Kaşgar Lime Lime Ediliyorsa Türklük Öksüz Bırakılmak İsteniyor Demektir

Mertcan Abbasoğlu at 9 Şubat 2021 tarihinde gönderildi
403 2

***

Türk’e yâr olmuş geçmişin yaralarını taşıyan Uygurlar…

***

Adı konanmış haysiyetsiz bir savaşın içindeki mazlum, acı çeken, tek dertleri çocukları ve vatanlarından öte olmayan Türkler.

***

Anadolu’ya sığınmış kardeşler.

***

Doğu Türkistan’ın ve Uygurların tarihi sanıldığı kadar karanlık değildi. Aksine Türk Kültürünün ve medeniyetinin inkişaf ettiği bir coğrafya ancak Çin’in istilasıyla karartılmaya başlanmıştır. Orası hep aydınlıktı. Kaşgar, edebiyatın merkezi, Kaşgarlı Mahmut’un memleketi, tasavvufun kalbi, ozanların Serhad memleketi hiç karanlık olur mu?

***

751 Talas Savaşı’nda Çin (Tang Hanedanı) yenilerek Talas gerisine çekilirken Çin’e bir de tekmeyi vuran, iyice zayıflamalarını sağlayanlar Uygurlardır. Moyen Çor Kağan’dır. Çin her zaman için emperyalist (yayılmacı) bir politika izlemiştir. M.S 699’da Tang Hanedanı kalkıp Tohoristan’ı da geçip ta Belucistan sınırına kadar gelmiştir. Hatta orayı da geçmişlerdir. İşte Çin geçmişinden beri psikolojik sorunlar yaşayan etrafındaki komşularını sürekli rahatsız ederek, elimine ederek kendi güvenliğini sağlayamaya çalışan bir yapı. Huzursuzluklarla, asla refah getirmeyecek şekilde istilacı bir yaklaşımla, istila kabiliyeti çok yüksek ve iyi derecede bu konuda teşkilatlanmış, yayılmacılıktan vazgeçmemiştir.

M.S 699’da Tang Hanedanı’nın en geniş sınırları

***

Uygurlar Yasname-i Bürzüg’ün yazıcısıdır. Yani Cengiz tarihinin ve tabi katipleri Uygurlar olduğu için de Türk tarihinin ilk töre dışındaki “yasa koyucuları”dırlar. Uygurlar Medeniyettir. Doğu Türkistan insanlık tarihinin medeniyetlerin merkezlerinden biridir.

***

Kullandıkları Alfabe 1920’lerin sonuna kadar Osmanlı Sarayında Uygur Katiplerce de neşredilmiş, Türkistan ile kurulacak irtibat ve diplomatik temaslar Uygur Alfabesi üzerinden gerçekleştirilmiştir.

***

Ebu’l Feth Mehmet Han Özbek hükümdarı, Şeybanî Devleti’nin idarecisi Ebu’l-Hayr Han ile diplomatik yazışmalarını “Uygur Alfabesi” ile sarayda Uygur katiplere mektupları yazdırarak sağlamıştır. Ve süregelen zamanda Osmanlı Saraylarında Uygur katipler de mevcut katipler içerisinde yer almıştır. Ancak Osmanlı’nın fiilen sonlandırılması, giriştiği Harb-i Umumi’den çeşitli sebeplerle yenik çıkmasından sonra bu Katipler Saltanatın da sonlandırılmasıyla Sarayı terk etmek zorunda kalacaklardır.

***

Doğu Türkistan’da Özbek bir kumandan, Yakup Beg vardır. Çin 1750 itibariyle bölgede başlattığı işgaliyle birlikte coğrafyaya büyük huzursuzlukları da beraberinde getirmiştir. Kontrolden çıkan birlikleri taciz ve tecavüzlere imza atmıştır. Çapulcuları hem mevcut otoriteye isyan etmiş hem de masum insanlara zarar vermiştir. Çin ordusu 1862’ye kadarki süreçte on binlerce Türk’ü ve bölge halkını birlikte katletmiştir. Yamyamlık yapmıştır. 1862 itibariyle bölgede tamı tamına 42 bağımsızlık ayaklanması en ağır şekilde ölüm cezasına çarptırarak bastırır.

***

Yakup Beg ise 1870’de bu katliamlara en örgütlü şekliyle karşı çıkan bir yiğittir. 1870-1871 yılları arasında Kuça, Korla, Turfan ve Tanrı Dağları’nı aşarak, buraları tekrardan asil sahibi Türklere kazandırmış, 1871’de Manas ve Piçan coğrafyasını da çok kirli işlere girişen Çing ordusundan temizleyerek Bağımsız bir devlet kurdu.

***

Bölgenin istikrarını ve refahını sürekli tehdit eden Çing sülalesine karşılık Yakub Han, bölge istikrarını sürdürebilmek için tarihi ve kültürel bağıyla birlikte dini bağı da bulunan, İslam’ın hamisi Osmanlı Devleti ile görüşmeler gerçekleştirdi. Bu Özbek yiğit, Sultan Abdülaziz Han’a kurduğu Emirlik adına biat ederek Osmanlı Devleti’nin Doğu’daki en uzak vilayeti olmuştur. Yakub Beg’i Osmanlı ile birleşmeye kimse zorlamamıştır.

***

Sultan Abdülaziz Albay Ali Kazım bey komutasında olacak bir birlik kurdurtur. Birlikte piyade subayı Mehmet Yusuf Bey, Süvari zabiti Çerkes Yusuf Bey, dört emekli subay, Enderun’dan yetişme Murad Efendi ve topçu zabiti İsmail Hakkı bey bulunuyor. Birlik beraberinde 6 adet Krupp topu, 1,000 adet eski ve 200 adet yeni yapım tüfek ve kapsül ile kaliteli (sürekli) barut imalatı gerçekleştirebilmeleri için imalat vasıtalarıyla birlikte vazifeye gönderilir.

***

Doğu Türkistan semalarında artık Osmanlı sancağı dalgalanıyordur. Çok uzun sürmeyecektir ama. 1875 yılında Çing sülalesi Osmanlı’nın bölgeye ulaşamayacağını bildiği için yavaştan yavaştan coğrafyayı taciz etmeye ve Sultan Abdülaziz’in katli (1876) üzerine oluşan otorite boşluğundan istifade ederek 40,000 kişilik ordu hazırlatarak, başına da vezirlerini yerleştirerek 1875 yılında Kaşgar Emirliği’ni yıktırtır. Oluşan düzensizlikle birlikte Çin’in kendi etnik grubu olan Dunganlardan (Huiler) 220,000 ve Türklerden de 50,000 insanı bu yıkım esnasında vahşice öldürürler.

***

1877 yılında da Yakub Beg sırtını yasladığı kendi muhafızları tarafından 16 Mayıs’ta şehit edilir. Yakup Beg tek başına 21 tam donanımlı muhafıza karşı belindeki bir kılıç ve tabancayla çok kahramanca mücadele verir. Yakub Beg’e en büyük desteği veren kişi Beg hayatta iken Sultan II. Abdülhamid olmuştur. 1875’teki kargaşada müdafaası zorlaşan bölgeye sürekli destek vermiştir. 1877’de başlayan 15. Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) dolayısıyla da Yakub Beg etkisiz hale muhafızları satın alınarak Çinlilerce getirilir ve ortadan kaldırılır. Bilge Kağan’ın da dediği gibi Çinliler yine haince Türk’e düşmanlık etmiştir.

***

Yakub Beg’in vefatı zincirleme bir etki yaratmıştır. 18 Kasım 1884’te Çin imparatorunun emriyle Doğu Türkistan’ın namusuna uzatılan en kirli eldir adının şin-cang (xin hian) olarak değiştirilmesi.

***

xin jian Çincede yeni fethedilmiş toprak demektir ve biz Doğu Türkistan’dan en ufak bir gelişmesinden bahsederken ulusal medyanın sunucuları bu ayrıntıyı atlayarak Çinin ekmeğine “sincan Uygur özerk bölgesi” diyerek yağ sürmektedir.

***

Zindanlarda, açlıktan, kamplarda, kurşuna dizilerek, çatışmalarla ve çeşitli sebepten dolayı şehit olmuş 35,000,000’dan fazla Uygur adına vatanlarına yeni fethedilmiş toprak denilmesi hiç doğru değildir. Düşünün ki sülalenizi yok etmiş sizi yapa yalnız bırakmaya programlanmış bir gücün sizi tanımladığı gibi kendinizi tanımladığınızı düşünün. Doğup büyüdüğünüz Marmaris’e, Kars’a, Ardahan’a, Edirne’ye farklı adlar taktıklarını düşünün.

***

Tabi insanın bundan gocunması için vatani sebepleri olması gerekir.

***

Çin’in 1878 sonrasındaki hareketliliği daha fazla bölge hakimiyetinde nüfuz etmeye başladı. 1931 yılında Kumul’da Uygurlar Çin’e karşı bir zafer kazanıyorlar. 12 Kasım 1933’te Kaşgar’da bağımsız bir devlet kuruldu böylelikle. Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti adında. İlk Cumhurbaşkanı rahmetli Hoca Hacı Niyaz oldu. Ancak bölgenin çekişmesi yalnızca Uygurlar ile Çin arasında değil. Olaya bir de Rus-Çin rekabetinin tahribatı müdahil olacaktır.

***

Rusya (SSCB) Çin ile mücadele içerisinde olduğu için başlarda Hoca Hacı Niyaz Beg’e destek veriyordu. Ama daha sonraları egemenliği altında bulunan Batı Türkistan’daki Türkleri de ayaklandırabilir düşüncesiyle Hoca Hacı Niyaz Beg’i desteklemekten vazgeçti. Yönünü Çan Kay Şek hükümetine destek verecek şekilde değiştirdi. Hoca Hacı Niyaz Beg 1932’de attığı devletinin temelini 1934’e doğru kaybetmeye başladı. Kay Şek hükümetiyse oraya kendisine bağlı Sheng Shicai adında bir Savaş Ağasını vali olarak atayarak bölgenin kayıtsız şartsız kendisine bağlanmasını sağladı. Karanlık günler tekrar başladı böylelikle.

***

Bu aralıkta kementle tayyare düşüren bir kahraman vardır. Osman Batur. 1941’in Ekim ayında İstiklal meşalesini devraldı. Bölgeyi Ruslardan ve tabi Çinlilerden kurtarmakla meşgul oldu. Mücadelesi bağımsız şekilde değil teşkilatlı şekilde 1950’lerin sonuna kadar devam etti. 1951’de Kanambal’da esir edildikten sonra aynı yıl Urmçi’de şehit edildi. Ancak Osman Batur çok daha fazlasıdır Türklük için.

***

Sheng Shicai 1934-1944 yılları arasında bölgenin askeri valisi olarak görev yaptıktan sonra 1944 yılı Gulca’da Çinlilere karşı Uygurların galip gelmesiyle 1944’te bir bağımsızlık rüzgarı daha esmeye başlayacaktır. Bu sefer 1944 Ekim’inde Şarki Türkistan Cumhuriyeti kuruldu. SSCB tekrardan bu cumhuriyetin kurulmasına Çin (bu sefer Mao) ile olan rekabetinden dolayı destek vermiştir. 1930’lardaki desteğini çektiği gibi hali hazırda zaten savaşta olması dolayısıyla aynı sebeplerden dolayı Şarki Türkistan Cumhuriyeti’ne olan desteğini çekerek Çin kuvvetleri ile bu Cumhuriyetin kurucu mensuplarının SSCB’nin de zorlamasıyla 1946 yılında 11 maddelik bir mutabakat imzalatılarak Çin bölgede tekrardan egemenlik elde ederek birleşik bir hükümetin varlığını tanımıştır.

***

ÇKP’nin zulmüyse bu denli hayatları mücadelelerle geçen Uygurların tepesine karabasan gibi çöktüğü tarih 1949 yılında başlamıştır. Mao’nun Eylül 1949’da Doğu Türkistan’daki bulunan Çin kuvvetlerini ayartması sonucu aldığı bu güçle hiç hız kaybetmeden Doğu Türkistan’ı hiçbir askeri güçle karşılaşmadan işgal etti.

***

Bu son işgalle birlikte Türkler ÇKP’nin ayakları altında vahşiyane işkencelerle birlikte yaşam mücadelesi vermeye devam etmektedir.

***

Günümüzde de geçmişte gerçekleşen istilacı düzenin bir benzeri devam etmektedir. Diyebilirsiniz ki Çin için emperyalist diyorsunuz. Yayılmacı diyorsunuz. Türkler de emperyalist değil mi? onlar da yayılmadılar mı? -hayır efendim Türkler emperyalist değildir. Ama evet bizler çok farklı coğrafyalara “halkların soyunu kırmadan yayıldık”. İnsanlık tarihinin en şerefli fetihleri biz Türklere aittir. İslamiyet’ten önce de sonra da. Fakat emperyalizmin tanımı ve uygulanışı çok farklıdır. En basit örneğiyle emperyalizmin, 1870’lerde İngiltere’de ortaya çıkan Batı orijinli kelimenin ve politikanın ne demek olduğunu anlamak istiyorsanız II. Dünya Savaşı sonrası ve öncesi Cezayir’in başına gelenlere (Batı yayılmacılığını), yetmezse Batı emperyalizmini daha iyi anlamak için Amerika’nın keşfiyle beraber gelen yerlilerin sinsice kırımına bakınız.

***

Daha sonradan Amerika denecek bölgenin yerlilerine ilerleyen yıllarda sağlık problemleri çıkarılmak suretiyle, kısırlaştırma politikalarıyla “insanlık” haklarını hiçe saymalarına bakınız. ABD Sayıştayı 1976’da bu kısırlaştırmaları inceledi ve bir rapor hazırladı. Rapora göre 1973 ile 76 yılları arasında 12 ayrı bölgede 3,406 kısırlaştırma rıza alınmadan yapıldığı tespit edildi. Rapor aynı zamanda 1970 öncesini de ele alır. Ancak rakamlar okunamayacak derecede büyüktür. Bu emperyalizmin hangi boyutu oluyor ki bizimle bir tutulabilsin? Osmanlı’dan miras gelen Kürtlerin nüfusu az mı sizce? Rumlar, Bulgarlar ? Ama ABD’de kıtanın sahiplerinin nüfusu oraya sonradan gelen ve günümüzdeki ABD nüfusunun (328 milyon) sadece %0,9’u kadardır. 2,5 milyon. Gelin de bunu bir tutun !

***

Ve ABD Japonlara karşı bir tür nüfus azaltması uygulamıştır. 6 Mayıs 1945’te Hiroşima’ya atılan ATOM bombası savaşı bitirmeye yöneliktir. Ve zaten bu hamle Japonlara silah bırakma sürecini tetikleyecektir. Hirohito ilk atılan Atom bombası sonrası barış müzakerelerine başlama kararı almıştı. Ancak 9 Mayıs 1945’te Nagazaki’ye atılan bomba ülkeyi teslim almak, ABD’nin istediği şartlarda tek taraflı bir barışın sağlanması ve Japonların sayısını azaltabilecek güce sahip olduğunu (Japonya’ya) göstererek diğer devletlere göz dağı vermek için ABD o bombayı attı. Var mı bundan daha ilerisi?

***

Bir de dönün Balkanlarda benliğini kaybetmemiş ancak 550 yıl (dan fazla) Türk hakimiyeti altındaki ulusların geçmişini okuyunuz. Sultan II. Abdülhamid’in Arnavutların kendi harfleriyle yazdığı kitapla, Arnavutlarla yarışa girmeyi teklif etmesini okuyunuz. Sen himayen altındaki bir topluma kültürlerinde yazı yazma, eserler üretme serbestisi vereceksin öyle mi? 1831’de ilk Devlet gazetesi (Mehmet Ali Paşa’nın 1828 tarihli gazetesi sayılmaz) Takvim-i Vakayi’yi çıkaracaksın ve bir de bu resmi gazetede Arapça, Ermenice, Farsça, Fransızca, Rumca haftalık baskılar gerçekleştireceksin. Sonra da Türklerin en şerefli ve haysiyetli şekilde fethettiği topraklardaki muamelesine bakıp üstüne üstlük bir de buna gelip Türkler katil diye güzelleme yapacaksın. Bugün İngiltere Kraliçesi de istirham ediyorum İskoçlarla bir yarışa girişsin bakalım ne çoraplar örülür başına.

***

Batı emperyalizmi dendiğinde hep galebe İngiliz ve Fransızlara çalınır. Hollanda, Almanya unutulur. Niye unutuyoruz? Dokunulmazlıkları mı var? Almanlar da sömürgecilik süreçlerinde Herero ve Nama Soykırımı’nı gerçekleştirmiştir. Buna Afrika Talanı da denir aynı zamanda. 1904-1907 arasında Alman İmparatorluğu Bantu halklarından kırılanların adı da olacak olan Hereroralar ile Hotanto yerlilerinden bir grup olan Namalar’a karşı giriştikleri kırımı neden konuşmayız? En vahşileri Almanlardır Avrupalılar içerisinde. Afrikalıların pek çoğu halen daha suya muhtaçtır. İmparator II. Wilhelm’in bölgeye atadığı Korgeneral Lothar von Trotha Alman hakimiyetinde bulunan Afrika sömürgelerindeki suların hepsini zehirlemiştir. Bu sebepten (yıllar içerisinde) 24,000-39,000 masum insan (12,000 kadarı çocuk) “zehirlenerek” soyları kırıldı.

***

Soykırım BM‘nin tanımıyla: “Irk, canlı türü, siyasal görüş, din, sosyal durum ya da başka herhangi bir ayırıcı özellikleri ile diğerlerinden ayırt edilebilen bir topluluk veya toplulukların bireylerinin, yok edicilerin çıkarları doğrultusunda, bir plan çerçevesinde ve özel bir kastla yok edilmeleri anlamına gelmektedir.” Şimdiye dek anlatılanlar bilinçsiz, sıradan bir halka yönelik ve özel teşebbüslerce mi gerçekleşti? Her önümüze gelene “soykırım” güzellemesi yapamayız. BM’nin pek çok defa insan kıyımlarına sessiz kalması (geçmişindeki Cemiyet-i Akvam gibi) günümüzde de kendi siyasi oluşumunu meydana getiren kurucu unsurlarına (ABD-FRANSA-İNGİLTERE) yönelik kirli paslı geçmişini de kapatmak adına prosedürler uygulamaya çalıştığını biliyoruz.

***

Tehcir bir soykırım (Genocide) değildir. Bunu yaptığınız sağlam okumalarla anlayabilmeniz çok mümkün. Son 120 yıldır memleketler içerisinde çıkan nümaişlere yabancı memleketlerin istihbaratları da dahil olmaya başladı. Bu öyle bir telakkidir ki ermeni tehcirinin de altında değil dosdoğru göbeğinde ve belirgin şekliyle duran Alman İmparatorluğu’nun askeri istihbaratı ile gelişmelere müdahil olmasıdır. Fritz Bronsart von Schellendorf’un girişimleri ve zaten savaş öncesi yapılan tertipte ülkelere düşen Harp idaresi görev paydaşlığındaki (İttifak güçlerinin Genel Kurmaylığını üstlenecek olan) Alman Genelkurmaylığı bu tür insiyatifleri kendi çıkarları adın dikkatleri başka yerlere yoğunlaştırmak için kullanmıştır. Bunu kendileri de kabul etmekteler. İtiraz etmenin hiçbir anlamı yok. Kaldı ki bu olayları hiçliğe terk etmek, kuru politik yemlerle gün yüzüne çıkarıp temcit pilavı gibi tasvir etmek doğru değil. Bizim ermenilerle ve tarihimizin çok önemli bir bölümünü de bu cihetle işgal etmiş tehcir ve ermeni konusunu açıklığa kavuşturmamız elzemdir. ermenilerin de araştırılması gerekir. Bizim Türk ermenologlara ihtiyacımız var. Bu böyle gitmez. ermeniler araştırılsın, ermeni dini, dili, kökeni araştırılmadan güçlü argümanlar elde edilmeden, sosyolojik yapıları ispatlarıyla ve geçmişlerindeki olaylarının saptanmadığı sürece tehcir için soykırım diyenlerin sayısı da azalmaz. Bunu da kimseye anlatamazsın sonra çıkar bir partiden tarihten bey haber ne oldu ne bitti bilmez, Atatürk’ün bu konudaki hassas fikirlerini de çöpe atarak 1915 soykırımdır der Türkiye Cumhuriyeti’ni zor duruma düşürür. 1915’te olanlar bir soykırım değil açıkça mukateledir. Soykırımdır derseniz tazminat olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve bütünlüğünden, siyasi bütünlüğünden tazminat ödemek zorunda kalırsınız; hiç olmamış bir şeyi popülist söylemlerle etkileşim kasmak isterken. Bir Genocide görmek isterseniz Tudor Jivkov’un kurşuna dizdiği Türkleri, ermeni çetecilerin faaliyetlerini, Ahıska sürgününü, Srebrenitza’yı veya ufkunuzu değiştirin Nazilerin Yahudi avını dinleyiniz, okuyunuz. Mukatele ile soykırım farklıdır.

***

Fakat bu Avrupalı, geçmişinde vahşetten beslenen halklar çok ilginç günümüzde Çin’e tepki gösteriyor. Tezatlığa bakınız. Parmak sallıyorlar Çin’e. Geçmişte kendilerinin yaptıklarını bugün çıkarları ters düşen Çin yaptığı için buna parmak sallayabiliyorlar. Merkel’in elinden gelse Rusya ile Çin’i birbirine düşürecek (ikisinin zayıflığından eğer ABD’den kurtulabilirse güçlü bir Almanya ortaya çıkaracak). Macron’da Trump gibi (şimdi Biden) Çin’i uluslararası arenada sıkıştırmaya çalışıyor. Bunun da bir perde arkası var.

***

Bu iş görüldüğü kadar basit değil. Avrupa’nın dinamiklerinde bir defa hiçbir toplumdan çıkarı olmaksızın onun haklarını savunduğunu göremeyiz. Yoktur bu.

***

Avrupa ve ABD Çin ile mücadele etme derdinde. Yapılan hata bunu Türkiye olmadan, Türkiye’yi mevcut politik platformlardan dışlayarak gerçekleştirmek istiyor olmaları. Bunun nedeni Türkiye’nin her zaman kaybetmesi gerektiğini düşündükleri için Batı Bloğundan “kendi” elleriyle iteklemeleri, istemediklerini belirtmeleri ve hiçbir taviz vermeksizin (Amerika destekçisi) Avrupa ülkelerince Türkiye “yalnızlaştırılmaya” çalışılmakta. Bunun sebebi Batı Bloğundan uzaklaşan Türkiye’nin küçük düşürülmesi, ezilmesi, Çin ile yapılacak olan mücadelede Türkiye’nin Rusya-Çin (Şangay/ Doğu) kuşağına yaklaştırılarak dolaylı yoldan ilerleyen zamanda “Çin’le Mücadele” adı altında Türkiye ile de uğraşmayı istiyor olmalarından dolayıdır.

***

Bir Kuşak Bir Yol Projesi kapsamında (ticaret güzergahının geçtiği ülkelerin doğal olarak zenginleşeceği gibi) Türkiye’nin olası zenginleşmesine, ticaret hacmini arttırmasına ve bununla birlikte (ekonomik güçle) gelen “Dünya” siyasetinde bir ABD kadar söz sahibi olabileceği korkusuyla yanıp tutuşuyorlar.

***

İşin bir başka boyutuysa “Türkiye ne ABD ne de Çin ile iş tutmadan” ağırlığını hissettirmelidir. Çin’in yayılma arzusu bizler için tehdittir.

***

Kendi kendilerine yeni bir hizipleşme süreci içerisindeler. Fakat bu böyle olmaz. Türkiye’nin (devletin) iki dudağı arasından çıkacak cümle 300,000,000 Türk’ü amansız bir harekete geçirmeye yeter! Bunu Batı biliyor. Bundan endişe duyuyor, çekiniyor ve engellemek istiyor. Ama bizim insanımızın da bilmesi gerek.

***

İşte bu yüzdendir ki Türkiye’nin Doğu Bloğuna itiliyor olunmasındaki en büyük sebep her anlamda Türkiye Cumhuriyeti’ni küçük düşürmeye, yıpratmaya ve gelecekte izleyecekleri politikaları gereği meşru mücadele hakkını Türkiye aleyhinde ellerinde bulundurma arzusundalar.

***

Geçmiş yazılarımda özellikle 6 Aralık 2020 tarihli İran Türkiye’nin Güvenliği İçin Parçalanmamalıdıradlı yazımda uzunca anlattım kanıtlarıyla birlikte bu ifademi(koyu renkli yazı başlığına tıklayarak ulaşabilirsiniz). Hatta İpek Yolu konusu üzerinden Türkiye’nin Kazakistan’da bir askeri “üs” açmasını “Kazakistan’ın” hangi sebepten dolayı isteyeceğini ve Türkiye’nin bu oyunda üzerinde düşen sorumluluğun büyüklüğüne de değindim. Kazakistan Eğitim ve Bilim Bakanlığı Tarih ve Etnoloji Enstitüsü Baş Araştırmacısı Prof. Dr. Asilbek İzbairov’da bu tespitimi 55 gün sonra (31.01.2021) gündeme duyurdu. Okumanızda fayda var.

***

Türkiye’yi dışlayarak, NATO’da kahir ekseriyetle ötekileştirerek, AB’nin sırtını dönmesini sağlayarak Türkiye’siz Çin’le Mücadele olabilemez. Sebebi ne? Sebebi Batı fırfır aklınca Doğu Türkistan problemini onlarca yıldır görmezden gelirken, ÇKP’nin insan hakları ihlallerine tepkisiz kalırken, rahmetli İsa Yusuf Alptekin’e tahammül edemezken, neler oldu da birden (Türkiye’siz) Türklere sahip çıkar oldular? Avrupalılar çok mu vicdanlı? Macron kendi eşine yapılan eleştiriyi kabul etmeyerek onlarca insanı hapse tıktırdı fakat Charlie Hebdo’nun kirli muamelesini “ifade özgürlüğü” olarak niteledi. Burada çok dikkat edilmesi gereken husus entelijansiyalar arası yüzleşmenin mevcut olması. Soru esasında bir cevaptır.

***

Şayet Türkiye Batı’nın izleyeceği politikadan uzaklaştırılmaya çalışılarak, Avrupa bir ihtimal Çin’i dizginleyebilir, onu hukuki yaptırımlarla elini kolunu bağlayabilirse, borç batağına düşürebilirse, tazminatlarla omurgasını kırabilirse Türklerin son kalesi Türkiye’nin bu politik zaferde ne adının geçmesini ne de etkinliğinin, bir payının, asırlık hasretinin giderilmesini istemedikleri için Türkiye’siz Çin’le Mücadele seçeneğini tercih ettiler ve bu oyunu oynamaktalar.

***

Doğu Türkistan’da çok ciddi oranda ihracat madeni bulunmakta. Aynı zamanda akarsularıyla Çin’i besleyen ırmaklar da Doğu Türkistan’dan geçmektedir. Petrol, doğalgaz, su, kömür, uranyum, demir, platin, bakır, altın ve daha 122 çeşit maden bu coğrafyada saklıdır. Çin’in buradan vazgeçemiyor olmasında yatan 2 sebep. İlki Türkler ile düşman olduğunu Komünist devrim sonrası da kabul etmiş olması ikincisiyse bu coğrafyayı elden çıkarırsa zaten yaşıyor olduğu “enerji” sıkıntısı katlanarak artacaktır. Çin yurt dışından petrol ve doğalgaz ithal eden bir ülke. Elinde tuttuklarını da kaybetmesi durumunu sefil hale getirir. Kaldı ki bu madenleri sen işgal ederek egemenlik altına aldın. Senin değiller yani. Türklerin, Uygurların, yerli halkın yeraltı kaynakları bunlar.

***

Çin “bizim doğal sınırlarımız xin jianı da kapsar demekte. Ancak ben hatırlatmak isterim Çin tarihin çok farklı dönemlerinde bir istila girişimiyle oraları elde etmiştir. O halde şunu açıklasınlar bakalım (benim en masum sorumdur): Madem Çin’in doğal sınırları içerisine Doğu Türkistan’da giriyor o halde Çin neden M.Ö 221- M.S 608 yılları arasında Çin Seddi’ni alelacele “Seddi inşa etmek için çalışan köleleri” dahi Seddin içine gömerek inşa ettiniz? Neden Doğu Türkistan’ın ve diğer işgal altında bulunan Türk yurtlarının gerisinde? Siz kime karşı neden “şimdi” dediğiniz doğal sınırlarınızın gerisini savunuyordunuz?

Çin Seddi

***

Böylelikle 1800’lerden beri Doğu Türkistan’dan bey haber olan Batı ve entelijansiyası son birkaç yıldır insancıl gözükmeyi tercih etti. Petrolün ve madenin kokusunu aldılar kısacası. Ama unutmayalım ki hiç değilse parmak sallıyorlar…

***

Ve Mazlumların sığınağı olan Anadolu’da binlerce kardeşimiz bizden yardım bekliyor.

***

Bakınız Anadolu’da yaşayan biz Türklerin Doğu Türkistan ile yani Türk yurdu ile olan bağı çok kuvvetlidir. Bizler için Anadolu ne kadar manevi anlamda mahremse, Atalarımızın yurdunun muhafızları olan Uygurlar için de vatanları o denli namuslarıdır. Ve onlar 200 yıldan fazla süredir namuslarının, kutsallarının hürriyeti adına mücadele vermekteler. Bu mücadeleye şayet fiziksel destek veremiyorsanız en azından dilsiz şeytan rolünü oynamayınız.

***

Türk mü arıyorsun? Doğu Türkistan ezel-i emrahından Türk. Müslüman mı arıyorsun? Kardeş mi arıyorsun? kendine Atalar Kült’ünden süregelen bir önder mi arıyorsun? Türk Birliği mi arıyorsun? bu aradıklarının ve daha fazlasının cevabı kuşkusuz Doğu Türkistan’dır, Uygurlar’dır, Türkler’dir.

***

Bu insanlık dışı durumla ilgili MSS’nin (Çin İstihbarat Servisi) dolduruşuyla, yürüttüğü propagandasından etkilenerek konuşan çok fazla insan var. Çin’in dolduruşuna gelmeyiniz. ABD’nin kapitalizmini yeneceğim, onun ilerleyişine Çin ile karşı koyacağım diyerek mazlumları ateşe körüklemek, ortalığı kan gölüne çevirenlerin zalimliğini tasvip etmek hiç doğru olur mu?

***

Çin kapitalizmi, son yıllarda dünyanın en hızlı büyüyen ve hatta dünya ekonomisinin motor gücünü oluşturan bir konumda. Bu, Çin işçi sınıfının gücünün de gerek nicel gerek nitel anlamda hızla artmasına paralel gerçekleşiyor. Çin’in üretim gücüne 1990-2008 yıllarında yaklaşık 145 milyon işçi katıldı. Bunların büyük bir kısmı iç bölgelerdeki kırsal kesimden sahil kesimlerindeki sanayi bölgelerine göç eden işçiler oluşturdu. Aynı dönemde üretkenlik yılda ortalama yüzde 9 oranında arttı.

“China’s Economy”, The Economist, Special Report, 26 Mayıs 2012.

***

Bu vicdana sığar mı? Kapitalizmin babası olmuş bir canavarı, ABD’ye ve diğerlerine pabucunu ters giydirecek raddeye gelmiş bir oluşumu “kapitalizmi yenecek güç” gözüyle görmek de neyin nesi?

***

Göz göre göre amcaya hala demektir bu. Devlet lideri Şi Cinping 12 Mart 2018’de kendisini Çin’in ömür boyu başkanı ilan etti. Neyi savunduğunuzun farkında mısınız ?

***

Bu adam mı emperyalizmle mücadele edecek?

***

Toplama kamplarında çalıştırılmak üzere sağlam yakalanan Türklerin kamplarda birer değersiz eşya gibi muamele görerek emeklerini sömürdükten sonra, işleri bitince ailelerinde ölü şekliyle teslim edilen Uygurlardan bahsediyoruz. Bu masumlar üzerinden siyaset yapılmaz. Sırf çürük ideolojine karşı ABD’yi tökezletmek için ÇKP gibi bir canavarın eteğinden tutmak ne aciz bir yöntem. Ülkü birliğimize pranga vuranların yaptığı gibi en azından bizler de onlara karşı safımızı belli edelim, ülkümüzü ve birliğimizi zedelemelerine izin vermeyelim.

***

Türkiye’de Çin Ankara Büyükelçiliği önünde (hele ki) vatandaşları oldukları devletten aileleri hakkında bilgi talep edecek kadar masum bir talepten dahi korkacak ne var Çin açısından ? Yoksa korkmalarının, taleplerinin duymazlıktan gelinmesinin sebebi vergilerini dahi veren vatandaşların aileleri devletin vazifesi olarak “vatandaşını koruma” güdüsünden aciz şekilde kamplarda tutsak edilmesi midir? Emeklerinin sömürülmesi, değersizce tüketilmesi midir? Çocukların zihinlerinin yıkanıyor olması mıdır? Kırbaçlanarak acılar içinde inleye inleye çocukları öldürüyor olmaları mıdır? Kur’an-ı Kerim okumaları mıdır? Türkçe konuşmaları mıdır? Çin neyden korkuyor? Şayet böyle güllük gülistanlık şekilde anlatılabilecek bir durum varsa, kimsenin kılına zarar gelmediyse niçin kimse çıkıp tek kelime teselli edemiyor?

***

Doğu Türkistan’da Çin vatandaşı olan Uygurlar şehirden başka bir şehre dahi seyahat etmekte zorlanıyorlar. Vatandaşları oldukları ülkede bu gerçekleşiyor. Düşünün Türkiye’de x millet Ankara’dan Kayseri’ye gidemiyor gitmek isterseniz terörist ilan edilip alı konuyorsunuz. Bir de soykırımın demografik tarafı var. ÇKP Uygurların doğumlarını da kontrol etmek istiyor. Kutsal yerlere, evlere, aile içine girdiği, Türk aileleri bölüp parçaladığı aileye Çinlilerin yerleştirilmesi yetmezmiş gibi bir de doğuracakları çocukların sayısını sınırlıyorlar. 3 çocuk sınırı. Demografik Soykırım. 3 çocuk üstü olursa yaşayan ölü. İlk önce sana para cezası kesiyorlar (zaten ödeyemezsin) sonra senden çok kısa zaman içinde ödemeni bekliyorlar. Ödeyemediğin zaman da bu sefer çocuğunu senden alıyorlar. Ne oluyor o çocuğa? -yaşayan ölü kısacası.

***

Yoksa Çin eskiden beri ipeğiyle kandırdığı, tuzağa düşürüp yuttuğu milletleri şimdi verdiği kredilerle mi kandırıyor? İpek = Kredi mi oldu?

***

İmanın en zayıf noktası buğzetmektir arkadaşlar. Elinden hiçbir şey gelmez, korkarsın, fiziki gücün yetmez, canın tatlıdır yahut mazluma yapılan zulümden çok uzaktasındır ama sesini duyarsın vicdanına yediremez buğzedersin. Sevgili okurlar elinizden hiçbir şey gelmiyorsa bu katliam karşısında dilsiz şeytan olmaktansa en azından buğzediniz.

***

Mahşerde benim safım buydu diyebilesiniz.

***

Ben bu yazıyı rahmetli İsa Yusuf Alptekin’in sözüyle bitirmek istiyorum.

***

Ben Devlet’ime inanıyor ve bu badirenin de sarsılmaz Türk Devlet Aklı’nın üstesinden geleceğine dair güvenim tamdır. Türk Devleti büyüktür! Düşküne ocak olmuş Devletimiz ve ülkümüz payidar olsun…

***

Gönül arzu eder ki, Türkistan meselesinin halledilmesi davasında öncülük şerefi, Türkiye’nin hakkı olsun….” (1)

İsa Yusuf Alptekin

Sosyal Bilimci Mertcan ABBASOĞLU- [email protected]


(1) Mehmet Emin Batur, Türklük Bilinci Etrafında Kenetlenmenin Önemi, İstiklâl Gazetesi, sayı. 30

Osman Batur ile ilgili ileri okuma yapmak isteyenler için önerebileceğim ve bu yazıyla da başlıca ilişkili olan iki eser:

1- Ahmet Hamdi Terzioğlu, Osman Batur: Türkistanin Ölümsüz Kahramani Altaylarin Kartalı

2- Dr. Öğr. Üyesi Ömer Kul, Altay Kartalı Osman Batur Han

5 1 oy
Yazıyı Değerlendir
Bildirimler
Bildir
2 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Serhan İrtegün

Çok faydalı bir yazıydı. Geçmiş, bugün ve gelecek eksenli. Teşekkürler Mertcan Abbasoğlu.

Mertcan Abbasoğlu

Mertcan Abbasoğlu

Osmanlı ve Türk Tarihi üzerine parlak zamanların darlıklarını araştıran bir müellif talebesi.

İlgili Yazı

SÜMERLER NEDEN TÜRKTÜR – 2

Yazar : - 13 Ağustos 2020 0
TARİHTEKİ SAHİP OLDUĞUMUZ MEDENİYETLER, KAVİMLER KAVİM DEVLETLER, DEVLETLER, CİHAN DEVLETLERİ, TIPKI BU GÜNKÜ VATAN TOPRAKLARI GİBİ VATANIMIZDIR.
2
0
Düşüncelerinizi ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x