İYİ Parti Uluslararası İlişkiler Başkanı Ahmet Erozan ,Türk Dış Politikası Üzerine Açıklamalarda Bulundu

388 0

İYİ Parti Uluslararası İlişkiler Başkanı Ahmet Kamil Erozan,Türkiye’nin Doğu Türkistan ,Libya ve Suriye politikalarına atıfta bulundu.

TBMM Genel kurulunda söz alan İYİ Parti Uluslararası İlişkiler Başkanı Ahmet Kamil Erozan,açıklamaları;

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, izin verirseniz, zihinlerinizi biraz daha başka ufuklara çekmek için okuduğum yerden devam edeceğim.

Bugün öğleden sonra, biliyorsunuz, Doğu Türkistan konusunda bir önerge verdik ve bu salonda bulunanların hemen hemen hepsi farklı tonlarda da olsa Doğu Türkistan’da bir mezalim olduğunu kabul ettiler. Kabul ettiler ama her zaman olduğu gibi -bunu biz daha evvelde yaşadık- iktidarın eylemiyle söylemi birbirini tutmuyor, o güzel laflara rağmen oylamaya gelince “hayır” diyerek geçip gittiler. Hatta bazıları “Ne yapacağız yani savaş mı açacağız, Çin Halk Cumhuriyetine?” hiç öyle savaşa filan gerek yok. O mezalimi yapan insanların isimleri, soyadları, fotoğrafları piyasada dolaşıyor. Yapacağınız şey çok basit, bir mesaj vereceksiniz, ordu filan göndermeye gerek yok. Yapacağınız şey, o 15 kişiye, 20 kişiye Türkiye’ye seyahat yasağı koyacaksınız, bu kadar basit. Bunu anlamayan zaten muhatabımız olamaz.

Suriye’ye geçeyim izin verirseniz. Temizlik devam ediyor, bizim temizlik başka türlü devam ediyor. Ruslar, Esad’la birlikte temizliğini yaparken biz taşeron kullanıyoruz. O taşeron kullanmanın bir mantığı var “Hiç olmazsa şehit vermiyoruz.” diyeceksiniz. Çünkü, anlaştığımız bir grup teröristi başka bir grup teröriste karşı kullanıyoruz ve birbirlerine kırdırıyoruz ama sonunda birileri sağ kalacak. O sağ kalanlarda maalesef bizim masamıza getirip faturayı koyacaklar, onunda ismi “HTŞ” maalesef ve biz neden olduğunu bilmediğimiz bir şekilde sadece Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Türkiye vatandaşları veya piyasası için para basmıyor, bugünlerde Suriye piyasası içinde para basıyor, darphanede basıyor, basıyor da basıyor.

Bir de şöyle bir sorunumuz var. Orada bizimle birlikte iş birliği içinde bulunanların maalesef sicilleri çok karanlık. Yani, bunların geçmişte nerelerde, ne gibi fotoğraflar verdiklerini görseniz bunların savaş suçlusu olarak toparlanıp götürülmeleri lazım.

Bu arada, tabii, Suriye ile Libya arasında garipsenecek bir trafik devam ediyor. Aşağı yukarı iki günde bir Gaziantep’ten 30 tonluk uçaklar kalkıyor. Bunlar herhâlde lahmacun ve baklava götürmüyorlar Libya’ya, gidip boş dönüyorlar. Dolayısıyla, bu hizmetin karşılığında Libya’nın cömertliğinin ne olacağı konusu da maalesef bu ay ortaya çıktı. Çoğunuz bilmiyorsunuz ama bize bu ay başında Libyalılar 8 milyar dolar ödediler, 8 milyar dolar ödediler. Bir hizmet alımı yapıyorlar galiba. Bu 8 milyar doları nerede kullanırsınız ben biliyorum, herkes de yakında öğrenir.

Başka bir cephesine geçeyim. Maalesef, 4 Temmuz gecesi Türk Silahlı Kuvvetlerinin de kontrol altına almaya çalıştığı Vatiyye Hava Üssü’ne bir hava saldırısı yapıldı. Kimler tarafından yapıldığına ilişkin bilgiler var ama şöyle bir riskle yeniden karşı karşıya olduğumuzu anladık biz: Nasıl Suriye’ye hava savunmasından yoksun olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini gönderdik ve maalesef şehitlerde de verdiysek, şimdi yine hava savunmasından yoksun bir şekilde Libya’da Mehmetçik’i, maalesef, risk altına sokmuş durumdayız. Ha, bana sorarsanız S-400’leri oraya gönderin, nasıl olsa orada F-35 de yok, istediğiniz gibi Türk Silahlı Kuvvetlerinin Mehmetçik’ini orada savunma imkânına kavuşursunuz.

Aslında söylenecek çok şey var da izin verirseniz akşamı bitirirken ben biraz değişik bir noktada bitireyim. Klasik edebiyat eserlerinden örnekler vereceğim. Son zamanlarda en çok okunan kitaplardan bir tanesi -klasikler anlamında- Don Quijote’un karakterlerinden “Sancho Panza”ydı. Geçti modası, şimdi bunun yerine insanlar Shakespeare okuyorlar; Shakespeare okurken de en çok okudukları “Hamlet” “Hamlet” deyince ne gelir aklımıza? Bir cümle geliyor tabii ki “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!” Ben size birkaç satır okuyacağım, 16’ncı yüzyılın sonundan birkaç satır okuyacağım. “Gözü dönmüş talihin

katlanırdı yoksa zamanın kırbaçlarına, küfürlerine, zorbanın haksızlığına, kibirli adamın hakaretine, hor görülen aşkın acılarına, adaletin gecikmesine, devlet görevlisinin kendini bilmezliğine, sabırla bekleyen erdemli kişinin değersiz insanlardan gördüğü muameleye?” Bunları ben uydurmadım, bunları 16’ncı yüzyılın sonunda Hamlet söylüyor. Oradan nereye geleceğiz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET KAMİL EROZAN  – Maalesef, iktidar bugün de aynı soruyla karşı karşıya; “Olmak ya da olmamak…” bunu “Ölmek veya ölmemek…” diye de tercüme edebilirsiniz. Bunun cevabını da halkımız ilk seçimde sandıkta verecek.

Diyerek konuşmasını alkışlar eşliğinde bitirdi.

Related Post

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir