TURANÎ KAVİMLER (I)

1034 0

-Türklerin Mistik Hususta Kökeni ve Kavimlerin Dağılış Hikayesi

Tarihçilere göre Yafes oğullarından Moğol siluetli bir şahıs kavim ve kabilesi dahilinde Asya ortalarında Issık-Göl ve Altay’ın eteklerine yerleşmiştir. Vakit geçtikçe haliyle çoğalmışlardır, önceki yurtlarına sığamadıklarından etrafa akınlar “tıpkı Aryaniler gibi” civar bölgelere yayılarak çeşitli halklara ve kabilelere bölündüler. Birliklerinden ve birbirlerinden ayrılan bu kollardan her biri bir tarafa gidip, gittikleri yerleri mesken tutarak kimisi göçebe kimisi de Hiung-nu’lardan süregelen yaşam şeklini konar-göçer halde idame ettirmiştir; konar-göçerlik Türk’lük belirtisidir, bu konudaki çatışmalarını diğer bölümde göreceksiniz. Turan kavimleri genel anlamda göçebe (bir kısmı ağırlıkla konar-göçer) yaşamı benimsedikleri için birbirlerinden kopmaları, farklı kabileler teşkil etmeleri hem sık sık hem de şimşek hızında anlaşmazlıklar ile gerçekleşti. Lakin aralarında güçlü bir hakan çıktığı vakit bunlar yine kısa zamanda bir sancak altında birleşmeye karar kılarlardı. Bu birliğin ömrü de takdir edersiniz ki o güçlü hakanın ömrüyle paralel idi.

Tarihçiler, etnograflar ve antropologlar tetkik açıdan Turan kavimleri Hitay-Çin ekseninde sıralanabilir diyor; Hind-Çin-Maçin, Tibet, Annam sülaleleri, Nipponlar, Kore halkları, Fin kabileleri, Türk sülale ve halkları, Tatarlar ve Mongollar. Ki Tunguslar, Malay, Buryatlar, Kuzey Kutbu civarındaki Hiper-Böre halklarına ek olarak Yukagir, Gilak ve Kamçatkalı halklar ile ağırlıkla Yakut, Nümülüs, Eskimo, Telengit ve diğerleri diye zikredilir.

Benim de yazılarımda kaynak gösterdiğim, bu ilimle çok defa ilgili olmuş hatta duayeni haline gelmiş olan Alman antropologlar: Johann Friedrich Blumenbach, Salomon Schweigger ve tabi ki Franz Boas şöyle derler; “Turan halklarını elli iki kavim olarak tespit etmek hiçte zor olmadı. Yukarıda ismi sayılanların birçoğu kendi aralarında parçalanarak başka kavimler ortaya çıkarmıştır. Mesela Türk halkları on yedi büyük gruba böyle ayrılmıştır. Sözü edilen kavimlerin tamamı İranlıların Turan dedikleri Türkistan bozkırlarından dört bir yana dağıldıkları yüzünden bunlara Turanî Kavimler denilmektedir. Bunların asıl vatanları Altay dağlarının dolayları olduğu gibi halkın devasa bir çoğunluğu da Ugır vey Ugor ismindeki kabileden türeyen halkları teşkil ettiği için bunlar aUgor-Altay grubu adı verilmiştir. Keza bunların her biri sima ve kıyafetlerinde Moğol görünümüne sahip olduğundan Mongoloid denilmektedir. Türk halkları ise daha farklıdır. Şimdiki ayrışmayla sayarsınız işte Tatar, Kazak, Kırgız vd.. işte Türk halklarındaki oluşan yeni bir sentez Mongoloid olmaktan çıkıp Turanî hududunda gelişmiş bir çatı özelliği gösterir. Ancak Uygur, Ogur ve Hun tasvirlerinde açıkça Sovyet kaynaklarında ve Sovyetizmden etkilenmiş Moğol-Çin değiştirilmiş betimlemelerinde Mongoloidlik benzerliğinde durulmuştur. Şükür ki kaynakların değiştirildiğini biliyoruz. Diğer kavimlerle karışıp kaynaşan gerçek Türklerin hakiki Mongoloidlerden de fazlasıyla Mongoloid oldukları tespit edilmiştir. Belki de ondandır ki Turan Kavimleri’nin büyük kütlesel atası kabul edilen Türk’ün Mongoloid olduğu bu sebepten sanılıyor. Veya bu sebep öne sürülerek Mongoloid kavimlerin tamamı, yani Turanî kütleler “Türk asıllı kavimler” olarak kabul görmekte. Başka dayandırılabilecek noktaysa Cengiz’in Türk’lüğüne kapı aralayan bu düşünce olabileceği sanılıyor. Ancak bunun da doğru olmadığı 1985 yılında İbrahim Kafesoğlu’nun çalışmasıyla tescilleniyor.

(Arpad Vezer Han’da görünüşüyle giyim benzerliğini en tipik yansıtan hükümdardır.)

-Hitay Çin Halkı

Arî kavimlerin başına gelen haller Turanî kavimlerin de başına gelmiştir. Halkın çoğalması hasebiyle topraklar zaman içinde yetmez duruma ulaşmıştır. Gruplar istedikleri gibi boş bir toprak bulunca ya da arkalarında kendilerini hareketlendirenler (kovalayanlar) takibe son verinceye kadar gittikleri kadar yurt arayışı içerisinde giderlerdi. Turanî kavimler son zamanlara kadar göçebe hayat tarzını muhafaza etmiş olsalar bile, aralarından bazıları çok çok eskiden yerleşik düzene geçmişti.

Turanî kavimlerden ilki olan Çin-Hitay ve Nippo halkları doğu ve Güney-Doğu taraflarına hareket etmişlerdir. Önceleri Tibet yaylalarında bir müddet konakladıktan sonra yollarına devam ettikleri söylenir. Zira devam etmeselerdi biz Tibet ötesinde Turanî kavimlerin izlerini göremezdik. Tabi bir önceki bölümde değindiğim gibi her kavim anlaşmazlığa düşerek bölünüp ayrı yollarda kendini idame ettirmişti; Tibet’te konaklayanların bir kısmı devam etseler de Tibet yaylalarında kalmaya bir kısmı karar kılar ve biz bu topluluğa “Tibetliler” deriz. Tibetlilerin totemcilik inancına nazaran bazı tarihçiler ve antropologlar arasında şiddetli tartışmalar vardır ki bu da Turanî kavimlerden olan Türk’lerin vakitlice Totemizme iman etmiş oldukları hususudur. Ancak Arnold Kasnac’ın bu iddiası “Ongun”ların tekrar incelemeye alınmasıyla çürütülecektir; gelecek bölümlerde din kısmını ele alırken Türk’lerin iman ettiği dinlerin akidelerinden bahsedeceğim.

Yukarıda sözünü ettiğim grupların büyük kısmı Huan-ho yani günümüzdeki adıyla Sarı-Nehir ve Hien-kem yani Mavi-Nehir arasına tutunmuşlardır. Daha sonraları Okyanus ve Adalara doğru saçılanları (Nippolar’da göreceğiz) neşredeceğiz. Çinliler kendilerini dünyanın en eski kavmi olarak kabul ederler. Dedelerinden 200.000 yıl önce torunlarına miras kalmış olan eserleri kanıt olarak sunarlar. Yerleşik düzen ve medeniyet, san’at ve teknoloji cihetinden de hakikaten Çinliler en eski halklardandır. Çünkü bugün bile Türkler ve diğer Turanî kavimlerin giyim tarzının detaylı tetkiki Çin yıllıklarında, devlet katiplerince tutulan nüshalarda gözükmektedir. Bu sebeple onlar hiçbir kavme ihtiyaç duymazlar, kimseyle karışmazlar, kimseyi de aralarına almazlardı; Türk kağanlarından birkaçı hariç bu genellemeye uyularak hareket edildiği Asya Hiung-nu’ları için kısmen kesinlikle, parçalanmış Hiung-nu devri için Doğu Kağanlığı nezdinde asla geçerli değildir. Dolayısıyla eski dönemin medeniyette ilerleme kaydetmiş bulunan Sami ve Ari kavimleri onların varlığından habersizdiler. Daha sonraları bunların var olduğu öğrenilmiş olmakla birlikte, kendileri başkalarıyla kaynaşmayı reddettiklerinden, haklarında yine de fazla bir bilgi edinilemedi.

Lakin yaklaşık 1900’lere doğru elde edilen belgelerde; Wang Guowei tarafınca hazırlanan çok kıt sayıdaki raporda başka kavimlerle kaynaşmayı yavaş yavaş kabul etmeye başladıklarını yayınladıkları dönemden itibaren kim oldukları ve tarihleri hakkında bilgiler edinilmeye başlandı. Sir Reginald Fleming Johnston’ın 1908’de yayınladığı (1900-1907 arasında Aisin Gioro Pu’yi’nin garp danışmanlığını yaptığı reformist görevlisi olduğu yıllarda elde ettiği bilgilerce hazırladığı) From Peking to Mandalay, 1910’da neşrettiği Lion and dragon in northern China, 1911 yayın tarihli ancak 1908’de hazırlanmış olan A Chinese appeal to Christendom concerning Christian mission, Edinburg Universty’de tarih kürsüsünde en dikkat çeken bir dizi rapordan oluşan Buddhist China, Harb-i Umumi’nin bitiş arefesinde (1917) yayınladığı Letters to a Missionary, hız kesmeyerek 1920-1921 arası hazırlanan ancak sadece 2 tane basılarak (Britanya devlet arşivi ve İskoçya ulusal eserler kütüphanesine hediye edilen) The Chinese drama, Twilight in the Forbidden City, confucianism and modern china: the lewis fry memorial lectures, 1933-34, delivered at bristol university kaynaklarında Çin hakkında daha fazla bilgi edinilmeye başlandı. Atalarına karşı büyük saygı ve sevgileri olduğundan tarih yazımı onlarda çok önceleri başladığı gibi Yeni çağ’da devlet katipliği dengi olabilecek tek ülke Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye idi. Dolayısıyla Ebu’l Feth Mehmed Han’ın fethini şahane-i tebrikleriyle kutlayan Şeybaniler (Özbek Hanlığı) Hanı Ebü’l-Hayr Han’ın mektubunun Çin arşivinde yer almasının en büyük sebebi “kendileri ile ilgili olabilecek her olayı kayıt altına almış” olmalarında gizlidir. Türk asıllı kavimlerle komşuluk yapmışlar, onlarla bazen dost, bazen düşman olmuşlar; bu sebeple de Türkler hakkında en fazla derinlemesine malumat onların yıllıklarında bulunmuştur.

Çinliler Türk kavimlerinden Tatarlar ve Gök-Türkler ile karışıp kaynaştıkları için, onların aralarından “Moğol” ismi verilen bir kavim meydana gelmiştir (Fin ilim adamlarının yaptıkları araştırmalar, bu konuda bizi başkalarından farklı bir tez savunmaya mecbur bıraktı). Moğollar belli bir süre dahilinde (kesik-kesik vakitlerde) yeryüzünde hakim/hükümdar bulundular. Haliyle idareleri altına aldıkları Türk obaları ve kütlece daha fazla bulunan muhtelif Türk boyları veya toplulukları (Uygurlar vd..) idarelerinde onlarla kaynaşmışlardır.

Çinliler çok eskiden beri Doğu’nun en medeni, en sanatkar, ilimli ve en güçlü halkı idi. Ancak onların geçmişle sıkı bağlarını muhafazada aşırı titiz davranmaları, kendilerini en medeni millet olarak kabul etmeleri zamanına getirdiği değişimleri kabul etmelerini de engellemiştir. Gerçi uzağı görebilen Çinliler kısa zamanda daldıkları uykudan uyanarak, her konuda zamanının getirdiği yeniliklere ayak uydurmaya girmiş ve kendilerini yenilemeye çalışmışlardır; Restorasyon veya reorganizasyon aşamasında Oğuzlar ile iyi yarış tutabildiler. Daha önceleri beğenmedikleri kişileri artık üstad olarak kabul etmeye başladılar ve halk olarak ayakta kalabilmek için gerekli olan ilimleri öğrenmeye girişmişlerdir. Bu gibi kavimlerin gelecekte ne olacakları şimdiden malum. Bilgiçlik taslamaya gerek yok diye düşünüyorum. Çin’i Türk kavimleri nice defa istila etmiş olsalar bile, medeni ve kültürlü halklar arasında, zamanı için yüksek bir kültüre sahip olmayı başaramamış “hakim kavim dahi olsa” zaman içerisinde eriyerek kaybolacağı için bunlar da Çinlileşmişlerdir. Denilebilir ki Türk kavimlerinin Çin’i istilaları Türk nüfusunun azalmasına, Türk gücünün zayıflamasına hizmetten başka bir netice sağlamamıştır.

Beijing başlangıçtan beri ülkenin başkenti halindedir. Hükümdarın sarayı şehrin merkezinde bulunmasından ötürü esasen bu şehre “yasak, gizli, soylular şehri” de denmekte. Yasaklı şehir olması sebebiyle yakın tarihteki Yuan Shikai darbesiyle 1912’de Quing Dynasty’nin ortadan kaldırılması (sülalenin son hükümdarı Pu’yi Nippo hegemonyasında ilk ve son Mançu imparatoru olarak taç giydikten ve SSCB esir kampında bir müddet zaman geçirdikten sonra Çin Halk Cumhuriyeti “aşırı düşüncelerden arınma kampında” ömür eskiterek 1967’de doğduğu sarayın duvarlarında ölmüştür; belki de sülale bakımından günümüze ulaşamamış birkaç hanedandan biridir.) ve şehrin açıkca Pinyin yani Pekin olarak adlandırılması yeni rejimin de düşüncelerinde ve emellerinde kararlılığını göstermiş oldu. Bu saray çevresindeki şehir zamanla iki misli büyüyerek Şangay’dan sonraki en büyük şehir olmuştur. “İç şehir” veya “Tatar Şehri” denilen kısımda genelde Tatarlar ikamet ederken, Dış şehirde ise başkaları yaşardı. Hükümdarları Mançur neslinden Türk kökenli bir Tatar olduğu bilinir.

Benim hakiki niyetim sadece Türk kavimlerinden bahsetmek gibi bir düz nokta değil. Turan kavimlerinin başka kolları hakkında sözü uzatmak gibi bir çok cüzi bir emelim de var. Öyle bile olsa, tarihimizde daima kendileriyle münasebet halinde bulunduğumuz Çinlileri biraz anlattığım gibi Nippolar’dan da bir nebzecik bahsetmek ve onlarla dahi kanımızın karıştığını, keza Finlilerle de akraba olduğumuzu izah etme ihtiyacı duyuyorum. Bir sonraki bölümde Nippo kavminin medeniyetini, ahlaki düzeni, dinlerini ve Türk-Nippo münasebetlerine değinmek suretiyle Fin kavmi üzerinden Türk kavimlerine ve ilk inceleyeceğimiz topluluğun Yakut’lar olduğunu önceden belirtmek isterim.

Hazırlayan: Mertcan Abbasoğlu

Kaynaklar:

Kemal Karpat: Osmanlı ve Dünya: Osmanlı Devleti ve Dünya Tarihindeki

Yeri İbrahim Kafesoğlu: Umumi Türk Tarihi Hakkında Tespitler, Görüşler, Mülahazalar, Türk Millî Kültürü Gyula Nemeth: Attila ve Hunlar

Osman Karatay: Hırvat Milletlerinin Kökenleri ve Oluşumu (The Origins and Making of the Croatian Nation)

J.Harmatta: “Scythians” in UNESCO Collection of History of Humanity – Volume III: From the Seventh Century BC to the Seventh Century AD (J.Harmatta: UNESCO İnsanlık Tarihi Koleksiyonunda “İskitler” – Cilt III: M.Ö. Yedinci Yüzyıldan Yedinci Yüzyıl’a)

Nevra Necipoğlu: istanbul Araştırmaları Yıllığı

Halil Berktay: Kabileden feodalizme (sadece siyasi alanın içtimai muhatap konuları) Mehmet Fuat Köprülü: Tarih araştırmaları, Türk tarih-i dinı̂si, Türkiye tarihi:Anadolu istilâsına kadar Türkler, Suematsu Kenchō: A fantasy of far Japan, The Risen Sun, China’s Historical Expansion

Zeki Velidi Togan: Umumi Türk Tarihine Giriş, Hâtıralar: Türkistan ve diğer Müslüman doğu Türklerinin millı̂ varlık ve kültür mücadeleleri

Mirfatih Zekiyev: Türklerin ve Tatarların kökeni Taguchi Ukichi: (1876,1877,1881 ve 1900’deki tüm makaleleri) Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî: Câmi’ut-Tevârîh, History of China and Cathay, Oğuzname Salomon Schweigger: Sultanlar kentine yolculuk, 1578-1581

Bahaddin Ögel: Türklerde devlet ve ordu mehteri: Hunlardan Osmanlılara : resimler ve sözlükler, Türk kültür tarihine giriş, Türk Mitolojisi ve Muhakemeleri, Dünden bugüne Türk kültürünün gelişme çağları, böyük hun imperiyası (okumak isteyenlerin orjinal dilinde okumasını isterim)

Sino-Turcica: Çingiz Han ve Çin’deki hanedanının Türk müşavirleri

Yusuf Akçura: Türkçülüğün Tarihi, Cengiz Han, Türk Yılı(1928),

Wang Guowei: Çin edebiyatındaki bazı Türki ve kavimsel değinmeleri bulunuyor. Yazdığı insanların şarkılara verdiği tepkileri komşu milletlerin nezdinde aktardığı bazı bölümler var (sadece bu kısımlar dahildir.) Gabdulhay Ahatov: neredeyse tüm makaleleri

Wilhelm Barthold: Turkestan Down To The Mongol Invasion, An Historical Geography of Iran, Central Asian Turkish History Lessons László Rásonyi: Tarihte Türklük,

Duna hidak: Régi török ​​emberek a Duna (yazarın ilk eseri diye hatırlıyorum. Orta Avrupa için bazı noktaları incelenmeye değer)

Wolfram Eberhard: conquerors and rulers: social forces in medieval china, china und seine westlichen nachbarn: beitr. zur mittelalterl. u. neueren geschichte zentralasiens, kultur und siedlung der randvölker chinas, a history of china: children history (adına bakmayın kuvvetlidir)

Tarih Kazanı

Tarih-i Harp

Savaş tarihi, büyük komutanlar ve stratejileri Türk tarihine dair mülahazalar ve Türk tarihindeki münakaşaların izah adresi.

Related Post

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir