Körfez Krizi Çözümünün Türkiye’ye Etkileri

İsmail Cingöz at 13 Ocak 2021 tarihinde gönderildi
276 0

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanlık seçimlerinde Başkan Donald Trump’ın kaybetmesi ile değişimin yalnızca Amerika’da olmayacağı Körfez ülkelerinin Katar’a uygulamakta oldukları ambargoyu kaldıran anlaşmayı imzalamaları ile somut bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Tramp’ın Başkanlığı döneminde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başta İran’a karşı blok oluşturmak üzere Körfez ülkelerine yoğun bir ilgiyle yaklaşmasının bir sonucu olarak, Joseph Robinette “Joe” Biden Jr.’ın seçilmesiyle kartların yeniden karılmasına ve dağıtılmasına yol açmıştır. Ancak seçimi kaybetmesine rağmen hukuki bütün yolları deneyerek son ana kadar mücadelesini sürdüren Trump, giderayak Körfez Krizini çözdüğü imajı ile iç ve uluslararası kamuoyuna bir zafer lanse etmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.

***

Sebepleri daha önceki yıllara dayanmakla birlikte; İslamcılar ile Müslüman Kardeşler’e destek verdiği ve İran’la yakınlaştığı gerekçesiyle Suudi Arabistan öncülüğünde BAE, Bahreyn ve Mısır; Katar’a 10 gün süre vererek Türkiye’yi de zor duruma sokacak hususları içeren 13 maddelik bir talep listesi vermişti[1]. Katar’a bağlı El Cezire televizyonunun kapatılması, Türkiye’nin Katar’daki askeri üssünün kapatılması ve İran ile ilişki seviyesinin düşürülmesi gibi maddelerin de yer aldığı talepleri yerine getirmemesi üzerine 5 Haziran 2017 tarihinde Katar ile diplomatik ilişkilerini askıya alan taraf ülkeler, sınırlarını kapatmış ve Katar vatandaşlarını da sınır dışı etmişti.

Ambargo üzerine Katar, ithal ürünlerdeki darboğazı gidermek üzere Türkiye ve İran’dan gıda ithalatına başlamıştı. Ambargo kararına rağmen Türkiye’nin Katar’ın yanında yer alması başta Suudi Arabistan olmak üzere ambargocu ülkeleri memnun etmemişti. Suudi Arabistan’ın “yarı resmi” boykotu karşısında Türkiye-Katar ilişkileri daha da güçlenerek ilerleme kat etmiş ve Katar Türkiye’ye yatırımlara başlamış[2], hatta Borsa İstanbul’un %10 hissesini almasına[3] varan sermaye girdisi ile uluslararası gündem olmuştu.

Son zamanlarda ABD’nin yoğun diplomasi girişimlerinin bir sonucu olarak 5 Ocak 2021 tarihinde Suudi Arabistan’ın El Ula kentinde gerçekleşen 41’inci Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi, Katar’a 3,5 yıla varan bir süredir uygulanan ambargonu kaldırılması ile sonuçlanmıştır. “Dayanışma ve İstikrar Anlaşması”adı verilen mutabakat ile Katar’a uygulanan ambargonun kaldırıldığı, kara, deniz ve hava sınırlarının açılması için anlaşmaya varıldığı haberini Kuveyt Dışişleri Bakanı Ahmed Nasır Muhammed es-Sabah’ın duyurmasının ardından Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani de Zirve’ye katılmıştır. Anlaşmaya uzanan süreçte arabuluculuk yapan ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı ve kıdemli danışmanı Jared Kushner’in de zirveye katılması dikkat çekmiştir.

Suudi Arabistan, Bahreyn, BAE, Umman ve Kuveyt bloğunun Katar’la imzaladıkları Anlaşma ile bölgede dayanışma ve istikrarın güçlendirilmesini amaçladıklarını deklare etmişlerdir. Katar, Anlaşma gereği komşularına açtığı uluslararası davalardan vaz geçeceğini, ambargoya taraf ülkeler de birbirleri aleyhine olan kampanyaları durduracaklarını duyurmuşlardır.

Ortadoğu coğrafyasında olan her gelişme ve hamleler gibi bu gelişmenin de İsrail’in güvenliğine hizmet edeceği öncelikle hatırda tutulmalıdır. Körfez’de barış ve istikrarın sağlanıyor olması uluslararası konjonktüre göre olumlu bir gelişme olarak kabul ediliyor olsa da sürecin Türkiye için nasıl bir sonuca evrileceğini ise zaman gösterecektir. Dolayısı ile Türkiye açısından değerlendirilecek olursa; Katar’ın Türkiye’de yatırımları, Türkiye’nin de Katar’da askeri bir üssü bulunmaktadır ve biliniyor ki Körfez ülkeleri bölgelerinde Türk askeri istememektedirler.

Türkiye’nin, Suriye politikalarını eleştiren Suudi Arabistan ile gerilen bir süreç yaşanırken bir de Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti üzerine karşı karşıya gelmeleri nedeniyle ikili ilişkileri minimize hale gelmiştir. BAE’nin Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine oluşumlarda yer alması, yine Doğu Akdeniz ve Libya üzerinden farklı taraflarda yer alınması nedeniyle Mısır ile ilişkilerin gerilmesi, ideolojik temelli nedenlerle İsrail’le siyasi ilişkilerin durma noktasına gelmesi; ilerleyen süreçte de Türkiye’nin bölgesel dış politikasında gerilim yaşayacağı şeklinde yorumlanmaktadır. Ancak gerilimlerin karşılıklı olarak yaşanacak olması, krizin fırsata dönüştürülebilmesini de mümkün kılabileceği hatırda tutulmalıdır. Türkiye’nin Anlaşma sonrası olumlu açıklamaları buna işaret olarak yorumlanmaktadır.

Körfez ülkelerinin Katar ile ilişkilerini tamamıyla normale gelip/gelmeyeceği henüz netlik kazanmamıştır. Çünkü 13 maddelik talep listesinin yerine getirilmemesi üzerine uygulanan ambargo karşısında Katar taviz vermemiş ve bugüne kadar dik durmayı başarmıştır. Lakin ola ki Anlaşmanın bir sonucu olarak Körfez ülkeleri arasında ilişkilerin normale gelmesi halinde Türkiye ile Suudi Arabistan arasında da normalleşme olması beklenebilir. Zira yarı resmi de olsa Türkiye’ye ve Türk mallarına karşı boykot uygulaması devam etmektedir.

***

Kısa aralıklarla yakın zamanda Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün, ardından BAE, Bahreyn, Sudan ve Fas’ın ardarda İsrail ile ilişkilerini normalleştirme kararları almaları ve ikili anlaşmalarla başlatılan süreci, yeni ABD Başkanı ve ekibinin de sürdürmesi beklenmektedir. Zira İsrail’in bölgesel çıkarlarını koruma üzerine inşa edilen Amerikan politikası, yeni süreci de İsrail endeksli inşa edecektir. Trump’ın son günlerinde Arap ülkelerinin İsrail ile barışmasını sağlayarak, İsrail’in güvenliğinin garanti altına alması başarılmış olsa da İran’ın Suriye sahasındaki faaliyetlerinden ve nükleer geliştirme/zenginleştirme çalışmalarından dolayı ABD’nin rahatsızlığı hala devam etmektedir.

İran Meclisi Başkanlık Heyeti Üyesi Ahmed Emirabadi Ferahani, İran’a yönelik yaptırımların 22 Şubat 2021’e kadar kaldırılmaması halinde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin ülkeden çıkarılacağı açıklamasına karşılık olarak, 20 Ocak 2021 tarihi itibariyle görevi devralacak olan seçilmiş Başkan Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, “Tahran’la nükleer anlaşmaya dönmek için İran ile balistik füze programı hakkında görüşmeler yapılması gerektiğini” açıklaması ile ortaya çıkan gündemden “diyalog için karşılıklı sinyaller gönderildiği” ayrıntısı gözden kaçırılmamalıdır.

Dolayısı ile Joe Biden yönetiminin İran ile daha ılımlı ilişkiler geliştirme niyetinde olduğu bilindiğinden de hareketle ABD derin devletinin, Yeni Başkan göreve başlamadan hemen önce uygun zemin hazırlamak maksadıyla bölge ülkelerinin önce İsrail ile ardından Katar ile yaşadıkları sorunları halletme hamleleri organize ettiği anlaşılmaktadır.

****

Trump döneminde Suudi Arabistan ve BAE ile yakın ilişki kurulmasına rağmen Biden döneminde aynı istikrarın devam etmeyeceği, Suudi Arabistan üzerindeki baskıların arttırılacağı bir Amerikan politikası inşa edileceğini yorumlayanların[4] da olduğu görülmekle birlikte Suudi Arabistan’ın İsrail ve Katar üzerinden bölgesel barışa katkı sağlama hamleleriyle muhtemel bir baskıya maruz kalmamaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Ancak genel manada ABD’nin geleneksel politikasının çok da dışına çıkılması beklenmemelidir.

Bu süreç yaşanırken Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan, BAE ve Mısır’ın da karşılıklı olarak diplomatik ilişkilerini geliştirmeleri gerekliliği ortaya çıkmıştır. Çünkü yaşanan süreç iyi okunduğu takdirde uluslararası güç dengelerinde değişimler, dönüşümler ve kaymalar olduğu görülecektir. Bu grupta Katar da mutlaka yer almalıdır. Hatta bu ülkelerin aynı zamanda İran ile de aynı şekilde diyalog geliştirmeleri çok önemli bir güç profili ortaya çıkartabilir. Zira ambargo sürecinde Türkiye ile birlikte İran’la da önemli derecede yakınlaşan Katar’ın son aylarda İran ile ticari ilişkilerini sonlandırdığı dikkatli gözlerden kaçmamıştır.

ABD kendi iç sorunlarıyla birlikte küresel alanda da güç kayıpları yaşamaktadır. Avrupa ülkelerinin NATO nezdinde ABD ile sorunlarını mümkün mertebe kapalı kapılar ardında yürüttüğü de dikkate alındığında yakın gelecekte yeni güç merkezleri, yeni küresel merkezler inşa süreci yaşanacağı aşikardır. Her şeye rağmen Çin’in önlenemez yükselişi, Rusya, İngiltere ve Fransa’nın Batı üzerindeki güç mücadelesi içerisinde Türkiye’nin yeni bir güç merkezi olarak ortaya çıkması kuvvetle muhtemel görülmektedir. Bu süreçte Türk Cumhuriyetleri ile birlikte geleceklerini Türkiye’nin yanında güvende hissedecek ülkelerin de Türkiye merkezli oluşuma yöneleceği değerlendirilmektedir. Gelişecek şartlar karşısında bu oluşumda Körfez Ülkeleri de dahil olmak isteyebilecektir. Türkiye karar alıcı mekanizmaları bu hususta hazırlıklı olmalı ve taraf ülkeler ile diyaloglarında gerekli sondajlama, güdüleme faaliyetlerini ürkütmeden yapabilmelidir.

Sonuç Olarak;

Katar’a uygulanan ambargo süreci Türkiye’nin daha fazla dışa açılmasında oldukça etkili olduğu görülmektedir. Aynı şekilde yeni süreçte yaşanması beklenen küresel dönüşüm ve dünya güç dengelerinin yeniden dizayn aşamasında Türkiye kartlarını çok iyi oynamalı, hamlelerini reel politikalar üzerine yapmalıdır. Dolayısı ile Türkiye’nin iç ve dış politika karar alıcı mekanizmaları yeni dünya sistemine hazırlıklı olmalıdır.

Türkiye’nin; İsrail, Suudi Arabistan, BAE ve Mısır ile zaman geçirmeksizin diplomatik ilişkilerini geliştirmeye ihtiyacı vardır. Türkiye, yeni dünya sistemine hazırlanırken; Suriye, Doğu Akdeniz, Ege ve Libya üzerinden yaşadığı bölgesel sorunlarını halletmesi gerekmektedir. Zira bu ülkelerin de eş zamanlı olarak el altından Türkiye ile ilişkilerini geliştirmeye hevesli oldukları sinyalleri verdikleri bir süreç yaşanırken tarafların fırsatı kaçırma lüksleri yoktur.

Körfez ülkeleri ve Türk Cumhuriyetleri ile diyalogların geliştirilme süreci içerisinde İran ve Rusya ile de diyalogların geliştirilerek sürdürülmesi Türkiye’nin elini güçlendirecektir. Zira hem İran hem de Rusya’nın enerji arz güzergahında yer alan Türkiye’ye ihtiyaçları vardır. Geniş yelpazeli bir güç merkezi olarak sahnede yer alacak olan bir Türkiye’ye hem yanında yer alanlara hem de esasında diğer güç merkezi olan gruplara faydalı olacaktır. Çünkü jeostratejik ve jeopolitik konumu Türkiye’ye böyle bir avantaj vermektedir.

Krizinin çözümüyle birlikte Katar’daki Türk askeri varlığının tekrar tartışma konusu edilebileceğini değerlendirenler görülmektedir. Ancak Suudi Arabistan ve diğer yandaşı Körfez ülkelerinin Türkiye ile problemlerinin çözülmesiyle birlikte bu husus da zaten kendiliğinden hallolabilecektir. Olmasa bile yakın gelecekte ev sahibi Katar’ın böyle bir talebinin olmayacağı değerlendirilmektedir.

Körfez ülkeleriyle Türkiye arasındaki sorunların çözüme kavuşturulmaması ve ABD’nin de İran üzerindeki ambargoya devam kararı alması halinde ABD ve yandaşları Türkiye’den, İran politikalarında değişiklik talebi ile geleceklerdir. Olması muhtemel bu senaryonun gerçekleşmesi halinde Türkiye, Katar’ın başına gelen ambargo benzeri bir durum ile karşı karşıya kalabilecektir. Dolayısı ile Türkiye karar alıcı mekanizmaları bu duruma da olası hal tarzı geliştirmeli ve hazırlıklı olmalıdır.

Son söz olarak; Amerika hali hazırda küresel bir ülke olarak mevcudiyetini korumaya devam ediyor olsa da yeni bir dünya sistemi inşa edilmektedir. İnşa edilmekte olan bu sistemin mücadelesi uzunca bir süredir devam etmektedir. Çok kutuplu olması beklenen yeni güç merkezlerinin hangi ülkeler etrafında kümeleneceğini zaman gösterecektir. Bu mücadelenin başrolüne geçecek adaylar İngiltere, Rusya ve Çin en başta görülmektedir. Reel politikalarla Türkiye’nin de bir güç merkezi olması hiç de zor olmayacaktır.

                        :

İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi. [email protected]

[1] Ayrıntılı bilgi için bknz: Euronews; “Katar’a 13 Maddelik Ültimatom ve 10 Gün Süre”, 23.06.2017. (Erişim: Katar’a 13 maddelik ültimatom ve 10 gün süre | Euronews)

[2] Deutsche Welle; “Körfez’de Katar’la Yeni Bir Başlangıç”, 05.01.2021.

[3] BBC; “Katar, Borsa İstanbul’a Ortak Oldu”, 26.11.2020

[4] Turan SALCI; “Suudi Arabistan ile Buzları Eriten Katar, Türkiye’den Uzaklaşır Mı?”, Sputnik News; 05.01.2021.

0 0 oy
Yazıyı Değerlendir
Bildirimler
Bildir
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
İsmail Cingöz

İsmail Cingöz

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Araştırmacı Yazar Eserleri; -Türkiye Suriye İlişkilerinin Dönüşümü Arap Baharı ve Hatay Faktörü -Türkiye Gündem Değerlendirmeleri

İlgili Yazı

0
Düşüncelerinizi ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x