Milletimizin Adı “Türk Milleti” değil, “Türkiye Milleti” Olmalıymış

Taner Ünal at 22 Kasım 2020 tarihinde gönderildi
463 0

DEMOKRATİKLEŞME TÜRK ADININ KALDIRILMASINA BAĞLIYMIŞ!

KURUCU TÜRK MİLLETİ “ETNİK” VEYA “TOPLUM” SEVİYESİNE İNDİRMEYE ÇALIŞAN CUMHURBAŞKANLIĞI DANIŞMANI

BÜLENT ARINÇ BU CÜRETİ NEREDEN ALIYOR?

HDP TARAFINDAN İKİ DEFA BAŞLATILAN KALKIŞMA,  

FARKLI KİMLİKLERE DAYALI YENİ TÜRKİYE HAYALİ

“EŞİT YURTTAŞLIK TEMELİNDE” YUTTURMACASI İLE PKK’YI DEVLETE ORTAK ETMEK

TÜRK KİMLİĞİNE BU SALDIRI NEDEN?

OKUYUNUZ

OKUTUNUZ

Sevgili Okurlar.

Küresel güçlerin B.O.P. planı çerçevesinde sınırlar yeniden çiziliyor. Sınırları cetvelle çizilerek kurulan bazı ülkeler paramparça olurken diğerleri Anayasal, siyasi ve ekonomik olarak kabuklarına çekilerek ve daha güçlenerek duruş sergiliyor. Türkiye bu tedbirleri almak yerine B.O.P. planlarına uygun olarak “Yeni Anayasa” adı altında Devlet, kurucu irade, ‘Türk Milleti’ ve ‘Türk Kimliği’ ve Devletin Kurucusu “Atatürk”dışlanmak isteniyor. Millet ve Devlet yapımız etnikleştirilmeye çalışılıyor. “Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Türk Milletinindir” anlayışı, çok kültürlülüğe uyacak şekilde değiştirilmek, Cumhuriyetin eşit vatandaşları arasında imtiyazlı ve ayrıcalıklı gruplar yaratılmak isteniyor.

Oysa 82 yıldır “Ulus devlet” anlayışından vaz  geçildiği gibi ve “Uluslaşma / Milletleşme” yerine, Sosyoloji bilimini tersine çevirerek etnisitelerin ortaklığından bir devlet oluşturmaya dayanan devlet anlayışı Türk Milletine dayatılmaya devam ediliyor. Bu yıkım projesi dün de bugün de yürümedi. Irak, Yugoslavya ve Sovyetler Birliği bunun en belirgin örnekleridir. Devlet aşındırılarak kozmopolitleştirilerek kaos/karmaşa meydana getirilerek sosyal yapı güçlendirilemez ve daha anlamlı bir bütünleşme sağlanamaz. Bu yol, Uluslaşmadan, kabileleşmeye hatta şuursuz kalabalıklar haline dönmek Osmanlı Selçiklu gibi nice büyük devletler kuran, Türk Milletinin Cumhuriyetinin kurucusu olması sebebiyle kazandığı hakları PKK, cemaat tarikat  Dinci örgütlerle paylaştırmak ihanetidir.

AVRUPA ÜLKELERİNDE MİLLİ KİMLİKLE KAVGAYA KİMSE CESARET EDEMEZ!

Sevgili Okurlar,

Hazarlınması düşünülen Anayasa taslaklarında örnek gösterilen Almanya, Fransa, Yunanistan ve İspanya gibi ülkelerin anayasalarında bu ülkelerin milli kimlikleri defalarca geçmektedir. Bu ülkelerde milletin ve milli kimliğin adıyla kimse kavga etmeye cesaret bile edememektedir. Bu ülkelerde farklı etnik gruplar da vardır. Ama bunlar, devleti kuran milli iradeyle kendilerini rakip görmemektedirler. Almanya’da içişleri eski bakanı, “herkesin anadili Almanca olmalı, en iyi entegrasyon asimilasyondur” diyebilmiştir.

Renksiz, ideolojisiz ve kimliksiz bir devlet olamayacağı gibi anayasa da renksiz, ideolojisiz ve kimliksiz olmaz. Devletler topluluğu AB’nin de rengi, ideolojisi kendi anayasasında bellidir.

Hazırlanan taslaklarda “Avrupa’nın kültürel, dini ve insani mirasından ilham alarak manevi ve ahlaki mirasın şuurunda olarak Avrupa halklarının kültürlerindeki ve geleneklerindeki çeşitliliğe ve üye devletlerin kimliklerine saygılı olarak” ifadesi acaba ne anlam taşıyor?

Türk kimliğinin tartışılacak bir tarafı yoktur. Türkiye ve Türk dünyası millî kimlik ve yeni din arayışına çıkmış değildir. Kendilerini Türk hissetmeyenlere düşen görev, kendilerine uygun gördükleri kimlikleri tartışmaktır. Türkün tarih sahnesine çıktığı andan itibaren Türk kimliği kendine has yaşama tarzı, duygu, düşünce, sanat ve fikir dünyası ile ortadadır. Gerek tabii bilimlerde, gerek sosyal bilimlerde Türklerin İslam’a ve medeniyete yaptıkları katkılar da çeşitli eserlerde yayımlanmıştır.

Türk toplumunda egemen grup Türk kültürü ve Türk insanıdır. Bugün, orta Asya’dan Kafkaslara kadar bağımsızlıklarına kavuşan Türk Cumhuriyetleri bunun en canlı delilidir. Ortak kökümüz, ortak dilimiz, ortak kültürümüz sürüp gitmektedir. Dilde, duyguda beraberliğimiz vardır.

Sevgili Okurlar,

Türk hem soy hem kültürel olarak geniş ve dar anlamıyla Türk milletine kendini mensup olarak hisseden, Türk kültürünü yaşayan kimsenin adıdır. Anayasanın 66. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesi kapsamaktadır. Türk sadece bir kavmin değil; Anadolu’da, Balkanlarda, Orta Doğu’da, Kafkaslar’da ve Orta Asya’daki belirli bir kültür birliğinin de mührüdür. Bugün bu mühür dünyaya yeni düzen vermek isteyenlerce, küreselleşmenin ipini elinde tutanlarca önce Anadolu’dan daha sonra Türk kültürünün yaşadığı coğrafyalardan kazınmak istenmektedir.

Üstelik bu dışarıdan değil içeride tepelerde görevli bulunan şahıslar tarafından yapılmaya çalışılıyor.

MİLLETİMİZİN ADI “TÜRK MİLLETİ” DEĞİL, “TÜRKİYE MİLLETİ” OLMALIYMIŞ!

AKP eski milletvekili Cumhurbaşkanlığı danışmanlarından Mehmet Uçum. Şubat 2016’da verdiği bir röportajda, şunları söylüyordu:

“Cumhuriyetin kuruluşunu Batı tipi bir medeniyet hedefiyle gerçekleştirdik. Batı tipi devlet o günün anlayışıyla, ulus devletin üzerine oturuyordu. Ulus devlet ise etnisite gerektiriyordu. Bu etnisiteye dayanmak dışlayıcılığı ortaya çıkarıyordu. Aydınlanmacı Ulus devlet anlayışı inanç değerlerini önemsizleştirdi. 1921’den sonraki anayasalar sadece etnik anlamda değil, inanç ve kültür değerleri anlamında da dışlayıcı anayasalardı.”

Cumhurbaşkanı Danışmanı Mehmet Uçum devamla:

“Türkiye milleti tek bir etnisiteye dayanmıyor. Türk milleti diyenler de Türk milletinin sadece Türklerden ibaret olduğunu söylemiyor. Bunun içinde Kürtler, Gürcüler, Azeriler de vardır. Kast edilen şey Türkiye’de yaşayan bütün kimliklerin oluşturduğu bir millettir. “Türkiye milleti”, biçimi ya da modeli demek rahatsız olunacak bir şey değildir. Tam tersine kendini dışarıda hissedenleri de kapsayacak bir tanımlamadır.” Diyordu.

DEMOKRATİKLEŞME TÜRK ADININ KALDIRILMASINA BAĞLIYMIŞ!

Eski AKP Milletvekili, Grup Başkanvekili ve TBMM Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı Şubat 2009’da Taraf Gazetesi’ne verdiği demeçte, “Çözüm sürecini” anlatırken, “Demokratik açılımın başarısının Anayasa’daki Türklük tanımının kaldırılmasına bağlı olduğunu” belirtti ve  “Herkes etnik kökenini ifade edebilecek ve üst kimlik olarak, ‘Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım’ diyecek. Bu sorunu çözer. Yoksa demokratikleşme olmaz.” Diyordu.

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu, 8 Mayıs 2020 günü  “Cumhurbaşkanının yüzde elliden fazla oyla seçilmesinin bazı anlamları üzerine” başlıklı, 3 sayfalık bir not yayınladı.

Yüzde 50 barajının düşürülmesi taleplerine karşı hazırlandığı anlaşılan notta, şu dikkat çekici ifadeler kullanıldı:

“Türkiye toplumu çok kimlikli bir toplumdur. Bunun iki manası vardır. Birincisi, bizim toplumumuz farklı kimlik gruplarının bir bileşkesidir. Dolayısıyla her kimlik grubu ayrı özellikler taşısa da toplumun bütünlüğünün bir parçasıdır. İkincisi ise toplumun yapı taşı olan bireylerimiz tek boyutlu ve tek kimlikli değildir. Her birey birden çok kimliğe sahip olarak çeşitli kimlik gruplarının kesişim alanlarında yer almaktadır.”

“Türkiye toplumu ve onu oluşturan bireyler çok kimlikli olmakla birlikte başat aidiyetin tek kimlik üzerinden ifade edilmesi ihtiyacı doğduğunda, hiçbir kimlik grubu tek başına toplumun çoğunluğunu oluşturmamaktadır. Yani hiçbir kimlik grubu gerek halk kesimi olarak gerekse seçmen olarak yüzde 50’den fazla bir sosyolojik güce sahip değildir. Hepsinin sosyal tabanı yüzde 50’nin altındadır. Bu durum adeta maruf ve meşhur bir vakıadır. Zaman zaman yapılan tüm araştırmalar da aynı sonucu vermektedir.” Deniliyordu.

Daha 5 ay önce Cumhurbaşkanlığı kurulları tarafından yapılan bu açıklamada gördüğünüz gibi

‘Türk Milleti’ yerine “Türkiye Toplumu” denilmekte Ülkemizde Türk’üm diyenlerin veya Müslüman’ım diyenlerin yüzde 50’den aşağı bir orana sahip oldukları  iddia etmektedirler?

KURUCU TÜRK MİLLETİ “ETNİK” VEYA “TOPLUM” SEVİYESİNE İNDİRİLEMEZ

Sevgili Okurlar,

Hâlbuki biri milli, diğeri ise dini kimlik olan ve Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımızın, Irk olarak % 86’sının Türk olduğu, Sorulduğunda “Türk’üm” diyenlerin % 92 nüfusa sahip olduğu Müslümanım diyenlerin %90-98 olduğu ülkemizde insanlar sahip bulunduğu etnik veya Kurucu unsur Türk kimliğine veya mezheplerine göre oy vermemektedir.  %86’sı Yörük, Türkmen, Kıpçak vd Türk ırkına sahip olan vatandaşlarımız blok olarak bir partiye oy vermemektedir. Her vatandaş tercihine göre farklı partilere oy vermekte; çok küçük bir azınlık dışında herkes Türk Bayrağı etrafında birleşmektedir.

Kaldı ki 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni tanımlayan resmi ideoloji Milliyetçilik/ulusçuluk ideolojisidir. Bu resmi ideoloji Mehmet Uçum ve onun gibi Türklükten rahatsız olan AKP’lilerin veya HDP’lilerin söylediği gibi bir etnisitenin öne çıkarılması ile kurulmamıştır. Selçuklu Devleti %100 Türklerden Oluşan bir devletti. Osmanlıyı kuran unsurda Selçuklu Türkleri ve %100 Türk olan Oğuz boylarıydı. Diğer azınlıklar ayrılıp gitmiş Anadolu’da homojen Türk Ulusu kalmıştı. Mehmet Uçum bilmiyor olabilir ancak, biraz Sosyoloji bilimi okusaydı “Eşit vatandaşlık olan bir ülkede ‘etnisite’leri öne çıkarmanın kurucu unsura karşı ırkçılık” anlamını taşıdığını ve anayasal suç olduğunu bilirdi.

Ayrıca Ulus Devlet ve Ulusçu / Milliyetçi’lik Atatürkçü yorumu her türlü ayrımcılığın ötesinde, dinsel ve etnik farklılıkçılığın sıfırlanmaya çalışıldığı, birleştirici ve bütünleştirici bir niteliğe sahiptir. Bu ideolojik duruşun doğal bir sonucu olarak Türk ulusal kimliği, çoklu toplumsal/kültürel/siyasal bir yapının bakiyesi olan Türkiye Cumhuriyeti’nin, zamanın gereklerini yansıtan yeni bir siyasal yapıyı oluşturmak üzere gündeme getirdiği ve Tanzimat’tan beri süregelen tartışmalara dayanan tecrübenin ışığında formüle ettiği bütünleştirici bir zemin olmak üzere tanımlanmıştır. Yapılan tanımlamanın hem hukuksal hem de siyasal yönü vardır.

 Bu sebeple Cumhuriyet döneminin anayasal metinlerinde somutlaşan resmi yaklaşımın, etnik ve dinsel farklılık yaratılmasına karşı bir tutum sergilediği görülmektedir. Bu mesafeli yaklaşımın esas teyidi ise, Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkına Türk Milleti denir” ve “Ne mutlu Türküm diyene” sözlerinde mevcuttur. Anayasal tanımlama, bu cümlelerle birlikte değerlendirildiğinde, Cumhuriyetin kurucu felsefesinde etnikçi bir yaklaşımın benimsenmediği daha açık bir şekilde görülmektedir.

AKP ve en üst düzeydeki kurullar veya yetkilileri ağzıyla bir yanda Milliyetçi bir tavır içerisinde bulunurken diğer yandan Türk Milletinin kurucu millet ve Türkiye de yaşayan tüm vatandaşlarımızın milli kimliği olduğunu göz ardı ederek ve Türk Milletini küçük bir toplum seviyesine indirmekte diğer yandan en yetkili ağızlardan terör unsurları ile ilişkilerini canlı tutmaya devam etmektedir.  

Bir önceki paylaşımımızda AKP’nin çözüm sürecinde Türk milletine reva gördüğü hadiseleri anlatırken “AKP’nin her an geri dönüş yaparak Türksüz, Çok dilli ve bölünmeye hedefleyen bir Anayasa çalışmasına her an girebileceğini söyledik. Ülkemizin büyük felaketler yaşamasının önünü açacak bu endişemiz ile ilgili yazımızın mürekkebi kurumadan

BÜLENT ARINÇ  HAKİMLERİ TEHDİT EDİYOR!

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi (YİK) Bülent Arınç, Habertürk TV’de tartışma yaratacak açıklamalar yaptı.

Tutuklu HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve tutuklu iş insanı Osman Kavala için “Tahliye edilmeleri lazım” açıklamasını yaptı.

Arınç’ın, “Ben, Cumhurbaşkanı ve adalet bakanı adaletten yanayız. biz adil yargılama istiyoruz. Ancak hâkimler yanlış yapıyor. Uyarıyorum, yakın gelecekte onlar zarar görür” demesi ise dikkat çekti.

Arınç, “Sizce ifade özgürlüğü var mı” sorusuna da “Bugün ifade özgürlüğü sakattır, hastalıklıdır, sorunludur” diyerek yanıt verdi.

Canlı yayında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bülent Arınç, mahkemelerde tutuksuz yargılamanın esas alınması gerektiğini vurguladı.

Demirtaş’ın “Devran” ismindeki kitabını da okuduğunu anlatan Arınç, “Herkes okumalı” ifadelerini kullandı.

HDP TARAFINDAN BAŞLATILAN KALKIŞMA

Sevgili Okurlar,

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın eş başkanlığını yaptığı HDP’nin Merkez Karar Yürütme Kurulu tarafından 06 Ekim 2014 tarihinde; “Halklarımıza Acil Çağrı” başlığı altında “AKP iktidarının Kobane’ye ambargo tutumunu protesto etmek üzere halklarımızı sokağa çıkmaya ve sokağa çıkmış olanlara destek vermeye çağırıyoruz” açıklaması yapıldı. 6-7 Ekim de 130 yerleşim biriminde meydana gelen olaylarda 55 civarında vatandaşımız hayatını kaybediyor yüzlerce vatandaşımız yaralanıyor ve işkence görüyordu.

Cumhuriyet Savcılığının araştırmaları sonucunda geçtiğimiz günlerde aralarında HDP üst düzey yöneticilerinin de bulunduğu 82 HDP’li hakkında daha yakalama kararı çıkarıldı.

Demirtaş’ın Hendek/çukur veya tünel kazanlar için kullandığı şu tür açıklamaları unutmadık : “Cizre, Sur, Nusaybin, Silopi kahramanca direniyor. Bu halk boyun eğmiyor. Yarın Kürt halkının tarihi yazıldığında bugünler çok özel olarak tarihe not düşülecektir. Cizre, Sur, Silvan, Nusaybin, Gever, Kerboran, Derik, Silopi, Şırnak… Gerçekten tarih yazıyorlar.”

Türkiye Cumhuriyetine karşı bir savaş olarak gördüğümüz Hendek olayları sırasında 800 civarında Polis ve Askerimiz hayatını kaybetti.

2013 yılında binlerce Şehidimiz ve ailesi için bir damla göz yaşı dökmeyen Bülent Arınç ve Emine Erdoğan Şivan Perver sahnede Kürtçü şarkılar seslendirirken PKK’lılar için göz yaşı döküyordu.

Sayın Bülent Arınç twetterde söyledik burada da söylüyoruz :

 Türkiye Cumhuriyetine karşı 2 defa kalkışma yapılmasında payı ve kalkışanları övücü teşvik edici konuşmaları bulunan yüzlerce şehidimizin ve 55 vatandaşımızın katledilmesinden sorumlu Selahattin Demirtaş’ı nasıl masum gösterebilirsiniz?

Sayın Bülent Arınç bununla da yetinmiyor Adli mercileri suçluyor suçlamakla kalmıyor bir de tehdit ediyor.

Akıl alacak bir şey değil

Görüldüğü gibi Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bülent Arınç, “Cumhurbaşkanı”nı da işin içine katarak AKP’nin bilindik  çözüm/ yıkım süreciyle ilgili tavrını bir defa daha seslendirmiş bir yandan FETÖ’ye diğer yandan PKK’ya kırmızı güller atmış oluyor..

Bu konuşmayı biz “Her an her şey olabilir, FETÖ  ve Terör suçluları her an affedilerek yeniden çözüm sürecine dönülebilir mesajı” şeklinde algılıyoruz.

Çüzüm süreci’nin hedefi nedir.

Bundan önceki iki paylaşımımızda anlattığımız gibi “Türksüz, Atatürksüz, Çok dilli ve Türksüz Anayasa’nın önünü açacak” bir Anayasa yapılmasıdır. AKP buna her zaman hazırdır ve bu fikirlerin toplumda olgunlaşması için fırsat kollamaktadır.

CHP’DEN ESKİ FETÖ SÖZCÜSÜ ARINÇ’I DESTEKLEYEN VE ÖVEN CEVAP!

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bülent Arınç’ın Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala için yaptığı “tahliye” çağrısına CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’dan destek geldi. Altay, “Selahattin Demirtaş’ı biz, terörist olarak görmüyoruz” dedi.

Bülent Arınç için de “AKP’nin vicdanı olarak tanınır” diyen Altay şu ifadeleri kullandı:

“Bülent Arınç, geçmişte AKP’nin vicdanı olarak tanınırdı… Bu tavrı ve değerlendirmesi de doğrudur. Ben de Meclis’te yaptığım konuşmada Demirtaş’ın terörist olmadığını bir terörist aranıyorsa Öcalan ve mektubundan medet uman kendi zavallı hallerine bakmaları gerektiğini söylemiştim. Demirtaş ve Kavala ile ilgili söyledikleri biraz hukuk bilen herkesin altına imza atacağı ifadelerdir. AKP’nin bundan rahatsız olması çok normal.”

Görüyor musunuz?

Bu daha dün yaşanılan olay!

Atatürk’ün partisi ne hale gelmiş!

ATATÜRK’ÜN KURDUĞU CHP’DEN KILIÇDAROĞLU’NUN YENİ CHP’SİNE

Sevgili okurlar,

Ne yazık ki CHP, Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olmasından sonra çok farklı bir kulvara girdi. Önce Cumhuriyet’in 1930’lu yıllarına savaş açtı. Gereksiz bir Dersim tartışması başlattı. CHP tarihinde görülmedik şekilde, etnik ve mezhepsel öğeleri siyaset malzemesi yaptı. Ayrıca kayıtsız koşulsuz AB-D çizgisine girerek, onların taleplerini iç siyasete taşıdı.

 Dünyanın en haklı davası olan PKK ile mücadelede yalpaladı. PKK hendeklere gömülürken, çok tartışılacak raporlar hazırladı. PKK’nın avukatı ve yabancı istihbarat örgütlerinin kodla tanımladığı kişi Parti’nin vazgeçilmezi oldu. Atatürk’e hakaret edenler baş tacı edildi. Sözde Ermeni soykırımını destekleyen bir bayan birinci sıradan milletvekili yapıldı. Bu Hanımefendi’nin kocasının Atatürk’e karşı sarf ettiği sözler göz ardı edildi. Kobani’ye destek için heyetler gönderdi. PKK’nın hedefi olan, “eşit vatandaşlık” ve “bütün kurumlarıyla Avrupa Özerklik Şartını” hem Kurultay kararı haline getirdi hem de seçim bildirgesine soktu.

 Parti, Atatürkçü ve ulusalcı bilinen istisnasız tüm milletvekillerini tasfiye etti. Kılıçdaroğlu ile birlikte siyasi çıkar peşinde koşanlar ezici bir üstünlük sağladı. Böyle bir milletvekili dağılımı Kılıçdaroğlu’nun elini rahatlattı. Parti’yi, CHP ile uzaktan yakından ilgisi olmayan Abdullah Gül, Ekmeleddin İhsanoğlu gibi şahısların peşine taktılar. İtiraz edenlere, “tıpış tıpış oy vereceksiniz!” dendi. Dış politikada katı bir AB-D, İsrail savunuculuğuna soyunuldu. Bu iş bayraktarlığını Dış İlişkiler Sorumlusu Büyükelçi Ünal Çeviköz üstlendi. Muhtemelen bu nedenle o göreve getirildi. Türkiye düşmanı, PKK hayranı Türk (!) kökenli Alman vekillerle sarmaş dolaş pozlar verildi. Kendi seçmenleri dâhil, Türkiye genelinde, “CHP nereye koşuyor?” kaygısı uyandı.

 CHP’lilerin “Sur’a bizi almıyorlar. Bir şey yapamamak bizi kahrediyor”, “Bu gece kawanın özgürlük ateşini yaktığı gece. Newroz pıroz be”, “HDP’ye yapılan faşist saldırıları kınıyorum”, “Diren Lice Kadıköy senle”, “Licede neler oluyor barış istemek suç mu?” Görüldüğü gibi paylaşımlar şoven bir etnik milliyetçilik içeriyor.

FARKLI KİMLİKLERE DAYALI YENİ TÜRKİYE HAYALİ

Biz 2005-2016 sürecin de Türk varlığını Anadolu’dan çıkarılması ile neticelenecek Kürt Sorunu ile başlayarak Çözüm süreci Oslo Süreci ve Dolmabahçe Mutabakatı ile devam eden faaliyetleri sebebiyle AKP ile uğraşırken Kılıçdaroğlu CHP’sin den çözüm sürecini destekleyen sesler artarak devam etmeye başladı.

CHP’nin 16-17 Ocak 2016 tarihlerinde düzenlediği 35. kurultayında  21 maddelik sonuç bildirgesini oybirliği ile kabul edildi. Bildirgenin; “egemenliğimiz, milli – üniter devlet yapımız ile birlik ve bütünlüğümüzü” ilgilendiren ifadeleri üzerinde kısaca durmakta yarar görüyoruz.

CHP Bildirgesinin Giriş bölümünde, CHP’nin; “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran” parti ve “Türkiye’yi, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği ‘çağdaş uygarlık düzeyine taşıma’ iddiasının siyasal örgütü” olduğu vurgulanıyor.  Sonra da, “farklı kimliklerin, barış ve kardeşlik ilkesine bağlı kalarak yaşamasını amaçlayan yeni bir geleceğe Türkiye’yi ulaştıracaktır.” deniliyordu. 

Siz buna, CHP’nin farklı kimliklere dayalı “Yeni Türkiye’si” de diyebilirsiniz. Ama bu, çok yanlış ve yıkıcı bir kabul olur. Doğrusu, açık ve dürüst bir ifade ile;

1. “Kimlikleri ne olursa olsun, bütün vatandaşlar kanun önünde eşittir”; ‘barış ve kardeşliğe’ ancak böylece ulaşılabilir” denilmeliydi.

2. Bildirinin 11. Maddesinde, hem “Etnik köken ve inanç temelinde siyasete”  karşı çıkar, hem de aynı söylemde bulunursanız, çelişkiye düşersiniz.

 3. CHP, Türkiye Cumhuriyetini kuran parti ise, unutmamalı ki, Atatürk egemenliği, Türk Milleti esasına göre tesis etmiştir. (1924 Anayasası 3 ve 4. Maddeler) Bunun için  Büyük Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene” özdeyişine ve “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Halkına Türk Milleti denir” kurucu ilkesine sadık kalmak zorundasınız. Aksi halde, çelişkiye düşersiniz. 

CHP Bildirgesinin 6. Md. de: ” … Yerel yönetimler güçlendirilmeli, bu doğrultuda ilk adım olarak Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı üzerindeki şerhler kaldırılmalıdır.” denilmektedir. Osmanlı’nın Meşrutiyet yıllarında Prens Sabahattin’in önerdiği Ademi Merkeziyet yasası ülkenin parçalanmasını hızlandırır düşüncesiyle Osmanlı ‘da bile kabul edilmemiş ve Pöpülerliğinin zirvesindeki Prens Sahabattin’in siyaseten bitmesine sebep  olmuştu. Osmanlı Devletinde bile tehlikeli görünülerek kabul edilmeyen benzeri bu yasanın Çözüm süreci sırasında AKP ile Bebek Katili arasında yapılan “İmralı Mutabakatı” nda da aynen yer aldığını görüyoruz.

Devam edelim: İdam mahkumu, teröristbaşı Bebek katili Öcalan ile Başbakan Erdoğan’ın emrine uyan devlet görevlilerinin İmralı Cezaevinde  8 Ocak 2013’de yaptıkları  “İmralı Mutabakatı”nın, 3. Basmak 3. Md.” sini aynen şöyledir: 

” Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi. Bu arada Türkiye, Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Sözleşmesi’ne koyduğu şerhi kaldıracak.”

Demek ki; AKP, CHP (Son Anayasa taslağı ile anladık ki tüm muhalefet), PKK, Türkiye Cumhuriyetinin üniter ve milli devlet yapısını ortadan kaldırmak konusunda görüş birliği içindeler. Şimdi soralım; CHP, kurduk dediği Türkiye Cumhuriyetini ve egemenliğini etnisitelere göre dönüştürmek suretiyle mi “Türkiye’yi, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği ‘çağdaş uygarlık düzeyine taşıyacaktır?

Diğer ifadesiyle, rehberimiz, PKK mı olacaktır?

Bir tarafta AKP ve garantili işletmeler ile ülkenin soyulmasına, Cemaatler Tarikatlar ve Emevi artığı Arapçı bir zihniyeti din olarak Türk Milletine dayatılması şeklinde ki siyasetlerin tamamına destek veren eleştirilere de kraldan fazla kralcı kesilerek cevap veren Siyasi partiler ile Ana muhalefet partisi olarak yer alan CHP ve birlikte hareket ettiği Muhalefet partilerinin Türk milletinin mukadderatı yönünde farklı düşüncelere sahip bulunmadığını üzülerek görüyoruz.

“EŞİT YURTTAŞLIK TEMELİNDE” YUTTURMACASI İLE PKK’YI DEVLETE ORTAK ETMEK

CHP Bildirgesinin 11. Md.de; “Kürt sorunu salt güvenlikçi politikalarla çözülemez… Kürt sorunu eşit yurttaşlık temelinde, milletin temsil edildiği TBMM zemininde toplumsal uzlaşma ve ortak akıl ekseninde çözülmelidir.” İlk cümle, amacı gizleyen örtü olarak kullanılmıştır. Zira çok yönlü tedbirlerin, eş zamanlı olarak  alınması kastedilmemektedir. Yani; olağanüstü hal yönetimi, para kaynaklarının kurutulması, güçlü iç-dış istihbarat, eğitim, ideolojik mücadele, medya ve kamuoyu desteğinin sağlanması, diplomasi ile emperyal güçlerin etkisinin kurutulması gibi tedbirler düşünülmemektedir. İkinci cümle ile bu husus açıklığa kavuşmaktadır.

“Kürt sorunu, eşit yurttaşlık temelinde, milletin temsil edildiği…” ifadesi ile kastedilen nedir? Anayasalarımızın tamamında zaten “eşit yurttaşlık” temelinde Türk Milleti temsil edilmektedir; bu bir temel ilkedir. Esasen, bu topraklarda bin yıldır egemenlik, bütün vatandaşları temsil eden Türk Milletine aittir.

Bildirinin birçok yerinde bahsi geçen “eşit yurttaşlık temelinde milletin temsili”  söyleminin gerçek anlamı bilinirse, şifre çözülmüş olacaktır. Hemen söyleyelim; bu ifadeden, “etnik grupların eşitliği ve bu grupların TBMM’de temsil” edilmesi, yani egemen unsurlar olmaları kastedilmektedir. Türk adının anayasadan çıkarılması da aynı amaca dönüktür.

Halbuki eşit olan birey/vatandaştır, böyle olunca da, zaten  bütün farklı gruplar da eşitlenmiş olmaktadır. CHP Bildirgesinin gereği yapılacak olursa, (AKP-PKK da bunu istiyor) sıra egemenliğin bölüşülmesine gelecektir. Çünkü gruplar eşit yapılırsa. Egemenlik de paylaşılacak, devlet de bölüşülecek demektir. Tarih boyunca olduğu gibi iç savaş kaçınılmaz hale gelecektir.  Günümüzde; Libya, Irak, Suriye, Afganistan gibi ülkelerde yaşanan, sonu bir türlü gelmeyen  kanlı çatışmalar, egemenliğin paylaşılmaya kalkışılmasından kaynaklanmaktadır.

“Çözüm süreci” denilen İmralı Mutabakatı, 3. Basamak 1. Md.de anayasadan Türk adının çıkarılacağı açıkça yazılıdır.

“BİLELİM Kİ MİLLİ BENLİĞİNİ BİLMEYEN MİLLETLER BAŞKA MİLLETLERİN KÖLESİ OLURLAR.”ATATÜRK

CHP Bildirgesinin 17. Md.de: Yuvarlak, genel ve kimliksiz güzel sözlerden sonra, “Eğitim reformuyla.. evrensel değerlerle donatılmış bir eğitim sistemi kurulmalı” denilmektedir. Burada, tek başına ne demekse, “evrensel değerler” var, ama milli değerlere yer yok. 6 Ok bu muydu?  Atatürk, “Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin kölesi olurlar.” demiyor muydu?

Yerini şaşıran CHP’ye, bir avuç transfer mahsulü bölücü radikal, yön mü veriyor? Yoksa bu fikirler Kılıçdaroğlu’nun kafasında mı şekilleniyor?”

KÜRTÇÜ ETNİKÇİLİK, TÜRK ULUS-DEVLETİNİN TEMELLERİNDEN YIKMAYI  HEDEF ALAN SİYASİ BİR HAREKETTİR

Sevgili Okurlar,

Kürt etnikçiliği salt bir hoşnutsuzluk ve muhalefetin bir tezahürü olmaktan öte Türk ulus-devletinin temellerini hedef alan bir harekettir. Kürt etnikçiliğinin bu yönelimi her gün biraz daha belirginleşmektedir.  Türkiyelilik gibi tarihsel arka planı olmayan yapay kavramlar, olsa olsa etnik kimliklerin siyasallaşmasını, siyasallaşan etnikçiliğin ayrılıkçılığa yönelmesini kolaylaştırıcı bir etki yapacaktır. Bu kolaylık ise toplumsal, kültürel, siyasal ve hukuksal anlamda bir dağılmayı beraberinde getirecektir.

Bu tanımlamaya yüklenen ve devlet-vatandaş ilişkisinde öngörülen tarafsız olma durumu, mevcut anayasal düzenleme açısından da mümkündür. Türkiye’de anayasal bağlamda da, toplumsal ve siyasal açıdan da ayrımcı bir yaklaşımın mevcut olmadığı, tartışılmaz bir gerçekliktir. Kimlik insanın kendi iradesiyle yarattığı bir olgu değildir ve tarihsel koşulların belirleyiciliği altında oluşmuştur. Bu nedenle kısmi talepler üzerine tarihi tersine çevirip Türk kimliğini değiştirmek, ‘Anayasa’nın 66. ve 3. maddesini değiştir, olsun bitsin’ gibi önerileri ciddiye almak mümkün değildir.

“Ne yazık ki delege yapısı da dâhil olmak üzere tepeden tırnağa değiştirilen YCHP’de gelecek için hiçbir umut ışığı görülmüyor”

Sevgili Okurlar

CHP Cumhuriyeti kuran partidir. Her şeyden önce Atatürk’ün partisidir. Bu nedenle Cumhuriyet’in kurucu değerlerine saygılı olmalı, ülkenin birlik ve bütünlüğüne sahip çıkmalıdır. Bu konuda en keskin ve en kararlı mücadeleyi CHP vermelidir.

Ne yazık ki Milliyetçilikten bahseden partilerin de durumu farklı değildir. Hamaset ve slogan milliyetçiliği ve Milliyetçilik yapıyormuş görüntüsü altında Türk gençlerini Milliyetsizleştirme projesi kesinti vermeden devam etmektedir.(Bunu da bir başka yazımızda anlatırız)

MÜLAHAZAT HANESİNİ AÇIK BIRAKALIM

Arkadaşlarımız mesajlardan, “Hocam şu partiye aman bir şey demeyelim çok sayıda korunuz o partiden” diyorlar. Bizi takip ve okuma gereği hisseden her arkadaşımın benim için çok kıymetli olduğunu onlara karşı sevgi ve saygıda kusur etmeyeceğimin bilinmesinde yarar görüyorum. Bu yaşa kadar yanlış bir şey yazmamış olmak hayattaki en büyük mutluluğumdur. Ne zamanki sizlere doğru olmayan şeyler söylersem o zaman büyük kötülük yapmış olurum. Bu sayfada hep birlikte, Türk Cumhuriyetinin yeniden 1923 ayarlarına dönmesinin,  Ulusal birlik ve bütünlüğümüzün tesisinin, Tam Bağımsız Ulus Devletimizin kurulmasının diğer bir ifadeyle samimi bir Türkçü/Atatürkçü  mücadele veriyoruz. Değerli Arkadaşlarımızın bu konuda ki samimiyetimize inanmalarını istirham ediyor, bir takım gerçeklerin daha iyi anlaşılması için eskilerin tabiriyle “Mülahazat hanesini açık bırakmalarını” bekliyoruz.

TÜRK KİMLİĞİNE BU SALDIRI NEDEN?

Sevgili Okurlar,

Türk ulusal kimliği, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren, arayışı içinde olunan bu yansızlığı sağlayacak nitelikte tanımlanmıştır. Anayasal bağlamda ‘Türk’lük, Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesi kapsayan bir anlayışla formüle edilmiş, etnik Türklük dairesi içindeki insanlar herhangi bir avantajla donatılmamış ve/veya başka etnik kökenden gelen insanlar herhangi bir ayrımcılığa muhatap olmamıştır. Vatandaşlık kesinlikle milliyete, etnik aidiyete indirgenmemiş ve Türk ulusal kimliği, ülkede yaşayan bütün unsurların kaynaştığı bir pota olarak işlevsel kılınmaya çalışılmıştır. Bu konuda, Cumhuriyet projesinin başarısızlığından söz etmek de mümkün değildir. Türk toplumunu oluşturan bütün unsurlar, çoğunlukla Türk ulusal kimliğini benimsemiştir. Ülkemizde kimlik siyaseti güden çevrelerin kışkırtıcı propagandalarına rağmen kimlik çatışması anlamına gelebilecek bir gelişme yaşanmamıştır.

Türk kimliğine saldırı Büyük Orta Doğu Projesi ile de başlamamıştır. 400 yıl önce Türk Meselesi olarak başlayan 200 yıl evvel Viyana ‘da düveli muazzama devletleri tarafından “Şark Meselesi” adını alarak “Osmanlı Devletini sonlandırmak,  Türkleri Balkanlardan ve Anadolu’dan çıkarmak” olarakmutabık kalınan faaliyetler Türk düşmanlığının ana kaynağını oluşturmuştur. Birçok yabancı dildeki ansiklopedi de ”Türk” maddesi Türk düşmanlığı ile doludur. Bu yadırganmamalıdır. Yüzyıllardır hem askeri, hem de medeniyet seviyesi olarak Türk’ün karşısında aşağılık kompleksine düşenler, Türk’ün yükseliş dönemini methedecek değillerdi. Küreselleşme sürecinin hızlanması, 1990 sonrası dünyaya yeniden çeki düzen verilme çabaları,  tek patronlu dünyaya geçiş,  Türk’ün dost ve müttefik sandıklarını karşısında düşman olarak bulmasına sebep olmuştur. Bu değişmeyi iyi yakalamak gerekir.

Bugün Türkiye’de Türk kimliği ile uğraşılması, AKP tarafından 10 yıl boyunca yürütülen ve Türkiye’nin gündemini teşkil eden çözüm süreci saçmalığı Anadolu coğrafyası üzerinde Batı tarafından Şark Meselesi/BOP adıyla uygulanan psikolojik savaşın  ve Batı oryantalizminin bir sonucudur.  Türkiye milli sınırları dışında yer alan güvenlik çemberinde (Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu ve Avrasya) etkisizleştirilmektedir. Batı kültürünün oryantalist yaklaşımı,  “böl ve parçala” stratejisini gündeme getirmekte,  etnisite ve farklılık bilincini yükseltmektedir.

Bu konuda yazacaklarımız daha bitmedi. Ancak yazımız çok uzadı. Sırada konularımız çok biriktiği için ileriki günlerde gündemin sıcaklığına göre bu paylaşıma şimdilik ara veriyoruz. Arkadaşlarımızın sırada ki sorularını göz önüne alarak bir sonraki paylaşımımızda  “Tarihte ki kaynaklara göre Türk Güzelliğini” anlatacağız. 

3 1 oy
Yazıyı Değerlendir
Bildirimler
Bildir
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle

İlgili Yazı

Ermenistan Teslim Oldu!

Yazar : - 10 Kasım 2020 0
Azerbaycan ordusu karşısında ağır kayıplar veren ve son olarak Şuşa’yı kaybeden Ermenistan, Dağlık Karabağ’da teslim oldu. Ermenistan Kelbecer, Ağdam ve…
0
Düşüncelerinizi ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x