MELEKLERİM SENİ CENNETE TAŞIYACAKLAR : HAŞHAŞİLER

384 0

1090 ve 1273 yıllarında tüm Ortadoğu’ya korku salmış ve İslami demek ne kadar doğru olur bilmiyorum ama İslami geleneğin İsmaili yani Şiilik kolundan filizlenmiş bir tarikat olan haşhaşiler bu gün ki konu başlığımız olacak. Haşhaşilerin ünü kendi sınırlarını aşıp Avrupaya kadar ulaşacak hatta İngilizcede ki suikastçı anlamına gelen “assasian” kelimesi çıkışı haşhaşian kelimesi olacaktır. Avrupalılar için bu ilginç tarikatın işlediği cinayetler kadar tarikat üyelerinin şeyhleri Hasan Sabbah’a olan ölümüne olan bağlılıkları olacaktır. Avrupalılar için tarifi mümkün olmayan bu sadakat duygusu aşk mektuplarına kadar girecektir. Provanslı bir ozan, karısına, “Üzerimdeki nüfusunuz, bir Haşhaşi şeyhinin can düşmanlarının üzerine saldığı fedailerinin üzerindeki nüfuzundan kat be kat fazladır” derken, bir diğeriyse “Haşhaşiler şeyhlerine nasıl bir bağlılıkla hizmet etmişse, ben de aşka öyle şaşmaz bir sadakatle hizmet ettim” demiştir. İmzasız bir aşk mektubunun yazarıysa, sevdiği kadını “Emirlerinize itaatimle cennete kavuşmayı ümit eden Haşhaşinizim ben” sözleriyle etkilemeye çalışmaktadır. Avrupalılar gözünde ve modern Türkiye Türk devletleri haricinde ki islam coğrafyası için şeyhlerine ölümüne biat etmek anlaşılır bir durumdur, hatta Türkiye de yakın zaman önce Feto örgütlenmesi haşhaşilerle benzer özellikler göstermektedir. Balkanlardan Asya’ya hatta Afrika’ya kadar uzanan Gülen tarikatı küçük yaşta aldığı çocukları ölümüne kendine bağlayıp benzer şekilde siyasetçiler üzerinde baskılar kurmuştur. Konuyu çok dağıtmadan haşhaşiler hakkında bilgi vermeye devam edelim. Daha sonra ki yazılarımızdan birinin konusu Feto terör yapılanması olsun.

Fransa Kralı 4 üncü Philip haçlı seferlerini düzenlemek için hazırlıklarını yaparken Ortadoğu seferi esnasında karşısına çıkabilecek tehditler hakkında Ermenistan krallığında kalmış Brocardus adında bir Alman papazdan bilgi ister. Brocardus’un verdiği bilgiler içinde dikkat çeken bir ayrıntı şu şekildedir “Bu tehlikelerin arasında, kendilerinden uzak durulması ve lanetlenmesi gereken Haşhaşiler de vardır… ki kendilerini satarlar, insan kanına susamışlardır, bedel karşılığında masumları bile öldürürler ve ne kurtulmayı ne de hayatta kalmayı önemserler. Tıpkı Şeytan gibi, çeşitli milletlerin ve halkların hal ve tavırlarını, kılık kıyafetlerini, dillerini ve adetlerini taklit ederek adeta nurdan meleklerin kılığına girerler; böylece büründükleri koyun postları üzerlerinden düşer düşmez ölümü tadarlar. Onları bizzat görmediğimden ve yalnızca haklarında yazılanları okuyup, namlarını duyduğumdan bundan öte bir açıklama yahut bilgi sunamam. Onların adetleri ve taşıdıkları işaretler, tıpkı diğer herkes için olduğu gibi benim için de bir sır olduğundan nasıl tanınabileceklerini tarif edemem…. kralın güvende olması ve korunabilmesi için önerebileceğim tek çare, etrafındaki en alt kademeden en üst kademeye tüm görevlilerin ismi, cismi, soyu sopu ve yeri yurdu kesin olarak bilinen kimseler olmasıdır” diye belirtir. Günümüzde haşhaşiler hakkında birçok bilgi yazılmış olsa da bunların çoğu dayanaksızdır. Onlar hakkında bilgileri ve varlıklarını gene başka tarihi vesikalardan bulabilmekteyiz.

Haşhaşileri her ne kadar Müslüman dense de bu tartışmalıdır çünkü doğu Akdeniz’de, ‘Dağın Şeyhi’ diye anılan gizemli bir kimse tarafından yönetilen, nefret uyandırıcı inançları ve yaşayışlarıyla dindar Hristiyanlara ve Müslümanlara hiç de benzemeyen alışılmışın dışında bir tarikattır. Bu alışı gelmişin dışında ki tarikata dair ilk anlatılardan biri, kral Frederick Barbarossa tarafından 1175 yılında Mısır ve Suriye’ye gönderilen bir elçinin yazdıklarında görülmektedir. Elçinin yazdıkları şu şekildedir: “Şam, Antakya ve Halep’le çevrelenen bölgede, bir Sarazenler (Avrupalıların Hristiyan olmayanlara verdikleri isimdir) soyu vardır ki onlara kendi dillerinde ‘Heyssesini’ ve Romalıların dilinde ‘segnors du montana’ denir. Bu ırkın insanları kanunsuz yaşarlar; Sarazenlerin kurallarına karşın domuz eti yerler. Dağlarda yaşarlar ve iyi korunan kalelerde saklandıklarından ele geçirilmeleri hemen hemen imkansızdır. Toprakları fazla bereketli değildir, bu yüz den yetiştirdikleri büyükbaş hayvanlarla beslenirler. Başlarında, onları hayret verici bir yöntemle öldürme alışkanlığıyla civardaki Hristiyan lordlarına olduğu kadar, uzak yakın tüm müslüman prenslerine de büyük bir korku salan bir ‘Reis’ bulunur. Bu Reis, dağlarda, çok yüksek duvarlarla çevrili olduğundan çok sıkı korunan, küçük bir kapının dışında içlerine hiç bir yerden girmenin mümkün olmadığı pek çok muhteşem kaleye sahiptir. Bu kalelerde hizmetkarlarının çocukları çok küçükten itibaren yetiştirilir, onlara Latince, Yunanca, Roma, Türk dili ve Arap dili gibi birçok dil öğretilir. Bu genç adamlara öğretmenleri tarafından, çocukluklarından yetişkinliklerine dek, yaşadıkları toprakların reisinin tüm söz ve emirlerine uymaları gerektiği ve bunu yaptıkları takdirde, yaşayan tüm tanrıların gücüne sahip olan efendilerinin onlara cennetin bütün hazlarını vereceği ve herhangi bir konuda onun iradesine karşı çıkmaları durumundaysa kurtarılamayacakları öğretilir. Dikkat edin, birer çocuk olarak alınışlarından, birini öldürme görevi verilmek üzere Efendi’nin huzuruna çağırılışlarına dek öğretmenleri ya da ustaları dışında kimseyi görmez ve kimseden bir talimat almazlar. Huzuruna çıktıklarında Reis onlara vaat edilen cennetin şartı olarak onun emirlerine uymayı kabul edip etmediklerini sorar. Bunun üzerine onlar da eğitilmiş oldukları üzere, en ufak bir şüphe ya da itiraz etmeden coşkuyla re islerinin ayaklarına kapanıp onun sözünden asla çıkmayacakları yacakları cevabını verirler. Onun üzerine de Reis onlara altın birer hançer hediye ederek onları, belirlemiş olduğu kurbanı öldürmeye gönderir.”

Bazılarınız haşhaşilerin yenilmez olduğunu düşünebilir fakat aslında tarihi belgeler böyle olmadığını söylüyor Tapınak şövalyeleri ve Hospitaliyerler birçok Haşhaşi kalesini haraça bağlamayı başarmışlardır. Döneme ait belgelerde Cengiz Han ile ilgili bir detay dikkat çekmektedir. Bu birinci ağızdan anlatılan bilgi şu şekildedir. 1253-1255 yılları arasın da Fransa kralı tarafından Moğol Hükümdarı Cengiz Han’ın Karakurum’daki sarayına yollanmış olan Flaman rahip Rubrucklu William Cengiz Han’ın tebdili kıyafet içindeki kırk kadar Haşhaşi’nin kendisini öldürmek üzere gönderildiği duyumunu almış ve Rubrucklu William Cengiz Han’ın aldığı olağanüstü koruma önlemleri karşısında şaşkına dönmüştür. Dahası cengiz han haşhaşileri yok etmeleri için kardeşini komutan yaptığı bir orduyu görevlendirmiştir.

Küçük yaşta topladığı çocuklara sıkı bir eğitim verildikten sonra kendisine sıkı sıkıya bağlayan Şeyh daha sonra onları istediği göreve gönderirdi. Peki fedailer bu kadar sıkı sıkıya şeyhe nasıl inanıyorlardı. tabii ki inançla, alabildiğine ihtişamlı ve büyük bir saray inşa ettirerek vadi halkının sıradan insanlarını, kendisinin yüce bir peygamber olduğuna inandırıp, göreve çağıracağı fedaiye bir iksir içirip cennetten farkı olmayan sarayına davet etmekte ve onu efendisinin huzuruna çıkarmaktaydı. Fedai, kendini gerçek bir peygamberin karşısında olduğunu inancına kapılıp secdelere kapanıyordu. Hepten inancı karşısında aciz duruma düşen fedai artık istenileni yapacak duruma geliyordu. Şeyh, bir hükümdarın katlini emredeceği zaman fedai ye şöyle diyordu: “Gidip şunu, şunu öldüresin. Döndüğünde meleklerim seni Cennet’e taşıyacaklardır. Şayet ölürsen bile, seni alıp Cennet’e kavuşturmaları için meleklerimi göndereceğim.” Buna onları öyle bir inandırıyordu ki Şeyh’in Cennet’ine geri dönebilme arzusuyla yanıp tutuşan fedailerin göze alamayacağı hiçbir tehlike kalmıyordu. Bu hikaye kulağa saçma gelebilir ama çok yakın tarihimizdeki feto örgütlenmesinde de benzer durumlar yaşandı veya ortadoğuyu talan eden bir çok islami örgüt militanı gene cennette onları bekleyen güzellikler için bir çok insanı öldürmekten çekinmediler.

İnancın doğru yönlendirilmediğinde ne kadar tehlikeli olduğu, binlerce insanın ölümüne neden olacağı günümüze kadar gelen bir gerçektir. Fakat asıl sorulması gereken insan zekâsının sonsuz hayal gücünün ürünü olan bu anlatılara bir insanın nasıl inanıyor olmasıdır?

Hazırlayan: Hakan Kilit

Kaynaklar: Bernard Lewis, Alamut Kalesi

Tarih Kazanı

Tarih-i Harp

Savaş tarihi, büyük komutanlar ve stratejileri Türk tarihine dair mülahazalar ve Türk tarihindeki münakaşaların izah adresi.

Related Post

BÜYÜK İSKENDER (III)

Posted by - 29 Temmuz 2020 0
“Denemeyi bilene imkansız yoktur.” Büyük İskender -YENİLMEZ Pers topraklarını merkezli yeni bir imparatorluk kurmayı ve “Asya’nın hükümdarı” olmak isteyen İskender,…

KIRK GÖKTÜRK (II)

Posted by - 11 Ağustos 2020 0
“Ey Türk! Onlar senin aklını devşirmeden sen aklını devşir. Çoklar diye korkma, azız diye çekinme.” Bilge Tonyukuk KÜRŞAD ve 40…

Sahibi Sürekli Değişen Adalar

Posted by - 9 Ocak 2021 0
Gayriaskeri statüsüne rağmen, Yunanistan tarafından silahlandırılan başka bir ada; Sisam / Samos; Bu haberden dolayı, Twitter’da İsmet Paşa’ya söven herifler…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir