Kök Türkler, Orhun Yazısı ve Tamgalar

454 0

Miladi VI-VIII. yüz yıllarda yarı göçebe Türkler, eski iç Asya atlı göçebelerinin sanat kollarından рek çoğunu yaşatmaya devam ediyorlardı. Kaya üzerine al boya ile resim yaparak veya taşı madeni bir uç ile çizerek, petroglif denen levhaları vücuda getiriyorlardı. Taştık devrindeki gibi tahta üzerine resim de yapıyorlardı; dikili taşlara, insan ve hayvan heykelleri yontuyorlardı.

Türkler’in Orta Asya’daki sanatı hamasi üslüpta idi. Hayatları savaş ve avcılıkla geçen göçebe sanatkarları, bu konulardaki hislerini, edebiyatta destan üslübu denecek bir tarzda, plastik sanatlarda da tasvir ediyorlardı. Çoban ve avcı olarak, hayvanları yakından tanıyor ve büyük bir ustalıkla resimleyebiliyorlardı. Üslüpları realist (gerçekçi) olmakla beraber, naturalist(tabiata yakın) değildi. Çünkü, heyecanlı olayları anlatırken, mübalağalı ifadelere kaymakta, şekilleri tabiat dışındaki görünüşlere sokmakta idiler. Bu yüzden göçebe üslübuna realist-empressionist(gerçekçi, fakat mübalağalı) denmektedir.

Tarihi belgelerden, her Türk boyunun bir “ongun”u olduğunu öğreniyoruz. Ongun, kurban veya totem (ata sayılan ongun) mahiyetindeki hayvanlar, her yerde aşağı yukarı aynı cinsten at, geyik, dağ ke­çisi, boğa, kaplan, kurt, su kuşu, yırtıcı kuş gibi motiflerdi. Bazen, belki göçebelerin dini inançlarından dolayı, zoomorfik motifler, efsanevi bir veçheye bürünerek hayali, muhtelit azazlı mahluklar ortaya çıkıyordu.

Bazı motiflere verilen heraldik (ongun ile ilgili) veya totemik (ata sayılan ongun ile ilgili) manaların bir neticesi olarak, bunlar boy veya şahıs damgası olan birer piktogram (basitleştirilmiş resim) daha sonra da Fonoğram (Bir sese ifade eden piktogram) hatta Orhun yazıtlarında görüldüğü gibi, yazı şekline girebiliyorlardı.

Moğol alimlerinden Mannay-ool, Köktürk Kağan soyunun dam­gası olan “dağ keçisi” piktogramının M.Ö. VIII. yüzyıl sıralarındaki motiflere kadar geri gittiği kanaatindedir. FM.X.Mannay-ool, Drevnee İzobrojenie gornogo kozla v Tuve, Sovetskaya Arkehologiya Moskova 1967/1. Zuev, Kök-türk Kağan soyunun atlarına vurulan “KUŞ” şeklindeki damgayı totemik bir menkıbeye bağlar.

Tibetliler de, IX-X. yüzyıllarda, “karga”nın gök tanrısı timsali olduğuna Laufer işaret etmiştir. Çin’de, göğün zirvesi timsali olan kuş, gittikçe karga görünüşünden ayrılarak, “fen- huan” adı verilen, karışık organlı, sülün ve su kuşuna benzer efsanevi bir şekle girmiştir. böyle efsanevi bir kuş, Kök-türk ve Uygur Kagan sülalelerinin tasvirlerinde, alın üzerinde temsil edilmiştir. baş üzerinde temsil edilen kuş, heraldik veya kosmik bir timsal olabileceği gibi, ruh remzi olarak da tefsir edilmiştir. Türklerde, daha geç değirlerde “ak sungur” bey ruhu timsali idi. Türk hükümdar soylarının kuş ongunları da olduğu bilinmektedir. İstemi Kagan’ın tahtını süsleyen “yonkuş” (tavus) yanında
yırtıcı kuşlar da ongun mahiyetinde idi. Çince muharref şekilde, Mukan olarak verilen Kök-türk Tagarırır (553-572) ünvanları arasında, Cumilev, kuş manasına “Kuşu” ve “muzaffer” manasına “Yangdı” adlarına dikkati çekmektedir. KUŞU, bir boyun da adı idi (Bugün Kütahya’nın Simav ilçesine bağlı kuşu kasabasının adı da buradan gelmiş olabilir.) Su kuşlarından “kaz” ve “korday” (kuğu kuşu, kuğu cinsinden ir kuş) ise “beylik” ve “kut” (uğur, devlet, baht, talih, saadet) remzi idi.

Zuev’in Kök-türk Kagan soyunun atlarına vurulan kuş şeklindeki damgayı bir totemik menkıbeye bağlarsa da Rudenko, bir şeklin basitleştirilmesi ve tahfifini, göçebelerin kullandığı sanat tekniklerinin
icabı sayar. (FJ.I.Rudenko, Başkıri, istoriko-enogrifıçeskie oçerki, Moskova 1955.)

Görüldüğü üzere, Türk damgaları, eski Türk milli yazısı olan Orhun-Yenisey harflerinden çok daha eskilere dayanmaktadır. Fakat elimizde bulunan Orhun harfleri ile yazılı belgeleri en eski Türk yazılı vesikaları saydığımız için, şimdilik, daha değişik bir yorumda bulunamıyoruz. Yapılacak olan arkeolojik kazılar neticesinde Orhun yazı­sından daha eski belgelerin bulunabileceğini tahmin etmek zor değildir. Orhun yazılarının bulunduğu taş, kaya ve sütunlar üzerinde çeşitli damgaların da yer alması, bu tahmini kolaylaştırmaktadır.

Damgalar konusunda bizleri en fazla düşündürecek husus, şekillerin çok çeşitli olmasıdır. Orhun harflerinde artık kesin bir kalıba girmiş bulunan şekillerin yanında, çok değişik damgaların bulunması, acaba, bu yazıları yazan boyların ve soyların değişik olmasından mıdır?

Bu soru üzerinde de düşünmek gerekir. Çünkü, Köktürk İmparatorluğu’nu meydana getiren Türk toplumu yalnız bir Türk boyu değildi. Boyları meydana getiren, soylar, cemaatler ve aileler bu değişik dam­gaları kullanmış olabilirler.

“24 Oğuz boyunun damgaları”nın da hem kendi aralarında, hem de bu damgaları veren “Tarih-i Al-i Selçuk”, “Camiü’d-Tevarih”, “Divan u Lugati’t-Türk” ve “Şecere-i Terakime” gibi eserlerde de farklı şekillerde gösterilmesi, üzerinde titizlikle durulması gereken bir husus olarak karşımıza çıktığı gibi, bu gö­rüşümüzü de destekler niteliktedir.

Kaynak

Prof.Dr. Tuncer Gülensoy, Orhundan Anadolu’ya Türk Damgaları, s15-17

Tarih Kazanı

Tarih-i Harp

Savaş tarihi, büyük komutanlar ve stratejileri Türk tarihine dair mülahazalar ve Türk tarihindeki münakaşaların izah adresi.

Related Post

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir