İkinci Dağlık Karabağ Soykırımına Zemin mi Hazırlanıyor?

774 0

Türk’ün eski vatanı, Türkçülüğün işgal altındaki yarası, Kıpçakların namusu ve ata yadigarı, Turan ülküsünün en efendi memleketi Ahıska. ermeniler ve gürcüler tarafından iştahlı ve ağızlarının suları akarcasına, çenelerinden kanlar damlarcasına arzuladıkları Türk memleketinden bahsedilecektir bu yazıda. Ve tabi onların bu memleket üzerindeki ütopyalarından. Bir de işgalinden…

Sürece geçmeden önce belirtmek istediğim bir başka durumsa burada Gürcü ve Ermeni halklarının içerisindeki temiz yürekli kesim ayrı tutularak, katliamlara göz yuman, katliamlarda doğrudan dahli olan vatandaş görünümlü yamyamlar ve o yamyamları güden devlet lideri görünümlü canavarların insanlık dışı eylemlerine yer verilecektir.

Bildiğimiz üzre 1944 senesinde derin gitmesini umduğum -gürcü diktatör- Stalin tarafından Ata topraklarından gönderilen ve günümüze pek yakın bir devletin yani SSCB toprakları içerisinde dağınık olarak yaşayan Ahıska Türkleri, vatanları olan güney gürcistan’daki Ahıska’ya herhangi bir ülkenin vatandaşlığı altında değil bilakis bağımsız bir Türk Devleti vatandaşı olarak tek yurtlarına dönme hayali içerisindedirler. 1944 yılında gürcüler, Ruslar ve ermeniler tarafından soyları kurutulmak istenen bu halk Kıpçaktır ve Büyük İskender ile karşılaştıkları tarihler dolayısıyla da (Leonti Mroveli’nin ifadesiyle İskender Kafkaslara dayandığında yukarı doğru ilerleyemediği bir güçle karşılaşmıştır, onlar III. Bagrat’ı teyakkuzda ve korkudan titreten Kıpçaklardır der. Mroveli ise 11. asırda yaşamış gürcü tarihçidir) bölgedeki kalıcı ve yerleşik, bölgenin asıl sahibi Kıpçak (Kuman) Türkleridir.

12. yüzyılda Kuman-Kıpçakların (Polovtsy) toprakları Karadeniz ve Kafkasların kuzeyinde Doğu Slavlarının güneyinde yer alır

Tarihsel süreci biraz daha hızlandıralım ve geçtiğimiz yıllardan biri olan 2005 yılını merkez alalım. gürcü hükumetinde Abhazya ve Güney Osetya’dan sorumlu olan Bakan olarak görev yapan ve o yıllar arasında da pek popüler olan Goga Haındrava ise çok enteresan bir şeye imza atarak yurt dışında yaşayan Ahıskalıların Ata topraklarına dönmesini (tek şartla gürcistan himayesini sorunsuz kabul ederek onların istediği yerlere, yine Ahıska bölgesi içerisinde az gruplar şeklinde yerleştirilmeyi kabul ettikleri takdirde) kolaylaştırmak adına Ağustos 2005 yılında AB Temsilcileri ile görüşmeler gerçekleştirme kararı aldı. Bu temasların sonucunda tabi AB heyeti Ahılkelek’in Virki ve Cevakhati yörelerinde yaşayan ermenileri o yörenin nüfusunun %80’ine yakınını kaplamakta idi. Ahıskalıların dönseler dahi bölgeye yerleşmelerine gürcü yönetiminin olumlu baktığını fakat %80 ermeni nüfusunun nerelere ne şekilde dağıtılacağı belirsizlik teşkil ettiği için -buraya dikkat- Türklerin ermenilerle birlikte münakaşaya girerek gürcülerin rahatını bozacaklarını bir endişe olarak belirterek üstü kapalı olarak onları alsak bile sayılarını kontrol altında tutacağız mesajı vermekten çekinmediler. Ve tabi böyle bir komşuluğa adım atılması sonucunda iç çatışmanın çıkmaması imkansızdır. “Kimin huzursuzluk çıkaracağı bellidir kafa ütülemesinler” Bu durumda gözüküyor ki gürcü hükumeti halen daha bu söylemiyle kendisine işçi pozisyonunda amele aramakta. Haındrava ayrıca buna karşılık Ahılkelek’te bulunan Rusya Federasyonu Askeri Barış Gücü’nün 2005’in Temmuz itibariyle geri çekilmesi evvelinde bu sahada görev yapan Rus barış gücünün 400’ünün Rus askeri, geri kalan 1400 kadarının da ermenilerden oluşması nedeniyle bu geri çekilme süresinde bölgede bulunan ağır zırhlı (4 adet T-90 tankı) silahların dışındaki askeri silah ve teçhizatların ermenilere bırakıldığını, ileride iç çatışma çıkması durumunda bunların kullanılma ihtimalinin yüksek olduğunu ve bu süreçte RF’nin büyük rol oynayacağını, gelecekte meydana gelebilecek olumsuz gelişmeleri önleyebilmek amacıyla Ahılkelek bölgesinde incelemelerde bulunacaklarını ve gelişmeleri yeniden değerlendireceklerini, ifade etti.

Bu bölgenin şiddetli şekilde gürcü hükumetince ele alınması 1999’da gürcistan’ın Avrupa Konseyi’ne kabul edilmesi için ileri sürülen zorunlu şartlardan biri olmasından dolayı gerçekleşmiştir. Ahıska Türklerinin sorunlarının kanunlara dayalı olarak talep edilen çözüm süreci de böylelikle AB ve AB İnsan Hakları Mahkemesine bildirilir, resmiyet kazandırılır. Bu 1999’da Konseye sunulan belgeye göre 13 sene içerisinde ama mutlaka ama mutlaka vatanlarına dönmeleri sağlanması gerekmekte idi. gürcistan hükumeti 1999 senesinin Mart sonu Nisan başı aylarında hükumet dahilinde ve tabi devlet ricali (bakanlıklar) içerisinde bir takım seçkin bürokratlardan oluşan ve başlarında Devlet Bakanı bulunan, onun Başkanlığında bir komisyon oluşturdu. Ne komisyonu? eğer Türkleri içeri alırsak kim kimi ne kadar düzeyde öldürebilir komisyonu. Yani soykırımı nasıl kontrol altına alabiliriz komisyonu. SOYKIRIM TAHKİKAT KOMİSYONU kısacası. Ama tabi AB’ye sen bunu böyle söylemeye korkarsın. Onlar da korktuklarını diplomatik olarak dile getirebilmek için bu göçün idaresini üstlenecek bir komisyon kurduk ve başında da devlet bakanı var dediler. Öyle idi de zaten. Gergin anlar yani. Parlementoysa o günlerde bir tür yasa çıkarmak üzere uğraşıyordu.

Neden Dönmüyorlar?

Haklarını yemek olmaz. Ata yurtlarından sürülürken “defolun” diye seslenen o günkü gürcü yöneticilerinin 2000’li yıllarda geri gelin diye timsah gözyaşları dökmesi abes kaçsa da Ahıska Türklerinin gürcistan’ın esareti altında bulunan öz vatanlarına dönmeleriyle ilgili hukuki açıdan ve sosyal dengeler bakımından sorunlarının çözümünü öngören devlet eliyle hazırlanan programlar daha 1996 yılında (AB Komisyonunca süreci hızlandırmaları zorlanmadan önce) dönemin gürcistan Cumhurbaşkanı Eduard Şevardnadze tarafından kabul edilmişti. Bu program zaten göç-yerleştirme planı olarak 1999’dan sonra da kullanılması için öngörülse de ilk yerleştirmelerin 1997-2000 yılları arasını kapsıyor olması ve sadece bu yıllar arasında 5.000 kişinin dönmesi öngörülse de ne yazık ki bu iyi niyetler sadece kağıt üzerinde kalacaktır. Çünkü yerleştirilecekleri Ata topraklarının %80’i ermeniler tarafından yerleşik hayata geçilmiş şekilde 1944’ten beri yani (1997’yi baz alırsak) 53 sene oranın yerlisi haline gelmişlerdi. Bu da bölgede infial yaşatmayacak da ne yapacak? siz Türk doğramayan ermeni gördünüz mü? Osmanlı’nın içerisinde oldukları dönemlerde tam 2.000.000 Osmanlıyı farklı yıllarda katledenler onlar değil mi?

Ahılkelek bölgesinde bulunan Samtshe-Cavaheti sınırları sorunu (merkez yönetimi Antik Ahıska Şehridir) bağımsızlık ardından gürcistan parlemento ve sokaklarında zaman zaman yoğunlaşan, fakat neredeyse hiçbir zaman gündemden düşmeyen meseleler arasında böylelikle yerini hep korumuştur. Bu olayların özünde Samtshe-Cavaheti olarak adlandırılan birleşik iki bölgeden biri olan Cavaheti bölgesinde yoğun olarak yaşayan ermenilerin özerklik talepleri doğrultusunda üniter gürcü devletinin ve de bununla birlikte Rus askeri üslerinin kapatılması, Ahıska yöresinin asıl sahibi olan Kıpçak Türkleri’nin geri göç süreci, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol brou hattının da o zamanlarda yapım aşamasında olması gibi ve buna benzer Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiren bir çok konuyla ilişkisi olarak sorunlara sebebiyet verebileceği gibi çözülemezse Türkiye sınırında Rus destekli ermenilerden oluşan ve ermenistana bağlı özerk yapının oluşturulması (ne de olsa Avrupa halkı pleblist yapmaya can atar) tehlike haline gelme konusunu halen daha taze tutmaktadır. Günümüzde yani 2000 sonrasında bölgeye yerleşmek üzere harekete geçen birkaç ailenin ermenilerle birlikte gürcüler tarafından adeta mahalle serserileri gibi hareket ederek onları dışlayıp istemediklerini haykırmaları doğrudan gürcü yasalarına karşı tecavüzde de bulunulduğunun göstergesidir. 1996’da çıkarılan plan ve 1999 sonrası hazırlanan göç yasalarına aykırı olarak ermeniler ve gürcüler hukuksuz iş yapmaktalar kısacası.

ermenistan ve Rusya Federasyonu’nun verdiği desteğe bakacak olursak, gürcistan’ın istiklallerini tepeden inme şekilde almaları sonrasındaki yaşadığı olaylardan yararlanarak, bölgedeki denetimini önemli ölçüde eke geçiren ermenilere bağlı yerel halktan örgütlendirilmiş olan milis güçler özerklik edinerek bu konumlarını tescit ettirmeye de günümüzde de çalışmaya devam etmektedir. Ama sadece bununla da kalmıyor tabi. ermenistan ve gürcistan sınırlarının tehlikeye düşmesi orada yaşanacak sürtüşmelerden nasibine düşeni Azerbaycan ve Türkiye’de alır. Bu iki ülkecik arasındaki ilişkiler devam ettiği sürece bu taleplerin neticeye ulaşma olasılığı hem düşük hem de ne yazık ki bu iki devletçikteki halkların ütopyaları suya düşmekten başka çaresi olabilemez. Bu sebeplerden dolayı Cavaheti‘nin gelecek süreçteki ahvali büyük ölçüde Dağlık Karabağ sorununa bağlı olarak şekillenebileceği düşünceler arasında yer alır.

Cavaheti Kördüğümünü Kim Başlattı?

Sevgili okurlar aklınızda soru işaretleri bırakmak istemem. Dolayısıyla soracaksınız ki Cavaheti probleminin kökeni nasıl başladı? Bu problemin başlamasında Türklerin ve Türk devletlerinin hiç mi parmağı yok? – O kadar basit değil…

Bu kısmı kaynaklarından alıntılarla incelemek gerekir:

Cavaheti kördüğümünün kökü SSCB’den daha da öteye dayanır. Ruslar için Kafkasya, Orta Asya ve Uzak Doğu’daki sömürgelerden daha önemliydi. Onlara göre dağların zirvesinde bayraklarının dalgalanması, üstünlük sembolü ve büyük devlet olmanın belirtisiydi. Gerçekte bu, bir Türkiye kompleksinden başka bir şey değildi. Bu kompleksledir ki, Ruslar, üçüncü Roma hayaliyle yüzyıllarca Türk kanının dökülmesine sebep olmuşlardır. Ruslardaki bu aşağılık duygusu, Çarlık devrinden Sovyet devrine de sirayet etmiştir.

Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve Rusya, Ankara 1990, s. 4, 249.

Sovyet ideolojisinde “Azınlıklar, dünyanın en büyük ülkesinde köle olarak yaşamaktan gurur duymalıdırlar!”şeklinde ifade edilen anlayış bunun ürünü olsa gerek.

Robert Conquest, Stalins Völker Mord (The Nation Killers), Wien 1974, s. 42.

1800′lü yılların başlarında Avaristan, Bakü, Kuba, Derbend, Karabağ Hanlıkları Rusların eline geçti. Sıcak denizlere inmek, Rusların tarihî ülküsüdür. Bunun için de hedef Osmanlı toprakları idi. Osmanlı ülkesine giden yol, Ahıska’dan geçiyordu. Bu bakımdan Ahıska, çok önemli bir stratejik noktada bulunuyordu. Ahıska’nın düşüşünden sonra Rusların, İstanbul’a doğru, çok kısa zamanda 500 kilometrelik yol kat etmeleri de Ahıska’nın  kilit nokta  olduğunu ortaya koyuyor. Rus kuvvetlerinin 1807, 1810 ve 1811′de Kafkasya’daki vahşiyane faaliyeti bilinmektedir. Onların bu faaliyeti sırasındaki Ahıska kuşatmaları sonuç vermemiş, kuşatmadan vazgeçerek geri çekilmek zorunda kalmışlardır. II. Mahmut devrinde 1826′da Yeniçeri Ocağı‘nın kaldırılmasıyla talimli asker yokluğu başlamış; Navarin Olayı ile de Osmanlı donanması tamamen yok edilmişti. Osmanlı Devleti’nin askerî gücü çok zayıftı; hatta yoktu denebilir. Bu fırsatı kaçırmayan Ruslar, tekrar Ahıska üzerine yürüdüler. 1827′de Paskeviç, Kafkasya Rus orduları başkumandanlığına tayin edildi. Paskeviç, “Eğer elinden gelirse ayağının altında ot bitmesine izin vermeyecek kadar zâlim birisiydi.

John F. Baddeley, Rusların Kafkasya’yı İstilâsı ve Şeyh Şamil,  (Çev. S. Özden), İstanbul 1989, s. 197.

Ahıska, ekseriyeti Müslüman Türk olan 50.000 nüfuslu, zengin ve tabiî güzellikleriyle meşhur bir şehirdi. Üç kat suru, kudretli bir iç kalesiyle birlikte her evi âdeta bir kale gibiydi. Doğu Türkiye’nin Erzurum ve Trabzon’dan sonra en önemli şehriydi.

John F. Baddeley, Rusların Kafkasya’yı İstilâsı ve Şeyh Şamil,  (Çev. S. Özden), İstanbul 1989, s. 197.

Kendi mahallî liderleri tarafından yönetilen Ahıskalılar, çok savaşçı ve korkusuz, enerjik insanlar olarak ün salmışlardır. 17 Ağustosta Rus ordusu Ahıska şehri önlerine geldi. Şehirden beş altı kilometre uzaktaki garnizon, Ruslarla iki gün süren kanlı çarpışmalar yaptı. Burada üstün gelen Rus kuvvetleri, Ahıska’yı kuşatmaya başladılar. Rusların gelmesini dört gözle bekleyen Yahudi ve Ermeni azınlığı saymazsak geriye kalan Müslüman halk, cesur ve savaşçı insanlardan oluşuyordu. Bunlar, kadınları da dahil olmak üzere, hayatlarını, evlerini ve mallarını sonuna kadar savunmaya kararlıydılar. Bu insanlar, Ruslara gülerek kendilerine olan güvenlerini şu şekilde açığa vuruyorlardı: “Siz gök yüzündeki ay’ı Ahıska’nın câmisindeki hilâlden  çok daha kolaylıkla sökebilirsiniz!” 

Baddeley, age, s. 202-203.

“Ruslar, 28 Ağustosta sabaha karşı ânî bir hücuma geçtiler. Şehir toplarla dövüldü. Çevredeki binalar ateşe verildi. Her tarafa yangın paçavraları atarak şehrin evlerini yakmaya başladılar. Genç ihtiyar şehir halkı büyük bir cesaretle savaştılar. Kadınlar canlı olarak Rusların eline geçmektense yanan binalara dalarak canlı canlı yanmayı tercih ediyorlardı. Bir câmide toplanan yüzlerce insan diri diri yakıldı. Rus askerleri bu kahramanca mücadeleyi sindiremiyor, ele geçirdikleri insanı çocuk dahi olsa acımasızca öldürüyorlardı.”

Baddeley, age, s. 202-203.

Bu çetin muharebeler sonucunda Ahıska şehri, 28 Ağustos 1828 sabahı Rusların eline düştü. Paskieviç’in adı, halk arasında lanetle anıldı. Şehir yağmalandı. Kütüphaneleri Tiflis ve Petersburg’a taşındı. Bu kanlı savaşta Gürcüler de aktif olarak Rusların safında yer almaktaydı. Hatta Doğubayazıt Rusların eline geçince, şehrin kütüphanesini yağmalayan Gürcü asıllı Rus kumandanı Çavçavadze idi.

Baddeley, age, s. 204.

Ahıska’dan sonra Ardahan ve Azgur da alındı. Eylül ayında Ahıska/Çıldır Eyaleti toprakları Rusların eline geçmiş oluyordu. 1829 yılı kışında Acaralılar, büyük bir kuvvetle Ahıska üzerine yürüyerek şehri kuşattılar. Diğer bir Acara kuvveti de Karadeniz sahili taraflarında Ruslara karşı harekâta girişti ve bozguna uğrattı. Tekrar güç toplayarak birkaç koldan saldırıya geçen Ruslar, Acara’da Hula civarında birkaç köyü ateşe vererek geri çekildiler. Ahıska’ya giden yolu bekleyen Acaralılar, Rus kuvvetlerini çevirdiler. Ruslar, burada büyük kayıplar vererek kaçtılar. Ne yazık ki Acaralılar düşmanı takip işini gevşetip, elde edilen ganimeti paylaşma derdine düşünce, fırsatı iyi değerlendiren Ruslar, Koblıyan yolu ile Ahıska’ya ulaştılar. Böylece Acaralıların Ahıska’yı kurtarma girişimi sonuçsuz kaldı.

Baddeley, age, s. 210.

Ve böylelikle 20. asra bir miras olarak Cavaheti kördüğümü kalacaktır.

Bu sorun genellikle 1828’deki kayıpla değil aksine Perestroika’nın getirileriyle başlayan bir süreçtir. Cavaheti sorununun kökleri XIX. asıra kadar uzanmakta idi. Yukarıda ifade edilen Osmanlı himayesinden nasıl çıktığını anlatan paragraflara ek ve destekleyici olarak Rusların Kafkasya’ya egemen olmaya başladığı yüzyılda (19) ermeniler vitamin bile değildi. gürcistan krallık yönetiminde iken ve bağımsız kaldığı dişin kovuğuna dahi sığmayacak kadar kısacık dönemde bölünmüş ve siyasi otoritenin bulunmadığı halde varlığını devam ettirme derdinde idi. Yani üç ana krallık bulunmaktaydı. Bunlar: Kahetya, İmeretya ve bizim şuanki gürcistanın kurucusu olan Kartli Krallıkları. Tabi bu üç krallığın da egemenlikleri Karadeniz’e temas etmiyordu. Her biri de ayrı ayrı Osmanlı Devleti’nin kuklası idi. Osmanlı idaresinde bulundukları sürede de üç farklı hanlığa aittiler. Bizi ilgilendiren kısım Güney Batı’da bulunan ve daha sonra Samtshe-Cavaheti olarak birleştirilecek Samtshe/Samske bölgesi (Ahıskalıların bulunduğu yer) ile Atabekliklerin yurdu olan Saatabago… Osmanlıya bağlı iki hanlık ve idare edilenleriyse Oğuzların akrabası Kıpçaklar.

Günümüzdeki Güney Kafkasya’ya ait olan diğer bölgeleriyse Kaçarlara yani İran’daki Kaçar Hanedanına ait olan Türk Hanlıklarının egemenliği içerisinde idi o zamanlar. Azgın Rusların aşağıya inmesi ve Kafkasya’yı istila girişimleri bölgenin demokrafik yapısını da alt üst edecektir. Bu bölgenin elden çıkmasıyla iki farklı ulusun iki farklı coğrafyadan iki farklı yere doğru göç sirkülasyonu meydana getirecektir.

1- Rus işgaliyle Osmanlı’ya göç eden bölgenin yerlileri olan Ahıskalılar yani Müslüman Türk grupları içerisindeki ele aldığımız kesim

2- Bölgenin Ruslar tarafından istila edilmesiyle Osmanlı bünyesinde yaşayan ermenilerse Kafkasya’ya akın edeceklerdir.

Bu olayın vuku bulmasıyla yeni göçlerin bölgesel şişkinlik yaratması beraberinde etnik nüfusun da etkilenmesine yol açtı. Hatta şehirlerin ekonomik uğraşları da değişecektir. Bakü ve Tiflis gibi Kafkasya’nın pırlanta şehirleri genellikle küçük zanaat erbabı ile ekonomik sahaya sahipti. ermeniler sanat erbabı olarak kentlerde ikamet ediyorken, kırsal kesimde (kırsal kesim kentlerden daha geniş ve büyüktür kulp takmayın buraya, kentlerde bak yokmuşlar diye) ise gürcü ve asırlık komşuları olan Türk yerleşik merkeze bağımsız beylerin elinde olduğundan göç eden ermeniler daha çok günümüzdeki gürcistan-ermenistan sınırı boyunca Lori, Zengezur ile Cavaheti gibi dağlık yerlere bu sebepten yerleşmeyi yeğlediler.

Bolşeviklerle Birlikte Değişen Dengeler

1868’de Ahıska’da doğan Ovannes Kaçaznuni

Devrim olarak adlandırılan fakat kansız olamayan, katliam ve acı dolu hatta bu acıları bir gerçek olarak Rus halkına “Ruslar acılarla büyüyen halktır, onları ambargolar ile korkutamazsınız” söylemine evrilmesine yol açıp Rus yöneticilerin gırtlaklarına kadar zengin olup halkı sömürmesine ön ayak olan bu palavra devrim sayesinde Kafkasya’da ilhak edilmek üzere kısa süreli yeni devletçiklerin ortaya çıkmaya başlaması zulmün ayak sesleri idi. Ve ermenistan cumhuriyeti de bu vesileyle kuruldu. Ovannes Kaçaznuni’yi (ilk cumhurbaşkanı) ve Boghas Nubar Paşa’nın bu devletin kurulmasıyla ilgili yaptığı konuşmaları okursanız ne palavralar döndüğünü idrak edebilirsiniz. Kaçaznuni şöyle der: “halkımız Avrupalıların Anadolu toprakları üzerindeki hayalleri için birer sinek gibi harcanmıştır”

Bu kurulan tehlikeli devlet büyük ölçüde İrevan Hanlığı dönemi içerisindeki Erivan Guberniyası sınırları üzerinde kurulu olan ermenistan Cumhuriyeti mevcut sınırlarıyla yetinmeyecek, hülyası olarak (ancak rüyasında görebilecekleri) “Büyük ermenistanı kurabilmek üzere Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yanında gürcistan’dan da toprak alarak kurulmayı hayal ediyordu. Kölenin efendisine kafa tutmasını seyrediyorsunuz kısacası. Türkiye ve Azerbaycan’ı kenara çıkarırsak bölgeye yoğunlaşabilmek için bakacağımız yer gürcistan olacaktır. Toprak talepleri Tiflis’e kadar geniştir yani. Kür nehrinin batı yakalarını da içerisine alarak topraklarını genişletme talebinde bulundular. Bu ülkecik gürcistana yönelik taleplerinin, Almanya’nın koruması altına girmiş gürcü halk ve devletçiğinin cezalandırılması gerektiği kanaatiyle I. Cihan Harbi’nin galibi adına İngiltere tarafında savaşa milis olarak katıldıklarından (yaptıkları katliamları kabul ediyorlar yani) dolayı İngiltere tarafından bu davalarında destekleneceklerini ümit ediyorlardı. -sadece bir ümit olarak kalacaktır. Çünkü İngiltere’nin artık ermenilerle işi bitmişti! Bu taleplerinin gürcülerce reddedilmesi doğrultusunda 7 Aralık 1918’de gürcistana saldırarak düzensiz birlikleriyle birkaç kasabayı himayeleri altına aldılar. Fakat daha fazla ilerlemeleri gürcülerin Almanları devreye sokacağından endişelenen İngiltere tarafından 10 Aralık 1918’de bir ateşkes antlaşması imzalatıldı.

Yeni Dağlık Karabağ Ahıska mı?

Rigobert Bonn’un 1780’de Cenevre’de yayınlanan haritasından bir alıntı. 
Haritada Akhaltsikhe, Gürcistan gösterilmektedir

Kafkasya’nın Güney kesimlerinin sözde devrimci Ruslar tarafından işgal edilmesi akabinde malum devletçik, Tiflis’in mütemadiyen güney bölgesinde yer alan Türk yurdu Borçalı’nın bir bölümünün kendisine verilmesi doğrultusunda bölgenin balyoz devletinden ricacı oldu. Verdiler de. Daha sonra doymayan malum ülkecik Cavaheti’nin de kendisine verilmesi gerektiği iddialarını ortaya dökse de aldırış eden olmadı, iddialar günümüze kadar süregeldi. Kafkasya’nın Güneyinde bulunan ve her birine Sovyet Rusya egemenliği içerisinde verilen ortak adlandırma olan Güney Kafkasya Cumhuriyetleri arasında sınırların cetvelle çizilmesi uğraşlarında malum devletçik pek çok defa öneriler sundu. Mesela en ileri gittiği nokta Cavaheti’nin kendilerine verilerek Tiflis’in belediye yönetimini almak ve orada kendilerine bağlı bir muhtariyet kurmak yönünde oldu. Cavaheti ile az daha genişletilmiş sınırlarla Türkiye’ye komşu olacağı aşikar olan devletçiğin bitmek bilmeyen iddiaları eğer gerçekleşseydi Türkiye’ye olan ikinci sınır bölgesinde Türkiye ikinci bir terör devleti olan ermenistan devletiyle sürekli münakaşa altında kalacak idi.

Nitekim kimi ısrarlarının gözardı edilmesi, bazılarına da sus payı olarak küçük çocuğun ağzına çenesini kapatması için tıkılan şekerlemeler gibi ufak istekleri sağlandı. Ahıska’da ise faaliyet gösteren malum devlet destekçisi halkının sivil toplum kuruluşları (STK) 20 Ocak 2004 yılında mutabık şekilde yaptıkları açıklamayla ve o zamanlarda yapılan seçimlerde Gürcistan Cumhurbaşkanı seçilen Mihail Saakaşvili’ye terbiyesizce (2004-2007, 2008-2013 arasındaki gürcistan devlet başkanı) bölgenin malum devletin himayesinde bir özerkliğe kavuşturulması konusunda başvuruda bulunuldu. Ha söylemeden geçmek olmaz bu başvurunun gerekçesiyse Ahıska bölgesinin sınırlarının yanlış oluşturulduğu, sınır belirsizliğinden dolayı mevcut yönetimin basiretsiz davranması, sistemi kördüğüm haline getirmesiyle belediye yönetiminde aksaklıklara sebebiyet vermesi, bölgedeki malum halkın taleplerini geri çevirmesi gibi sosyal haklarına saygı duyulmadığı gibi tek bir kelimesinin bile gerçek olmadığı sebeplerden dolayı bir talepti bu. Ama bu kısma kadar okuyan arkadaşlar anlayacaklardır ki asıl sebep daha farklı. Başvurularında Ahıska’nın özerk olarak gürcistan’ın ekonomik kalkınmasına ve toprak bütünlüğünün sağlanmasına hizmet edeceğinin de garantörlüğünü vererek dalga geçtiler.

Domuz vagonlarına doldurularak 1944’te Almanlarla birlikte olup SSCB toprak bütünlüğünü tehdit ederler diye sürgün edilen Ahıska’nın yerlileri Kıpçak Türkleri. Sovyet güçleri tüm Doğu Cephesi boyunca güçlü bir saldırı başlattı. Alman güçleri 1944 Temmuz’unun sonunda neredeyse Varşova’ya kadar geri püskürtüldü. Ağustos ve Eylül 1944’te Almanya‘nın geri kalan doğu Avrupa müttefikleri (Romanya, Bulgaristan, Finlandiya) savaş seferberliğinden çekildi. Sürgün ise 14 Kasım 1944 tarihinde yapıldı yani Almanlar topuklarken gerçekleştirildi. Bunu bahane olarak gösteren tarihçiler halen daha bulunuyor. Açıkça Kırım-Ahıska bölgesindeki Türk nüfuzu kırıldı!

Devletçiğin bu tür mesnetsiz talepleri doğrultusunda 1997-2003 arasındaki gürcü yöneticilere nazaran yeni seçilen Cumhurbaşkanı daha atak davranarak üst düzey yetkililerle birlikte, Ahıska Türklerinin memleketlerine dönüşlerinin sağlanması hususunda diplomatik kararlar aldıklarını yenilediler. Ancak bu geri dönüş dahilinde ülkenin içinde bulunduğu iktisadi güçlükler hasebiyle -ki bu en büyük sebeplerden biridir- ertelenmesi kararı alındı. Devlet ricalinin raporuna göre yaklaşık 320.000 dolaylarında kendi içlerinde bulunan dışarıdan daha sonra gelecek olan göç dalgası haricindeki mültecilerinin (yani bunlar yerli mültecidir. Köylerini kasabalarını bırakıp, Osetya ve Abhazya’dan gelen gürcüler) var olmasına karşılık bir de üstüne 1944’te “defolun” diyerek gönderdikleri Ahıskalıları getirmeleri belki bir krize yol açabilirdi. Bunu bahane ederek taa 2007 yılına kadar bölge ekonomisi kontrollü olarak düşük tutuldu. Yani olası bir göç olur gelinirse fakirlikten beli kırılmış buralarda yaşanmaz diye geri dönsünler diye bu numara yapıldı. Şimdilerdeyse de durum farklı değil. 2008 osetya savaşı sonrası oralara da göç olsa da sefalet diz boyu. Esnaf ve ekonomik uğraşlar sınırlı halde. Şehirleşme kötü ve altyapı hizmetleri dağlar bahane edilerek köylüleşmeye terk edilmiş halde. Yani o zamanlarda da bu göç kabul edilse dahi plansız, birdenbire gelişi güzel gerçekleştirildiğinde gelenlerin de ülkeye kambur olacağı, amele olarak çalışacakları sektörlerin dahi yetersiz geleceği kararı siyasi gelişmelere de paralel olarak sürmekle birlikte bir süre kapılar açık olsa da gelen giden olmamıştır. Sebep ortada gittiğinde ne yapacaksın? öz vatanını istila etmiş oraya sonradan getirilmiş bir hükumetin çatısı altında fakirlikten inim inim inleyecek misin? Ahıska bölgesinde yaşayan Türklerin Kırımlılar gibi aktivist yanı yoktur. Hiçbir zaman da bunun nasıl yapılabileceğini öğrenme fırsatları olmadı. Gittikleri yerlerde rahat bırakılmadılar, sürekli birilerinin baskısından aileler dağıldı gitti. Bir aile düşünün 1944 sürgünü sırasında domuz vagonlarında hiç bilmedikleri yerlere kar kış kıyamet vakti götürülüyor ve götürüldükleri yerlerden biri de Özbekistan. Türk memleketi. KGB tarafından adları ayıplanıyor (KGB Özbek kızlara tecavüz edip ailelerin kapılarına ölülerini bırakıyorlar ve bunu yaparken de muhacir kılığında gözüküyorlar).. Özbekler ellerine bulduklarını geçirip düşüyorlar bu yetim ve öksüz halkın peşine. Ölen ölüyor kalan sürgüne tabii tutuluyor. Kimisi yollarda domuz vagonlarında pislikten kaptığı hastalıklar dolayısıyla ölüyor kimisi de daha sürgün haberi çıktığında Ahıska’dan koparmasınlar beni diye ellerini toprağa saplayarak toprağına yapışıyor ve polisler dipçiklerle döve döve tırnakları toprakta kalacak, kolları parmakları parçalanacak şekilde vagonlara kan revan içinde tepiliyor. Haklarını savunmak için teşkilatlanmalarına, seslerini Dünyaya ve karındaşlarına duyurmak için örgütlenmeye bile izin verilmiyorlar. Kısacası yavruları Naim Süleymanoğlu olacakken ses telleri kopartılıyor…

1944 yılındaki insanlık dışı sürgünden günümüze kadar Ahıskalıların dağıldığı Dünya devletlerindeki nüfusları

Ahıskalıların olası dönüşü ardından ulusal anlamda özerklik verilebileceğini ifade eden merkezi yöneticiler Ahıska Türklerinin günümüz malum halk nüfusunun yoğun olarak bulunduğu topraklarına dönmesinin ardından ermenistan sınırına yakın bölgelerde Yukarı Karabağ benzeri olası ayrılıkçılık serzenişlerinin de engelleme konusunda yararlı olabileceği manasında hemfikirler. Ama iktidardakilerin kabul edemedikleri nokta ise kütleler halinde döndükten hemen sonra (yani şuan evet içeride yaşayanlar var fakat serpiştirilmiş halde) sorunların başlamasından ve eylemlerin ermeni kanadından şiddetlenerek kanlı görüntülerin meydana gelmesinden endişe ettikleri için artık kitlesel dönüşe sıcak bakılmıyor.

Mevcut siyasi parti gözlemcilerinin gözünden olaya bakıldığında gürcistandaki ermenilerin önce özerklik talep edeceği daha sonra ise bağımsızlık için iç yerlere yerleştirilme konusunda hem fikir olunulursa Türkleri öldürerek yerel direnişin artması, ASALA üzerinden desteklendiği suretle de artık diplomatik ve askeri bir çıkmazın içerisine sürüklenilebileceği endişesinden dolayı gürcistandaki her parti bu olaya sıcak bakmaz.

Aynı zamanda parti sözcüleri bu tip olayların dile getirilmesi ve fitilinin iyilik gösterisi yapayım derken ateşlenmesi ermeniler tarafından provakasyona dönüştürülerek onların isteği olan “İKİNCİ YUKARI KARABAĞ” çıkmazı oluşturmayı amaçladıkları düşünülmekte.

Merkez yönetiminin 2008 Osetya krizi ardından bölgeye sıkıştırıldığı Ahılkelek mıntıkasında, ermeniler adeta muhtar bir bölge kurdular. Gürcistan’ın hükümdarlığını sınırladığı bu hamle bölgede gürcistan yerine ermenistanın parası geçerli kılındı. Yani resmi kayıtlarda ve para birimi üzerinden okunduğunda tabi ki Gürcistan Larisi olarak gözükür fakat ermenilerin mıntıkayı ablukaya alarak kendilerine ait bir esnaf lobisi gibi kurcalaması dolayısıyla ermeni çemberine alınan bölgede hakim para birimi ermeni dinarıdır. Ahıska yöresi halen daha ermenilerin vazgeçemediği toprak parçasıdır. Ve mefkureleri orayı ele geçirme yönündedir. Yani yeni bir Karabağ haline getirme yönünde ilerlenmektedir. Tüm elim hadiselere karşılık Ahıska Türkleri dost gördüğü Türk devletlerinin bu sessizliğinden yürekleri parçalanmakta. SSCB parçalanırken dahi bağımsızlık naraları atmaktan başka çareleri yokken hiçbir devlet onlara gelin size vatandaşlık vereyim benim içimde yaşayın demekten öteye gitmedi. Hiçbiri size öz yurdunuzu bir kan kardeşiniz olarak bağımsız kılacağım sözü verilmedi!

Bolşeviklerin bu sözde devrimi sayesinde Kafkaslardaki demografik yapı ancak SSCB’nin düzeltebileceği bir kördüğüm haline getirilerek halklar birbirine düşürüldü. Eğer ki SSCB Ahıska’nın bağımsızlığını kabul etseydi emin olun dostlar Türkiye Kafkaslar ve Karadeniz üzerine daha etkin olurdu. İşte bu yüzden Ahıska’nın bağımsızlığı Türkiye’yi o bölgedeki ermeni nüfuzlanmasından doğan çetecilerin olası tacizlerine karşı koruyacak bir set görevi görmektedir. Stalin bunu çok iyi biliyordu ve bu yüzden tek taşla 5 kuşu birden vurdu.

Kafkaslar’da yeni bir kanayan yara yaratılmasına izin verilmemesini diliyor, bu davaya kendini adamış, kanıtlarla belgelerle bölgenin tek ve yegane mirasçısı olan Türkler olduğunu açığa çıkaran ve haklı bir yolda vefat etmiş olan merhum Yunus Zeyrek hocama rahmet diler, siz sevgili okurlarımdan bölgeyi doğru okumalarını ve bu haksızlığa karşı bilinçli davranmanızı temenni ederim. Esenlikler dostlar…

Mertcan Abbasoğlu

Mertcan Abbasoğlu

Osmanlı ve Türk Tarihi üzerine parlak zamanların darlıklarını araştıran, Atatürk'ün açtığı yolda ilerleyen genç bir müellif talebesi.

Related Post

Sahibi Sürekli Değişen Adalar

Posted by - 9 Ocak 2021 0
Gayriaskeri statüsüne rağmen, Yunanistan tarafından silahlandırılan başka bir ada; Sisam / Samos; Bu haberden dolayı, Twitter’da İsmet Paşa’ya söven herifler…

There are 1 comments

  1. Pingback: Bugün Binlerce Kahramandan Yalnızca Atabegzade Olanı Anlatıyoruz: "...Millet Kabul Etmedikçe Siz Kabul Etseniz Ne Çıkar !" - DiplomasiTürk.com

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir