Tripolice, Girit, ve Bosna…

431 0

Tarihler 23 Eylül 1821’i gösterdiğinde Tripolice şehri düşmüş ve yüzlerce yıldır burada yaşayan on binlerce Türk ve Yahudi akılalmaz işkencelerle katledilmişti. Peki bu sayıları binlerle ifade edilen kurbanlar kendini savunmak için bir şey yapabilir miydi? Belki evet, ama her nasılsa ordunun ve kolluk güçlerinin kendilerini koruyacağına inanmışlar, yüzlerce yıl yaptıkları gibi gündelik hayatlarına devam etmişlerdi.  Şehir düştüğünde kendini savunacak hiçbir asker ve silah olmadığı için saldıranların insafına kaldılar. Katliam başladığında anlaşıldı ki, bu günü bekleyenlerin büyük kısmı, onca zaman beraber, barış içinde yaşadıklarını sandıkları komşularıydı. Türkler ve Yahudi’ler hayvancılık, ticaret ve yönetim işleriyle meşgul olurken komşuları kilerlerine tüfek ve barut depoluyor, gizli toplantılarla planlarını adım adım işliyordu.

Yunan bağımsızlık hareketi hızını aldıkça en büyük adalardan Girit de kaynamaya başladı, 1866 da başlayan isyan çeşitli müdahalelere rağmen durdurulamamış yine olan adada yaşayan sivillere olmuştu, binlerce insan irili ufaklı teknelerle ana karaya kaçmış, birçoğu denizde boğulurken kaçamayanlar yine kendilerini koruyacak silahlı birimlerden yoksun silahlı çetelerin elinde can vermiştir.

Yakın tarihte, 1992 de Bosna’da yaşanan olaylar herkesin malumu olup, buradaki durum diğerlerinin aksine teknolojik gelişmeler sayesinde daha net olarak belgelenmiş, modern/medeni sandığımız dünyada Avrupa’nın ortasında yaşanan bu insanlık dramı kapanması çok zor yaralar bırakmıştır. Burada, eski Yugoslavya ülkesinde yaşayan farklı etnik toplulukları bir arada tutan Tito’nun zekası ve mutlak gücü iken,  Tito’nun ölümü ile başlayan eylemler zaman içinde tek taraflı silahlanma, küçük çapta saldırılar ve sonrasında büyük ölçekli savaşa, aynı zamanda sistematik bir yok etme  hareketine dönüşmüştür.  Eğri oturup doğru konuşmak gerekiyor, maalesef Yugoslavya döneminde dahi o coğrafya Emir Kusturica filmlerindeki gibi güllük gülistanlık değilmiş, bunu o dönemleri yaşayan insanların ifadelerinden öğreniyoruz.  Sırp’lar çoğunlukla Yugoslav ordusunda görev alıp askerlik mesleğini icra edip, sivil olduklarında da atıcılık klüplerinde atış kabiliyetlerini geliştirmiş, Boşnak halkı ise daha sivil işlerle meşgul olmuşlar. Tabi ki kendilerini savunmak için önlemler almışlar fakat çok önceden hazırlıklarını tamamlamış, paralı askerler tarafından desteklenmiş Sırp paramiliter yapılanmalarının karşısında etkin bir varlık gösterememişlerdir.

Sistematik soykırım ve tecavüz, aylar boyunca devam eden kuşatmalara sessiz kalan BM ve NATO, yine komşuları tarafından öldürülen insanlar. Tarih birçok defa olduğu gibi yine tekrar etmiş ve kendisini savunma planı olmayan kitlelerin acılarını, yok oluşunu yazmıştır. Verilen örneklerin bizlere yakın olmasına bakıp, yaşananların buralara has olaylar olduğunu sanmayalım, benzer durumlar İspanyol – Aztek, İngiliz – Hint, Hutu – Tutsi, Hırvat – Sırp, Şii – Sünni, Katolik – Protestan karşılaşmalarında dünyanın dört bir yanında ve farklı yüz yıllarda defalarca gerçekleştiğini bilelim yeter. Hepsinin ortak özelliği ise daha iyi silahlanıp organize olmuş bir grubun diğerine üstün gelmesidir.

Şüphesiz hiçbir hükümet politikası ve münferit eylem, içinden çıktığı milletin tamamına mal edilemez, kaldı ki konumuz burada milletler, ideolojiler veya dini inançlar değil insan doğasıdır, aslında İnsanları bir arada ve barış içinde tutan şey yine kanunlar ve kanun koruyucuların dirayetidir.  Bu gerçekliğin farkında olarak en kötü senaryolara dahi hazırlıklı olarak gevşeklik göstermemeli, rehavete kapılmamalıyız.  Büyük savunma bütçeleri ve teknolojik silahları ile dünyanın jandarmalığına savunan ülkelerin dahi iç karışıklıklarla sarsıldığı bugünlerde yağma ve talanın yaşanmadığı ülkemizde bunun nasıl sağlandığını bir düşünelim.

Özkan Türkoğlu

Özkan Türkoğlu

Girne Amerikan Üniversitesi, Yönetim - Bilişim Sistemleri mezunu. Lojistik Planlama uzmanı. Tarih, Havacılık, Model Uçak, Motosiklet, Atıcılık ve Airsoft tutkunu.

Related Post

24 NİSAN VE ERMENİ YALANLARI

Posted by - 7 Mayıs 2021 0
24 Nisan’ın yaklaştığı günlerde Türkiye’de basın kuruluşları “Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Ne Diyecek?” başlıklarıyla gündemin nabzını tutmaya (!) çalışırlar.…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir