İSRAİL, TRUMP, GOLAN TEPELERİ VE PETROL YATAKLARI

586 0

8 Kasım 2016 tarihinde yapılan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanlık seçimlerine Cumhuriyetçi Parti’nin adayı olarak giren ve ABD’nin 45’inci Başkanı olarak 20 Ocak 2017 tarihinde Başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump’ın, göreve geldiği günden itibaren İsrail’e olan destek ve güvencelerinin artarak devam ettiği görülmektedir.

            Trump’ın fiilen göreve başlamasının hemen ardından İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, 16 Şubat 2017’de ilk ziyaret eden liderlerden birisi olmuştur. Netanyahu bu esnada “İsrail’in Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ndeki yasadışı işgalini tanımasını istediği” ve olumlu yanıt verildiği[1] daha sonra bölgede yaşananlardan rahatlıkla anlaşılmaktadır. Zira 6 Aralık 2017’de Kudüs‘ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı alınmasıyla başlayan süreç 1967’den bu yana İsrail tarafından işgal altında tutulan Golan Tepeleri’nin 25 Mart 2019 günü “İsrail toprağı” olarak tanınmasıyla devam etmiştir. Başkan Trump’ın bu kararı imzaladığı sıralarda ABD’den güç alan İsrail’in Gazze‘yi bombalıyor olması tesadüf olmasa gerek.

            Trump’ın Golan Tepeleri kararının ardından Suriye’nin talebi üzerine toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) konuyu gündeme almış kararın geçersiz olduğu açıklanmıştır. Karara karşı en sert açıklamaları yapan Türkiye ile birlikte BMGK’nın 14 üye ülkesi daha ABD’nin kararının uluslararası hukuka aykırı olduğunu açıklamıştır. Trump’ın bu karar ile 9 Nisan 2019 günü İsrail’de yapılacak olan Parlamento (Knesset) seçimlerinde Başbakan Netanyahu’nun elini güçlendirmek istediği açıkça görülmektedir. Çünkü yolsuzluk ve rüşvet skandallarıyla köşeye sıkışan, yargı süreci dahilinde mercek altında tutulan Netanyahu’nun seçimler öncesişansını artırdığı dikkatli gözlerden kaçmamıştır.

            5 Haziran 1967’de başlayan ve 6 gün sürdüğü için tarihe Altı Gün Savaşı olarak geçen Arap-İsrail Savaşı’nın sonunda Suriye, Ürdün, Lübnan ve İsrail arasında kalan Golan Tepeleri, İsrail tarafından işgal edilmiştir. Hemen sonra toplanan BMGK, 242 Sayılı Kararı ile işgalin uluslararası hukuka ve BM Sözleşmesine aykırı olduğu ve İsrail’in bölgeyi boşaltmasını isteyen kararını açıklamıştır. BM kararını hiçe sayan İsrail 13 Aralık 1981’de tek taraflı olarak Golan Tepeleri’ni ilhak ettiğini açıklamıştır. BM’nin 17 Aralık 1981 günü 497 sayılı kararı ile ilhakın geçersiz olduğu açıklamış olmasına rağmen, uluslararası toplumun tasvip etmediği İsrail’in hukuksuz işgali günümüze kadar devam etmiştir.

            İşgal öncesi bölgede yerleşik Arap ve Türk nüfusun büyük bir çoğunluğu savaş esnasında ve sonrasında kaçarak bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştır. 11. Yüzyıldan itibaren Oğuz Türklerinin Bayat boyuna bağlı ve “Halep Türkmenleri” veya “Şam Bayatları” denen Türkmen aşiretlerinin yaşadığı bölge İsrail işgalinin ardından Yahudi yerleşimcilerinin iskanına açılmıştır. 6-26 Ekim 1973’te Yom Kippur Savaşı ile Suriye, Mısır, Irak ve Cezayir’in Golan Tepeleri’ni almak için İsrail’e karşı başlattıkları taarruzun başarısız olması üzerine Suriye-İsrail arasında 1974’te imzalanan ateşkes anlamasının ardından bölgedeki ateşkes hattına BM Gözlem Gücü yerleştirilmiştir. 1967 öncesi 100 bin Suriyelinin yaşadığı bölgede günümüzde 20 bin Yahudi yerleşimcisinin yaşadığı ve 30’dan fazla yerleşim alanı inşa edildiği bilinmektedir. Halen bölgede çoğunluğu Dürzi mezhebine mensup 20 bin civarında Suriyelinin de yaşadığı değerlendirilmektedir.

            Golan Tepeleri’nin; zengin su yataklarına sahip olması, verimli tarım arazilerinin bulunması, Yahudiler için kutsal bir bölge kabul edilmesi ve olası bir İsrail-Suriye savaşında elinde bulunduran kesim için askerî açıdan önemli üstünlükler sağlaması nedeniyle çok stratejik bir öneme sahiptir. Fakat en önemli hususun gözden kaçırıldığı görülmektedir: Petrol.

            İşgalden kısa bir süre sonra, 1970 yılından itibaren petrol ve gaz arama çalışmaları yürüten İsrail’in sondaj faaliyetleri 1992’ye kadar devam etmiştir. Bu dönemde İsrail-Suriye arasında başlayan barış görüşmelerinde iyi niyet gösterisi sergileyen dönemin İsrail Başbakanı İzak Rabin tarafından durdurulan sondaj çalışmaları, 1997’de Rabin’in ölümünün ardından iktidara gelen Benyamin Netanyahu tarafından tekrar başlatılmıştır. Bazı teorisyenler tarafından Golan Tepeleri bölgesindeki petrol ve doğal gaz yataklarının Suudi Arabistan rezervlerine eşit olduğu iddia edilmektedir. Böylesine önemli bir rezervi çıkartabilmek için Golan Tepeleri’nde denetim ve kontrolü sağlamlaştırmaya çalışan İsrail’in, uluslararası arenada ABD’yi kendine hami edinmeye çalıştığı aşikardır.

            İsrail’de petrol arama faaliyetleri içerisinde bulunan en önemli iki şirketin ABD merkezli ve Yahudi orijinli olması tesadüf olmasa gerek. Genie Energy ile Afek Oil and Gas şirketlerinin sondaj çalışmaları devam etmektedir. 2015 yılında petrol bulunan Golan bölgesinde 10 kuyu açılmıştır[2]. Bu şirketlerden Afek’in yönetim kurulu başkanı olarak İsrail ordusundan Emekli Tuğgeneral Effie Eitam bulunurken, Genie Energy’nin yönetim kurulunda ise ünlü medya patronu Keith Rupert Murdoch ile dünya finans devi Rothschild ailesinden Nathaniel Rothschild, şirketin danışmanları arasında ise eski Amerikan Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in de yer alması[3] dikkat çekmektedir.

            Çok önemli içme suyu kaynaklarına sahip olan Golan Tepeleri’nde petrol bulunması stratejik önemini daha da arttırırken, Suriye bölgenin bir barış anlaşmasıyla kendisine tekrar iade edilmesini talep etmektedir. Türkiye’nin arabuluculuğunda 1998’de başlayan barış görüşmelerinin İsrail’in Gazze’ye saldırmasıyla son bulmasının ardından, 1999-2000 yılları arasında ABD arabuluculuğunda görüşmeler tekrar başlamıştır. Dönemin İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın Golan Tepeleri’nin büyük bölümünü Suriye’ye geri vermeyi teklif etmesine rağmen Suriye’nin 1967 Altı Gün Savaşları öncesi sınırlarında ısrar etmesi üzerine İsrail’in çekilmesi ile görüşmeler sonuçsuz kalmıştır.

            Günümüze tekrar dönecek olursak; ABD Başkanı Trump’ın uluslararası hukuk açısından geçersiz olan Golan Tepeleri’nin “İsrail topraklarıdır” kararı karşısında Rusya ve İran’ın nasıl bir tavır sergileyeceği hususu önem arz etmektedir.

            Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın “Rusya’nın bu konudaki tutumu değişmemiştir. Golan Tepeleri, kayıtsız şartsız Suriye topraklarıdır. Bu toprakları İsrail, 1967 Savaşı sonucunda işgal etmiş ve 14 yıl sonra yasadışı bir şekilde ilhak etmiştir. Biz BMGK’nin 17 Aralık 1981 tarihli 497 sayılı kararını temel alıyoruz” açıklaması Trump’ın kararının açık bir reddedilişi olsa da karşı bir misilleme beklenmediği[4] değerlendirilmektedir. Fakat Rusya’nın BM kararlarına atıfta bulunarak uluslararası hukuka ve uluslararası kamuoyuna, ABD’nin hukuksuz kararlarına direnen bir ülke olarak barış ve istikrardan yana görünmek istemesi[5] ilerleyen süreçte gelişmelere kayıtsız kalmayacağını da göstermesi açısından önemlidir. Ayrıca Türkiye ile Rusya arasında son yıllarda gelişmekte olan stratejik işbirliği seviyesindeki ikili ilişkilerden hareketle Türkiye’nin tutumunun Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in tavrını etkileyebileceği de varsayımlar[6] arasında yerini almaktadır.

            İran açısından ise olası bir savaşta; Golan Tepeleri’ndeki İsrail işgaline son vermek için askerî harekâta dahil olacağı, Direniş Cephesi (Hizbullah ve Hamas) ile birlikte Şam’a destek vereceği[7] değerlendirilmektedir.

Sonuç Olarak;

ABD’nin bu hukuksuz kararını; BM, Avrupa Birliği (AB), Türkiye, Rusya, İngiltere, İran ve Golan Tepeleri’nin asli sahibi sıfatıyla Suriye başta olmak üzere uluslararası kamuoyu tepkiyle karşılamıştır. Yüzölçümü olarak (1.800 Km2) küçük bir alan olmasına rağmen uluslararası politika için çok büyük bir etkiye sahip olan Golan Tepeleri’nin ABD Başkanı Donald Trup tarafından imzalanan bir kararnameyle İsrail’e ait olduğunun kabul edilmesinin uluslararası hukuk açısından hiçbir geçerliliği yoktur. ABD’nin bu karar ile süper gücünü haksız bir işgali meşru sayarak haksızlığa imza attığını tarih kaydetmiştir.

Mevcut hal ve şartlar dahilinde İsrail ve ABD’nin geri adım atmayacağı değerlendirilmektedir. Çünkü Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilanında yaşanan örnekte olduğu gibi İslam İşbirliği Teşkilatı’nın etkin kararlar alamaması, AB’de Brexit Krizi ile parçalanma belirtileri göstermesi, Rusya’nın etkin ve sert çıkış göstermemesi, İran’ın doğrudan İsrail ile bir sıcak savaş yaşama ihtimalinin zayıf olması, Türkiye’nin yalnız kalması gibi bir çok nedenle ABD ve İsrail’e geri adım attırılmasının mümkün olmadığı varsayılmaktadır. Vahim olan taraf ise ABD ve İsrail’in dizginlenememesi nedeniyle Batı Şeria başta olmak üzere yeni oldu-bittilerin yaşanması muhtemel görülmektedir.

ABD Başkanı Trump’ın bu kararnamesi Ortadoğu bölgesinde bundan sonra da sınırların değiştirilebilir olduğunu göstermesi açısından çok büyük önem arz etmektedir. Zira tipik emperyalist bir tavır sergileyerek, şartların uygun olması halinde yada uygun olmasını sağlayacak savaşlar çıkartarak, sınırların değişebileceğini uygulayarak göstermiştir. Bu durumun bölge ülkeleri için ibret alınması gereken bir husus olarak algılanması gerekmektedir.

Doğu Akdeniz’de Kıbrıs açıklarındaki doğalgaz yataklarını Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ile ortak hareket ederek aktif etmeye çalışan İsrail’in, çıkartacağı doğalgazı uluslararası piyasaya satarak ihracatçı olmaya çalıştığı bilinmektedir. Buna ek olarak Golan Tepeleri’nden çıkartacağı petrolün de ihraç edilmesi halinde hem Ortadoğu coğrafyasında hem de dünya petrol piyasasında dengelerin inanılmaz ölçüde değişeceği muhakkaktır. Böyle bir durumda işgalci İsrail’i Ortadoğu’da dizginlemek mümkün olmayacaktır. Dolayısı ile bu yaşananlardan hareketle ABD’nin Türkiye’yi yalnızlaştırma politikalarının geri planında, gelecekte İsrail karşısında durabilecek bir Türkiye istenmediği ortaya çıkmaktadır. Bu durumda Türkiye’nin Rusya, İran ve Çin başta olmak üzere sağlam müttefiklere ihtiyacı olacağı karar alıcı mekanizmaların dikkatlerinden kaçırılmamalıdır.

Son söz olarak; ABD ve İsrail’in uluslararası hukuka aykırı olarak uygulamaya koyduğu Kudüs’ün İsrail’in başkenti kararı ve Golan Tepeleri kararnamesini Türkiye’nin 1960 Kıbrıs Anayasası’ndan aldığı Garantörlük Hakkı ile gerçekleştirdiği 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ve Türk Barış Kuvvetleri’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulundurması ile kıyaslayanlar olduğu görülmektedir. Unutulmamalıdır ki Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs Barış Harekatı’nı; Kıbrıs’ı Yunan adası yapmak adına 1963 Akritas Planı ile Rumların binlerce Kıbrıs Türküne uyguladığı soykırım ve insanlık dışı uygulamalara ek olarak 1974’te Cunta desteğinde yapılan darbe ile Enosis girişimine dur demek ve Kıbrıslı soydaşlarımızın canlarını, namuslarını ve mallarını korumak adına haklı gerekçelerle yapılmıştır. İki olayın kıyaslanması abesle iştigalden başka bir şey değildir.

                        :

İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi.

[1] William ENGDAHL; “Ortadoğu’da Büyük Satranç; Golan Tepeleri, İsrail, Petrol ve Trump”, Yenisöz, 13.04.2017.

[2] Takvim; “Trump’ın Skandal Golan Tepeleri Kararının Arkasından Petrol Çıktı!”, 26.03.2019.

[3] Muhsin Barış TİRYAKİOĞLU; “İsrail Golan Tepeleri’nde Petrol Sondajına Başladı”, aa, 17.02.2015.

[4] Mustafa ÖZTOP; “Golan Tepeleri’nin Geleceğinde Rusya”, ANKASAM, 27 Mart, 2019.

[5] Dinmuhammed AMETBEK; “Rusya’nın Golan Tepeleri ile İlgili Tutumu”, ANKASAM, 24 Mart, 2019.

[6] Mustafa ÖZTOP; “Golan Tepeleri’nin Geleceğinde Rusya”, ANKASAM, 27 Mart, 2019.

[7] Sputnik; “Golan Tepeleri İçin İran’ın da Yer Aldığı Bir Savaş Çıkar mı?”, 28.03.2019.

NOT: Bu makale 03.04.2019 tarihinde Ticari Hayat Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

İsmail Cingöz

İsmail Cingöz

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Araştırmacı Yazar Eserleri; -Türkiye Suriye İlişkilerinin Dönüşümü Arap Baharı ve Hatay Faktörü -Türkiye Gündem Değerlendirmeleri

Related Post

Süper Güç Nasıl Olunur (1)

Posted by - 14 Ağustos 2020 0
Devletlerin süper güç olma iddiaları, tarihsel perspektifte bakıldığında ilk olarak II.Dünya harbiyle ,İngiltere, ABD ve Sovyetler Birliği’ne atıfta bulunmak adına…

Anayasa Değişikliği ve Çözüm Süreci

Posted by - 19 Kasım 2020 0
“1982 Anayasası kimin Anayasası?” sorusunu soran Hikmet Sami Türk, “Anayasadan Türklüğün kaldırılamayacağını” vurguyarak, “Bu Türk milletinin anayasasıdır. Türk milletinin adı…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir