TURANÎ KAVİMLER (II)

652 0

-Nippo Kavmi’nin Medeniyet-Kültür-Din Eksenine Genel Bakış

Nippo halkının Turan Kavimlerinden bir kol olduğunu önceki yazımda belirtmiştim.Nippolar’da göç kanununa uyarak Altay-Issık-Göl civarında hareket edip kuzey istikametinde ilerleyerek bugünkü yerleri olan Japon Adaları’na ulaştılar. Nippo halkının menşei konusunda çeşitli görüşler olsa da, en doğru olanı (kütlece rağbet göreni) şudur: Nippolar, Çin-Türk, Manöur,Moğol, Aynu gibi Turani kabilelerin karışımından meydana gelmiş bir kavimdir. M.Ö 661’e kadar olan tarihleri kesin bilinmemekle birlikte, daha sonraki tarihleri bütün detaylarıyla açıkça bilinmektedir; hem de bu diğer Türki devlet ve unsurlardan çok daha fazla şekildedir.

M.Ö 585’te bütün Japonya bağımsız tek devlet halini almış ve bu sayede Mikado sülalesi (hanedanı) kuruldu. Çok daha erken tarihler veriliyor olsa da benim okumalarıma göre 1600 senesinden itibaren Çin-Hitay medeniyetine tabi olduklarından, ilim ve yazı şekillerinden başka örf ve adetlerini de onlardan aldıkları malum. Cengiz-Han’ın torunlarından Kubilay’ın Çin’i hakimiyet altına aldıktan sonra (kimi kaynaklarda) 4.000 (kimi kaynaklardaysa daha fazla) gemiyle Japonya’ya ordu sevketmiş, fakat bir yandan İmparator Hōjō Tokimune’nin akıllı tedbirleri, diğer yandan beklenmedik bir tayfun hasebiyle Moğollar amaçlarına ulaşamadan geri dönmek zorunda kalsalar da bütün bir Kore yarım adasının hakimiyeti sayesinde okyanusa dayanıklı gemi yapımında ilerlemişlerdir. Avrupa’ysa Japonya’nın varlığından meşhur gezgin Marco Polo sayesinde ancak 13. asırda haberdar olabildi; bu da Türk ve Moğol devletlerinin geniş sahalarda günümüzün atalığını üstlendiği gibi bölgelerde varlıklarının kesin kanıtı haline gelmesinde yardımcı bir unsurdur.

Nippo’ların medeniyeti ise Çinliler gibi eskiden beri medeni, yani ilmi, san’at, ticaret ve imalatla uğraşmış bir milletti. Bununla beraber tıpkı Çinliler gibi ecdatlarına, eski örf ve adetlerine son derece düşkün hatta bazı durumlarda kendilerini doğrayabilecek kadar sıkı sıkıya sarılıydılar. Bu sebeple günün getirdiği şartlara ayak uydurmaktan ziyade geleneksel tarihlerine daha çok önem vermeleri ve günümüze kadar bu çizgide ilerleyerek yeni nesillerinin de buna riayet etmesini sağladılar.

Japonya’da örf ve gelenekler çoğu kez aynı minval üzere devam etse de, esasında çevrelerindeki yeniliklere de gizliden gizliye ayak uydurmaya çalışırlar( II. Harp’ten sonra bu değişerek değişimin öncüsü olmaya ve kültürel hayal perestliklerinin ürünlerini,”kendi modalarını” popüler kültür haline dönüştürmeye çalıştılar, başarılı da oldular.) Dolayısıyla etrafta olan yeniliklere mümkün olduğundan çok daha hızlı adapte olunarak benimsendi. Daha önceleri Japonya’nın varlığından bile haberleri olmayan Avrupa ve Amerikalılar sahip oldukları teknolojik imkanlarla Japonya’yı düşmanlarına karşı korumak için çıkıp geldiler. (ben bu konuyu biraz açarak Avrupalılar’ın Asya ülkelerine ayak bastıklarında her zaman yaptıkları gibi, iyi niyetlerle ve yardım etmek amacıyla geldiklerini ilan ederler, saf Asyalılar da buna inanırdı.) Böylece zamanın getirdiği yenilikler Japonların gözlerini açtı. Vakit geçtikçe ayak uydurabilmek için ne yapılması lazımsa bunun er ya da geç yapılması gerektiğini diğer Turanî Kavimlere nazaran çok daha hızlı anlamış ve kavramışlardı. Fakat tarihte yapılan her olayın, kabul edilen olguların gerçek anlamıyla ulusun her ferdi, grubu hatta dönemine göre değişen sosyolojik yapısı ile doğru orantılı olan “kabul edilmiştir, uygulanmıştır” demek hatalı olduğu gibi Japonya’nın benimsemeye çalıştığı ve bazen fevri hareket ederek elinde patlattığı yenilik çalışmaları da ulusun her grubu için geçerli olmadı; yani herkes yeniliğe teslim olmadı. Bir kısmı eski örf ve adetlerine bağlı kalmayı devam ettirirken, diğer kısmıysa yeni şartlara ayak uydurmak suretiyle modern şekilde silahlanmayı kabul etti; çoğunluk bu saftadır. Böylece oluşan bu iki grup arasındaki fikir mücadelesi ve fiili savaşlar uzun süre devam etti. Doğal olarak yenilikçi taraf; bu savaştan zaferle çıkacaktı.

Ancak bu arada Avrupa ve Amerikalıların sözde kendilerine iyilik yapmak amacıyla gelmiş oldukları sahtekarlığının da geç olsa da farkına vardılar (bu fark ediş bir sonraki serilerde kendini süpriz olarak bir müddet gizlesin bakalım). Dünya hayatının kavimlerin birbirlerine karşı üstünlük yarışından ibaret olduğunu anlayan Nippo halkı bu hakikat karşısında kendi aralarındaki ihtilaf ve çatışmalara son verdiler. Ama ne klasik örf ve adetlerinden vazgeçtiler, bu süre boyunca ne Avrupalıları körce taklide giriştiler, ne de “atalarımızın dediği şeyler doğrudur” dediler; zira bilge ataları “değişim zorunluluktur, değişim karşısında set örmeyin” şeklinde ulusuna emreder. Aksi şekilde onlar düşmanlarının karşısında ezilip gitmemek için modern silahlar yapmayı başardılar. Teknolojik ve modern gelişmeyi sürdürdüler ve çok geçmeden küçük Japonya’yı Avrupa’nın en gözde devletleri arasında soktukları gibi Avrupa-Amerika ve tüm Asya’daki sömürgeleri ve corğafya için bir tehdit oluşturabilecek konuma getirdiler; muazzam güç demektir bu.

Bu halk, temiz kalpli, güzel ahlak sahibi insanlardan süre gelmiştir her zaman. Zulüm, hainlik ve hırsızlık yapmaz, yalan söylemez, cinsiyet işlemez, kendilerini sarhoş olacakları ana kadar içkiye kaptırmaz (bu ifade sadece 19. asrın sonlarına kadar geçerlidir), çabuk sinirlenmez kişiler topluluğudur. Ne kadar sinirlenirse sinirlensinler, kötü ve kaba sözlere alçakça namusa el uzatacak duygulara sığınmazlar. Hatta aralarında çete kavgalarının meşhur olduğu 1770’li yıllarda bireysel okumalarıma göre “sen ve ben” sözleriyle kendileri hariç hiç kimseyi sorunlarına alet etmeden dövüşürlerdi. İlimleriyle, maddi imkanlarıyla, güzellikleriyle veya vücutsal tatminkarlıkları ile asla kibirlenip, başkalarına karşı kendilerini üstün görmezler; evet bu bugün için de geçerlidir. Üniversiteden arkadaşım olan Makato (erkek) ve Yoshiko (kız) ikilisi ile çok defa bu konular üzerine muhabbetlerimiz oldu. Onlara her zaman sizin vücutsal olarak daha fazla yorgunluğu kaldırabilmeniz için avantajınız var, biz Türk’ler her ne kadar yapay veya doğal yapılı olsak da vücutsal olarak genetik bir çökme meydana geldi (diyerek), onları yalancıktan tongaya düşürmek için üstün göstermeye yeltensem de bana cevapları her zaman aynı oldu “insan çalışmak istemezse bahanesi hazırdır, yorgunum”. Gösterişten uzak, israfı sevmeyen ama milli duygularına bağlı olarak “istikballeri tehlikede ise tüm varlarını vatanları uğruna ortaya döken” yapıda insanlardır. Herkese iyi davranır ve kardeşçe muamele (bu da II. Dünya Savaşı’ndan sonraki çoğu dönem için tam olarak yaygın bir geçerliliğe sahip değildir çünkü bazı aşırı duygulu bölgelerinde Amerikan popüler kültürü ya hakimdir ya da taklit ediliyordur.) ederler. Ama kendilerini aldatacak kadar da aptal değillerdir.

Sizlerin de gördüğü üzere son derece çalışkan, ilim sanat ve endüstriye karşı oldukça kabiliyetli ve heveslidirler. Japonlar övülmesi gereken bir özellikleri daha vardır o da ilim ve sanatta ecdatlarını taklit etmeseler de, onlara asla dil uzatmaz ve uzattırmadan onlarla var olabilmeyi başarırlar. Hatta eski demokratik dönemlerinden kalan muhalif yazıların bugün okullarda okunması ancak karşı tarafın kendisini eksiksiz şekilde geliştirmesi için fikri bir üslup temeli oluşturur görüşündeler. Yani özetle “onların zamanında devir böyleymiş, bunlar gerekli görülmüş” denerek geçiştirirler. Eğer ecdatları iyi veya kötü şekilde zorunlu ya da talihsiz sebeplerden dolayı toprak kaybettilerse “öyle gerekmeseydi yapmazlardı” diyerek yanıtlarlar; artık bunun sebebini de siz düşünün. Aksine Japon halkını vahşetten göçebeliğe, göçebelikten medeniyete ulaştırdığı için efsanelerine “ecdatlarına” teşekkür ederek, onları saygı ile yad ederler. Avrupa’nın ilmi ve medeniyetini faydali kabul etmekle birlikte onun örf ve adetini asla benimsemezler. Onlar için yararlı bir şey varsa o yararın ancak “çağa maddi ayak uydurabilecekleri” bir aygıtını benimseyerek manevi düzlemini çekinmeden çöpe atabilme yeteneğine ulusça (evet bu hepsi için geçerli) sahiptirler.

Bu ulus eskiden beri Budisttir. Belki de Buda vaktiyle bizim bilmediğimiz bir dönemde tıpkı İsa, Musa gibi gönderilmiş bir elçi idi ve Tanrı’nın telakkisi olanı yeryüzüne ulaştırdıktan sonra tahrif edilmiştir (burayı bilemem aranızda ilmihali hatmetmiş var ise buyursun sohbet etmek isterim, ucu açık bir ifade o yüzden tartışmaya da açık. Ancak lütfen bu ifadeyi benimle tartışmayın.). Budizm, din ve inanç konusunda insanları tamamen özgür bıraktığı gibi (kendi içerisindeki itikadi tarikatların yorumları dışarı alınır, yalın bir Budizm göz önünde tutulursa), gönül temizliğini ve doğru ahlakı tavsiye etme cihetinden İslam’a benzerliği halen daha tartışılır. İlim ve inanç konusundaki bazı akla sığmayan şeyler muhtemelen daha sonraları bu dine sokulmuş bid’at ve hurafelerdir. Nippolar din konusunda Avrupa kavimlerinin tam tersi bir yol takip ederler. Mesela Avrupa’da ilim ve endüstri geliştikçe dinden uzaklaşma artarken, Nippolarda tam aksine bilim ve teknoloji geliştikçe dinlerine daha da yaklaşmaktalar. Bu konuda Cambridge Üniversitesi, Oxsford Üniversitesi, Yale Üniversitesi, Clarks Summit Üniversitesi ve 970’li yıllardan beri İslam teolojisi konusunda büyük çalışmalar yapmış olan El-Ezher Üniversitesi ile birlikte Kyoto Üniversitesi Japonya’da yaptığı dev araştırmasında ortak bir bildiri yayınlayarak bunu ne göze batacak cümlelerle yücelterek ne de teşvik edici halde lanse etmemek suretiyle Japon halkının ortak dini görüşünün ( 9/10 kişinden) hak din olan İslam’dan yana olduğunu, farazi söylemek gerekirse eğer Budizm’den vazgeçip başka bir dine girecek olsalardı, seçecekleri din elbette İslamiyet olurdu şeklinde yayınladılar; yanlış hatırlamıyorsam 1937 yılları olmalıydı.

Araştırmanın detaylarını merak edenler Reginald Johnston’ın eserlerini inceleyebilir.
Serimizin gelecek yazısında Türk-Nippo Kavimlerinin münasebetlerine değinerek diğer kavimlerin genel yapılarını mukayeseli işleyeceğim.
Esen kalın, selametle…

Hazırlayan: Mertcan Abbasoğlu

Kaynaklar:

Kemal Karpat: Osmanlı ve Dünya: Osmanlı Devleti ve Dünya Tarihindeki

Yeri İbrahim Kafesoğlu: Umumi Türk Tarihi Hakkında Tespitler, Görüşler, Mülahazalar, Türk Millî Kültürü Gyula Nemeth: Attila ve Hunlar

Osman Karatay: Hırvat Milletlerinin Kökenleri ve Oluşumu (The Origins and Making of the Croatian Nation)

J.Harmatta: “Scythians” in UNESCO Collection of History of Humanity – Volume III: From the Seventh Century BC to the Seventh Century AD (J.Harmatta: UNESCO İnsanlık Tarihi Koleksiyonunda “İskitler” – Cilt III: M.Ö. Yedinci Yüzyıldan Yedinci Yüzyıl’a)

Nevra Necipoğlu: istanbul Araştırmaları Yıllığı

Halil Berktay: Kabileden feodalizme (sadece siyasi alanın içtimai muhatap konuları) Mehmet Fuat Köprülü: Tarih araştırmaları, Türk tarih-i dinı̂si, Türkiye tarihi:Anadolu istilâsına kadar Türkler, Suematsu Kenchō: A fantasy of far Japan, The Risen Sun, China’s Historical Expansion

Zeki Velidi Togan: Umumi Türk Tarihine Giriş, Hâtıralar: Türkistan ve diğer Müslüman doğu Türklerinin millı̂ varlık ve kültür mücadeleleri

Mirfatih Zekiyev: Türklerin ve Tatarların kökeni Taguchi Ukichi: (1876,1877,1881 ve 1900’deki tüm makaleleri) Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî: Câmi’ut-Tevârîh, History of China and Cathay, Oğuzname Salomon Schweigger: Sultanlar kentine yolculuk, 1578-1581

Bahaddin Ögel: Türklerde devlet ve ordu mehteri: Hunlardan Osmanlılara : resimler ve sözlükler, Türk kültür tarihine giriş, Türk Mitolojisi ve Muhakemeleri, Dünden bugüne Türk kültürünün gelişme çağları, böyük hun imperiyası (okumak isteyenlerin orjinal dilinde okumasını isterim)

Sino-Turcica: Çingiz Han ve Çin’deki hanedanının Türk müşavirleri

Yusuf Akçura: Türkçülüğün Tarihi, Cengiz Han, Türk Yılı(1928),

Wang Guowei: Çin edebiyatındaki bazı Türki ve kavimsel değinmeleri bulunuyor. Yazdığı insanların şarkılara verdiği tepkileri komşu milletlerin nezdinde aktardığı bazı bölümler var (sadece bu kısımlar dahildir.) Gabdulhay Ahatov: neredeyse tüm makaleleri

Wilhelm Barthold: Turkestan Down To The Mongol Invasion, An Historical Geography of Iran, Central Asian Turkish History Lessons László Rásonyi: Tarihte Türklük,

Duna hidak: Régi török ​​emberek a Duna (yazarın ilk eseri diye hatırlıyorum. Orta Avrupa için bazı noktaları incelenmeye değer)

Wolfram Eberhard: conquerors and rulers: social forces in medieval china, china und seine westlichen nachbarn: beitr. zur mittelalterl. u. neueren geschichte zentralasiens, kultur und siedlung der randvölker chinas, a history of china: children history (adına bakmayın kuvvetlidir)

Tarih Kazanı

Tarih-i Harp

Savaş tarihi, büyük komutanlar ve stratejileri Türk tarihine dair mülahazalar ve Türk tarihindeki münakaşaların izah adresi.

Related Post

TÜRKLERİN ANA YURDU

Posted by - 9 Mart 2021 0
Türklerin ortaya çıkışı, Avrasya’nın kuzey bölgelerinin en uç doğu noktalarında kesin bilinmeyen bir tarihe rast gelmektedir. Dil bilimciler ve Antropologlara…

Cengiz Han’ın Ordusu

Posted by - 11 Ocak 2021 0
Cengiz Han’ın ordusu, bir düşman memleketini istila ettiği zaman, belirli bir plan izlerdi. Bu usul, Moğollar 1270 senesine doğru Mısır’a…

Osmanlıca Nedir ?

Posted by - 31 Temmuz 2020 0
TÜRK DİLİNİN YÜZYILLARCA MARUZ KALDIĞI İHANETLERİN BU GÜNE YANSIYAN DİL TARTIŞMALARINI TÜM BOYUTLARIYLA ANLATIYORUZ.

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir