Teröristlere Yaşam Alanı Bırakılmamalıdır !

385 0

Son zamanlarda uluslararası kamuoyu ile birlikte doğal olarak Türkiye’nin de odaklandığı; Azerbaycan-Ermenistan arasındaki Karabağ çatışmaları, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanlık seçimleri, Doğu Akdeniz ve Ege sahasında yaşanan münhasır alan mücadeleleri ile Türkiye’ye karşı yaptırım kararlarının görüşüldüğü 10-11 Aralık 2020 AB Liderler Zirvesi gibi bir dizi süreç yaşanmıştır. Hatta bu konuların bir kısmı hala devam etmektedir. Bu süreçte yaşanan olaylar elbette ki Türkiye için çok önemlidir. Ancak gözden kaçırılmaması gereken bir diğer olaylar silsilesi de Suriye ve Irak’ın Kuzeyinde devam etmektedir.

Lakin sürecin nereye evrileceğini askeri, siyasi ve diplomatik mücadelede yer alan tarafların ve uluslararası aktörlerin tutum ve kararlılıkları belirleyecektir. Zira taraflar arasındaki mücadele girift ilişkiler yumağı halinde sürmektedir. Ki Türkiye, Irak, Suriye, ABD ve Rusya gibi ülkeler ile birlikte, bölgesel yapılanmaları ana hatlarıyla;

-PKK terör örgütü,

-PKK terör örgütünün Suriye kolu PYD/YPG,

-Irak Anayasası ile varlığı kabul edilen Özerk Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY)

-IŞİD/DAEŞ,

-Rejimini devirmek amacıyla muhalifler tarafından kurulan Özgür Suriye Ordusu ÖSO

gibi başlıklar altında toparlamak mümkün olabilir. Ancak bu oluşumların her birinin içerisinde onlarca alt grupların olduğu da unutulmamalıdır. Ayrılıkçı Kürt oluşumlar içerisinde, İran’da Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) adıyla faaliyet yürüten terör örgütü de vardır ancak bu çalışmada konuya dahil edilmemiştir.

            Tunus’taki olayların bölge ülkeleriyle birlikte Suriye’ye de sirayet etmesiyle başlayan olaylara bağlı olarak devam eden süreç içerisinde PYD/YPG/PKK terör örgütü ABD tarafından fonlanmış ve ağır silahlarla donatılmıştır. Hatta PYD/PYPG/PKK terör örgütüne bağlı bazı Kürt, Arap, Süryani, Ermeni ve Türkmen grupların Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adıyla IŞİD/DAEŞ’e karşı mücadele ve bir operasyon gücü iddiasıyla yeniden yapılandırıldığı görülmüştür.

            Bu arada 11 Kasım 2012 tarihinde, Katar’ın başkenti Doha’da Suriye sorunları hakkında yapılan toplantı esnasında Muhalif gruplar tarafından “Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK)” adıyla, bölgedeki onlarca gruba bir yenisinin daha eklendiği görülmüştür. Kuruluşunun açıklanmasının ardından başta ABD, İsrail ve Suudi Arabistan olmak üzere bazı Batılı devletlerle birlikte birçok batılı kuruluşların “Suriye halkının temsilcisi” olarak tanımaları dikkat çekicidir. Zira ABD, Fransa ve Körfez ülkeleri; PKK terör örgütünün Suriye kolu YPG’yi meşrulaştırmak ve tek aktör yapabilmek için bölgedeki etkin bir güç olan Mesut Barzani’ye yakın (SMDK bünyesinde yer alan ve 11 muhalif Kürt oluşum tarafından 26 Ekim 2011’de kurulan) Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) grubu ile birkaç ay önce masaya oturtmuştur.

            Amerikan ve Fransız diplomatların arabuluculuğunda gerçekleşen görüşmelerde, siyasi temsil konusunda anlaşmaya varılmasının ardından silahlı güçlerini birleştirme pazarlıkları devam ederken, PKK’nın, DAEŞ saldırılarına karşı koyma bahanesiyle 600’den fazla köyü işgal ederek bölgeyi baskı altına almaya çalışması ve Ekim 2020 ayından itibaren de Barzani yönetimindeki IKBY ile karşı karşıya gelmesi üzerine sahada atılan karşılıklı adımlar ABD’nin projesini çökertmiştir[1]. Zira bu süreçte Suriye sahasında YPG/PYD/PKK ile ÖSO güçlerinin çatışmaya başlamasıyla eş zamanlı olarak IKBY/KDP (Kürdistan Demokrat Partisi) güçleriyle PKK arasında yaşanan kriz de çatışmaya dönüşmüştür. Her ne kadar PKK ile IKBY/KDP arasında yaşanan bu çatışma ve kriz ilk olmasa da süreç ve konjonktür itibariyle daha geniş bir sahaya yayılabileceği endişesi[2] bazı çevreleri kaygılandırmaktadır. Çünkü bu arada YPG/PKK hedeflerinin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Suriye Milli Ordusu (SMO) tarafından topçu atışlarıyla kontrol altına alınmaya çalışıldığı haberleri de gelmektedir.

IKBY ile PKK arasında yaşanan kriz ve ardından başlayan çatışmaların bölgesel ve uluslararası birçok etkene bağlı olduğu muhakkaktır. Ancak en önemli sebep IŞİD/DAEŞ unsurlarının Irak Sincar bölgesinden çıkartılması bahanesiyle sahaya yerleşen PKK’nın oradan çıkmamakta direnmesinden kaynaklanmıştır. Zira PKK’nın stratejik açıdan önemli bir konumda olan Sincar’dan ayrılmaması Türkiye, İran, Irak Merkezi Hükumeti ile IKBY hattında ciddi rahatsızlıklara neden olmuştur. Türkiye’nin kararlı duruşu karşısında IKBY ile Irak Merkezi Hükumeti; PKK’nın buradan çıkartılarak Irak ordusunun yerleşmesi ve özerk idarenin dağıtılması konusunda uzlaşarak[3] 9 Ekim 2020 tarihinde Şengal Anlaşması’nı imzalamış ve PKK’nın Sincar bölgesindeki varlığının sonlandırılması kararlaştırılmıştır.

Lakin Sincar’dan çıkmak PKK’nın Türkiye, Suriye, Irak hatta İran’a kadar uzanan coğrafyada hareket serbestisinin kısıtlanması ve Kandil ile Suriye arasındaki irtibatın kopması anlamına geleceği için PKK-IKBY arasındaki bütün uzlaşı çabalarına rağmen başlayan küçük küçük çatışmalar karakol basma, bombalı saldırlar, petrol boru hatlarına sabotaj ve eylemlerle devam etmiştir. Petrol boru hatlarının zarar görmesi, IKBY tarafında ciddi ekonomik kayıplara sebep olmuştur.

Esasında IKBY’nin de PKK’nın Sincar bölgesini ikinci bir Kandil haline getirmesi endişesi içerisinde olduğu görülmektedir. Çünkü Sincar Direniş Birlikleri (YBŞ) adıyla yeni yapılanmalar oluşturan PKK’yı kendisine yönelik bir tehdit olarak algılamaktadır. Dolayısı ile Irak’ın ve Suriye’nin kuzey bölgeleri için hakimiyet mücadelesi içerisinde olan Kürt örgütlerinin çatışmaya başlaması başta ABD olmak üzere Batı’yı hayal kırıklığına uğratmıştır.

Bu arada TSK’nın 28 Mayıs 2019 tarihinden itibaren devam ettirdiği Pençe Harekatları PKK’nın kâbusu olmuştur. Zira PKK’nın Sinath, Haftanin, Avaşin, Zap ve Hakurk kamplarına operasyonlar düzenleyen TSK, örgüte ağır kayıplar verdirmiştir. Bazı kamp bölgelerinde IKBY/KDP de zaman zaman PKK ile çatışmalara girmektedir. Lakin PKK’nın Sincar bölgesinde büyük ölçekli darbe almadığı için bölgede hala önemli derecede gücünü muhafaza ediyor olması, bu bölgeyi örgüt açısından daha stratejik ve kritik bir konuma getirmektedir[4].

Irak ve Suriye sahasında bu süreçler yaşanırken bölgede kendi çıkarları üzerine projeler üreten ABD, 3 Kasım 2020 tarihinde Başkanlık seçileri yaşamış ve Başkan Donald Trump, Jeo Biden’e karşı seçimleri kaybetmiştir. Dolayısı ile yeni Başkan ile ABD’nin bölgesel politikalarında ne gibi değişiklikler olacağını zaman gösterecektir.

Başkan Trump döneminde, FETÖ’ye karşı adımlar atılmamasına, PYD/YPG/ PKK ile stratejik ilişkilerin sürdürülmesine, S-400 füze savunma sistemleri bahanesiyle F-35 programından çıkartılmasına ve hatta CAATSA yaptırımlarıyla karşı karşıya kalınmasına rağmen Türkiye, yeni süreçte ABD ile iyi ilişkiler geliştirileceğinden umutlu görülmektedir. Çünkü 20 Ocak 2021 tarihinde yönetimi devralacak yeni ABD Başkanı Biden ve ekibinin (ana hatları değişmeyeceği varsayılmakla birlikte) Türkiye ve Ortadoğu’da bölgesel ilişkilerini yeni stratejiler ve söylemler üzerinden farklı bir politika ile yürütecekleri beklenmektedir. Dolayısı ile Türkiye’nin yeni ABD yönetimi ve NATO ile eşgüdüm içerisinde hareket etmek istediğini çeşitli vesilelerle sergilendiği dikkatli gözden kaçmamaktadır. Ancak Türkiye, her hâlükârda kendi hak ve menfaatlerini, çıkarlarını önceleyerek reel dış politikalar inşaa ederek diyalog geliştirmelidir.

Sonuç Olarak;

PKK terör örgütünün IKBY ve diğer bölgesel örgütlerle hakimiyet mücadelesi ve çatışmalar yaşıyor olması, bir taraftan da TSK’nın başarılı Pençe Harekatları, PKK’nın sonunu getirebilir. Türkiye karar alıcı mekanizmaları bu süreci çok iyi değerlendirmeli ve 40 yıldır uğraşmak zorunda kaldığı PKK sorununu halledecek hamlelerini sürdürmelidir. Ancak Irak merkezî hükûmetinin PKK’yı ülke sınırları içerisinde gayrimeşru bir güç olarak algıladığı halde Türkiye’nin Pençe harekâtlarına “egemenliğin ihlali” gerekçesiyle tepki gösteriyor olması, karşılıklı istişare ve güvencelerle bir şekilde çözülmelidir. Hatta IKBY/KDP’nin de PKK’yı bölgede gayri meşru sayıyor olması uzlaşıyı kolaylaştıracaktır.

Irak’ın kuzeyinde sıkışan PKK terör örgütüne karşı Türkiye; Suriye’nin kuzeyi-Fırat’ın doğusuna ivedilikle kara harekâtı düzenleyerek, PYD/YPG/PKK yapılanmasına da son vermelidir. Zira ABD desteğiyle özerkliğe doğru evrilmekte olan PYD/YPG/PKK terör örgütüne yeni yaşam alanları bırakılmamalıdır.

Irak’ın kuzeyinde ve Suriye’de barınma imkânı bulamaması halinde İran ve Dağlık Karabağ hattına yönelecek olan PKK terör örgütüne karşı, karar alıcı mekanizmalar tarafından zaman geçirilmeksizin proaktif tedbirler uygulamaya konulmalıdır. Zira terörle mücadele bir taraftan da zamana karşı bir yarıştır.

Son söz olarak; Siyasi irade ve karar alıcı mekanizmalar her türlü terör örgütünü bitirmekten sorumludurlar. Bir diğer sorumlulukları da örgüte eleman kazanamayacakları ortamları hazırlamaktır. Eleman kazanamayan örgütler sonlanmaya mahkumdur. Terörle mücadelenin odak noktası bu eksende inşa edilmelidir.

                        :

İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi. [email protected]

[1] Haber 7; “ABD’nin Projesi Çöktü: PKK Barzani’ye Saldırıyor”, 08.11.2020.

[2] İbrahim VARLI; “Altın Tepsideki Fırsat ve KDP-PKK Çatışması”, Birgün, 19.12.2020.

[3] İbrahim VARLI; “Altın Tepsideki Fırsat ve KDP-PKK Çatışması

[4] Çağatay BALCI; “Kuzey Irak’ta PKK-KDP Çatışması ve Anlamı”, İran Araştırmaları Merkezi (iramcenter.org), 07.11.2020.

İsmail Cingöz

İsmail Cingöz

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Araştırmacı Yazar Eserleri; -Türkiye Suriye İlişkilerinin Dönüşümü Arap Baharı ve Hatay Faktörü -Türkiye Gündem Değerlendirmeleri

Related Post

Çanakkale Savaşları Bölüm: 3

Posted by - 20 Mart 2021 0
Çanakkale geçilmez destanını önemli ayrıntılarıyla anlatmaya devam ediyoruz. Çanakkale Bir Silkinişti… Bir Uyanıştı. Yüzyıllara Meydan Okuyuştu. Türk’ün Şan Ve Şeref…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir