İskilipli Atıf’ı Övenler Veya Savunanlarda En Az Onun Kadar Haindir.

3049 0

“İskilipli Atıf” Gerçeğini Tüm Ayrıntılarıyla Anlatıyoruz.

Bölüm-1

Okuyunuz Okutunuz

Sevgili Okurlar,

Din istismarcılığını, Emevi artığı bir Arapçı zihniyeti ve Türk düşmanlığını kendilerine ideoloji yapan, Ümmetçilerin tüm sermayesi yalandır. İftiradır. Türk evlatlarını mankurtlaştırılmakta Cumhuriyete Türklüğe ve Türk Milliyetçiliğine karşı at gözlüklü, kesin inançlı düşman fanatikler haline getirilmekte, din maskeli hainler tarafından  insanlarımız kendi milletine ve kendi devletine karşı düşman haline getirilmektedir.

Sürekli yalanlar ve iftiralar üretilmekte insanlarımızın en az dörtte biri bu yalanlara gözü kapalı inanmaktadır. Bu çok yüksek bir orandır. AKP de aynı cehaletten beslenmektedir. Nitekim AKP’liler tarafından her yıl olduğu gibi bu yılda her yıl İskilipli Atıf’ın idam edildiği güne mahsusen anma töreni düzenlenerek, 4 Şubat 1926’da idam edilen İskilipli Atıf idamının 95.yılı münasebetiyle mezarı başında dikkat çeken bir programla anıldı.

Anma Programına, Çorum Valisi Mustafa Çiftçi, AKP Çorum Milletvekili Erol Kavuncu, Çorum Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın, Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Osman Öztürk, İskilip Kaymakamı Muharrem Eligül, Atıf Derneği Başkanı Mustafa Lek ve Çorum Müftüsü Muharrem Biçer katıldı.

AKP Milletvekili Erol Kavuncu, yaptığı konuşmada, İskilipli Atıf’ı asan zihniyetin bugün özür borcu olduğunu öne sürdü.

İskilipli Atıf’ın Şapka Kanunu’ndan 1,5 yıl önce yazdığı kitaptan ötürü 4 Şubat 1926’da idam edildiği şeklinde Cumhuriyetin kurucularına iftira atan Kavuncu, yalanlarına aynen şöyle devam etti :

“Alim, fazıl İskilipli Atıf Hoca’mızın Cumhuriyetin ilk yıllarında toplumda baş gösteren batı hayranlığı, yozlaşmaya karşı dikkati çekmek için 1924 yılında batı taklitçiliği ve şapka konulu bir kitap yazıyor. Kitabın yayım tarihinden 1,5 yıl sonra 1 Kasım 1925’te Şapka Kanunu çıkarılıyor ve Atıf Hoca’ya da dava açılıyor. Sonrasında mahkeme savcısı, Atıf Hoca’nın 3 yıl hapsini istiyor. İskilipli Atıf Hoca’mız, talimatla kurulan idam mangaları sabıkalı İstiklal Mahkemelerinin verdiği karar neticesinde haksız ve hukuksuz şekilde 4 Şubat 1926’da Ulus’ta 1’inci Meclis’in avlusunda zulmen idam ediliyor. Esasen onun ve onun gibilerin iade-i itibara ihtiyacı yoktur. Doğrusu ona bu zulmü reva görenler, bu haksızlığı itiraf ederek, özür dileyerek belki kendilerine itibar kazandırabilirler.” dedi.

Geçen yıl Bolu’da AKP ve MHP’liler birlikte anmışlar ve bu konuda bir konferans düzenlemişler bizde bu duruma yine bu sayfalarda tepki göstermiş, “Bugün AKP’nin Yazdığı bildirileri İngiliz ve Yunan teyyareleri ile Anadolu’ya attırarak, Köylere kadar kurduğu teşkilatlar ile İstiklal savaşının en zor günlerinde halkı Kuvayı Milliye ve Meclise karşı kışkırtarak vatana ihanet suçu işleyen  İskilipli Atıf’ın AKP tarafından anılmasının tek nedeni İskiliplinin Atatürk’e, İstiklal Savaşına ve Cumhuriyet rejimine olan düşmanlığıdır. AKP Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığını 20 yıldır yapıyor! Selefleri partiler 50 yıldır yapıyor. Anladık da MHP’nin İskilipli Atıf adındaki hainin anılmasında ne işi var” demiştik.

Sevgili Okurlar,

Kumar masalarından toplanılan ve Menderes hükümetinden yazacağı yazılar karşılığı bu günün parasıyla 5-6 milyon lira civarında para alan Necip Fazıl Kısakürek, Atıf Hoca’yı da anlattığı kitabında, Hoca’nın “mahkemede savunma yapmadığını ve hazırladığı savunmasını yırttığını” yazarak bir hainden bir mazlum ortaya çıkarmaya çalışır. Hâlbuki İskilipli Atıf zavunmasında kılıktan kılığa girmiş ve işlediği suçları inkar veya tevil yoluna sapmış ancak sübut etmiş deliller sebebiyle Mahkemeyi aldatması mümkün olmamıştır. Necip Fazıl’ın bir hainden mağdur ve mazlum yaratma çabası dinci oluşumların işine gelmiş, bu alçaklık zamanla meyvesini vermiştir. Nitekim bir süre sonra İskilipli Atıf denilen haine sırf Milli Mücadele ve Cumhuriyet karşıtı olduğu için övgüler düzülmeye başlanmış AKP iktidarı döneminde bu hain özel bir önemle parlatılmaya başlanmıştır.

Daha önce de Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Bülent Arınç, “İskilipli Atıf Hoca’yı zulme uğrayan bir din adamı” olarak açıklamış ve “İskilipli Atıf Hoca olayı üzerinde durmalı ve Türkiye ona yöneltilen zulmü konuşmalı” demişti.

İktidara kendisini beğendirmek isteyen devşirilmişler İskilipli Atıf’ın mezarına giderek burada nutuk atıyor, Cumhuriyet düşmanlığı yaparak kendilerini saraya şirin göstermeye çalışıyorlardı.

Bir ara BBP partisine Genel Başkanlık yapan Cumhurbaşkanlığı danışmanı Yalçın Topçu İskilipli Atıf’ın mezarı başında gözyaşı dökmüştü.

Sevgili Okurlar,

Geldiğimiz yerde İskilipli Âtıf’ın itibarının (!) iadesinden söz ediliyor. Memleketi olan Çorum’da adı parklara, hastanelere veriliyor. Cumhuriyet Parkı’nın adı değiştirilip ‘Âtıf Hoca Parkı’ yapılıyor. İskilipli Atıf adlı haine gösterişli bir mezar yapılıyor.

Yani, AKP tarafından aleni bir biçimde Cumhuriyet’ düşmanlığı yapılırken Ortağı MHP’den bu konuda hiçbir tepki gelmiyor. Hatta geçen yıl Bolu’da MHP ile AKP İskilipli Atıf’ı birlikte anıyor!

En trajik olanı da; Millî Mücadele ile kurulan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Bakanlar Kurulu Üyesi Bülent Arınç’ın, İskilipli için “Millî Mücadele’nin önde gidenlerindendir” demesidir!

İskilipli Atıf’a Millî Mücadele’nin ‘önde gideni’ demek; Millî Mücadele’nin ak alınlı, şerefli şehit ve gazilerine yapılabilecek en büyük saygısızlıktır!

İskilipli’nin elinde binlerce masum Türk’ün kanı vardır! Tarihi ters yüz etmek, kahramanları hain hainleri kahraman ilan etmek Türk vatanına ihanettir.

İskilipli Atıf Kimdir?

Sevgili Okurlar,

1875 yılında doğan ve 1926 yılında Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanıp idam edilen İskilipli Atıf Hoca’nın çalışma hayatına köy hocalığı ile başladı. İskilipli Atıf 1902 yılında Fatih Camii’nde ders vermeye başladı, 1905 yılında İstanbul Kabataş Lisesi’nde Arapça öğretmeni oldu.

Ancak İskilipli Atıf’ı Abdülhamit döneminden itibaren sürekli Devlete yönelik yıkıcı faaliyetlerin içerisinde görüyoruz. Nitekim zararlı faaliyetleri sebebiyle Abdülhamit’in son yıllarında devrin Şeyhülislamı tarafından Bodrum’a sürgüne gönderildi. İskilipli Atıf burada da boş durmaz, maaşlarını alamayan hocaları kışkırtır kendisi gibi sürgüne yollanan arkadaşı için yardım topladıktan sonra, aynı akıbete uğramamak için sahte pasaportla Kırım’a kaçar. Oradan Varşova’ya geçer.

Nerede Bir İsyan, İhtilal Veya Cinayet Var İslikipli Atıfta Oradadır!

İskilipli Atıf,  II. Meşrutiyet döneminde yurda döner Bu defa 31 Mart isyanına katıldı,13.04.1909 (isyan iki hafta sürdü)Beyazıt Meydanında “Din elden gidiyor, başında fes olanlar kafirdir, kafirlerin kellesini kesin” bağrışları yüzünden İngiliz provokasyonuna destek verdiği için tutuklandı. Ancak müderris olması ve inkâr etmesi sebebiyle bir haftalık hapisten sonra serbest bırakıldı.

İskilipli’nin Sadece Cumhuriyet rejimi ile değil Osmanlı devleti ile de sorunu vardı. Sürekli ortalığı karıştırmak gibi bir misyonun özel temsilcisi halinde çalışıyor nerede bir olay olsa altından o çıkıyor ne hikmetse her seferinde kurtulmayı başarıyordu. Nitekim 1913’te, Başbakan Mahmud Şevket Paşa’nın öldürülmesi olayından azmettirici olduğu yönünde suçlu bulunularak 5,5 yıllığına Sinop’a daha sonra Çorum, ve Sungurlu’ya sürgün edilir sürüldü.

İngiliz Altınları

Sevgili Okurlar,

İskilipli Atıf’ın diğer bir misyonu İngiliz işbirlikçiliğidir.  İskilip’in Toyhana köyünden Atıf Hoca’nın köylüsü, iki kez Hacca gitmiş olan Mehmet Vahapoğlu sağlığında asker torununa “Millî Mücadele yıllarında Atıf Hoca’nın cebinden İngiliz altınları hiç eksik olmazdı evlâdım” der.

1919 -1922 yılları arasında Padişah yanlısı davranarak Anadolu’daki Kuvayı Milliye hareketi ile Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarına karşı çıkar. Karşı çıkmakla kalmaz önce hain Mustafa Sabri ile birlikte 9 Şubat 1919’da Cemiyet-i Müderrisin adıyla bir teşkilat kurarak faaliyete başlar.

İslam Teali Cemiyeti

Sevgili Okurlar,

Mustafa Sabri’nin başkan, İskilipli Atıf’ın ikinci başkan olduğu Müderrisler Cemiyeti (Teali İslam Cemiyeti’nin öncüsü) 26 Eylül 1919’da Milli Mücadele karşıtı bir bildiri yayımlıyordu!

İşte İskilipli Atıf Hoca’nın da içinde bulunduğu bu “Müderrisler Cemiyeti”nin; Sivas Kongresinin yapıldığı ve bilinçli olan herkesin “milli teşkilatın” Anadolu’da olduğunun önemini kavradığı bu dönemde, o dönem gazetelerde de yayınlanmış Eylül 1919 tarihli bildirisindeki bazı cümleler; bize durumu daha iyi anlatacaktır.

Bildiride “Anadolu’da Mustafa Kemal ve Kuvâ-yı Milliyye maskaraları” şeklindeki görüşünü en başında belirten Cemiyetin “İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiler. Harpte mağlup olduktan sonra uslu oturmak ve mağlubiyetin sonuçlarına katlanarak telafisini sabırla, sessiz kalarak ve akıllı tedbirlerle yok etmekten başka başka çare var mıdır?” cümleleri, cemiyetin o dönemki duruma teslimiyetçi bakış açısını çok net gösteriyordu.

Aynı şekilde “Devletler şimdi bize: Eğer Anadolu’da Kuvay-ı Milliye isyanını devam ettirir ve bastırmazsanız” diyor ve İstanbul’u da elimizden çıkarmak ve memlekete son hizmet şeklinde son ihanetlerini de yapmak için çalışıyorlar” cümleleriyle de tek düşündükleri amacın İstanbul olduğunu göstermekteydi.

Bu teşkilatlanma 24 Aralık 1919’da “Teali İslam Cemiyeti” adını alarak Milli mücadeleye karşı İngilizlerle işbirliği halinde en yoğun faaliyetlerin yapıldığı bir cemiyet haline geldi. Cemiyet Başkanlığına  Mustafa Sabri, ikinci başkanlığına İskilipli Atıf getirildi. Dönemin ünlü İslamcı ve Kürtçülerinin yer aldığı bu cemiyet Nizamnâmesinde yapılan değişikliklerle cemiyetin nüfuzunu arttırıldı. Yeni isim altında Tekirdağ, Kastamonu, Çal, Manisa, Eskişehir, Bursa, Çorum, İskilip, Konya, Yenişehir, Uşak, Ödemiş, Çankırı, Afyon, Merzifon gibi yerlerde şubeler açıldı, hatta köylere kadar teşkilatlanması sağlandı. Mustafa Sabri’nin Şeyhülislam olması üzerine İskilipli Atıf cemiyetin başkanı olmuştur.

İskilipli Atıf’ın başkanlığındaki Teali İslam Cemiyeti,  İngiliz işbirlikçisi Damat Ferit’in “Hürriyet ve İtilaf Fırkası”nı destekliyor. Ayrıca Milli Mücadele karşıtı “İngiliz Muhipleri Cemiyeti” ile de ortak çalışıyor. Millîye Hareketi’ne karşı beyannameler yayınlatıyordu.

Cemiyet ayrıca dini değerleri kullanarak Millî Mücadele Hareketi’ne karşı Türk halkını ayaklandırmaya teşvik etmiştir. Bu cemiyet, Millî Mücadele’nin en şiddetli zamanında Anadolu’nun iç kesimlerine doğru ilerleyen işgal ordusuna karşı konulmaması ile ilgili beyannameleri hazırlamış ve yayınlatmıştır.

İslam Teali Cemiyeti, İngilizler Ve Saray Arasında Kuya-I Milliyeyi Yok Etme Mutabakatı

Sevgili Okurlar,

Mondros’tan Mudanya’ya kadar Türk Milletinin Atatürk ile birlikte verdiği kutsal mücadele de, İşgallere ve onun paravanı Yunan’a karşı konulması için “İzmir’de Rahmetullah Efendi, Denizli’de Ahmet Hulusi Efendi, Ankara’da Mehmet Akif Ersoy ve Börekçizade Rıfat Efendi, Maraş’ta Sütçü İmam gibi halkı yönlendiren ve bu gün halen şükranla yad ettiğimiz saygın din adamlarının karşısında İngilizlerle, işbirliği içerisinde Türk Milletinin kurtuluş ümidine darbe vurmak için İngilizlerle işbirliği yaparak vatan haini sıfatını layıkıyla hak eden “Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Dürrizade Abdullah ve Sait Molla ve İskilipli Atıf gibi din adamları bulunduğu da bir gerçektir.

İngiliz Muhipleri Cemiyeti kurucusu Sait Molla, Rahip Frew’e gönderdiği 26 Ekim 1919 tarihli 8. mektupta, Teali İslam Cemiyeti’nin en etkili isimlerinden Mustafa Sabri ile görüşüp anlaştıklarını yazıyor.[1]

1920 yılının Mart ayı başlarında İngilizler, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ve Vahidettin’in Damat Ferid ile birlikte kurdurduğu Nigehban Cemiyeti ile bir anlaşma yapmış ve Boğazlardaki hâkimiyetlerini temin için tedbirler almaya çalışmıştır. Bu amaçla, Kuvvâ-yı Milliye’ye tâbi Anadolu toprakları ile İstanbul arasında tampon  bir bölge teşkil etmek üzere Biga, Gönen yöresindeki Gavur İmam ve Anzavur ayaklanmalarında rol oynayan ve İngilizlerin desteğiyle Kuvayı Milliye’ye karşı cihat ilan eden Ahmediye Cemiyeti’ni destekliyor.

İngilizlerce Kurulan bu cemiyet daha sonra İslâm Teali Cemiyeti ile birleşmiş ve halkın dini duygularını istismar ederek Kuvvâ-yı Milliye aleyhinde gösteriler düzenletmiş zamanla bu gösteriler isyana ve katliama dönüşmüştür.

İngiliz ve Saray destekli “Teali-İslâm Cemiyeti” adına yazılan ve bastırılan çok sayıda bildiri, Yunan ordusunun uçakları tarafından Anadolu’ya atılmaya devam edilmiş ve böylece gösteriler katliama dönüşmüş suçsuz günahsız yüzlerce binlerce vatansever sivil veya asker subay hayatını kaybetmiştir.

Bağımsızlığı ve yaşam hakkı için direnen Anadolu köylerine  “Yunan işgaline karşı direnmemeleri” tembih edilmiş Batı Anadolu’da bir yandan “Heyeti- Nasiha” adı verilen içerisinde şehzade ve yetkili Osmanlı mensupları tarafından “İslam Ordusu” dedikleri Yunan Ordusuna direnilmemesi için nasihatlar verilkeye devam edilmiş böylece köylerde hiçbir direnişle karşılaşmayan Yunan askerleri rahatça girdikleri ilçe ve köylerde yaşayan Türkleri en acımasız biçimlerde katletmişler ve tecavüzlerde bulunmuşlardır.

İsyanlar Türk Asker Ve Vatanseverlerinin Kanlarının Dökülmesine Sebep Oluyor!

Sevgili okurlar,

13 Nisan’da Düzce ayaklanması başlayarak çevreye yayılmaya başladı. Elde toplu kuvvet yoktu. Askerler asilere karşı hoş görülü davranmanın bedelini canlarıyla ödediler. Kuvay-ı Milliye ile ilişkisi tespit edilenler acımasızca linç edildiler. Kışkırtmalarla isyan aynı zamanda bir Çerkez isyanına dönüştü.

Düzce isyanı bastırmaya Geyve’deki 24 üncü Tümen Komutanı Mahmut Bey memur edildi. O elindeki iki tabur ve bir batarya ile Düzce istikametinde harekete geçti. 22 Nisan günü Düzce batısında Nüfuren (Nuhreven) boğazını geçerken Çerkez ve Abazaların baskınına uğradı. Ve kendisi de şehit oldu. Asilerin erlerin silahlarını alarak kendilerini serbest bıraktılar. Subayları da hapsettiler. Adapazarı’ndan gönderilen nasihat heyetinden iki kişi öldürüldü. İsyan doğuya doğru Bolu’ya ve Gerede’ye kadar yayıldı. Batı cephesi komutanı Ali Fuat Paşa elde edebildiği kuvvetlerle Geyve boğazında savunma tedbirleri alıyordu. Bu sırada Geyve doğusunda Taraklı’da asilerin ellerine geçti. Meclisin Kurulduğu günlerde İsyancılar Ankara civarına kadar gelmişler Mustafa Kemal Paşa ve bir iki arkadaşı ellerinde silah sabaha kadar yapılması muhtemel bir saldırıya karşı Meclisi korumak için beklemişlerdi.

14 Nisan’da Beypazarı halkı (Padişah nerede ise biz oradayız) diyerek askeri depoyu basıp silahları ele geçirdiler. 19 Nisan günü de Padişah’ın Fermanı’nı ve fetvayı almak için postaneyi basmak istediler. Dedikleri yerine getirildi. Ankara’dan gönderilen 90 kişilik müfreze silahla karşılanarak müfreze kasabanın dışında kaldı. 23 Nisan günü Törenle Büyük Millet Meclisi açılırken Nallıhan’da asilerin ellerine geçti. Zonguldak halkı Padişah’a sadakat telgrafı çekmişti. 23 Nisan günü de Safranbolu biz Padişah’ı isteriz diye ayaklandı. Böylece ayaklanma bölgesi Karadeniz7den Ankara yakınlarına kadar uzandı. Ankara doğusunda Mucur köylüleri de kasabayı basmışlardı. Bu sırada İngiliz Donanması da Karadeniz kıyılarında gösteriler yapmakta idi.

İskilipli Atıf Denilen hainin, faaliyetleri Ankara’da Büyük Millet Meclisinin açılmasından sonra daha da artmıştır.

İsyanlar Başıbozuklara Cesaret Veriyor!

Sevgili Okurlar,

İngiliz ve Saray destekli Cemiyetin isyanlarının daha kanlı bir hale geleceğinin anlaşılması üzerine TBMM’ye bağlı askeri birlikler 5 Mayıs 1920 tarihinde Teali İslâm Cemiyeti’nin mensuplarından bir kısmını yakalamışlardır.

Buna tepki olarak 6 Mayıs 1920 tarihinde yakalananların yakınları ile cemiyet taraftarlarının Konya’nın dışında toplanarak,  şehri basmaya kalkışacakları haberi üzerine, M. Kemal Paşanın bu husustaki uyarısı gereğince teyakkuz halinde bulunan yetkililer daha şehre girmeden isyan etmek isteyenleri dağıtmışlar, çoğunu da tutuklamışlardır. Bu isyanı teşvik edenlerden bir kısmı daha sonra divan-ı harpte yargılanmıştır.

12-13 Mayıs’ta asilerin Mudurnu’ya yaptıkları baskın muvaffak olmadı. 14 Mayıs günü de binbaşı Nazım Bey komutasında bir piyade taburu ile 250 zeybek gelerek Mudurnu bir dayanak merkezi haline geldi. Asiler 19 Mayıs günü Göynük kasabasını tekrar ele geçirerek hapishaneyi boşalttılar. İbrahim bey bunları da dağıttı. 22 Mayısta Refet Bey Mudurnu’ya gelerek komutayı ele aldı. Bu kuvvet isyanın bastırılmasında önemli bir rol oynayacaktır.

Bir yandan Hilafet Kuvvetleri denilen ve İngilizlerce silah ve ücretleri ödenen cezaevi kaçkınları ve zorbalardan oluşan kuvvetler diğer yandan İslam teali cemiyeti tarafından kışkırtılan halk Türk Milletinin Kurtuluş Savaşını başlatmaya çalıştığı günlerde ki bu ihanet Türk Varlığına sırtından saplanan bir hançer gibidir.

İslam Teali Cemiyeti 1920 Haziran ve Eylül aylarında güneyde Millî Aşireti isyan çıkarmasını takiben, Konya’daki bütün muhalif gruplarla beraber tekrar isyana başlamışlardır. İkinci kez de aynı şekilde bastırılan ve başarıya ulaşamayan bu isyanın başarılması halinde Haziran ayı ile birlikte taarruz ve ilerleme aşamasına girmiş olan Yunan askeri birliklerine karşı savaşan Kuvayı Milliye birlikleri çok zor durumda kalabilecektir.

Yozgat 13 Haziran’da 600 asi tarafından basıldı. Şehir kısa bir savunmadan sonra 14 Haziran’da asilerin ellerine geçti. Asiler askeri depodaki silah ve cephaneleri yağma ettiler. Hapishanedeki tutuklular salıverildi. 33 kişide tevkif olundu. Çapanoğulları tarafından idare edilen hareket gittikçe kuvvetleniyordu. Bunlarla, Sarayköy ve Çiçek dağındaki asilerde işbirliği yaptılar. Sivas, Tokat, Çorum arasındaki asilerle de ileri geri çarpışmalar oluyordu. Böylece isyan hareketi 10 bin kilometrelik bir alanı kapsadı. Asiler karşısındaki zayıf kuvvetlerin moralleri de sarsılmıştı.

Konya’da meydana gelen ikinci ayaklanma Sürekli yapılan propagandalardan etkilenen ve “Kuvayı Milliyecileri asi ve kafir olarak gören, İtilaf Devletlerine karşı milli bir direnişin mümkün olamayacağına” inanan isyancıların Kuvayı Milliyecilerin Yunanlılarla savaşmak yerine Türk köylerini soyduğu şeklindeki söylentiler isyanın hızla yayılmasına sebep olmuş Çumra’da Delibaş Mehmet adlı asi çoğu asker kaçağı yaklaşık 500 kişilik bir çeteyle baskın yaparak Çumra’ya egemen olmuştu. Daha sonra Konya’ya yönelen Delibaş, bir yandan da kendi yandaşlarını Konya’ya vali, polis müdürü ve jandarma komutanı olarak atamıştır. İsyancılara Akşehir ve Beyşehir’in de katılması, Konya ve Isparta sancaklarının Konya’ya yakın yerlerinin asilerin eline geçmesi durumu ciddileştirmiştir.

İskilipli Atıf’ın Yayınladığı Bildiriler

Sevgili Okurlar,

İngilizlerin desteklediği bu olaylar, az sayıda olan Türk askerleri, zeybekler, Efelerden gibi TBMM çatısı altında toplanmaya başlayan Kuvayı Milliye güçleri tarafından bastırılmış ancak bir yandan düşmanla savaşma mücadelesi veren vatansever Türk Milletinin asilerce kanı akıtılmıştır. Bu akıtılan kanların vebali, Vahidettin, Damat Ferid, İskilipli  Atıf gibi hainlerin omuzlarındadır.  

Nisan 1920 yılında Ankara’daki vatanseverlere karşı çıkartılan “Anadolu’daki halife ve din düşmanlarının öldürülmesinin caiz olduğu” şeklindeki İstanbul Hükümeti’nin fetvasının bir ön çalışması olan aynı cemiyetin aynı bildirisinde; Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına bakış açısı da şu cümlelerdeydi: “Hazır olunuz! Ve bu hainlerden, bu canilerden vatanı kurtarmak için size düşen vazifeyi yapmakta kusur etmeyiniz. Ey kahraman askerler! Harp senelerinde sizi cephe cephe sürükleyen ve aç susuz süründüren ve din kardeşlerinizin, hemşehrilerinizin beyhude yere ölmelerine sebebiyet veren birkaç kişi arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zalimler de vardı! İşte bu hainlerin, harp cephesi haricinde kalmış olan aile fertlerinizi kanlı elleriyle ne kadar feci durumlara soktuklarını harpten eve döndüğünüzde gördünüz! Bugün yine; o şakilerin elleri bir takım yetimlerin, dul kadınların kanlarına girerek kalplerinize sokularak sizi mahvetmek ve evlatlarınızı ve ailenizi yetim ve dul bırakmak ve servet ve saadetinizi külliyen çalmak için şeytanın dahi hatırına gelmeyen hileyi yapıyorlar. Memleketin başına bu kadar felaket getirmiş olan bu hainler daha yaşatılacak mı? Siz daha ne kadar böyle gafletle bunların gayri-meşru emirlerine uyacaksınız? Korkuyoruz ki sizin bu gafletiniz körü körüne hainlere itaatiniz, daha pek çok mescitlerimizi ve mabetlerimizi harap eyleyecektir! Askerler! Bu kadar uyuduğunuz artık yeter, bu zalimlere aIet olduğunuz artık kifayet eyler! Padişahımız, Halifemiz, Efendimiz Hazretlerinin merhamet ve şefkat kucağı size açılmıştır. Hepiniz koşunuz, geliniz. Dünya ve ahiret saadetini kazanınız. İşte size ihtar eyliyoruz, Allah’ını, Peygamberini ve Padişahını seven bu tarafa gelsin!”

İskilipli Atıf’ın başkanlığındaki “Teali İslam Cemiyeti” ise Ağustos 1920’de Milli Mücadele karşıtı çok ağır bir bildiri yayımlıyordu. olan bu ihanet bildirisinin bazı bölümleri aynen şöyleydi:

 “Birinci Dünya Savaşı’na katıldılar; yediler, içtiler, çaldılar, keyif ettiler, kalan herkes öldü, sefalet, acılar çekti. İmparatorluk parçalandı. Şimdi de Anadolu’da Mustafa Kemal ve Kuvayı Milliye maskaraları çıktı…”

“Yazık, bin kere yazık ki gerek harp içinde ve gerek Mütarekeden sonra memleket, bunların fitne ve fesadı uğruna milyonlarca evladını telef ediyor da Talat, Enver, Cemal, Mustafa Kemal vesaire gibi beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için icap eden küçük fedakârlığı göze aldırmayarak memleketi ve kendilerini ebedi tehlikeden kurtarmak ve selamete çıkarmak yolunu idrak edemedi ve hâlâ edemiyor.”

“Millet aldanıyor, aldatılıyor. (…) Kendisini hâlâ aldatmaya çalışan heriflere diyemiyor ki, ‘Ey hainler! Ey Allah’tan korkmayan ve Peygamber’den haya etmeyen mahluklar; savaştınız, başımızı bin türlü belalara soktunuz, mağlup oldunuz, bizi de o yolda mahv ve perişan etiniz. (…)”

“İngiltere ve Fransa gibi muazzam ve muntazam devletlere meydan okuyorlar. Bu yüzden İngilizleri kızdırıp üzerimize Yunanları musallat ettiler. (…) Bir taraftan Yunanlarla savaşıp diğer taraftan kaçıyorlar. (…) Düşünmüyorsunuz ki, Yunanlara fazla zayiat verdirmek bile bundan sonra bizim için hayırlı ve menfaati bir şey olmaz.”

“Hem, sizler, ey yalancı ve deni şakiler! Kendi memleketinize karşı ecnebi milletlerden hiçbirinin yapmadığı eşkıyalık ve kötülükleri yapıp, milleti, memleket eşrafını, ulemasını asıp keserek, mallarını yağmalarken kendinize ne hakla, ne yüzle, ne utanmazlıkla Kuvayı Milliye namını veriyorsunuz? Milleti öldürerek, mahvederek milletin hukukunu koruyacaksınız, öyle mi?”

“Bu bagileri, bu asileri, bu eşkıyaları mümkün olduğu kadar az zaman içinde yakalayıp ortadan kaldırmak hepimiz için bir farzdır.”

“Ey kahraman askerler! Savaş yıllarında kardeşlerinizin boş yere ölmesine neden olan birkaç kişi arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zalimler de var idi. (…) Bugün yine o eşkıyalar, kalbinize sokularak sizi mahvetmek, evlatlarınızı yetim, eşlerinizi dul bırakmak ve servet ve saadetinizi tamamen çalmak için şeytanın dahi aklına gelmeyen hile ve desiselere başvuruyorlar. Elinize aldığınız fetvayı şerif ki Allah’ın emridir, okuduğunuz hattı münif ki halifemizin, padişahımızın bir fermanıdır. Siz, Allah’ın emrine, halifenin fermanına uyarak bu canileri, bu katil canavarları, daha ziyade yaşatmamakla memur ve mükellefsiniz. Bunların vücutlarını tamamen dünyadan kaldırmak, beşeriyet için, Müslümanlık için bir farz olmuştur. (…) Askerler, bu kadar uyuduğunuz artık yeter, bu zalimlere alet olduğunuz artık yeter…”

Bu ihanet bildirisi 30 Ağustos 1920’de Yunan uçaklarıyla Anadolu’nun her köşesine dağıltıldı.

İSKİLİPLİ ATIF ANKARADA ŞAPKADAN DEĞİL VATANA İHANETTEN YARGILANIYOR

Sevgili Okurlar

İskilipli Atıf 1926 yılı Ocak ayında bu sefer Ankara İstiklal Mahkemesinde yargılanmıştır.

Cumhuriyet düşmanlarının tamamı İskilipli denilen hainin “Şapka Risalesi’ni yazdığı için” idam edildiğini söylerler! Hâlbuki Mahkemeye çağrılma sebebi İstiklal Savaşı sırasında bir takım cinayetlere karıştığı için Ankara’da sorgulanmakta olan Babaeski eski Müftüsü Ali Rıza Efendi’nin “işlediği cinayetlerin İskilipli Atıf’ın talimatları ile gerçekleştiğini” söylemesi üzerine gerçekleşmiştir.

Kılıç Ali, Ali Çetinkaya, Necip Ali ve Reşid Galip’ten oluşan mahkeme heyeti İskilipli Atıf’ın söz konusu kitapçığının Şapka Kanunu’na karşı çıkan isyanlardaki rolünü sorgulamıştır. Mahkeme tutanakları incelendiğinde mahkeme heyetinin kitapların dağıtılmasının yasaklanmasından sonraki süreçte isyan bölgelerine gönderilip gönderilmediğinin üzerinde titizlikle durduğu görülmektedir.

Mahkeme zabıtlarında, İskilipli Atıf, şapka karşıtı kitap yazmaktan değil, yazdığı bu kitabın toplatılması ve satılmaması kararına rağmen- özellikle isyan çıkan bölgelere gönderip halkı Cumhuriyete karşı isyana ve irticaya teşvikten ve başkanı olduğu cemiyetin Milli Mücadele’deki ihanet bildirilerinden yayınlayarak isyanların çıkmasına ve masum sivil ve askerlerin hayatını kaybetmesine sebebiyet verdiği için idam edilmiştir.

Mahkemenin İskilipli Hakkında Verdiği Karar

Sevgili Okurlar,

Hayatı bir yığın kanunsuzluk içinde, özellikle Millî Mücadele’ye karşı çıkışla geçmiş bu zât, başka suçları tespit edildiğinden yeniden derdest edilip bu kez, Ankara İstiklal Mahkemesi’ne sevk edilmiştir. Burada yargılanması 1926 yılı Ocak ayında başlamış ve Şubat ayı başlarında suçu sabit görülerek Ceza Kanunu’nun 55. maddesine uygun şekilde mahkûm edilmiştir.

İskilipli Atıf’ın İdam hükmü, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin Teşkilat-i Esasiye Kanunu’nu tamamen veya kısmen tağyir gerekçesiyle verilmiştir.

Ankara İstiklal Mahkemesi zabıtlarında idam gerekçesi olarak şunlar yazar:

Geçmiş hayatı itibarıyla de 31 Mart irtica hadisesinde ve Mahmut Şevket Paşa merhumun katledilmesinde de alakadar bulunduğundan çeşitli suçlar ile cezaya çarptırıldığı, bundan başka Millî Mücadelenin en buhranlı zamanında Anadolu içlerine doğru uzanmış olan işgal ordusuna mukavemet edilmemesi hususunda başkanlığını yaptığı Teali İslâm Cemiyeti adına düzenlediği beyannameleri  sonradan aldığı çeşitli inkâr tertiplerine rağmen Yunan tayyareleriyle istiklâli ve hayat hakkı için mücadele eden Anadolu köylerine attırdığı ve yeniliğe ve Cumhuriyete daimi bir düşman vaziyeti almış olan adı geçen kişinin son isyan hâdisesi ile maddeten ve manen alâkadar bulunduğu bir çok delil ile anlaşıldığından bu hareketin  karşılığı olan Kanun-ı Cezâ-yı Umumînin 45. Maddesinin; “Her biri cürümün husulü maksadıyla ef’âlimiz buradan beri ya bir kaçını icra eylerse eşhâs-ı mezkûreye hem fiil denilir ve cümlesi fâil-i müstakil gibi mücazat olunur.” diyen muharrer fırkası dolayısıyla adı geçen kânunun 55. maddesinin “Türkiye Cumhuriyeti’nin Teşkilatı Esasiye Kanunu’nu tamamen veya kısmen tağyir.. Veya ifayı vazifeden men’ine cebren teşebbüs edenler idam olunur” diyen muharrer fıkrası mucibince İskilipli Atıf Hocanın salben idamına…”

Mahkemenin almış olduğu bu karar 3–4 Şubat 1926 gecesi infaz edilmiştir. Bu hadiseyi müteakiben de 1920 yılından itibaren zaten faaliyetleri durma noktasına gelmiş olan Teali İslâm Cemiyeti fiilen sona ermiştir.

Aynı kararla aynı gün idam edilen Babaeski Müftüsü Ali Rıza ile Âtıf Hoca’nın Millî Mücadele’de batı Anadolu’yu işgal etmiş olan Yunan ordusuna direnilmemesi için faaliyet gösterdikleri mahkemece belgelenmiştir. Müftü Ali Rıza’nın, Yunan işgaline karşı çıkanları şikâyet ederek cezalandırdığı da belgelenmiştir. Bu müftü, Millî Mücadele devam ederken vatana ihanet suçundan on yıl ceza yemiş, fakat genel aftan yararlanarak kurtulmuştu.

İskilipli’nın idam kararında “şapka” değil “devleti ortadan kaldırmaya” teşebbüs suçu vardır. Bugün “İngiliz Muhipleri Cemiyetine mensup” İskilipli’yi savunanların bu muhabbetinin tek nedeni “O’nun Mustafa Kemal”e olan düşmanlığıdır

İskilipli Atıf’ı Övenler Veya Savunanlarda En Az Onun Kadar Haindir.

Sevgili okurlar,

Türk Devrimi ile Monarşik Meşruti yapıdan halk yönetimine geçişi ve bu toprakların bir aydınlanma devrimi yaşadığını unutup bugün sadece belli ideolojik yapılara yaranabilmek için basit algılara sığınanların; o dönemin tarihini hem de öncesi ve sonrasıyla çok iyi bilmesi gereklidir. İzmir’de 1933 yılında bir öğretmenimizin Cumhuriyet’in onuncu yılında konuşmasında dediği “bu gözler cumhuriyet öncesini de sonrasını da gördü bu nedenle cumhuriyete sonuna kadar sahip çıkacağız” sözlerindeki derin anlamın önemi çok büyüktür

Kuvâyı Millîye’ye “Kudurmuş haydutlar” diyen, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in katili; Türkçe ve Türklük düşmanı hain Şeyhülislâm Mustafa Sabri için vakıflar kuruyor böylesine onursuz bir adamı onurlandırmaya çalışıyorlar; ‘din adamıdır’ diye, bilgisiz sade yurttaşlarımızı aldatıyorlar…

Millî Mücadele’nin düşmanı olmuş, Türk kanının akmasına sebep olmuş, İngiliz oyuncağı Teâli-î İslâm Cemiyeti Başkanı ve bu cemiyetin Yunan uçaklarıyla Anadolu’ya atılan bildirilerin sahibi, Millî Mücadele düşmanı İskilipli Atıf Hoca’yı ‘idam edilen mazlum bir din adamı’ gibi tanıtılmasını asla kabul edemeyiz!

Bu alçağın dirisinden İngilizlerle onlara destek veren Damat Ferit ekipleri yararlanmıştı, şimdi de ölüsünden İngilizlerle Damat Ferit yolundan giden sözde İslamcılar pirim yapmaya çalışıyorlar.

Din adamlığını geçim kaynağı yapan İskilipli Atıf’ı günümüzde bir ’din mazlumu’ olarak göstermek bir elbiseyi ters yüz ederek astarını dışına getirerek giymekten farksız farksız bir ihanettir. Bunların hedefleri onu asanlar üzerinden Mustafa Kemal’i lekelemek ve suçlamaktır. İskilipli Atıf Haindir. Hainleri savunanlar da haindir.

Sevgili Okurlar,

Aslında Mevlana ile ilgili paylaşımımıza devam edecektik ancak son aç gündür İskilipli Atıf konusunda yapılan yayın ve kutlamalar bu konuda daha ayrıntılı bir çalışma hazırlayarak sizlerle paylaşmamızı gerektirdi

İskilipli Atıf Konusuna muhtemelen yarından sonraki gün sunacağımız paylaşım ile devam edecek,  Türkiye Cumhuriyetini yıkmaya çalışan tehlikeyi daha iyi tanımanız bakımından “İslamcı/ümmetçilerin İskilipli Atıf Hayranlığının asıl sebeplerini” anlatacağız.

 Bir sonraki paylaşımımızda bir arada olmak dileğiyle Tüm değerli Arkadaşlarıma sağlık mutluluk ve başarılar diler, en içten sevgi ve Saygılarımı sunarım.

06.02.2021 SAAT  23.30


[1] Sinan Meydan İskilipli atıf neden asıldı. Sözcü  Gazetesi 10 Şubat 2020

Related Post

Osmanlıca Nedir ?

Posted by - 31 Temmuz 2020 0
TÜRK DİLİNİN YÜZYILLARCA MARUZ KALDIĞI İHANETLERİN BU GÜNE YANSIYAN DİL TARTIŞMALARINI TÜM BOYUTLARIYLA ANLATIYORUZ.

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir