Tüm Boyutlarıyla Montrö Sözleşmesini Ve İptali Durumunda Karşı Karşıya Kalacağımız Vahim Durumu Anlatıyoruz.

302 0

ABD ve Avrupa Montrö’nün iptali için pusuda beklerken dil sürçmesi veya şaka yollu bile olsa Montrö’den çekileceğimizi ima etmek veya Kanal İstanbul gibi Montrö’nün iptaline sebep olacak , İstanbul’a ve ülkemize çok zarar verecek bir kanalda ısrar etmek Türk milletini yeni bir kurtuluş savaşı ile karşı karşıya bırakacaktır.

Değerli Arkadaşlarım,

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, HaberTürk canlı yayınında İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin açıklamalarda bulundu ve ”Cumhurbaşkanı, İstanbul Sözleşmesi’nden kararname ile çekildiği gibi Montrö’den de diğer uluslararası anlaşmalardan da çekilebilir” deyiverdi.

AKP bunu hep yapıyor.  Türkiye Cumhuriyeti’ni ve ulusal güvenliğimizi Batı’nın çıkarları doğrultusunda değiştirerek ülkemizin yıkılmasına sebep olacak ifadeleri en yetkili ağızlardan “sanki bir dil sürçmesi veya acele oluvermiş” gibi söyletiyor kamuoyunun tepkisine bakılıyor, eğer tepki varsa ertelemeye gidiliyor, bu arada en azından insanların böyle bir değişime karşı alışkanlık kazanması ve tepkisizleşmesinin önü açılıyor.

Sevgili Okurlar,

Önce “Montrö Boğazlar Sözleşmesi” nedir anlatalım sonra dil sürçmesi ile ağızdan çıktığına inanmadığımız, Türkiye’nin ve mavi vatanın geleceğini son derece büyük tehlikelere atan bu vahim sözlerin ülkemize vereceği zararları anlatalım.

24 Temmuz 1923 tarihli Lozan (Lausanne) Barış Antlaşmasına göre Boğazlar Bölgesine Türk askeri yerleştirilemiyor, buralarda tahkimat yapılamıyor, savunma tedbirleri alınamıyordu. Asıl sorun buydu. Yabancı askerler Boğazlar bölgesinden çıkarılmıştı ama bölgeye Türk askeri de sokulamıyordu. Hem Çanakkale Boğazı, hem Marmara Bölgesi, hem de İstanbul Boğazı silahsız, askersiz, savunmasız bırakılıyordu. Lozan statüsüne göre bu bölgede, hiçbir istihkâm, hiçbir topçu tesisi, hiçbir deniz üssü olmayacaktı.

Dokuz devlet temsilcisinden oluşan bir “Boğazlar Komisyonu” görev üstlenmişti. Bu Komisyonun başkanı gerçi Türk’tü ama Türkiye, dokuz üyeli komisyonda sadece bir oya sahipti. Kaldı ki, Boğazlardan savaş gemilerinin ve uçakların geçişini Türkiye denetleyemiyor, sadece Boğazlar Komisyonu bu yetkiyi kullanıyordu. Bu uygulama ile dediğiniz gibi bu statü, Türkiye’nin ulusal egemenliğiyle bağdaşmıyordu.

1923’de Lozan’ın imzalanması noktasında Boğazlar konusunda fazla ısrar edilmeyerek zamanı kollanmış, 20 Temmuz 1936’nın güçlenmiş Türkiye’sin de “savunma güvenliği gerekçesi” öne sürülerek 1936 Montreux Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştır.

MONTRÖ İLE SAĞLANAN MUTLAK EGEMENLİK

Sevgili Okurlar,

Montrö Sözleşmesi ile Türkiye’ye “mutlak egemenlik devri” yapıldı. Türkiye’nin bölgede silahlanması sağlandı. Türkiye, Montrö öncesinde Boğazlar Sözleşmesi’ni değiştirmek isterken koşulların değiştiği” tezine dayandı.

9 Kasım 1936’da yürürlüğe giren Montrö ile Türkiye’nin yükümlülükleri bulunmaktadır.

Bunlar “Boğazlardan geçişi ve gemilerin ulaşımı, Türkiye’nin kendi ulusal güvenliğinin sağlanması, Karadeniz’e kıyıdaş devletlerin güvenliği ve Karadeniz’de kıyısı olmayan devletlerin çıkarlarının korunmasıdır.

Görüldüğü gibi Türkiye’nin siyasi varlığının teminatı ve koruyucusu Lozan Antlaşması ve Montrö sözleşmesidir. Bu antlaşma ve sözleşmede kazandığımız hakların en ufak bir şekilde zedelenmesi durumunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Büyük Türk Milleti için bir dizi felaketlerin başlamasına sebep olacaktır. Bu sebeple Lozan ve Montrö konusunda taviz verilmemesi ve Montrö gibi hassas bir sözleşmenin iptali için gerekçe oluşmasını bekleyen ABD, Avrupa gibi dış düşmanlara fırsat verilmemesi önemle dikkat edilmesi gereken milli meselelerimizin en önemli hususlarıdır.

MONTRÖ TÜRKİYENİN GÜVENLİĞİ VE BEKASIDIR.

Bir örnek verilmek gerekirse İkinci Dünya Savaşı yıllarında Montrö Sözleşmesi son derece önemli olmuştur. Bu Sözleşme yapılmamış olsaydı, Savaşan tarafların Boğazlardan geçecek savaş ve ticaret gemileri engellenemeyecek, askerden arındırılmış statüdeki Boğazların her iki yakasındaki Türk toprakları, güvenlik açısından çok hassas bir konuma geleceğinden boğazlar asıl savaşın cereyan edeceği merkez noktalar haline gelecek güvenliğini korumak zorunda kalacak Türkiye daha 1.Dünya Savaşının yaralarını saramamışken bir İkinci Dünya Savaşı’na girmek zorunda kalacak, Çanakkale ve İstanbul boğazları savaşın en yoğun geçtiği yerlerden birisi haline gelecekti.

Yine Montrö Sözleşmesinin hükümlerine hassasiyetle uyan Türkiye’nin soğukkanlı diplomasisi sayesinde, batının her türlü kışkırtmasına rağmen 2008 yazında yaşanan Gürcistan-Rusya ve 2014 baharında yaşanan Rusya-Ukrayna krizlerinde Türkiye’yi zora sokacak denizde bir çatışma ve tırmanma yaşanmamıştır.

Montreux(Montrö) Boğazlar Sözleşmesi Atatürk’ün dehasının bir örneği ve Türk Milletinin gücünün, yenilmezliğinin ve mutlak egemenliğinin tüm dünyaya kabul ettirildiği bir anlaşma olup bu gün kafaları ABD başta Batı’nın çıkarları doğrultusunda çalışan işbirlikçilerin ve onların sözcülüğünü yapan şarlatanların anlamasının mümkün olmadığı önemli bir sözleşme ve diplomasi örneğidir.

Son 85 yıldır bu sözleşme sayesinde Karadeniz, her an için bölge dışından gelen 40’tan fazla savaş gemisinin bir barut fıçısına dönüştürdüğü Basra Körfezi olmamıştır. Emperyalizmin batıdan ve güneyden Türkiye’yi kuşatmasına bu sözleşme sayesinde kuzeyden izin verilmemiştir. Karadeniz, Montrö sayesinde denge denizi olmuş, deniz ortamında barış ve istikrar bugüne kadar korunabilmiştir.

MONTRÖ İLE ÜLKEMİZİN VE ÇEVRE ÜLKELERİN GÜVENLİĞİ SAĞLANMIŞTIR

Montrö Sözleşmesi gemilerin geçiş düzeni bakımından son derece kapsamlı hükümleri öngörmüştür. Sözgelimi, savaş zamanında ve barış zamanında geçiş rejimleri farklıdır. Her iki durumda da ticaret gemileriyle; savaş gemilerinin geçiş koşulları da farklıdır.

Savaş durumunda Türkiye’nin savaşan devlet olup olmaması da geçiş rejimini etkilemektedir. Türkiye savaşan devlet ise müttefiklerin ve düşmanların gemilerine tanınan geçiş koşulları da farklıdır. Karadeniz’de kıyısı olan, olmayan devletlerin savaş gemilerinin Karadeniz’de kalış süreleri, sayıları, tonajları ve ön bildirimleri de farklıdır.

Türkiye’nin kendini “savaş tehdidi” altında hissetmesi durumundaki yetkileri de ayrıca düzenlenmiştir. Buna göre Türkiye, sözleşmenin 21. maddesine dayanarak, Boğazlardan geçişleri sınırlama ve hatta tamamen kaldırma yetkisine sahiptir. Montrö’de bu yetki Türkiye’ye uluslararası barış ve istikrar kriterlerine göre verilmiştir. Bu düzenlemede Türkiye’nin Bölgedeki rolü ve etkinliği de göz önüne alınmıştır

YENİ DÜZENLEMELER

Sevgili okurlar,

Türk Boğazları’ndaki trafiğin artması ve kaza riskinin yükselmesi üzerine Türkiye, Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin kapsamına girmeyen konularda, saklı tutulan yetkisini kullanarak ilki 1 Temmuz 1994 tarihinde, ulusal düzenleme (Tüzük) yapmış ve uygulamaya koymuştur. Türkiye, uygulamalardan elde edilen sonuçlara göre bu tüzüğü revizyona tabi tutmuş ve 6 Kasım 1998 tarihinde yürürlüğe sokarak, kıyıdaş devlet olarak, ulaştırma güvenliğini sağlama ve deniz trafiğini düzenleme yetkisini kullanmıştır.

Gerek mevcut hukuki ve siyasi düzen gerekse Türk Boğazları’ndan geçişle ilgili uygulamalar ışığında, Montreux Boğazlar Sözleşmesinin feshini veya değiştirilmesini gerektirecek bir durum mevcut değildir. Ancak yeni bir durum sözleşmenin yenilenmesi veya tartışılmasına sebep olabilir.

İSTEDİKLERİ GİBİ GELİP GEÇEMİYORLAR

Sevgili okurlar,

“Boğazlarda, Montrö’de bize tanınan bir hak yok, istedikleri gibi gelip geçiyorlar” şeklinde verilen beyanat gerçeklere aykırıdır. Türk Boğazlarından isteyenin istediği şekilde geçmesi gibi bir durum söz konusu dahi olamaz!

Boğazlardan geçiş yapma niyetinde olan gemiler, boy, taşıdığı yük, gemi tipi, su altında kalan kısmı, su üstünde kalan yüksekliği başta, geçişlerinden 24, 48 veya 72 saat öncesinden, bazı durumlarda ise seferlerini planlama aşamasındayken Türkiye Cumhuriyeti Devletine ön bildirim yapmak zorundadır

Gemilerin geçişleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından belirlenmiş sağlık vd şartlara uygun olmaları, önerilen yolu takip ederek, istenilen önlemleri alarak, istenilen hızda ve önerilen şekilde davranmaları kaydıyla üstelik her saniyesi takip edilerek mümkün olur.

Boğazlardan geçecek her türlü gemi Montrö’ye dayanarak, giriş yapacağı Boğaza 20 deniz mili mesafede iken Türk makamlarınca aktif olarak takibe alınır ve çıkış yaptığı Boğazdan 20 deniz mili uzaklaşana kadar her hareketi saniyesi saniyesine kontrol ve takip edilir.

Karadeniz’in tam bir Osmanlı gölü olmadığı dönemler haricinde Boğazlarda tam bir hâkimiyetin söz konusu olmadığı gerçekken Montrö’ye göre Türkiye kendini savaş tehdidi içinde hisseder veya bir savaşa girerse, geçişler için tek başına söz sahibi ülke Türkiye olacaktır.

MECLİS BAŞKANININ SÖYLEDİKLERİ DİL SÜRÇMESİ OLARAK DÜŞÜNÜLEMİZ

Sevgili okurlar,

Atatürk ve  o günkü tecrübeli Devlet Adamları 85 yıl öncesinde kalmışlardır! Uluslararası emperyalist ABD ve AB’nin içeride ve yurt dışında yaptıkları yoğun propaganda ve yönlendirmelerin yanında ulusal direnci azaltıcı girişimleri ve Boğazın geçişinin değiştirilmesi bahanesiyle Türk Boğazlarından geçiş rejiminin tartışmaya açılma ihtimali her an mevcutken Meclis Başkanlığı gibi önemli bir görevi üstlenin bir şahsın böyle vahim if1adelerde bulunması ya ABD gibi pusuda bekleyen ülkelere çiçek uzatarak iktidar süresini uzatmak veya gaflet dalalet ile başlayarak devam eden bir durumun göstergesidir.

Nitekim bu söylem, okyanusların yüzde yarımından küçük bir alana sahip olan Karadeniz’e, Montrö Sözleşmesinin kısıtlamaları nedeniyle istediği tonaj ve tipte savaş gemisi çıkaramayan ABD’yi ve peşindeki emperyalist deniz güçlerini şüphesiz son derece mutlu etmiştir.

Türkiye soğuk savaş dönemindeki hassasiyetle Montrö rejimini devam ettirmek zorundadır. Bu bir seçenek değil beka sorunudur. Montrö Sözleşmesinin ortadan kalkması Karadeniz’de büyük karmaşa ve bugünün küresel konjonktüründe silahlı askeri çatışma seviyesine çıkabilecek tırmanma koşullarını yaratır.

Montreux Boğazlar Sözleşmesi’nin; Türkiye’nin hak ve menfaatlerini en iyi şekilde koruyabilecek hukuki ve siyasi bir metin olduğu, şartların değişmesi durumunda Türkiye’nin kazanılmış haklarını kaybedeceği yeni bir İstiklal Savaşı ile karşı karşıya kalacağı unutulmamalıdır.

Montrö yerine yeni bir sözleşme yapıldığı veya Montröden vaz geçildiği taktirde “Boğazlardan geçiş ve ulaşım serbestîsi prensibi” bu yeni duruma göre işletilecektir. Boğazlardan geçişe ilişkin yeni bir rejimin oluşturulması amacıyla toplanacak konferansta sınırlamalar kaldırılarak ABD’nin tutumu belirleyici olacaktır. Böylece Türkiye dört bir yandan kuşatma altına girecektir.

ABD’nin, bu güne kadar uluslararası ulaştırmada kullanılan boğazlarda, su üstünden, su altından ve havadan geçiş ve ulaşıma ilişkin her türlü sınırlamaya karşı çıktığı bellidir. ABD’nin 2 Asırlık Şark meselesi- bu günkü adıyla Büyük Ortadoğu Projesini- bırakıp kendisiyle çelişecek bir çözümü benimsemesi beklenemez.

Montrö’nün akdi sırasında, Türk Boğazları gibi uluslar arası ulaştırmada kullanılan boğazlarda uygulanan geçiş rejimi “zararsız geçiş”tir. Hâlbuki bu günkü emperyalizm tüm engelleri kaldırmış statüleri özel bu tür boğazlar için öngörülen rejim “transit geçiş” rejimi olmuştur!

Bu gün genel uygulama olan “Transit Geçiş Rejimi”, Montrö antlaşması ile karşılaştırıldığında, kıyıdaş devletlerin yetkilerini kısıtlayan, uluslar arası deniz ulaştırmasının serbestliği ve sürekliliği ilkesini ön planda tutan, daha serbest ve engelsiz bir geçiş rejimidir.

Sevgili okurlar,

Montrö Boğazlar Sözleşmesinin fesih edilmesi ve yeni bir sözleşme yapılamaması durumunda; “Uluslar Arası Ulaştırmada Kullanılan Boğazlar” için öngörülen “transit geçiş rejimi” uyarınca Savaş gemisi, devlet gemisi ve ticaret gemisi vd bütün gemiler serbestçe geçebilecektir.

Bu nedenle, Montrö’nün sona erdirilmesine fırsat verecek adımlar atılması durumunda Türkiye’nin boğazlardaki geçişi dilediği gibi düzenleme yetkisine sahip olacağı görüşü fevkalade yanlış bir varsayım olmaktadır. Kanal İstanbul’un Suriye Macerasından daha tehlikeli olduğu açıktır

ABD Boğazları etkisizleştirmek, Türkiye’yi Kara denizden kuşatmanın alt yapısını 50 yıldır hazırlıyor. Mesela Karadeniz’e kıyısı olan Bulgaristan ve Romanya, Avrupa ve ABD ile olan ilişkileri bakımından Montrö’nün iptali yönünde girişimde bulunmaları için hazırda bekletilmektedir.

KANAL İSTANBUL MONTRÖ’NÜN SONUDUR

Sevgili okurlar,

Kanal İstanbul’un yapılması, Montreux Sözleşmesinin iptaline gerekçe olacaktır. “Montrö Sözleşmesi, Türk Boğazları için yapıldığı” gerekçesiyle ABD ve Avrupa’nın yıllardır hazırda tuttuğu Romanya ve Bulgaristan, Karadeniz de kıyısı bulunan ülkeler oldukları için  Montrö Sözleşmesinin iptali yönünde başvuruda bulunacaktır.

Montreux (Montrö) 20 yıllık bir anlaşmayken, hassas dengeler ve veto hakkımız ile süresini uzattığımız, bu sayede Türkiye’nin güvenliğinin garantisi olan, hatta kabul ettirdiğimiz tüzüklere rağmen bu güne kadar ayakta kalan Montreux Sözleşmesinin fesih edilmesine sebep olacak bir çivi dahi çakmak Türkiye’nin aleyhinedir. Hele hele ABD ve Avrupa Montrö’nün iptali için pusuda beklerken dil sürçmesi veya şaka yollu bile olsa Montrö’den çekileceğimizi söylemek veya Kanal İstanbul gibi endişe verici bir konuda ısrar etmeye devam etmek Türkiye için sonuçları çok büyük felaketlerle neticelenecek bir Beka sorudunur

BATI’NIN 200 YILLIK RÜYASI MONTRÖ İLE KELEPÇELENMİŞTİR.

Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerinde devletine önemli politik, stratejik, ekonomik ve askeri avantajlar sağlayan Boğazları tarihin her döneminde dünya gündeminin bir parçası olmuştur. Mesela 500 yılı asan Osmanlı-Rus tarihi, aynı zamanda Türk Boğazlarının tarihidir.

Sadece 19. ve 20. yüzyıllarda Türk Boğazları toplam 6 büyük uluslararası sözleşmeye konu olmuştur. Bunlar; 1841 Londra Sözleşmesi, 1856 Paris Sözleşmesi, 1871 Londra Sözleşmesi, 1878 Berlin Antlasması, 1923 Lozan Antlasması, 1936 Montrö Sözleşmesi’dir.

Sevgili Okurlar,

ABD’nin 1817 yılından bu yana devlet politikası haline gelmiş olan “Karadenize açılma”siyasetinden bu güne artarak devam eden bu gün Genişletilmiş Orta Doğu ve Afrika Projesi olarak şekillenen, pervasızca gerçekleştirdiği emperyalist planlar tüm Sevgili okurların malumudur..

Montrö’nün yenilenmesi durumunda Türkiye, halen sahip olduğu kazanılmış hakları tekrar elde edemeyeceği ve yeni sözleşme halen uygulanan rejime kıyasla Türkiye’nin lehine olmayacağı belliyken Montrö’nün kaldırılabileceğini ima etmek veya tartışmaya açacak en ufak bir söz sarf etmek, Avrupa’ya ve ABD’ye meydan okumak değil Batı’nın 200 yıldır ısrarla sürdürdükleri taleplerine ve bu günkü örtülü taleplerine, projelerine uygun adımlar atmaktır.

BATI’NIN ÇIKARLARINA UYGUN ATILAN ADIMLAR FELAKETİMİZ OLMAYA DEVAM ETMEKTEDİR

Suriye’ye Bataklığına El Nusra gönderilirken nasıl karşı çıktığımızı hatırlayanlarınız vardır. Bu gün Suriye’de kukla devlet oluşumuna giderek binlerce Km öteden gelip güneyimize yerleşen, PYD/PKK’yi 110.000 tır silahla takviye eden, sınırlarımıza bir PKK ordusu yığan, 9 Milyon Suriyeli’nin ülkemize yığılmasına sebep olacak süreci başlatan bir sürecin başlangıcı olmuştur. Bu gün bu karmaşadan cesaretle balkanlarda tatbikat bahanesiyle konuşlanan, son 18 yılda gözümüzün içine baka baka 20 adamızı işgal eden Yunanistan’ı – milyonlarca Türk’ün katledilmesinin başladığı 1821 Mora isyanı vesilesiyle – kucaklayan Batı ve ABD’nin Karadeniz’e yerleşmesi ütopya olmayacaktır.

MONTRÖ’NÜN ORTADAN KALDIRILMASI

Montrö’nün 28 ve 29.maddeleri Montrö’nün tamamen ortadan kaldırılması veya değiştirilmesiyle ilgilidir. Bu “Montröyü isterse kaldırır” saçmalığı aynı zamanda Kanal İstanbul ile birlikte koşullarda değişiklik yapıldığında doğacak yeni bir sözleşme veya değişiklik talebine Türk Milletini hazırlamak amacını gütmektedir.  Çünkü Kanal İstanbul ile Türkiye Montrö ile elde ettiği hakları kaybedecek Karadeniz’e “uçak gemisi, su altından gizlice denizaltı” dahi sokabilecek, Avrupa ve ABD’ye ait Nükleer başlıklı dev savaş gemileri dev denizaltıları  Boğazlardan  sıkıntısız bir şekilde Karadeniz’e geçecektir.  Karadeniz’de deniz üssü kurabilecek Batı’nın 200 yıllık rüyası gerçek olacaktır.

Tüm bu yazdıklarımız varsayım değildir. Milletçe karşı karşıya kaldığımız vahim durumu anlatıyoruz.

Seçimde Milliyetçilik maskesiyle oy toplamak için “Beka”dan bahsedenlerin bu kadar önemli bir konuda neden ufak bir tepki bile göstermediklerini anlamak mümkün değildir.

Erdoğan‘ın “Mavi Vatan” politikası doğrudur, Fransa’yı rahatsız ermiştir ama devamı getirilmemiştir! Suriye politikası ise temelinden yanlıştır ve Türkiye’ye büyük zararlar vermişken Kanal İstanbul başta Montrö’yü zedelemek üzere atılacak en küçük adım dahi tıpkı Suriye’de olduğu gibi kaos/karmaşa felaket zincirlerine sebep olacak, Türkiye kuşatma altına alacak Türkiye bir anda İstiklal Savaşı ile karşı karşıya kalacaktır.

Bir sonraki paylaşımımızda bir arada olmak dileğiyle Tüm değerli Arkadaşlarıma sağlık mutluluk ve başarılar diler, en içten sevgi ve Saygılarımı sunarım.

28 Mart 2021 Saat 19.10 TANER ÜNAL

Related Post

HAYDUT DEVLET ERMENİSTAN KÖŞEYE SIKIŞTI..!

Posted by - 13 Ekim 2020 0
Ermenistan’ın Dağlık Karabağ işgalinin kısa tarihçesi… Ermenistan’ın haksız işgalinin kökeni 20.yüzyılın ilk çeyreğine kadar dayanıyor.Öyle ki Sovyetler Birliği döneminde,Stalin tarafından,…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir