Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz’de Türk-Fransız Anlaşmazlığı (I): Fransa’nın Karanlık Sömürge Tarihi

546 0

Afrika Kıtası coğrafi ve doğal güzelliklerinin aksine, tarihi Batılı Emperyalist (Sömürgeci) Devletler yüzünden acılarla doludur. Günümüzde Afrika, Avrupalı devletlerin dillerine göre parça parça bölünmüştür. Özellikle de bugünkü sınırları 1884-1885 Berlin Konferansı sonrasında belirlenmiştir. İngiltere, Belçika, Hollanda, Portekiz, İspanya, Almanya, İtalya ve Fransa gibi devletler ilk akla gelen sömürgeci devletlerdir. Fransa ise Afrika’ya tarihi acıları yaşatan en büyük devletlerin başında gelir.

İlk Fransız işgali bugünkü Senegal’de yaşandı. Tarihler 1624’ü gösterdiğinde Fransızlar Senegal’de diğer bir değiş ile Afrika’da ilk ticaret merkezini kurudular! 1664’de ise bu durum daha da sistematik bir hal aldı çünkü Fransa diğer bir sömürgeleşmiş ülke olan Hindistan’da Doğu Hindistan Ticaret Şirketini kurdu. 17. yüzyılın sonlarına doğru Fransızların dünya üzerindeki sömürgelerinin yüz ölçümü 3,5 milyon kilometrekare oldu. 1920’lerde ise bu oran 11,5 milyon kilometrekareye ulaştı.

Fransız sömürgeciliğinin arttığı dönem ise Napolyon Savaşları (1803-1815) sonrasında olmuştur. Korsikalı Topçu Teğmen Napolyon Bonapart Fransa İmparatoru olunca “Büyük İskender” gibi yönünü doğuya yöneltti. 19. yüzyılda ise günümüz Orta Doğusu ve içinde bulunan Kuzey Afrika’nın önemli bir kısmı halen Osmanlı İmparatorluğu hakimiyeti altındaydı. Bölge halkının büyük bir çoğunluğunun Müslüman olması ve Türklerin farklı halk, millet ve dine mensup insanlara her daim hoşgörülü tavrı gerek gayrimüslimlere gerekse de Müslümanlara rahat ve huzurlu yaşam alanı ve imkanı tanımıştır.

Bu durum özellikle de Napolyon Savaşlarının etkisiyle ortaya çıkan durum sonucunda değişmiştir. Ham maddeye bağlı büyüyen ekonomilerini daha fazla doyurmak ve daha fazla insan gücüne sahip olmak için Fransa ve İngiltere gibi devletler saldırgan ve sömürgeci bir güce dönüşmüştür. Kıtaları sömürmekle de kalmayıp insanlık tarihinin en büyük ayıbı olan “köle” ticaretinin de sarsılmaz lideri olmuştur Fransa İngiltere ile birlikte.

Ne yazık ki, Osmanlı İmparatorluğunun iyice güçten düşmesinin ardından İslam toprakları olan Kuzey Afrika toprakları teker teker kaybedilmiştir. 1830 yılındaki Cezayir’in Fransızlar tarafından işgali Kuzey Afrika’nın kötü talinin başlangıcı olmuştur. Ya da Fransa’nın Kuzey Afrika işgallerinin başlangıcı da diyebiliriz. 1890’da İngiltere ile anlaşan Fransa! Kuzey Afrika’daki işgallerini Çad yönüne doğru ilerletmiştir.

Günümüzde ise Libya (Trablusgarp) denilince ilk akla gelen Avrupa devleti İtalya da olsa Osmanlı İmparatorluğu 1890’larda Libya’da Fransızlarla mücadele içine girmiştir. Hatta Kuzey Afrika’daki Türk-Fransız mücadelesinin merkezi Libya olmuştur. Osmanlı’nın Libya hinterlandı ise günümüzdeki Libya, Mısır, Sudan, Çad, Batı Etiyopya, Kuzey Kamerun, Kuzey Nijerya ve Nijer şeklindedir.

Köle ticaretinde de İngiltere ile yarışan Fransızlar sadece Batı ve Orta Afrika’dan 5 milyondan fazla insanı köle ticaretinde kullanmıştır. İşin ilginç tarafı köleleştirilen bu insanların yerel yöneticileri ve halkın geneli sanki büyülenmişcesine Fransız istilasına ses çıkartamaz hele gelmişlerdir. Fransız yağma, katliam, soygun ve milyonlarca insana soykırımı o kadar büyük boyutlara ulaşmıştı ki, zavallı insanlar bu soykırım, talan ve köle ticaretine korkularından ses çıkartamaz hale gelmişlerdi. Fransız eski sömürgelerinde yetişmiş olan Afrikalı elitler sömürgeciliğin iyi olduğunu ve bağımsız olmamaları gerektiğini savunuyorlardı. Sömürgecilik Afrikalıların iliklerine kadar öyle işlemişti ki bağımsızlığa karşı çıkan “AvroAfrikacılık” ortaya çıkmıştır. Bu kavram 1927’de “Afrika: Avrupa’nın Yayılma Alanı” adlı kitabın yazarı Guernier adlı bir Fransız tarafından ortaya atılmıştır.

Ancak bırakınız Afrika ve Afrikalılardan özür dilemeyi, günümüzde Afrika üzerinden yüz milyarlarca Avro vergi almaktadır Fransa.

Fransa’nın sadece Afrika’da bizzat kendilerinin yapmış oldukları birkaç soykırımlara bakacak olursak eğer, katlettikleri insan sayısı kabaca şu şekildedir. 132 yıllık Cezayir işgali sırasında 1 milyondan fazla Cezayirli “tehcir, kurşuna dizilme, kireç fırınlarında yakılmak ve daha birçok zalim yöntemle katledilmiştir.” 1994 tarihinde Ruanda’da Hutuların Tutsilere karşı yürüttüğü soykırım sırasında sözde “insani yardım operasyonlarına” katılan Fransız askeri birimleri soykırıma doğrudan destek vermiştir. Ayrıca Fransa soykırımcılara silah, istihbarat, strateji, askeri eğitim desteği sağlamış, “öldürülecek kişilerin listesini” belirlemiştir. Katliamlar 1 milyona yakın insanın ölümüyle sonuçlanmıştır.

Tunus, Senegal, Nijer, Moritanya, Kamerun, Burkina Faso, Gabon, Gine ve Benin’de katledilenlerin sayısı ise hâlâ bilinmemektedir.

Fransızlar, diğer sömürgeci güçler gibi, topluma yön veren önder kişileri ve âlimleri hedef almışlardır. Sadece Çad’da 1917 yılında bir sempozyum sırasında 400 İslâm âlimini katletmişlerdir!

Fransızların bizzat işledikleri soykırım ve tetikçiliğini yaptıkları olayların listesi bir hayli kabarıktır.

Böylelikle son günlerde Doğu Akdeniz’de ve Libya’da Türk-Fransız anlaşmazlığının kökenlerine biraz da olsa değinmiş olduk. Yazımızın 2. bölümünde ise Doğu Akdeniz ve Libya üzerinden devam eden Türk-Fransız çekişmesinin siyasi, askeri ve uluslararası ilişkiler anlamda ele almaya çalışacağız.

Saygılarımla

Dr. Ergenekon SAVRUN

Related Post

Barışın teminatı, silahlar…

Posted by - 20 Haziran 2020 0
Tarih boyunca medeniyetlerin varoluş ve yok oluşlarında en önemli etken şüphesiz kendilerini savunma becerileri olmuştur.  Özellikle onlarca medeniyetin beşiği konumundaki…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir