıkta olmak üzere Baltık kuzeyini aşarak İsveç, Norveç, Danimarka ve Okyanus Adaları’na kadar, Baltık güneyinden Divin nehri civarına, Volga’nın yıkarı akımlarına hatta ve hatta bugün kümelenme anlamında daha fazlalarının bulunduğu Oka nehri,Zuya ve Kama ile Viyatka nehirleri çevrelerinde uzun süre kaldılar. Tarih kitaplarında isimlerine rastlanan ve günümüze kadar ayakta kalmayı başaran Fin kavimleri şunlardan ibarettir:

  1. Kamasın
  2. Tubo
  3. Arın
  4. Asan
  5. Kut

… ve 9 boylanma olacak şekilde devam eder. En söz geçirenleri Tubo olduğu gibi güç ve kuvvet bakımından kıyasları pek mümkün değil gibi. Ari kavimlerin Avrupa’ya olan intikali gerçekleşmeden önce tarih sahnesinde mevcut bulunan İberler ve Bask halkları gibi Turani kavimlerin Fin asıllı olduğu sanılmakta. Bu zannetme bazı Avrupa ülkelerinde büyük tartışmalar getirmiş olsa da Finlerin güneye o denli inecek ve İber coğrafyasında etki edecek kadar kültürel gelişmişliğe sahip olduğu kanısında değilim; Macaristan, Romanya ve Slovenya böyle düşünmüyor tabi. Bu halkların bazıları “vest”, “mira”, “morum,” “kobyal”, “kut” ve diğerleri milliyetlerini muhafaza edemeyerek Slavlaşmış ve tabii olarak Ruslar arasında eriyip gitmiştir. Bir kısmı son günlere kadar varlıklarını sürdürmüşse de onların da Slavlaştırılması için gerekli tüm tedbirler devletlerinin modern zamanlara intikal eden ve o vakitler (1809) özerk olduğu senelerde alındı. Büyük bir etnik (bağlantısal) kıyım gerçekleştirildi; tıpkı Nikolay İvanoviç İlminskiy’nin Çuvaşça yazdığı destanda Çuvaş Türkleri’nin aslında kahraman bir Rus (slav) milleti olduğundan bahsetmesi gibi.

Bütün Fin asıllı halkların dilleri ve fiziki yapıları birbirine yakındır. Dillerinin Türkçe’ye yakın olduğu filologlar tarafından ispat edildi. Bazılarının Türk-Moğol tipli olduğu, iklim şartlarıyla zaman içinde bazı değişikliklere uğramış olmakla birlikte, hala bu izleri taşıdıkları görülmüştür. Aralarından bazıları mesela Vogullar Moğollara, Samoyedler ise hem Ogurlara hem de Kıpçak Türklerine çok benzer. Çuvaşların da dil yönünden onlara çok yakın olduğu bilinir.

Hayat tarzlarına gelirsek, Fin asıllı halkların yaşam şekilleri tek tip değildir. Samoyedler ve Loplonlar gibi henüz tam medenileşmemiş olanları; avcılık ve balıkçılıkla hayatlarını sürdürenleri vardır. Kamasinler gibi hayvancılıkla uğraşarak konar-göçer (dikkat edin konar göçerlik kültürel bir aidiyetliktir. Çoğu tarih ders kitaplarında buna dikkat edilmeksizin göçebe diye nitelendirirler Türk’leri. Ama göçebe yaşayarak bulunduğu yeri uzunca süre idare etmek mümkün değildir.) halde yaşayanları da bulunur. Bunun yanında Çirmiş ve Çuvaşlar gibi tarımla uğraşanları da bulabiliriz. Diğer yandan Estler gibi son derece medenileşmiş olanları, gen ve bilimde Rusları dahi geride bırakmış olan ve Finlandiya’da yaşayan Fin grupları da bulunur.

İskandinav tarih kitaplarında Finlerin demircilikle uğraştıkları yazılmaktadır. İsveç ve Norveç tarihi kaynaklarında ise kendilerinin çok eskiden beri Fin kılıçlarını çok kaliteli buldukları belirtilir. Vareglerin kullandığı kılıçlardan çok daha farklı ustalığa sahip olduğu yazar. Örf ve adetleri biraz oturmuştur. Genellikle kendilerinin mülkü olmayan araziyi işleyerek hayatlarını idare ettirmeyi pek sevmemişlerdir. Azla yetinmiş ve temel ihtiyaçlarının dışında başka şeyleri elde etme arzusu taşımamışlardır. Ziynet takınmak, kibirlenmek, israf etmek, sefahat etmek gibi şeyler akıllarının ucundan dahi geçmemiştir. Rusların egemenliğinde olduğu yıllarda bile (1809-1917) üretmeye, çalışmaya devam etmişlerdir. Başkasının canına kastetmek şöyle bir kenarda dursun, kendi malını ve toprağını korumak için dahi fazla bir gayret sarf etmemişlerdir.

Fin halklarının çoğunluğu özellikle de başka halklarla karışıp kaynaşanlarında umumiyetle bir tür özellikler (benim) gözüme çarpar. Finler başkalarını hegemonyaları altına almak, diğer halkların topraklarını ele geçirmek gibi bir gayret peşinde koşmadılar. Bu sebeple de aralarından önemli hükümdarlar, tarih kitaplarına geçecek ölçüde kahramanlar ve yöneticiler çıkmamıştır. Meslea Robin Hood destanı kadar bilinmez Kalevala destanı.

Herkes kendi toprağıyla ve işiyle meşgul olmuş, kimin nerede ne yaptığıyla ilgilenmemişlerdir. Belki de bu yüzden kimseyle savaşmadıkları gibi çoğu savaşlarını en ağır kayıplarla kaybettiler. Mesela İsveç, Norveç, Danimarkalılardan başka Germen kökenli halklar, Gotlar, Normanlar, Varekler, Baltık güneyinde yaşayan Slovenler, Slavlar, Almanlar bunların topraklarını ellerinden alıp aralarında taksim etmişlerdir. Diğer yandan Türk halkları da oralara gidip Finlerle karıştılar. Finleri eritemeseler de onların “Fin-Türk” olarak anılmalarına sebep oldular.

İmanlarıysa biraz daha şiddetli geçmiştir. Bu halkların başlangıçta Hintlerin eski dinlerine benzeyen bir tür Mecusiliği benimsedikleri yönünde iddialar var. Paganizmden ayrı olarak daha fetişist duygularla (tapınma gibi) hareket ettiklerini söylüyorlar. İyilik tanrısı Yamu’ya inanıp ondan yardım istemişler; kötülük tanrısından ise çekindikleri için kendilerine zararı dokunmasın diye tapınmışlardır. Ecdadımız Kama Ogurları kendilerine komşu olarak yaşayan Mecusileri Müslüman yapmaya çalıştıysa da, Avrupa kavimlerinin örf ve adetleri İslam’la ters düştüğü için Müslüman olmaya yanaşmadılar.

Ama Asya yani Turani halklarının örf ve adetine, tabiat ve karakterine İslamiyet kadar uygun düşen başka bir din olmadığından (kendi iman ettikleri dışında), Finler kolaylıkla Müslüman olmuşlardı. Tabi bu iman süreci çok sürmediği gibi ufak kırıntılar şeklinde kırda kentte Müslüman Fin bulmak mümkünken kimisi daha önceden (1200-1500’lere dayanan) Müslüman Fin kırıntılarıdır kimileri de son zamanların bakiyesi. Fakat ecdadımız Ogurların başı beladan kurtulmadığı, Varek, Tatar ve Rusların hücümlarına maruz kaldıkları için, bu işi sonuna erdirememişlerdir. Finlerde işte bu sebepten dolayı İslamiyet tam olarak yerleşmedi. Bazıları fetişist imanlarına dönmüşken kimisi de ağırlıkla Rusların işgaliyle bilahare Hristiyanlığın Ortodoks hizbinde saflanmıştır. Bunların çoğu her ne kadar Hristiyan değilse de, resmen Hristiyan olarak bilinir (kayıtta).

Hristiyanlaştırmak adına büyük gayretler sarf eden Slavlar ve devletleri tarafından örgütlenmiş slav toplulukları Hristiyanlaştırılan Finli başına birkaç yüz Ruble ödül bile verdiği bilinir. Ama bunların umulan neticeyi vermediği görülmüş, aksine Rusların Slavlaştırma programları Finlerde milliyet duygularını daha körükleyerek 1917’de Sosyalist propaganda da ayrılması beklenmeyen milliyetler arasında ilk sırayı alarak istiklallerinin peşine geçmişte hiç olmadığı kadar düşmüşlerdir; bu da zamanın getirdiği bir olaydır.

Hazırlayan: Mertcan Abbasoğlu

Kaynaklar:

Kemal Karpat: Osmanlı ve Dünya: Osmanlı Devleti ve Dünya Tarihindeki Yeri


İbrahim Kafesoğlu: Umumi Türk Tarihi Hakkında Tespitler, Görüşler, Mülahazalar,
Türk Millî Kültürü


Gyula Nemeth: Attila ve Hunlar

Nevra Necipoğlu: istanbul Araştırmaları Yıllığı


Halil Berktay: Kabileden feodalizme (sadece siyasi alanın içtimai muhatap
konuları)

Mehmet Fuat Köprülü: Tarih araştırmaları, Türk tarih-i dinı̂si, Türkiye tarihi Anadolu istilâsına kadar Türkler,


Suematsu Kenchō: A fantasy of far Japan, The Risen Sun, China’s Historical Expansion


Zeki Velidi Togan: Umumi Türk Tarihine Giriş, Hâtıralar: Türkistan ve diğer Müslüman doğu Türklerinin millı̂ varlık ve kültür mücadeleleri


Milton M. Meyer: Japonya Tarihi, Hanedanlık Döneminden Günümüze


Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî: Câmi’ut-Tevârîh


Salomon Schweigger: Sultanlar kentine yolculuk, 1578-1581

Bahaddin Ögel: Türklerde devlet ve ordu mehteri: Hunlardan Osmanlılara : resimler ve sözlükler, Türk kültür tarihine giriş, Türk Mitolojisi ve Muhakemeleri, Dünden bugüne Türk kültürünün gelişme çağları, böyük hun imperiyası (okumak isteyenlerin orjinal dilinde okumasını isterim),

Sino-Turcica: Çingiz Han ve Çin’deki hanedanının Türk müşavirleri

Yusuf Akçura: Türkçülüğün Tarihi, Cengiz Han, Türk Yılı(1928),

Shimin Geng: Ancient Turkic grammar(dil bağları için güzel kaynaktır.), Uighur ancient literature, Western literature and history on the draft (her ne kadar taslak dese de bazı arşiv taramaları bu kaynaktadır)

Wang Guowei: Çin edebiyatındaki bazı Türki ve kavimsel değinmeleri bulunuyor. Yazdığı insanların şarkılara verdiği tepkileri komşu milletlerin nezdinde aktardığı bazı bölümler var (sadece bu kısımlar dahildir.)


Gabdulhay Ahatov: neredeyse tüm makaleleri


Wilhelm Barthold: Turkestan Down To The Mongol Invasion, An Historical Geography of Iran, Central Asian Turkish History Lessons


László Rásonyi: Tarihte Türklük, Duna hidak: Régi török ​​emberek a Duna (yazarın ilk eseri diye hatırlıyorum. Orta Avrupa için bazı noktaları incelenmeye değer)


Wolfram Eberhard: conquerors and rulers: social forces in medieval china, china und seine westlichen nachbarn: beitr. zur mittelalterl. u. neueren geschichte zentralasiens, kultur und siedlung der randvölker chinas, a history of china: children history (adına bakmayın kuvvetlidir)

Tarih Kazanı

Tarih-i Harp

Savaş tarihi, büyük komutanlar ve stratejileri Türk tarihine dair mülahazalar ve Türk tarihindeki münakaşaların izah adresi.

Related Post

ABD Dağılır mı ?

Posted by - 7 Ocak 2021 0
3 Kasım 2020 tarihinde yapılan son Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanlık seçimlerini Donald Trump kaybetmiş ve Joseph Robinette “Joe” Biden…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir