İslamiyet’in İngiltere’ye Girişi ve Hangi Türkiye?

784 0

Evvela sevgili okurlar hepinizi en içten dileklerimle selamlar, geçmiş Kurban Bayramımızın hayırlara vesile olmasını dilerim. Türk ve tabii suretle İslam alemi kara akbabaların istilasıyla cebelleşirken bölgesel direniş sarf eden muhtelif Türk devletleri ve onlara rabıta bağıyla bağlanmış gönül devletlerinin hiçbir vakit gönülden kopmamasını yüce Allah’tan niyaz ederim.

Bazı ilginç detaylar vardır ki tarih kitapları hepsini tek tek ele alamayabilir. Yahut öyle anlar yaşanmış ve kaydedilmiştir ki tam anlamıyla belli ulusları bağlar lakin o eski ulusun o olayı yaşadığı mekanı daha sonra ele geçirmiş başka bir ulusu ilgilendirmez. Öyle anları tarih kaydetmiştir ki, üzerinde yaşadığımız Anadolu topraklarının gizemi gelmiş geçmiş kültür idarecilerince de bilinmez, bilinse bile üzerinde durulmamış veya bizimle ilgisi yok diye kendinden sonraki nesillere de aktarımının önüne engel koymuşlardır. İşte bu yazıda, bu hafta üzerine engel konarak bizlerin ders kitaplarında yer aldırtılmayan hatta muhtelif tarih fakültelerinde üzerinde dahi durulmadan (ilk çağ tarihi üzerinde ihtisaslaşmak istemeyenlerin bilmediği) şimşek hızıyla üstü sıvanan o konulardan biriyle sizleri aydınlatacağım. Öyleyse Hangi Türkiye söylemimizle başlayalım.

Para üzerinden konumuza girmek isterim. İngiltere’de 7. asırdan itibaren Peygamberimizin vefatından çok az sonra fütühat hareketleri var. İspanya’ya kadar uzanmış fakat esasta Keltler vardır. Bu olgu Türkiye’de üzerinde çok durulmayan veya ilgilenilmeyen, Keltler ile ilgilenilmiştir de fazla öne çıkarılmamış yahut birkaç kişi hususi olarak uğraşmış, devletin haberi olmadığı için; kültür bakanlarının hiç mi hiç kulağına çalınmadığı için ilgilenilmemiştir. Şahsen şunu vurgularım: Keltler, Türkiye için en mühim halk topluluğudur. O dillere destan Truva savaşları Kelt’lerin savaşlarıdır. Yani bizim şu Truva savaşlarımız var ya hah o işte. İçeri ahşaptan at gönderip kaleyi içten feth eden hikaye… Ne tuhaf bunu her Türk çocuğu bilir lakin Keltlerin savaşı olduğunu, bu topraklarda en hususi halk topluluğu olduğundan haberleri olmaz. Bu şuna benziyor: Türkiye’de bir filmin yahut dizinin etkileyici, büyüleyici olmasının sebebi oyuncular üzerindeki kaliteli kumaşlar ve çekici kızların rol aldırılmasından dolayıdır. Oysa ki dekordan ambiyansa, giyim tarzına kadar hatta çekici kızların mimiklerini çekici hale getiren bütün o güzelliğin baş mimari YÖNETMEN’dir. Bu toprakların yönetmeni de Keltler’dir işte. Anadolu denilen yerde yaşayan insanlar kısacası. Yani Galatealılar (Galatlar). Bugün Galata kelimesini kullanıyoruz, Galatea/Galatya dediğimiz isim Türkiye’nin göbeği yani. Batı’da Uşak, Aydın, Eskişehir; Doğuda’da Sivas, Şarkışla; aşağıda Toroslar ve yukarıda Merzifon- Samsun civarı. Yani Galatea’dır. Milattan 700 kadar yıl önce Keltlerin gelip işgal ettiği topraklardır. Bakınız buraya dikkat! İsa’dan önce 700’lü yılları ifade ediyorum. Truva Savaşlarından çok sonra yani. Keltler buralara yerleşiyor. Yerleştikleri M.Ö 700’lerde gelip çöreklendikleri bu toprakların adı Anadolu’da değil. Adı dahi yok… Bu coğrafyaya girdikleri bölgeyi biz İyonya havzası olarak biliriz. Yani Yunan topraklarını aşarak bizim topraklara intikal ediyorlar.

Belki de bombanın koptuğu yer burasıdır sevgili okurlar. Keltler, İyonya havzasından içeriye girdiklerinde bu coğrafyaya ilk defa (İyonya değil) isim verenler onlardır. Ne koymuş olabilirler sizce? Kelthya? ilk krallarının adı? …

Nereden kalktılar, nereye geldiler.. Galler’den kalktılar, Goluva’da (Fransa) ikamet ettikleri başkentlerinin adını bu coğrafyaya getiriyorlar. Ve bunu bir devletin adı ile anılan bölgeden içeri girerken koyuyorlar. O başkentin adı ne biliyor musunuz? -Türkiye. Evet yanlış okumadınız. Türkiye! Keltlerin Goluva’daki en önemli (baş) şehirlerinin adını geliyorlar yüzlece kilometre katederek bu coğrafyaya ad olarak koyuyorlar; Türkiye o da. Günümüz adlandırması şeklinde hindi anlamına gelen Turkey yahut Fransızca’da kullanılan Turquie değil. Ya da Çincede ifade edildiği gibi Tu-Que gibi değil. Tabi harf bağlamında da T-Ü-R-K-İ-Y-E değil. T-U-R-K-İ-J-E yani -J harfi -ye diye okunduğunu bildiğimize göre böylelikle bölgeye verilen adlandırmanın Turkiye olduğunu anlayabiliyoruz. Sevgili okurlar bu topraklara ilk adını verenler bizlere okutulmuyor. Durumun ne kadar ciddi olduğunu anlayabildiniz mi? ne vahim haldeyiz. Ve bu vahim durum üzerinde biz gelişmek için çırpınıyoruz. Ve bu topraklara adını veren M.Ö 700’de bu ismi koyan Keltlerin esamesi dahi ülkemizde okunmuyor.

Galatia’yı gösteren 15. yüzyıl haritasının bir parçası.

Soruyorum sizlere! hiç ilkokul derslerinizde hatta bırakın ilkokulu Lise Üniversite tarih derslerinizde İlk Çağ Uygarlıklarından Anadolu coğrafyasını işlerken Keltler hakkında kapsamlı bilgi aldığınızı hatırlıyor musunuz? Ben size daha vahimini söyleyeyim adları dahi geçmez! eserlerini bir kenara bırakın… Keltlerin başkentlerinin adı Turkije. Keltlerin bu başkenti ise schelde nehrinin öbür ucunda. Yani schelde nehrinin öbür tarafı Turkije. Şaka gibi değil mi? Her okurun aklında bu şok etkisinden sonra oluşacak muhtemel soruyu da cevaplayayım “hay Allah bu arkadaşa bak neler diyor böyle. Peki biz bunu nereden öğrendik ya? Kaynak ne hozom?” hemen cevap vereyim arkadaşlar.. Sümerlerde ve diğer uygarlıklarda olduğu gibi bir anal kavramı yani anallar kavramı Keltlerde de vardır. Aynı amaçla yazarlar, kullanırlardı. Pagan olan bu halk ve paganizme iman etmiş olan bu halkın din görevlileri var. Bu görevliler erkek ve kadın olarak ayrılmakta. Yani erkek rahip, kadın rahibe. Yani onların din görevlilerine verdikleri ad “Druid”. Erkek Druid, Kadın Druid, Erkek (Druid) Rahip, Kadın (Druid) Rahibe. Günümüz İngiltere Kraliçesi de o ölmeyen hanımefendi de baş Druid’dir. İngiliz Kral ve Kraliçelerinin yani o sülaledeki en yüksek kişinin tanımı “baş druid rahibesi, baş druid rahibi” şeklindedir. Bu rahip ve rahibelerin yani bunlar baş aristokratlardır. Aynı zamanda Avrupa’ya aristokrasi Druidler tarafından getirildi. Ezoterik cemiyetlerle birlikte kabala inancında da yer yer rastladığımız (pagan kökenli inanç karışımları oldukları için) ögelerin bir kısmı da Druidlerin sembolleridir. Ayin yaparken kullandıkları sembollerdir kısacası. Mesela Golden Branch: Altındal. Yahut ökse otu, altın otu.. Druidlerin altındal dedikleri bu bitki esasında şeklen ökse otudur. Sadece ufak boncuk tohumlarıyla dalın rengi altın rengindedir. Önemli ayinlerinde kullandıkları, ritüellerini gerçekleştirirken önemle başvurdukları sihir tarzı bir dizi karışımları yaparken bu otu kullanırlardı. Bu kadar fragman geçtikten sonra sorunuza gelelim. Detayları ve bu ifadeleri James George Frazer’in Golden Branch-I yani rahmetli Altındal’ın çevirdiği Altındal-I kitabından biliyoruz.

Stonehenge önünde tören yapan Druidler

Lafı çok uzatmadan esas konuya geçelim. Turkije’ye yani. Goluva’dan geliyorlar, bölge halkıyla müthiş dillere destan savaşlar yaparak İyonya toprakları üzerinden bölgeye giriş yapıyorlar ve bu toprakların adını Schelde Nehri’nin yukarısındaki başkentleri olan Turkije adını buraya koyuyorlar. Hadi akıllarda soru işaretlerini tazeleyelim. Nereden kalktı geldiler -Turkije’den kalktı geldiler. Neden geldiler? -Turkije’yi kurmak için geliyorlar. Tarih: İsa’dan önce 700. Yukarıda muhtemel sorulacak soruya da açık bir yanıt değil idi Dr. Frazer’in kitabı aslında. Çünkü Antropolog Frazer, Druid’lerin tuttuğu anallardan elde ediyor bilgileri. Ben bunu ilk duyduğumda inanmamıştım. İskoçya’da yaşayan henüz 16 yaşındaki (Üniversiteye gitmeyen) arkadaşım Mathieu’dan tescil ettirdim. Düşünebiliyor musunuz İngiltere’nin 16 yaşındaki çocuğu Türkiye adının nereden geldiğini biliyor ama bizim çocuklarımız yaşadığı ülkenin 100 yıllık tarihini daha doğru düzgün bilmiyor. Hatta yer yer Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK yoktu safsatalarına ateşli oğlan gibi dahil olup akıllı kelam ettiğini bir şey olduğunu sanıyor. Arkadaşlar çocuklarınızı karşınıza alın ve hizaya çekin. Siz öldükten sonra ülkesinin adının nereden geldiğini bilmeyen içi boş Türkiye vatandaşları miras kalıyor çünkü geleceğe.

Başka bir gerçekten daha bahsedeyim maalesef okur olarak ama diyemeden duramayacağınızı ben biliyor ve sizin sorularınızı bu yazıda canlandırarak cevaplamaktan büyük keyif alıyorum. Muhtemel olarak gelebilecek ikinci sorunuz “Ama biz Türkiye adını Venedik, Ceneviz hatta İtalyan kartografların 11.-12. asırda bölgede yaşayan Türk oranının fazlalığından dolayı konduğunu öğrendik” diyeceksiniz. Hatta siz kıymetli okurlarımı doğrulayayım “6. asır Doğu Roma” kaynaklarında da Turkije şeklinde olmasa bile böyle bir adlandırmadan yani 12. asırda olan mantalite dahilinde bir isimlendirme bulunuyor yanlış değil. Ama şunu da unutmamalısınız sevgili okurlar, bu yazdıklarım tarihsel kronoloji bakımından bizim bildiğimiz Roma’dan da çok çok daha önce. Ve bu Galatyalılar 375 yılında Avrupa ile İngiltere’de yaşayan Galliler ile birleşerek yani Galliler ile Anadolu’da varlıklarını sürdüren Keltler birleşerek 376 senesinde Roma İmparatorluğu’nu istila ediyorlar. Bu sayede kıymetli okurlar bizim Keltleri çok iyi tanımamız yetmiyor Keltlerin Anadolu toprakları üzerindeki icraatlarını da çok iyi bilmek ve bunu kuşaktan kuşağa aktarmamız gerekiyor. Reddit’te çok komik ancak oradaki insanların bizim insanlarımızdan bilgi konusunda ezici bir birikimle ne denli olaya hakim olduğunu şu ifadeleri üzerine açılan konu başlığında gördüm “İrlanda ve İskoçyalıların aslen Yozgatlı Olması”… İşte bu cümle bizim niçin Keltleri çok iyi bilmemiz gerektiğini anlatıyor. Kaldı ki Kelt toplumu ile Türkler arasında inanılmaz bağlantılar, benzerlikler ve bu doğrultuda müzikler dahil kelimeler arası birliktelikler vardır. Bu ifadelerim üzerine beni Dünyayı Türk yapanlar listesine eklemeyeceğinizi umuyorum. Ama daha enteresan bir bilgi daha vereyim Katalanlar hakkında. Biz bunu Katalan diye biliriz değil mi? Fransa ile İspanya’nın tam sınırında Akdeniz’e çıkışı olan bölgede bulunan Avrupai bir halk der bazıları. Yaa yaa Avrupai.. Zaten Dünya Türk değil ama Avrupalı. Bizim Katalan dediğimiz topluluk, Alanlar ile yani Alan Türkleri ile Anadolu’daki Hatti’lerin birleşmesiyle kurulmuş bir topluluktur: Kat-Alan. Ama Hattiler öyle bilindiği gibi -H harfi ile başlangıç şekliyle değil Chatti olarak yazılır. Bu iki unsur birleşerek Kat-Alanları meydana getirmiştir. Önceki bahsimde ifade ettiğim gibi Keltlerin kurduğu yer ise Galatea/Galatya’dır. Galatealılar konusunda bölgesel anlamda ilahi bir kitaptan destek çıkartmak istersek bu İncil olacaktır. İncil’de ne diyor? -Galatealılara Aziz Pavlus’un mektupları var. Galatyalılara Mektuplar adlı Aziz Pavlus’un eserini de okumanızı tavsiye ederim.

Şimdi bu bölge isimlendirmesinde bir çelişki daha var. Aramızda dil bilim veya edebiyat okuyan arkadaşlarımız varsa şöyle diyeceklerdir: -iya/iye ekleri aidiyet bildirir. Yani Türk-iye demek Türk’lere ait anlamını doğurur. Yani bu ulus bağlamında bir aidiyetlik değil midir? Yani biz eğer 12. asırdan çok daha önce hele M.Ö 700’lerde bu kullanımı biliyorsak ve bunu Galler’den hareketle bölgeye intikal etmiş Keltlerden biliyorsak Turkije adından yola çıkıp dolaylı yoldan Keltlerin Türk olduğunu mu ifade ediyorsunuz?

Efendim hayır. Fakat bu örnekler çeşitlendirilebilir. Örneğin Roman-ia/ Roman-ya yani Roma’ya ait olan. Romalılara ait olan. Ama buradaki Turki-je manası maalesef Türk’e ait olan değil. Yani tabi ki şuan egemenliği bize ait o anlamda bir kulp yaratmaya çalışmak anlamsız olur. Fakat buradaki Turkiye isimlendirmesi kendi Turkije’lerine ait olan anlamındadır. Kısacası Keltlerin Turkije’sine ait olan topraklar manasında.

Bir diğer muhtemel soruysa Turkije kelimesinin anlamı olacaktır. Yani tamam Türk’e ait değil o zaman Türk kavramlarıyla da açıklanamayacak bir esrarengizliğe sahip olmalı. Evet öyle de zaten. Prof. Dr. Yorgancıoğlu’nun anlatımıyla Kelt dilinde bu kelimenin anlamı ilk olarak “medeni yerleşke” demektir. Diğer anlamı ise daha çok coğrafi bir betimleme olan alüvyon ağzı topraklar anlamına gelmektedir. Medeni yerleşkeden kasıtları üst düzey bürokrat (aristokrat) ve tüccarlar ile yönetici sülalenin ikamet ettiği bölge anlamına gelir o da doğrudan başkent olur zaten. Diğer üçüncü anlam ise (bu pek tartışma konusudur ve ben yalnızca varlığından haberdarım) tarım yapmaya uygun bölge anlamına geldiği iddia edilir. Bunu tabi filologlar daha iyi bileceklerdir.

Roma döneminden önce Keltlerin mevcudiyetinden bahsettik. Dolayısıyla yukarıdaki anlamlara istinaden Keltler Turkije’yi tekrardan kurmak için henüz adı belli olmayan bir bölgeye geldiler ve Turkiye’yi kurdular. Çok tuhaf demi? yani sanki paralel bir dünyada doğmuş ve bu paralelliği bir dejavu gibi yaşıyoruz. Tabi bu işin mistik kısmı. Coğrafya adlandırmasına geldiğimizde biz Anatolia isminin Roma dönemlerine isabet ettiğini görürüz. Lakin günümüz Anadolu toprakları Roma’dan daha da eskidir ve Anatolia isimlendirmesinden önce NATOLİA ve daha öncesinde de uzunca bahsettiğim haliyle Keltlerin Turkije’si olarak adlandırılmıştır. Kelt toplumu Roma ile asla yan yana birkaç yıl dışında sessiz sedasız sınırdaş olmayı kabul etmemişlerdir. Sürekli harala gürele bir savaş atmosferi hakimdir aralarında. Zaten anlaşılacağı üzere İsa’dan önce 376’da da Alanlar ile birlikte Keltlerin Roma’yı işgal ettiğini öğrendik. Bu büyük kin nefret ve rekabetin bir ürünüdür. Yakın tarihten örnekle bunu sağlayacak olursak 7 düvel dediğimiz Avrupa’nın demirbaş devletleri (Fransa, İtalya, Rusya, İngiltere vd..) niçin Osmanlı’yı işgale girişti? açıkça rekabetten dolayı. Ve tabi zaten bitirilmiş, tüketilmiş bir devletin topraklarını himaye altına almak o zamanların popüler seçim propagandasıydı. Hulasa bütün bir olgu zinciri ve hali hazırda anlattığım coğrafyalardaki etkin rol üstlenen Keltlerin Orta Asya kökenli bir toplum olması hasebiyle ve etkin oldukları Orta Anadolu kültürü hatta dönemsel yasaları doğrudan doğruya bu iki unsuru akraba yapar birbiriyle. Yani günümüz Orta Anadolu insanı akrabadır demiyorum dikkat ediniz! kültürleri akrabadır. Bunu incelemeye alabilirsiniz hususi olarak. Ve bu coğrafyanın yönetimi de başlıca Druidlere aittir. Şimdi esrarengizliği çok bozmadan son bir soruya da yanıt verdikten sonra ve kafanızdaki soru işaretlerini yıldırmadan diğer konumuza geçeceğim. Soru işaretlerinin ortadan kalkması için bir müddet daha bekleyeceksiniz sevgili okurlar.

Bu konuyla ilgili son sorumuz (yani sizin aklınıza geleceğini düşündüğüm son soru) “Bu Druidlerin anallarında Türkler hakkında neler yazıyor?” sorusudur. Hakikaten eğer bunu düşündüyseniz size en derin saygılarımı iletirim. Değerli okurlar bu biraz şehir efsanesine kayar. Kelt anallarında maalesef Türk unsuruna ait herhangi bir betimleme yahut ifade bulunmaz. Olması da zaten mümkün değildir. Şimdi geldik zurnanın zart zurt dediği yere. Sümerler Türk’tür, Hititler Türk’tü kısmına. Burası da mümkün değildir çünkü Türk tarihi (İskit-Sarmat’lar sayılmazsa) çok eskilere yani Sümlerler ile çağdaş yıllara dair bulgular bulamazsınız. Bu yazılı gelenek ve ağırlıkla toplumların kendilerini ifade etme zorunluluğu ile ilgili bir durumdur. Bu şekilde olmaz yani. Bu dediklerim ile oraya varmak gayya’dan çakıl taşı çıkarmaya çalışmak gibi bir şey. Ha şöyle bir şey denebilir, Türkler 50.000 sene önce de vardılar.. bunu birileri diyebilir tabi. Ben öyle bir cümle kurmaktan hicap duyarım. Bütün bir olay Keltlerin tekrardan kurmak için Anadolu’ya gelerek Goluva’daki başkentlerinin adı olan Türkije’yi tekrardan kurmak istemelerinden ibarettir. Ama bununla birlikte bu ismin Osmanlı devletini niteleyen dış yazışma ve antlaşmalarda Turkiyya / Turkie şeklinde olanları da bulunuyor. Dediğim gibi bahsi geçen adlandırma M.Ö 700’ü niteler ve 12. asırda olan coğrafi adlandırma yerine Keltlerin aristokratlarını bağlayan bir birleşkeyle onların taşıyarak tekrardan kurdukları Turkije başkenti etrafında şekillenmiş gerçekliktir bu. Peki kaynaklara doymayan milletimize bir kaynak daha açıklayalım. Yani ben bunları tırnaklarımla eşeleyerek, oralara gidip yahut zaman makinesi kullanarak o döneme ışınlanıp sormadım “ahbap siz neyin nesisiniz ya?” diye. Efendim var olan bir ansiklopedi vardır bilirsiniz: AnaBritannica diye. Ve biz biliyoruz ki İskoçya, Galler ve İrlanda ile Kuzey İrlanda (İngiltere’nin elindedir) Kelttir. Dolayısıyla İrlanda’nın da aynı AnaBritannica’da olduğu gibi bütün bir tarihlerini ele alan en kapsamlı (dönemin Keltleri, Druidleri tarafından tutulan) analları bir araya getirilerek devasa Kelt tarihini ortaya çıkarmış oldukları hususi kaynakçaları, ansiklopedileri bulunmakta. Ben bunu farklı okumalar yaparak elde ettim. İstanbul’da oturarak İrlanda’daki Ansiklopedilerden, hususi okumalar yapmadan haberdar olmak kuyruklu yalan olur. Ama şunu yapabilme imkanınız bulunuyor. İrlanda’nın zaman zaman açılan devlet arşivleri vardır. Hepsi değil bir kısmına erişim sağlayabilir, koskoca Kelt tarihini okuyabilir hatta Galler’e Orta Asya’dan nasıl geldiklerini ve sanki güzergahı daha önce gidip gelmişçesine nasıl bilip taa Anadolu’ya Fransa’nın otlak bölgelerine gelebildiklerini öğrenebilirsiniz. Yani bir soru daha oluşturmuş olalım bu vesileyle: Keltler Orta Asya’daki Türklerin komşuları mıydı? -bu soru da bir sonraki yazımızın esin kaynağı olsun değerli okurlar. Hatta size buradan açıkça bir sözüm olsun Pagan Keltlerin nasıl sonradan Gnostik Hristiyan olduğu serüvenini de izah edeyim. Zira Katolik Hristiyanlığı (Vatikan-Papa) ile Gnostik Hristiyanlık arasında müthiş keskin bir ayrım vardır. Yani biri Kayışdağı ise diğeri Everest Dağı’dır.

Rex Offa’nın bastırdığı altın sikkelerin büyütülmüş hali
Kral Offa’ya Druidlerce bastırtılan altın sikkenin çözümlemesi. Rex Kral demektir

Bu yazının bir diğer konusuysa başlıkta olduğu gibi İslamiyet’in İngiltere’ye girişidir. Kaçınılmaz olarak Keltler yine burada etkin roldedirler. Cingöz Recai gibi Avrupa-Anadolu eksenindeki birçok olay Kelt kökenli ve onların izlerini taşımaktadır. En öz şekliyle anlatmak gerekirse (yukarıda belirttiğim üzere) burada da para bizim belirgin ipucumuz olmakta. Bu para esasında altın bir sikkedir. Ve İngiltere’nin Kelt kralı olan Mersiyalı Kral Offa yahut sadece Kral Offa’ya aittir. Yani yıl olarak Resul-ü Ekrem’in vefatından hemen sonra yani M.S 7. asırda yaşamış olan ve o zamanlarda bastırılmış olan parayı ele almaktayız. Bu sikkenin bir özelliği var ki o da parayı düz tuttuğunuz zaman “La ilahe illallah” yazmasıdır. Ama devamı yok gibi değil mi? sanki söz yarıda kesilmiş. Hayır, yarıda değil gizlenmiş devamı. Düz duran parayı 180 derece kadar çevirdiğinizde King-Offa yani yazı içerisinde bulunan Rex Offa yazısı üstünde “Muhammeden Resulullah” yazmaktadır. Birleştirdiğimizde “la ilahe illallah Muhammeden resulullah” olur. İslam inanç esaslarında bu cümle Hz. Allah’tan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed O’nun elçisidir yani kelime-i tevhit yazmaktadır. Bu olay İngiltere’deki tescillenmiş ilk Müslüman fütuhat hareketidir. Ve bu sikkenin kesilme tarihi Keltlerin henüz Hristiyan olmadığı, Pagan-Semavi din arasındaki geçiş döneminde kestirilmiştir. Yani biz buradan anlıyoruz ki Keltler monoteist bir din arayışı içerisindelerdir. Peki Kral Offa kimdir ve bu paranın başına ne gelmiştir?

İktidarı ele geçirmesi çok muhtemel olarak kuzeni kral Aethelbald’ı öldürlmesiyle başlayan iç savaş sonunda iktidarı ele geçirmiştir. Öyle ki bu iktidarı hiç olmadığı kadar şahsi mülk ve manevi arayışlarla dolu olacaktır. Aynı zamanda Mersiya içerisinde bulunan irili ufaklı krallıkları kendisine bağlayarak Yorkshire’in güney cephesinde kalan bütün coğrafyayı yalın haliyle kendi idaresinde birleştirdi. 796’da Frank Kralı Charlemagne (Şarlman) ile ezici anlamda ticaret antlaşması imzaladı. Dönemin Papa’sı Hadrianus I ile münasebetlerini çok sıkı hale getirerek onu kendi etkisi altına almaya çalışması da maddi zenginlik ve iktidar hırsının cabasıdır. Bu ilişkini sonucunda Offa, papanın İngiliz kilisesi üzerinde egemenlik kurmasına izin verirken, papa da Offa’nın Lichfeild havzasında (bakın bu çok büyük bir imtiyazdır) Papa tarafından bir başpikoposluk kurmasına izin verildi. Böylece King Offa’nın ana vatanı olan Mersiya Kilisesi Papalık’ın esaretinden kurtularak kendi Başpikoposluğunu kurdu.

Kral Offa’nın Mersiya’ya dahil ettiği kralcıkların son hali olarak ölümünden (796) 5 yıl sonraki barbar adası haritası (802)

Arapça (Abbasi Halifeliğinden etkilenerek) bastırmış olduğu birçok sikke esasında Kral Offa tarafından bastırılmıştır şeklinde ifade edilse de bu aslen doğru değildir. Çünkü Kelt-Pagan kültünde kral değil doğrudan Druidler etkindir. Biz Başpikoposluk açıldı, Papa’nın esaretinden kurtuldular desek de ağırlıkla Paganizmin olduğu ve dönem içerisinde Hristiyanlığın günümüz Türkiye’sindeki Hinduların sayısı kadar bir değerde olduğunu da ifade etmek yerinde olacaktır. Dediğim gibi Druidlerin devlet kademesinde her pozisyonunda etkin olması dolayısıyla bu parayı bastırtanlar da Druid Rahibe ve Druid Rahiplerdir. Druidleri irili ufaklı aristokrat kesim diye algılayabilirsiniz. Burada büyük bir parantez açmak isterim. Yerebatan Sarnıcı ile ilgili. 1960-70 ve 1980 dönemleri boyunca ve çok daha uzun süredir Yerebatan Sarnıcı’nın tamamı müze olarak kullanılmamakta idi sevgili okurlar. Okurlarımız içerisinde büyükler varsa beni anlayacaklardır; Sarnıcın Medusa Heykeli olduğu kısımlar karton plaklar ile kapatılmış (duvar görüntüsü verilerek), ziyarete açık değildi. Bu sıklıkla Druidlerin varlığını bize (halen daha oldukları yönünde) ispatlar. Nasıl mı? Her yılın Nisan ayında (bu yıllar da dahil) tarif ettiğim kısıma Druidler gelir ve Medusa heykelinin durduğu alanda (bize suya girmek yasak dense de) tören yapmak için içeriye giren Druidler suya da girerek ve sudan birkaç kepçe içerek Medusa heykeli önünde ayinler, törenler yaparlar. Keltler için İstanbul çok mühimdir. Ayasofya’nın tekrar Cami olarak açılması dikkat ediniz Ortodokslar ve Katolikler dahil Hristiyan camiasında büyük yankı uyandırmamış olsa da (Yunanistan bile gereğinden daha hafif tepki verdi) fakat İrlanda ve İskoçya’da halen daha Pagan olduklarını ifade eden azgın azınlık ölüm naraları attı. Aynı şekilde Almanya’nın kıyı kesimlerindeki yeraltı sarhoşları da bu şekilde tepkiler verdi. Bu durumu bir başka yazımda daha detaylı olarak ele alacağım. Lakin görüyoruz ki Türkiye’de Ayasofya’nın Kilise olduğunu diretenlere en sert yanıt (kilise olmadığı yönündeki) İrlanda ve İskoçya’daki Paganlardan geldi. Keza Yunanistan bile en fazla zaten yaptıkları şeyleri devam ettirdi, Türbeyi kilise yaptıklarını belirtti. Gerisi de gelmedi… Druidlerin Nisan ayındaki Yerebatan Sarnıcı ayinlerine gelecek olursak yine Dr. Frazer’in kaleme aldığı Golden Branch kitabının Türkçe çevirisini yapan Aytunç Altındal’ın eklemeleri konuyla ilgili olarak şöyle belirtilmektedir “…1963, 1965, 1970 ve 1982 Nisan aylarında Druidler buraya gelirlerdi”.

Yerebatan Sarnıcı’nda başaşşağı duran Medusa kafası

Böylesine önemli gizli saklı esrarengiz olayı pekala nasıl öğrendik? Çok bağlantısı birbirinden uzak coğrafyalardan biri olan Stonehenge’de yapılan törenlerle ilintili olarak (altındal ile yapılan bu törenler) birbirleriyle öylesine organize şekilde yapılmakta idi ki bu olayı Dr. Frazer’in kitabından etkilenen antropolog Mary Douglas, yazar Joseph Cambell ve din tarihçisi Mircea Eliade ortak bir çalışma gerçekleştirerek Druidlerin izlerini takip ediyorlar. Nisan toplantılarına sızıyor ve gördüklerini Stonehenge’de olan ve İrlanda’nın kendi arşivlerindeki derlenmiş anallarından tarayarak doğruluyorlar. Yine onların ifadeleriyle Medusa’ya ayinler sırasında sarıldıklarını, ayaklarını mutlaka suya soktuklarını ve gerçekten de bir odadan daha küçük bir bölümünün ziyarete açılmış olan bu sarnıcın kapatılmış, kendilerine ait şekilde tahsis edilmiş devasa geri kalan kısmında aynı tarihte (Nisan ayında) ziyarete gelen turistlerin dahi duyamayacağı sessizlikte bu törenlerini gerçekleştirdiklerini belirtirler. M. Douglas’ın söylemi bu olan bitenden daha da ilginçtir. Çünkü şöyle der “Medusa’ya sarılanların ruhani anlamda titrediği çok belliydi. Öyle ki sarılan erkek ve kadın Druidler sanki bir şeyle bağlantı kuruyorlardı. Ve sarılma esnasında o somut titreşim sayesinde tavandan tozlar dökülmekte idi”. Ama bunu şimdi yapmanız çok zordur arkadaşlar çünkü suya dahi parmağınızı dokundursanız ceza alırsınız. Kaldı ki demir korkuluklarla çevrelenmiş Medusa başına dokunmanız büyük bir hayaldir. Şunu da belirtmem gerekiyor ki sarnıca titreşimi algılayan hiçbir cihazla giremiyorsunuz. Yani o kısımlar tesadüfen açılmadı, tesadüfen suya dokunmanız yasaklanmadı ve yine tesadüfen medusa heykeline dokunabilmeniz tesadüfen engellenmeyip heykelin etrafı tesadüfen demir korkuluklarla çevrilmedi. Orada bir titreşim var. Oranın titreşimi de son 100 200 hatta 300 yılda değil. Peki Medusa niçin ters? ve niçin titreşimin olduğu yere koyulmuş? Şöyle ki Medusa’nın orada olmasını bir kolon görevi gördüğünü söyler görevliler. Tavan çökmesin diye hiç dikkat etmeden yerleştirmiş Doğu Romalılar derler. BÜYÜK YALAN! O titreşim kötü bir gücü simgelediği kabul edilmesinden dolayı Medusa gibi zaten baştan başa kötü, şeytani bir mitolojik öge oraya başı ters çevrilmiş şekilde konmuştur. Dikkat ediniz alalade şekilde Medusa Kafası konmak istenseydi ve ters olacak şekilde çevrilerek o zahmete girilerek oraya yerleştirilmezdi. Druidler için karanlık kutsal, Hristiyanlar için (Pagan ve İbrani köklerle inanç silsilesi oluşturmuş olan Hristiyanlar için) şeytanidir ve tehlikelidir. Ancak Druidlerde yani Pagan Keltlerde karanlık aydınlığın ve tüm olan olayların anası olduğundan kutsaldır. Mitoloji için Medusa olan bu garabet yaratık, Druidler için Mother Night’dır. Yani Gece Ana’dır. Karanlığı aydınlığa çeviren ana demektir.

Bu bağlantıları verdikten ve Druidlerin günümüzde halen daha var olduklarını izah ettikten sonra Druidlerin niçin Kral Offa’ya bu altın sikkeyi kestirdiğini anlatmaya geldi sıra; konumuza geri dönelim. Papa’ya bile diz çöktürmüş olan (sevgisini kazanarak adam kayırıcılık yaptırtan) koskoca Kral Offa niçin bu parayı bastırdı?

Gül ve Haç örgütünün Haçı

Dönem içerisinde biz Museviliğin (fakat bir yaşam, varoluş amacı olarak ağırlıkla Yahudilerin), Hristiyanlık da epey almış başını gitmiştir. Fakat paranın üzerinde yazdırılmış olan “La ilahe illallah” cümlesinde saklanmış olan mesajı, şifreyi bilmiyorlar. İşte bu bilinmezliği fark edemedikleri için Abbasilerden kopan alimler yani Müslümanlar, Keltlere bu yazıdaki şifreyi anlatıyorlar. Burada anti parantez daha açarak, Masonların ve Gnostiklerin mecbur kaldıkları zamanlarda Camiye girmeleri doğaldır. Ama La ilahe illallah demeleri de doğaldır. Fakat hiçbiri devamı olan Muhammeden Rasulullah’ı demezler. Musa Kazım Efendi… Osmanlı’nın ilk (ve benim son olmasını ümit ettiğim) Mason Şeyhülislamı. Sultan II. Abdülhamid’in cenaze namazını kıldıran kişidir kendisi. Masondur ve aynı zamanda Şeyhulislamdır. Fakat Muhammeden Rasulullah demediğine karşılık bir hayli cenazeye katılan yüksek kademedeki tanıklar bulunur. Somut olarak Akil Muhtar Bey ve Selanikli Rifat Beylerdir. Peki la ilahe illallah derken demeyerek lafla dolambaş halde yutup o kısmı geçiştirmelerindeki sebep nedir? Yahudilere baktığımızda birçok tanrı olduğunu görürüz. Ama içlerinden biri olan Yahve tanrısı, Mezmurlar 89 ve 81’de şöyle der “…Ey Tanrı! sen tanrılar konseyinin başısın. Diğerlerinin hepsi senden korkuyor.” Buradan anladığımız Yahve ile birlikte başka tanrılar da bulunuyor fakat tövbe haşa Yahve bunlar içerisinde en büyük, baş olan. İşte la ilahe illallah’da şu demektir “diğer hiçbir tanrı yok, sadece Allah var” Yahudilerin bunu idrak edememiş olması tam da bununla ilgilidir. Yani hakikati görmekten yoksundurlar. peki ya Hristiyanlar? onlara Allah acısın… Afrodit kucağına oturtulmuş Eros’a Nasıralı İsa diyen bir kitledirler. Afrodit’te Hz. Meryem.. gel de bana burada Hz. İsa’ya iman ediyoruz diyenlere inan gönül gözüyle! Yazının şifresi olan tek ilahı Keltlere bu vesileyle Müslüman alimler izah etmişlerdir işte apaçık şekilde. İçlerinde Musevi ve Hristiyan olanlar yok demiyorum. Var olanlar dışında başta Kral böylelikle İslam dinine ilgi göstermeye başlamıştır. Ben buradan şu sonucu çıkarıyorum sevgili okurlar: “İslamiyetin bu etkisi Yahudilik ve Hristiyanlık üzerinde oluşturduğu en büyük etki burasıdır” yani tek ilah kavramının neleri aydınlatabileceğidir. Mezmurlar’daki gibi la ilahe illallah’ta İlah (Tanrı)’a ortak koşulmuş, şirk söz konusu değildir çünkü. Buradaki şifre Kral Offa’nın Yahudilere din tanımlarını yapmaları istediğinde ona Hahamların söylediği Mezmurlardaki ifadelerin üzerinde, Müslüman alimlerin “Yahve gibi ona şirk koşan bir inanca sahip değil, Yahve’nin ve onun altındakilerin hiçbirinin olmadığı tek bir ilaha; 99 adı bulunan Yüce Allah’a iman ederiz” demesi Kral Offa’nın bastırdığı paranın şifresinden etkilenmesini sağlamıştır.

İşte bu sebeple o paranın ikincisi bastırılıyor. Olayları ve bağlantıları yakalayabildiniz mi? Bütün bir olay Keltlerin inançları tanıması üzerine kuruludur. Ve en sonunda İslamiyete olan hayranlıkları onlara yani bu sefer Keltler son bir sembol daha yaptırtıyor. Kelt Haçı’dır bu yapılan son sembol. Baştan sona mücevherden yapılmıştır. Bu Haç’ın ortasında o vakitten kaplanmış olan ve çok sağlam bir camlı tabaka ile kaplı olarak üzerinde mücevherlerle donatılmıştır. Bu haçın bir benzeri de ezoterik bir örgüt olan Gül ve Haç örgütünün Haçına benzer. Kral Offa tarafından yaptırılma girişimleri olan fakat kendisinden sonra 810 yılında ancak yapılmıştır. Ve Gül-Haç teşkilatı tarafından da kullanılan benzeri sembolün aslında yani Kelt Haçının tam da cam üzeri saydam mücevherlerle kaplanmış olan Haç’ın göbeği içerisinde “Bismillahirahmanirahim” yazmaktadır.

Kinnelon’un St. Hubert Şapeli’ndeki Kelt Haçı

Bu Haç günümüzde halen daha orjinalliğini koruyarak British Museum’da önemli koleksiyonlardan bir parça olan takı-mücevherat bölümünde sergilenmektedir. Türkiye’de bunu bilen insan sayısının çok az olduğunu ve Arap dünyasında ise hiç bilinmediğini biliyorum. Benim hususi bir ricam vardır. Ülkemizin Kültür ve Turizm Bakanı olan sayın Nuri Ersoy beyefendi’den. Sayın Nuri Ersoy beyefendi, sizin de temaslarınızla ve yüce Türk Devleti’nin de bir ricasıyla İngiltere’deki bu Kelt Haçı’nın sergilenmesi konusunda bir izin çıkarttırınız. Bunu sayın Cumhurbaşkanımız’da rica edebilir. Öncelikle sergiye çıkarılsın, herkes tarafından tanınırlılığı arttırılması için internet ortamına fotoğrafları, görselleri ve hikayesi eklensin. İkincisi bu niçin takılar bölümünde duruyor? takı değil ki bu! o bölümü ziyaret eden yıllık turist sayısı müzeyi ziyaret eden yıllık turist sayısının çeyreği bile değil. Niçin orada? niçin saklanıyor?

Bu kadar rötarlı uçuş yapmak hepimiz için akıllarda soru işaretleri bırakmış olmalı sevgili okurlar. Bu araştırma yazısı kendisine hayran olduğum rahmetli araştırmacı-yazar Aytunç Altındal’ın araştırmalarından ve araştırma yazısı içerisinde belirttiğim muhtelif kaynaklardan derlenerek meydana çıkarılmıştır. Bir sonraki yazılarımda bu işaretleri gidermek üzere tekrar görüşmek umuduyla, esen kalmanız dileklerimle…

Mertcan Abbasoğlu

Mertcan Abbasoğlu

Osmanlı ve Türk Tarihi üzerine parlak zamanların darlıklarını araştıran, Atatürk'ün açtığı yolda ilerleyen genç bir müellif talebesi.

Related Post

KIRK GÖKTÜRK (II)

Posted by - 11 Ağustos 2020 0
“Ey Türk! Onlar senin aklını devşirmeden sen aklını devşir. Çoklar diye korkma, azız diye çekinme.” Bilge Tonyukuk KÜRŞAD ve 40…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir