II. Selim’in Tahta Çıktıktan Sonra Yaşanılan Vahim Olayları Anlatıyoruz. Bugünkü Devşirmeleri Daha İyi Tanımak İçin Dünkü Devşirmeleri Okuyunuz

1017 0

Osmanlı Sultanı II. Selim Tahta Çıktıktan Sonra Babasının Cenazesini Karşılamaya Gittiği Sırada Meydana Gelen Olayları İbretle Okuyunuz.

Devşirmeler, Sokullu’nun Hazırladığı Tertiple Osmanlı Sultanına İstediklerini Yaptırabilecekleri Bir Dönemi Başlatmış Oluyorlardı.

Bu Durum İleride Teamül Halini Alacak Padişahlar İle Devşirme Yöneticiler Arasında Üç Yüz Elli Yıl Devam Edecek Gizli-Açık Bir Mücadele Halini Alacak, Devşirmelerin Her Türlü İhanet Ve Entrikalarını Sergiledikleri Olaylar Dizisi Halinde Devam Edecektir.


Değerli Arkadaşlarım,

Türk tarihini iyi bilmeden – yüzeysel veya kesin yargıya dayanan bilgilerle – Osmanlıcıların yaptığı gibi Osmanlıyı arş-ı alaya çıkarmak doğru olmayacağı gibi, Erdoğan Aydın gibi sadece belirli olayları baz alarak Osmanlı tarihini yerle bir edemeyiz. Osmanlı ve Selçuklu tarihi toplam 900 yıl devam etmiş Türklerin kurduğu tebaasını Türklerin teşkil ettikleri bize ait bir tarihtir.

Hiç olmazsa çok yakın tarihimiz sayılan Selçuklu ve Osmanlı Devletlerine ait tarihimiz ile ilgili yaşanılan olayları iyi bilseydik, bu gün maruz kaldığımız hadiseleri yaşamaz kalelerin köprülerin başında devşirmelerin oturmasına müsaade etmezdik.

Uzunca bir dönem dünyanın I. Devleti olmuş Osmanlı İmparatorluğu tarihi çok yakın ancak 600 yıl gibi hayli uzun bir dönemi kapsaması bakımından ibret almamız gereken tarihimizdir.

Osmanlı Sultanları yetiştirildikleri ortam ve maruz kaldıkları devşirme baskısıyla Türk Milletine gerekli değeri verememişler, bir yandan Türklere sığınmak veya kendilerini Türk hakanı olarak görme lüzumunu hissederken, diğer yanda Türklerin maruz kaldıkları olayları ve onların yoksullaştırılarak ezilmelerini küçük görülmelerini göz ardı etmişler veya etmek zorunda kalmışlardır. Bu durum son 470 yıl boyunca devam etmiştir.

Türklerin tarih boyunca yaşadığı çile ve maruz kaldıkları devşirme zulmünü yeniden yaşadığımız şu günlerde tarihimizin gerçeklerini bir camekandan izler gibi izlemeniz bakımından, berrak ve net bir şekilde sizlere aktarmaya devam edeceğiz.

Sevgili Okurlar,

Yıllar geçse bile istediğinizde müracaat edebileceğiniz, bir başvuru kaynağı olmasını düşündüğümüz için, tarihimizin bilinmesi gerekli en önemli hadiselerini özgün bir anlatım ve konu başlığı halinde paylaşma gayreti içerisindeyiz.

Konuları tüm yönleriyle anlattığımız için ne kadar kısaltmaya çalışsak da Facebook ta okunan diğer yazılara göre uzun olmaktadır. Bu bakımdan affınıza sığınıyoruz.

Bu gün sizlere Osmanlı Cihan Devleti’nin 15 Milyon Km2 alana sahip ve gücünün zirvede olduğu bir zamanda yaşanan olaylardan önemli bir kesit sunacak, devşirmelerin Osmanlı Sultanlarının elinden yönetim erkini ele geçirdikleri dönemin nasıl başladığını anlatacağız.

CÜLUS MERASİMİ NEDEN ÖNEMLİDİR?

Sevgili Okurlar,

Türk devletlerinde şehzadelerin tahta geçmesi münasebetiyle tören düzenlenirdi. Bu tören herhangi bir taht kavgasına engel olmak için ölen hükümdarın cenaze merasiminden önce yapılırdı.

 “Cülus” sözcüğü “Tahta çıkma, tahta oturma” manasında kullanılır. Selçuklular’da cülusu müteakip yeni hükümdarın verdiği toy sırasında sofranın yağmalanması, ecdat türbelerinin ziyaret edilmesi, fukaraya sadaka dağıtılması, biatten sonra rütbelerine göre devlet ileri gelenlerine hil’at giydirilmesi usul dendi.

Yeni padişahın cülusu münasebetiyle devlet ve saray erkanına, ulemaya ve Kapı kulu ocakları mensuplarına bahşiş verilirdi. XVII. yüzyıldan itibaren “cülus in‘amı” da denilen bu adet Osmanlı’lar dan önceki İslam devletlerinde de görülmektedir.

Osmanlı’lar da ilk cülus bahşişini Yıldırım Bayezid vermiş, bu adet Fatih Sultan Mehmet veya oğlu II. Bayezid zamanında kanun haline getirilmiştir.

Osmanlı’lar da cülus bahşişi, biri bir defaya mahsus, diğeri ise kapı kulu askerlerinin maaşlarına yapılan zam şeklinde olmak üzere ikiye ayrılmıştı. İkincisine “cülus terakkisi” de denirdi Tahta çıkan padişahın, “Kullarımın bahşiş ve terakkileri makbulümdür, verilsin” demesi, ardından başçavuşun ölen padişaha ve yeniçerilere dua etmesi, çavuşların da “amin” demeleri ve bütün bu sözleri askerin işitmesi adetti.

CÜLUS BAHŞİŞİ SEBEBİYLE İLK BÜYÜK İSYAN

Sevgili Okurlar,

Cülus bahşişi sebebiyle isyana ilk teşebbüs, kanuna uyulmadığı bahane edilerek II. Selim’in tahta çıkması sırasında olmuştur.(1) Devşirme Sokullu Mehmet Paşa’nın sebebiyet verdiği, askeri yanına almak suretiyle II. Selime boyun eğdirme ve tüm gücü elinde toparlama maksadıyla yaptırdığı bu vahim olaylar dizisi ters yüz edilerek, “Sokullu Mehmet Paşa’yı yüceleştirme” ve Sokullu’ya “Olayları önleyen büyük devlet adamı” şeklinde payeler yükleyerek bir iki paragraf halinde anlatılmaktadır.

Halbuki gerçekler öyle değildir. Sokullu’nun “cülus bahşişi” üzerinden hazırladığı kumpas imparatorluğu derinden sarsacak bir olay halinde cereyan etmiş Sultan II.Selim’in metaneti dirayeti ve son anda gösterdiği olgunluk ile Yeniçerilerin daha serkeş hareketlere başvurmalarına mahal verilmeden son anda önlenmiştir.
Türk tarihi için ibret alınması gereken, devşirmelerin ne kadar alçakça hareket edebileceklerinin her Türk evladının zihninde yer etmesi için her yazımızda olduğu gibi yine zaman tüneline giriyor Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden II. Selim’in İstanbul’a vasıl olarak tahtına oturabildiği zaman dilimi içerisinde yaşanan olayları, Türk gözüyle objektif bir şekilde ve sarih kaynaklar eşliğinde bir bütün haline getirerek sizlere sunuyor, Türk tarihinin derinliklerinde kalmış bu vahim olaylar dizisini tüm boyutlarıyla gözlerinizin önüne getiriyoruz.

KANUNİ SZİGETVAR FETHEDİLMEDEN SABAHA KARŞI ÖLÜMÜ


Sevgili Okurlar,

Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman Szigetvar önünde, kalenin son müdafaasının da kırılarak zapt edildiğini göremeden vefat etmişti. Ömrünün büyük bir bölümü savaş meydanlarında geçen, hükümdarın “gut, di­zanteriden öldüğü söylenirken, bazı kaynaklara göre ise felçden öldüğü”. (2) söylenilmektedir. Sefere katılan, Sokullu’nun yardımcılarından müverrih Selaniki; Kanuni Sultan Süleyman’ın ölüm zamanını “Safer ayının yiirmi ikinci cumaertesi gecesi sabaha dört saat kaldığı bir sırada” gerçekleştiğini açık ve anlaşılır bir biçimde yazmaktadır.

Kanuni’nin vefat ettiği gecenin sabahında kaleye son hücum vukubulmuş, kumandanları Zerrini “Zeroncuk” o gün dışarı çıkıp öldürülmüş, kale o gün havaya uçurulmuş, fetih de aynı gün gerçekleşmiştir. Muhtemelen Hammer, 8 Eylül tarihiyle Osmanlıların kalenin muhtelif yerlerine ve şehre tamamıyla yerleşmiş bulundukları tarihi kasteder. Vezir-i azam Sokullu Mehmet Paşa aldığı tedbirlerle Sultan’ın vefatını askerden saklamıştır. .(3)

KANUNİ’NİN ÖLÜMÜ II. SELİM’E İLETİLİYOR

Sevgili Okurlar,

Sokullu Mehmet Paşa, yeni hükümdar II. Selim’e babasının vefatı haberini ulaştırmak üzere “Hasan Çavuş” u derhal yola çıkardı. (4) Hasan Çavuş büyük bir süratle ve sekiz günde İstanbul’a vasıl oldu. Orada hiç durmaksızın yoluna devam ederek dört günde Kütahya yakınında bulunan “Sincanlı” veya “Sıçanlı” sahrasına geldi ve elindeki nameyi Sultan Selim’e tevdi etti.

Sultan Selim iki gün sonra cuma günü cuma vaktine doğru Kütahya’ya gelmiş, (27 eylül 1566) saray yakınında “Hisar” yeni camii hatibiyle görüşerek, “Hutbenin kendi adına okunmasını” emretmiştir. Kısa bir sure sonra da Kütahya’dan İstanbul’a doğru yola çıkmıştır.

Yeni hükümdar yanına hocası Ataullah Efendiyi, Lalası Tütünsüz Hüseyin Paşayı, Celal Çelebi’yi, Mirahuru Hüsrev ağayı da almıştır. Selim dört günde, yani (30 eylül 1566) pazartesi günü Kadıköye gelmiştir.

Kadıköy de yeni padişahın gelişini belirten hiç bir hareket yoktu. Padişah duyduğu rahatsızlığı bildirmek üzere Ali Çavuş’u İstanbul muhafızı İskender Paşa’ya gönderdi. Hadiselerden malumatı olmayan muhafızın cevabı hayretle karışık “Kanuni’nin ölümünden duyduğu ağır üzüntü” idi.

Alı Çavuş tekrar kaymakam Paşaya gönderildi. Sultan II. Selim, “Ordudan aldığı emirleri dikkatle okumasını, bostancı başıya verilen emirlerle karşılaştırmasını, babasının vefatı kadar mühim olan devlet sırlarının açık yazılamayıp kinaye suretiyle anlatılabileceğini, bunun manasını anlamanın kendi devlet tecrübesine kalacağını” İskender Paşa’ya ihtar ediyordu. Aynı zamanda Bostancıbaşı saray ağasıyla birlikte yeni padişahın kabulü için lazım gelen daireleri hazır bulundurmak üzere emir almış bulunuyorlardı. Bostancıbaşı kadırgayı hümayunu denize indirerek Üsküdar’da Mihrimah Sultan sarayına gitti.

II.Selim de Kadıköyünden Üsküdar’a giderek saray işlerine bakan memura, “saraya çıkılacak yerde kendisini beklemesini” emretti. Saltanat kadırgasına bindi. Sahili ter keder etmez evvela Kız kulesinden ve daha sonra da Tophaneden atılan cülus toplarıyla selamlandı. İstanbul halkı, Kanuni Sultan Süleyman’ın vefatını ve İkinci Selim’in padişahlığını bu sırada öğrendi.

Sultan Selim karaya ayak basınca, saray protokolü gereğince bostancı başı Padişahı ata bindirmek üzere koltuğuna girdi. Atlara bakan Saray memuru muhalefet etmek istediyse de Padişah yumuşak bir tavırla bostancıya:

– “Ağa, sen onun sözüne bakma; o sarayda terbiye olunmuş değildir, usulü bilmez. Sen Öne geç, bize yol göster.” (5) diyerek sözü kestirdi.

Sarayın kapısına vardıklarında kapı ağası padişahın Sultan’ın attan inmesine yardım etti. Sultan Selim, en önce kız kardeşi Mihrimah Sultan ile görüştü. Mihrimah, II. Selim’i gözlerinden yaş dökerek kucakladı ve acil masrafları için 50.000 altın borç verdi. Selaniki II. Selim’in hazineyi açtırmak istemediği için kardeşinden borç almaya mecbur kaldığını söylemektedir.

II. SELİM CÜLUS TÖRENİYLE TAHTA OTURUYOR

Sevgili Okurlar,

Sultan İkinci Selim, 28 Mayıs 1524’de, İstanbul’da doğdu. Babası Kanuni Sultan Süleyman, annesi Hürrem Sultan’dır.

Hürrem Sultan, Slav kökenlidir. Sultan II. Selim, orta boylu, açık alınlı, mavi gözlü, ince kaslı ve sarışındı. Şehzadeliğinde mükemmel bir tahsil ve terbiye ile yetiştirildi. Devlet idaresini iyice öğrenmek için de Anadolu’nun çeşitli yerlerinde sancakbeyliği yaptı. Bu sırada tahsiline devam ederek, ilim ve tecrübesini arttırdı.

Sarı Selim olarak da anılan İkinci Selim, 30 Eylül 1566 günü kırk iki yaşında tahta geçiyordu. Kıbrıs’ın fethinde ve Don – Volga kanal projeleri ile ilgili önümüzdeki günlerde yapacağımız paylaşımlarda anlaşılacağı gibi devlet işlerinde oldukça titiz ve dikkatli, olayları sükûnetle takip eden Sokullu’nun hata ve tüm baskılarına rağmen gerektiğinde müdahale edebildiğini görüyoruz.

Müftü Ebussuud, kaymakam İskender Paşa, İstanbul kadısı Kadı zade Ahmed Efendi, defterdar Hasan Çelebi, Bilalzade Çelebi, bütün müderrisler yeni Padişah’m elini öperek biat ettiler.

Bu merasimlerden sonra Padişah, Hz Peygamberin mihmandarı, Eyyub’un, Fatih Sultan Mehmet’in, Sultan II. Bayezid ile ceddi Sultan I. Selim’in türbelerini ziyaret ederek her birinde fukaraya 30.000 bin akçe (altıyüz altın) bıraktı. (1 Ekim 1566) Yeni Sultan II. Selim iki gün sonra İstanbul’dan çıkarak büyük bir süratle babasının cenazesine ulaşmak için yola çıktı. (3 Ekim 1566)

II. Selim, İstanbul surlarını geçtiği sırada Fransa ve Venedik elçilerinin, kendisini tebrik etmek ve· tazimlerini arz etmek üzere beklemekte olduklarını gördü. Bu hareketlerinden memnun kalarak her iki devlet elçisine de iltifatlarda bulundu.

Hükümdar Sofya’ya vasıl olduğu sırada Sultan Süleyman’ın vefatını, kendisinin Osmanlı tahtına cülus ettiğini haber vermek üzere Venedik ve Raguza cumhuriyetlerine, Fransa kralına, İran şahına çavuşlar gönderdi. Yolda, Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’dan, “hareketinin süratlendirilmesi ve bir an evvel orduya iltihakı “ için bir ariza aldı. (17 ekim 1566) da Belgrad’a vasıl oldu. Fakat burada hiç durmadı ve derhal orduya katılmak üzere yola çıktı ve Vukuvar’a kadar ilerledi. Aynı zamanda gelmekte olduğunu ulaklar vasıtasıyla Vezir-i azam Sokullu’ya bildirdi.

II. Selim Sokullu Mehmet Paşa’dan şöyle cevap alıyordu:

“ Saadetli padişahım, askere iltihak buyurursanız, kul taifesi Kanfin-u kadimeleri mucibince cülus bahşişi isterler. Burada ise buna kifayet edecek kadar hazine mevcut değildir. Hem de düşman memleketine yakın gelip geri dönmek münasip değildir. Mevsim geçtiği için sefere de devam olunamaz. Belgrad’da beklemeniz münasiptir.”

Sultan Selim, Sokullu’nun bu mütalaasını kabul ederek hemen geri döndü ve Belgrad’da Bayram beyin hanesinde orduyu beklemeye başladı.

Szigetvar önünde bulunan ordu, büyük bir itina ile gizlenmesine çalışılmış olmasına rağmen padişahın vefatını haber almış, ancak resmen ilan edilmediği için bir kulak havadisi olarak kalmıştı. Padişahın vefatını müteakip Sokollu’nun emri gereğince bağırsakları, bu sırra vakıf olanlarca otağın kurulduğu yere defin olunmuş, (6)daha sonra üzerine bir türbe yapılmıştır.

21 ekim 1566 da ordu Szigetvar’dan Belgrad’a doğru hareket etti. Kanuni Süleyman’ın naşı, sağlığında bindiği muhteşem arabaya konuldu. Pederleri kapalı olan tah arabasının iki tarafında, sanki padişah sağmış gibi, vezirler, kumandanlar, şeyhler ve solaklar yürümekte idiler. çavuslar alkış tutuyor, tabl ve nakkareler çalınıyordu. Selaniki’nin rivayetine naza­ ran, Kanuni Süleyman’ın arabasına, padişaha çok benzeyen birisi oturtulmuştu. (7)

Cenaze ve ordu Mohaç ovasından ve Sava nehrinden geçerek Belgrad’a dört saat kaldığı bir sırada vezir-i azam Sokullu Mehmet Paşa padişahın vefatını ilan etmekte bir mahzur görmedi. (24/25 ekim perşembe / cuma gecesi.)

Selaniki olayı şöyle anlatıyor: “Sadrazam gece bir hafız celb ile “arabanın yanında Yasin, Feth ve kehf sürelerini ve diğer süreleri okusanız, bazan da zikrederek ilahi söyleseniz padişah pek mahzuz olurdu” dedi. Sabaha dört saat kala göçüldü. Bir Orman kenarında altı hafız arabanın iki tarafında di­ pek tesirli oldu. Vezirler, padişahın vefatını duyduklarına pişman oldular” (8)

Ordu, hafızların okuduğu Kur’anı Kerimi ve ilahileri duyunca yıldırımla vurulmuşa döndü. 46 senedir başlarında gördükleri büyük padişahın vefatı, orduda müthiş bir tesir yarattı. (Hay sultan Süleyman hay!) diye feryat ve figana, gözyaşları dökülmeye haşlanıldı. Asker arasındaki intizam birden bire bozuluvermişti. Gece vezir-i azam Sokullu Mehmet Paşa askerin arasına girerek nasihate başladı:

 “Kardeşler, yoldaşlar, niçin yürümezsiz? Yürüyelim,bunca yıllık İslam padişahıdır. Bu denlü gazavat edip Engerüs vilayetini dar-ı İslam eyledi ve cümlemizi nimet ve İhsaniye besledi. !vazı bu mudur ki mübarek cesedini başımızda götürmeyelim! İşte oğlu Sultan Selim Han on yedi gündür ki Belgrad’da size muntazırdır. Merhum Gazi padişah, etimle bahşiş ve terakkilerinizi tavsiye etmiştir. Bittemam ihraç olunur, hep alırız.” (9) diyerek askeri cülus ve yanında terakki yani tahsisat zammı da vaat ederek beklenti içerisine sokmuştur. (10)

Bu sırada padişahın tahtı, Belgrad yakınında bulunan “Hünkar Tepesi” denilen yere kurulmuştu..

SOKULLU PADİŞAHTAN YENİDEN TAHTA ÇIKMASINI VE CÜLUS BAHŞİŞİ ÖDEMESİNİ İSTİYOR!

Sevgili Okurlar,

Ordu hareketine devam ile Sava nehri üzerinde bulunan Mitroviça kasabasına geldi. Sokullu Mehmet Paşa buradan padişaha bir ariza daha gönderdi. Bu arizasında, “Sultan Süleyman’ın bu seferde beraber getirmiş olduğu altın taht üzerine oturarak orada biat resminin icra edilmesini(11) ve mutad olan cülus bahşişinin verileceğini kendi lisaniyle orduya bildirmesinin münasip olacağını” arz etti. “(12)

Bu tezkirenin mühim noktaları şunlardır :

1 — Sokullu’nun arizasından padişaha adeta emir verir gibi bir mana sezilmektedir.

2 — İkinci Selim’in İstanbul’daki cülusuna kıymet vermeyen Vezir-i-a’zam, otağın önünde taht kurularak Yeniçeri ocağı huzurunda ikinci bir defa daha cülus merasimi yapılmasını istemektedir;

3 — Yeniçeriler içinde «Rical-Ullah» bulunduğundan bahseden Sokullu, Ocağın adeta kutsi bir salahiyetle vaziyete hâkimiyeti esasını müdafaa etmektedir;

4 — ikinci Selim Ocağa bahşiş verileceğini bizzat söyleyecektir.

Tabii bu suretle Sokullu-Mehmet Paşa Osmanlı Sultanını kendi elinde bir oyuncak haline getirmek istiyor demektir. Fakat İkinci Selimin maiyetinde Anadolu’dan beraber gelmiş bir takım mühim şahsiyetlerle Anadolu Türklerinden toplanmış eyalet askerleri bulunmaktadır!

İkinci Selim’in böyle bir vaziyette Yeniçeri ocağına istinaden söz söyleyen damadı Sokullu-Mehmet Paşa’ya boyun eğmek istemeyeceği pek tabiiydi. Bu sebeple Vezir-i-azamın tezkiresini ilk önce Anadolu’dan kendisiyle beraber gelen hocası Ataullah Efendi’ye gösterip fikrini sormuş ve ondan şu cevabı almıştır. (13)

 “Zat-ı şahaneleri İstanbul’da tahta cülus buyurmuşlardır; bu me-rasimi burada tekrar etmek zaiddir.” Padişah, bu cevaptan pek de memnun olmadı.

Kapıcıbaşı Lala Hüseyin Paşa’nın kanaatini sorarak, o da şiddetli bir tavırla şu cevabı verdi: “Eğer İstanbul’dan Belgrad’a gelmemiş olsaydık, ordu ne yapacaktı? Bu yeni merasimin ne faidesi var?”

II. Selim’in mahremi olan Celal Bey de söze başlayarak dedi ki:

“Devletin ilk zamanlarında padişahlar askerin kılıcı altından geçmedikçe tahta çıkamaz denilirdi, bu, o zaman için sahih idi. Lakin şimdi tahta cülus bir veraset hakkı olduğu için bu eski hatıraları ihya etmek lazım gelmez.” (14)

O günün şartlarına göre belki bu türlü tedbirlere lüzum vardı diye de düşünülebilir. Fakat Sokullu’nun bu davranış şekli daha ilk gününden, İkinci Selim üzerinde hakimiyet kurmayı planlamış olduğunu gösterir. Muhtemelen Sultan Selim de bu durumun farkına vararak, Sokullu’nun talebini yanında bulunan devlet erkanına sormuş, her üçü de bunun lüzumsuz olduğunu delilleriyle ifade etmişler, Yeniçeri ordusunun, padişah üzerinde bir nevi tahakkümüne razı olmamışlardır.

Cülus bahşişi, padişahın bir lütfu olmalı idi, askerin bunu bir hak imiş gibi cebren almak istemesi, ileride memleket için fena bir gelenek olurdu. Haklı olarak böyle düşünülmüştü.

Yanındaki devlet ricali ile görüşmelerini tamamlayan İkinci Selim, Sokullu’nun talebini reddetmiştir. Sokullu, cülus talebinin reddedildiğini görünce müteessir görünmüş ve yanında bulunan yardımcısı Feridun beye “Biz vazifemizi yaptık. Padişah, devlet esrarına vakıf olmayanların reyiyle hareket ederse işler böyle olur. (15) Bilirsin ki askerler mutad olan bahşişin verileceğini bizzat padişahın ihsanından işitmek isterler..” demiş sadaretten uzaklaştırıldığı endişesine düşmüştü. (16)

Sokullu’nun yardımcılarından Feridun bey de bir önceki arizada ki aynı tekliflerin padişaha daha münasip bir lisan ile tekrar yazılması yönünde bir yazı daha hazırlamıştı. Ancak Sokullu ikinci bir arızanın gönderilmesini istemeyerek, “Olmaz” dedi, “Bir teşebbüs daha yapılamaz. Benim hala sadrazam bulunduğum neden malum? Padişah, benim yerime istediğini tayin etmekte muhtar değil midir?”

Padişah “Hünkâr Tepesi”nde kurulan tahta oturmaktadır. Ordu da oraya kadar gelmişti. Güneş doğuşu ile beraber bütün ordu mateme büründü. Bütün vezirler ve devlet ekâbiri başlarına şemleler (siyah örtüler) sardılar. Çavuşlar, çaşnigirler, bütün ağalar karalar giydiler.

Erkan-ı devlet matem hırkasıyla sarındılar. Solaklar, peykler unvanlarına göre süslü başlıklarını çıkarıp börkleri üzerine peştamallar sardılar. Çavuşlar, çaşnigirler, sair ağalar karalar, dilsizler çullar giydiler. Cümlesi feryad-I figan içindeydiler. (17)

Belgrad ahalisi de bu mateme iştirak ediyordu. Bundan sonra Sultan Süleyman’ın tabutunu taşıyan arabayı karşılamaya çıkıldı. Ordu, harp nizamında bulunduğu halde Sultan Selim’in çıkışını beklemekte idi. İkinci Selim, siyah atlastan bir elbise giymiş, başına yine o renkte çuhadan bir kavuk koymuş olduğu halde çadırından çıktı. Cenaze arabasına doğru ilerlerken ellerini kaldırdı, ağlayarak dua etti. Sokullu Mehmet Paşa padişahın koltuğuna girmişti. Hoca Ataullah efendi sağında, vezirler solunda durmuşlardı. Cenaze namazında imamlığı, II.Selim’in hocası Müderris Ataullah efendi yaptı.

Büyük Türk hakanının namazı, ilk seferinde zapt ettiği Belgrad kalesi önünde kılındı. Namazın sonunda II. Selim yeniden ellerini kaldırarak dua etti ve sağına soluna selam vererek çadırına çekildi.

YENİÇERİLERDEN SULTAN II.SELİM’E TEHDİT BAŞLIYOR “BİZ SENİ AVLAYACAK YERİ BİLİRİZ”

Sevgili Okurlar,

İşte bu sırada askerin arasında evvela hafiften, daha sonra yüksek sesle ve hiddetli homurtular, yaygaralar başladı.

Şu tehdit edici sözler işitiliyordu:

“Bizim kanunı kadimimize riayet edilecek idi, bahşişler söyleşilmiş idi. Nasıl olacak?”

Daha sonra vezirlere dönerek: “Niçin böyle yaptınız! Edirne kapısı da, yahut saray kapısında siz yine bizimsiniz” sözlerini söylediler.

Padişah, çadırına doğru yürüdüğünde onun duyacağı şekilde “Biz seni avlayacak yeri bilürüz!” diye söylendiler. (18) Arkasından “Biz seni avlayacak yeri bilürüz!” diye bağrışmaya devam ettiler.(19)

Olayların cereyan tarzına nazaran bu tehditlerde Sokullu’nun tesiri olmaması kabil değildir. Yeniçerilerin münasebetsizlikleri bu kadarla da kalmış değildir, Belgrad’da “beş gün oturak” ilan edilmiş olduğu için, daha ilk gününden itibaren çarşıda, pazarda Devşirme asker padişahın maiyyetinde gelen Türk askerlerine saldırıya başlamış, kaba ve çirkin sataşmalarla hayasızlığı en son haddine kadar götürmekten çekinmemişlerdir. Türkler böyle bir saldırıya karşı tembilhi oldukları için aldırmasa da Türk Askerini yaralayıcı bir davranış olmuştur.

Yeniçeriler azgınlıklarını giderek artırmışlar Bre ur Urumlu’yu!” (Anadoludan gelen Türkleri vurun ) haykırışları Belgrad sokaklarında yankılanmaya başlamıştır.

II. Selim Yeniçerilerin Urumlu (Anadolulu) diyerek kin duydukları Türk Askerleriyle arasında başlayacak bir kavganın Anadolu’ya sirayet edebileceğini Türklerin bu işin peşini bırakmayarak Yeniçeri avına girişeceğini, bu durumun ise uzun sürecek yeni isyanların ve kargaşalıkların başlangıcı olabileceğini görebildiği için kendi has kuvveti saydığı Türk askerlerinin zarar görmesini ve ileriye yönelik çıkması muhtemel olayları önlemek maksadıyla, Lala Hüseyin Paşa kumandasında İstanbul’a gönderdi.

Sevgili Okurlar,

Devşirme Yeniçerilerin, Anadolu’dan gelen Tük askerleri hakkındaki bu hareketleri tahlile ve tetkike değer bir hadisedir.

Devleti kuran Türkler tüm büyük savaşlarda yüzbinlerce şehit vererek savaşların kazanılmasını sağlayan asıl güç olan Anadolu’dan gelmiş Türk askerleri, Sultan ve çevresini korusun diye Hristiyan çocuklarından devşirilmiş Kapıkulu Yeniçeriler tarafından tehdit edilmekte, devletin kurucusu ve sahib-i aslisi olan Türk Askerlerini kovmaktadırlar. Eskilerin “dağdan gelen bağdakini kovar” dediği bu olmalıdır.

Osmanlı Sultanlarının yanlarında güvendikleri Türklerden ordu bulundurması veya bulundurmak istemesi yönündeki istek II.(Genç) Osman’a kadar sürmüş ancak II. Osman’da eyleme geçen bu durum O’nun hayatına mal olmuştur.

Sokullu Mehmet Paşa, bütün bu hadiseler cereyan ederken şayanı dikkat bir şekilde izliyor ve sesini çıkarmıyor, hiç bir harekette bulunmuyordu.(20) Sadrazamın maksadı yeni padişahı Yeniçeri ocağına karşı aciz bırakarak boyun eğdirmek ve bundan sonra yapacağı işlerde onu tasdik merci haline getirmekti.

II. Selim’in bu meseledeki tavrı yerindedir. Sokullu’yu göklere çıkarmak isteyen tarihçilerimizin içkiden aklı başında olmayan bir padişah gibi anlattıkları II. Selim’in içki içmektedir ancak bahsedildiği kadar da sarhoş veya devlet işlerinden bi haber olacak kadar da aklı boşunda olmayan bir hükümdar değildir.

II. Selim’in maksadı çirkin bir an’ane haline gelmiş olan cülus bahşişi âdetini ortadan kaldırmak değildir. Ancak cülus merasimi 27 gün evvel İstanbul’daki yapılmıştır. (21)

Cülus merasimleri sebebiyle verilen bahşişler oldukça fazla olup sırf askere bahşiş verebilmek için ikinci bir cülus merasimi yapmak ileride devletin çöküşüne sebep olabilecek kadar kötü bir zafiyetin başlangıcı olacaktır. II Selim bu sebeple askerler tarafından yapılabilecek bir isyana karşı hayatını riske atmakta bu çirkin davranışa boyun eğmemek için yerinde hareket etmektedir.

KANUNİ’NİN NAAŞI İSTANBUL’A KAÇIRILIYOR

Sevgili Okurlar,

Büyük Türk hakanının cenazesi başında, gittikçe alacaklarına odaklanan alamadıkça kızgınlıkları artmakta olan Yeniçerilerin yaptıkları saygısızlığın her an fiili bir harekete dönüşmesi ihtimali vardı. Vezirler yeniçerilerin tehditlerinden bir başkaldırmanın yakın olduğunu tahmin ederek Kanuni’nin na’şının acilen nakledilmesini talep ettiler. (22)

Sultan Süleyman’ın cenazesi derhal İstanbul’a nakil olundu. Cenazeyi dördüncü vezir Ahmed Paşa, eski Mısır valisi Sofi Ali Paşalar ile, Sultan Süleyman’ın Emirahoru Ferhad ağa ve değerli alim ve Mutasavvıf Nureddinzade Muslihiddin Mustafa efendiler nakle memur edildiler ve yanlarına 400 muhafız verildi.(26 Ekim 1566)

Sokullu’nun seyirci kaldığı Belgrad’daki olaylar ve arkasından devam eden aşırı gerginlik nedeniyle II. Selim Babasının cenazesini gönderdikten bir süre sonra cülus bahşişi verileceğini ilan etmiş ancak böyle bir olayla karşılaşılacağı bilinmediği için askerin taleplerini karşılayacak kadar hazine götürülmemişti. Bu sebeple mevcut hazinenin bahşiş olarak tevzi yapılmıştır.

II. Selim, daha saltanatının ilk günlerinde hem Sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa’ya, hem de Yeniçerilerin arzularına boyun eğmek mecburiyetinde kalmış(23), Sokullu askere padişahtan zorla para aldırtmış, böylece hem asker üzerindeki nüfuzunu artırmış hem de Padişahı daha ilk günden baskı altına alarak ve ileride gelenek haline gelecek bu soygunun önünü açmıştır.

Olayları yerinde izleyen Sokullu’nun yardımcısı Müverrih Selaniki’ye göre “Yeniçerilerin altı süvari zümresinin her biri 1.000 akçe (20 duka), her yeniçeri onun iki mislini (40 duka) aldılar. Ancak yeniçeriler söylendiler. Üçer bin akçe ve son muharebeden dolayı bir terakki istediler.

 “Kanunumuz üçer bindir, bin akçe dahi sefer in’amı mukarrerdir!” diye bağırışmaya başladılar. Vezir i azam “şimdiki halde hazine müsait değildir. Münasip zamanında verilecektir” diyerek İstanbul’da ikinci bir ödemenin ilk ışığını yakmış oldu. Bu arada bir kısım Yeniçeriler ücretini alamadıysa da onlar istanbul’a kaldı. (24)

ÖDEMELER YAPILDIĞI VE YAPILAMAYANLARA DA SÖZ VERİLDİĞİ HALDE OLAYLAR DURULMUYOR

Sevgili Okurlar,

Yaşanan olaylar ve ikinci sefer cülus bahşişi verildikten sonra II. Selim ve ordu 31 Ekim 1566 günü Belgrad’dan İstanbul’a hareket etti. İkinci Selim Belgrad’da 14 gün kalmıştı.

Daha önce yola çıkan Kanuni’nin na’şı ise 34 gün sonra 28 Kasımda İstanbul’a ulaştı. Bütün devlet erkânı tarafından karşılanarak, yolları dolduran halkın gözyaşları arasında Süleymaniye camiine götürüldü. Burada üçüncü defa cenaze namazı kılındı ve Süleymaniye yanındaki türbesine defnedildi.

Devrin büyük şairi Baki, Sultan Süleyman’ın vefatı üzerine, onun her bakımdan muhteşem olan devrinin bütün azametini ortaya koyan meşhur Terkib-i bendini yazdı.

İki beytini aktarıyoruz:

“Ol şeh-süvar-ı mülk-i sa’adet ki rahşına

Cevlan deminde ‘arsa-i alem gelürdi teng”


“İbret gözinde niceye dek gaflet uyhusı

Yitmez mi sana vakı’a-i Şah-ı şir-ceng”

Türkçesi şöyle:

 “O, mutluluk ülkesinin usta binicisi padişahın atına,

Dolaşırken dünya alanı dar gelirdi.

İbret al, gözündeki bu gaflet uykusu ne zamana kadar sürecek?

Sana aslan pençeli padişahın başına gelen olay yetmez mi?”

(Bu iki mısra bile Saray ve çevresinin konuştuğu dilin halktan ne kadar kopuk olduğunu gösteriyor.)

II.SELİM HALKALI DA

Sevgili Okurlar,

II. Selim İstanbul’a yaklaştığında ertesi gün için kararlaştırılan giriş merasiminin hazırlıklarının görülmesini beklemek üzere, Halkalı’da sadrazama ait olan bir çiftliğe indi. (25) O gece müverrih Selaniki Mustafa efendi ile Divan katibi Gınayi Çelebi bir kısım arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’a gitmek üzere Halkalı’dan ayrılmışlardı. Yolda “Literoz = Litrova” köyünde, Yeniçerilerin meşaleler yakarak bir içki masası atrafında toplandıklarını ertesi gün için bir ihtilal hazırlığını konuşmakta olduklarını görürler.(26)

Bu konuşmaları işiten Selaniki Mustafa efendi ve arkadaşı derhal geri dönerek maruz kalınacak büyük tehlikeyi Reis-ül-Küttab Mehmet Çelebi ile Sır katibi Feridun beye anlatırlar, bunlar da meraka düşüp bizzat hadisenin doğruluğunu tahkik ettikten sonra vezir-i azam Sokullu Mehmet Paşaya arz etmişlerdir.

Bu ihtilal ihbarına karşı hükumet başkanı olan ve bütün sorumluluk üzerinde bulunan Sokullu Mehmet Paşa aldırış etmemiş ve en küçük bir tedbir dahi almadığı gibi padişaha da haber vermemiştir.

Sokullu’nun olayı padişaha aktarmamasından anlaşılacak olan kendisinin de bu işin içinde olmasıdır.

İkinci Selim, güneş doğarken İstanbul’a hareket etti. İstanbul’da bulunan kaymakam İskender Paşa, Kaptan-ı Derya Piyale Paşa, Müftü Ebussuud Efendilerle diğer erkan ve ulema heyeti padişahı kutlamak için İstanbul’dan yola çıktılar. Etrafta müthiş bir kalabalık vardı. Padişah, istikbal için gelenlere ve bilhassa müftü Ebussuud efendinin sarığına elini koymak suretiyle pek fazla iltifat etti. Kısa bir bekleyişten sonra alay çavuşlarının defalarca “Padişahım çok yaşa!” sesleriyle birlikte tekrar hareket edildi.

İSTANBUL GIRIŞINDE İSYAN BAŞLIYOR!

Sevgili Okurlar,

İstanbul’a yaklaştıkça olaylar artamaya başlıyordu. Aldıklarını az bulan Yeniçeriler kalabalık halkı itip kakmağa başladılar. Alayın ön tarafı Şehzade camiine, eski kışlalara gelince durdu. Tabii arka tarafta durmaya mecbur oldu. Padişah Edirnekapısı önünde idi.

Yeniçeriler Belgrad’da ikişer bin akça yani otuz üçer altın bahşiş aldıkları halde bunu azımsayarak :

“Kanunumuz üçer bindür!” diye haykırarak biner akça fazla istemişler ve ayrıca biner akça da “Sefer in’amı” koparmaya kalkışmışlardı. Hazine payitahtta bulunduğu için bu paraların kendilerine İstanbul’da verileceği ilan edilmiş olduğu halde, padişah İstanbul’a girerken sokaklarda artan bir şekilde olaylar çıkarmaları, Sokullu’nun Yeniçerilere müdahale etmemesi onlarında Sokullu’ya karşı saygıda kusur etmemeleri bu tertibin arkasında Sokullu’nun bulunduğunu göstermektedir.(27)

Binlerce Askerin ve büyük bir kalabalığın durması üzerine şaşıran Vezirler “Ne oluyor?” diye sordular. Asker “yolda bir ot arabası devrilmiş, ilerlemeğe mani oluyor” cevabını verdi.

Bu, Yeniçerilerin bir fesat kurduklarını bildiren alametti. Evvela Pertev Paşa, daha sonra Kaptan Piyale Paşa askere nasihat edecek oldularsa da hakaretamiz sözler ve hareketlerle karşılaştılar. Selaniki bu sahneyi gayet canlı olarak şöyle anlatır:

 “Kalabalıktan harekete mecal yoktu. Aheste aheste Edirne kapısına gelindi. Yeniçeri alayları hariçten kimseyi kendilerine yanaştırmayarak sıkışmış bir halde yürüyorlardı. Şehzade camii önünde eski odalar başındaki caddede birbirine “Dur a! Dur a!” diye bağırarak bir saatten ziyade durdular.

KATALAN DA OTLUK ARABASI VAR!

Sevgili Okurlar,

Yeniçerilere “Ne oluyor yoldaşlar Nedir aslı? Yürüyün yoldaşlar!” denildikçe “Katalan otluk arabası var” diye cevap verdiler. (28)

Sultan Bayezid hamamı önüne geldikleri gibi Pertev Paşa “Layık değildir yoldaşlar!” Diyecek oldu. “Bre masti bacak fitne, bunlar senin kölen midir? Sen serdar mısın ki böyle söylersin?” deyip birisi kısa mızrak ile vurdu. Lakin öldüresiye vurmadığı için Pertev Paşa attan düştü. Başındaki kavuk yuvarlanarak gitti.

Pertev Paşa’nın yere düşmesini müteakip hemen Kaptan Piyale Paşa atıldı:

 “Ne yapıyorsunuz yoldaşlar? Ayıp değil midir? Doğru mudur öyle itmek?” dedi.

Yeniçeriler “Sen bir gemicisin seferlerden uzak bir ağasın. Bize söz söylemek senin haddin değildir?” diyerek onu da atından aşağı yuvarladılar. Ferhad Paşa’nın dahi atına ve kendisine tüfek kundağı ile vurdular.

Vezir Ahmed Paşa ile Sokullu avuç avuç altın dağıtarak ve “Lütfediniz yoldaşlar!” diyerek (29) Yeniçeriler ile olan bağlarını daha da artırmış oldular. Birkaç yüz Yeniçeri, Sokullu Mehmet Paşa ile konuşarak onunla birlikte saray kapısına kadar gittiler.

Bütün vezirler Yeniçerilerin hakaretlerine uğradıkları ve hatta padişah için dahi ileri geri sözler sarf edildiği halde yalnız Sokullu Mehmet Paşaya hiç bir hakarette bulunulmaması, onun selametle saray-ı hümayuna kadar ve Yeniçerilerin refakati ile gelmiş bulunması, tahlil edilmeye, üzerinde durulmaya değer bir diğer hadise olmalıdır.

Bu arada Yeniçeri ağası mendilini boğazına sardı ki bu hareket “Sizin elinizdeyim; arzu ederseniz bununla beni boğabilirsiniz, fakat evvela beni dinleyiniz!” demek istediğini gösteriyordu.

Yeniçeri Ağası daha sonra “Kardaşlar, lutf idün, ihsan idün!” diye bağırdı.

Asiler “Sen bize sefer esnasında şekerli peksimet yedirdin diye padişahın, hazinelerini kurtaracağım zan edersen(30) hata edersin. Sen de elimizden kurtulamayacaksın, sen de devrilmiş arabanın yanında halini göreceksin!” diye mukabele ettiler. O sırada gürültülerle ilerleyerek sarayın birinci avlusuna kadar girdiler ve dış Avlu kapısını kapadılar. Daha sonra vezirleri atlarıyla birlikte ele geçirerek ve kılıçlarından, urbalarından tutarak padişahın yanına kadar götürdüler.

II. Selim ise bin defa tekrar olunan “Eski âdete uy!” sedaları içinde Haseki Sultan hamamına kadar gelebilmişti. Sokullu Mehmet Paşa’da Yeniçerilerin lehinde davranarak Padişah’a isteklerin karşılanması yönünde ısrar etmeye devam ediyordu.

SULTAN II.SELİM : “İÇLERİNDE TÜRKÇE BiLiR KiMSE VARSA GELSiN BAKALIM BiZ DE DiYECEĞiMiZi DiYELiM”

Sevgili Okurlar,

Bu arada vezirler saraya girmeye çalışırken Yeniçeriler tarafından yakalanarak atlarından indirildiler ve bellerinde kılıçlar olduğu halde padişahın huzuruna götürüldüler. Ellerinde rehin vaziyette bulunan vezirleri öne sürerek “Eski kanunu vir e, vire!” diye bağırıştılar.

Vezirler ve Sokullu Mehmet Paşa: “Şevketlü hünkar, bunlar mübarek lisanınızdan alacakları cülusu duymayınca durulmazlar. İnayet ediniz, bu fitne bitsin yoksa durum çok vahim!” dediler.

II. Selim büyük bir olayın patlamak üzere olduğunu görerek Genç Osman’ın düştüğü hataya düşmedi ve “İçlerinde Türkçe bilir kimse varsa gelsin bakalım biz de diyeceğimizi diyelim” dedi.

Ancak Yeniçeriler Padişahın huzuruna gelmeye cesaret edemiyorlar söyleyeceklerini vezirlere söyletiyorlardı. Durumu gören padişah “Ecdadımdan bana intikal eden teamül mucibince Cümle bahşiş ve istenilen diğer taleplere müsaade olunmuştur.” Buyurdu.

Aksi taktirde daha hükmedeceği saraya dahi ulaşmadan Sokullu’nun hazırladığı aşikar bu fitne sebebiyle tıpkı II.(Genç) Osman vakasında olduğu gibi hayatını kaybedebilir isyan kontrolden çıkarak tüm İstanbul’a yayılabilir devleti sarsacak hale dönüşerek tarihe çok vahim bir olay olarak geçebilirdi.

Buraya kadar izlediğimiz şekliyle Sokullu ve Yeniçeriler tarafından büyük bir tertibe maruz kalan padişah II. Selim’in sonuna kadar sükunetini koruduğunu son noktaya kadar direnç gösterdiğini, önce vezirlere daha sonra kendisine yönelik suikastlerin başlayacağının belli olduğu bir durumda, vezirlerin yalvarmaları arasında bir ihsanda bulunmuş edasıyla cülus vererek daha sonraki tarihlerde izlediğimiz türden çok kanlı geçmesi muhtemel bir devşirme ihtilalini önlediğini görüyoruz.

Padişahın cülusa ihsan buyurduğunu ilan etmesinden sonra serbest bırakılan vezirler canlarını kurtarmış olmanın sevinciyle atlarına binerek saraya gider “Elhamdülillah! Her iş bitti, Hünkâr askerin istediklerine muvafakat etti. Rica ederiz, kapıları açınız!” diyerek saraya girip canlarını kurtardıklarından emin olmaya korkularını yenmeye çalışmışlardır.

Ancak karışıklığın henüz sona ermediğinden korkmakta olan saray yöneticileri “Biz istemedük” diyerek vezirlerin ısrarına karşı uzun müddet kapıları açmamışlar onları kapıda bekletmişlerdir.

Müezzinler Ayasofya minarelerinden ikindi namazı için ezan okunmakta olduğu halde, Padişah bile bir sükut içerisinde saray kapılarında açılmasını bekliyordu. Nihayet kapılar açıldı ve içeri girmeye muvaffak oldu. Böylece şehir ve Saray Yeniçerilerin yağmasına uğramaktan kurtarılmış oluyordu.

Tüm bu yaşananlar Sokullu’nun başından itibaren iktidarı tümden ele geçirmeye kafasına koyduğunu göstermektedir. II. Selim bu durumu gördüğü için saray önünde yeniçerilerin son serkeşliklerinin haddini aşarak isyan şeklini aldığı duruma kadar bu komploya karşı direnmiş ancak hadiselerin artık başa çıkılamayacak bir hale geldiği bir noktada Yeniçerilerin isteklerini kabul ederek aynı zamanda Sokullu’nun hakimiyetini de kabul etmiş oluyordu.

Sokullu, eğer istedikleri yerine getirilmez yönetimde kendi söz sahibi olmazsa yeniçerileri istediği zaman isyan ettirebileceğini açıkça göstermiş oldu. Böylece Osmanlı devleti resmen iki başlı hale geldi. Bir taraftan padişah, diğer tarafta vurucu gücü yeniçeriler olan teşkilat! Zamanla padişahın gücü devamlı azalacak, bu teşkilatın gücü devamlı artacak ve devletin çökmesine kadar gidilecektir.(31)

SOKULLU’NUN BOĞDURDUĞU HAZİNEDARBAŞI YUSUF AĞA

Sevgili Okurlar,

Sokullu Mehmet Paşa olayların durulmasından hemen sonra şahsi düşmanlarını da İstanbul’dan uzaklaştırdı. Kapıcıbaşı Lala Hüseyin Paşa ki, padişah onu şehzadeliği zamanından beri yanından ayırmazdı. Sokullu onu da Anadolu beylerbeyliğine tayin etmek suretiyle padişahın yanından ayırdı. İyi bir adam olan ve Sokullu’yu her nedense sevmeyen Hazinedarbaşı Yusuf ağa da Sokullu’nun gadrine uğradı. Bir divan gününde, Sokullu, Padişahın tüm itirazlarına rağmen Yusuf ağanın idamını imzalattırdı. Hemen oracıkta Yusuf ağa idam ediliverdi. (31 mayıs 1568)

Selaniki Sokullu’nun bu kanlı icraatını şöyle anlatır: “Vezirler arz odasından çıkarken Yusuf ağa hazinedar başı gediğinde selam durmuş idi. Vezir-i azam kaftanının bir ucundan yapışıp kapıcılar kethüdası Gülabi ağaya da “tut” dedi. O da aniden çevik bir hareketle Yusuf Ağayı tutarak arkadan gelmekte olan cellatların eline verdi. Koskoca Hazineder başı Yusuf Ağa’yı – şaşkın bir vaziyette ne olduğunu anlamaya çalışırken- hemencecik kapıcılar odasında boğuverdiler.

SOKULLUYA RAĞMEN YAPILAN CÜLUS ŞENLİKLERİ

Sevgili Okurlar,

Son hadiseler dolayısıyla cülus şenlikleri yapılmamıştı. Padişah II. Selim “Ramazan bayramı vesilesiyle, cülus şenliklerinin yapılmasını” Sokullu’ya emretti. Sokullu padişahın halk tarafından sevileceği endişesiyle bu arzusunu yerine getirmek istemedi. Cülus Şenliklerinden vaz geçilmesi” için padişaha bir ariza yazılmasını sır kâtibi Feridun bey’e emretti. Fakat zeki ve devletin korunması yönünde hareket eden Feridun bey “ Halkın padişahın tahta geçmesinden dolayı huzurlu ve mutlu bir ortam da yönetim ile kaynaşmasının ve halkın memnuniyetinin arttırılması gerekir. Padişahın yaptığı ekseriya mahirane bir siyaset icabıdır. İradei şahane Cenabı Allahtan mülhem olduğu için padişahın arzusuna karşı gelinmemesi gerekir. Eğer bir karışıklıktan korkuluyorsa gerekli tedbirler evvelinden alınarak bunların önüne geçilebilebilir” şeklinde Sadrazamın talebine karşı görüş bildirdi. Feridun Bey’in bu haklı ve cesur çıkışı sayesinde olay büyümedi ve şenlikler yapıldı. Hiç bir karışıklık olmadı. Bu şenlikler vesilesiyle halk ve saray ahfadı arasında yakınlık oluştu.

Sevgili Okurlar,

Osmanlı padişahının koruyucusu ve genelde İstanbul’daki Türkler arasında dayanışmayı sağlayan işsiz aşşız ve yoksul Türk kalmaması için faaliyet halinde olan ahilerinde aralarında olduğu Türk birlikleri II. Selim’i de korumak için onunla Belgrad’a kadar birlikte gelmişlerdi. Ancak Sokullu’nun ısrarıyla geri gönderilmişler ve bir daha getirtilmeyerek Padişah II. Selimi koruyacak askeri güç bırakmamışlardır. Hâlbuki bu tarihe kadar Padişahların etrafında gerek gördüğü anda harekete geçirdikleri kendileri için büyük güç teşkil eden Ahi dervişlerinden müteşekkil eğitimli ve deneyimli Türk askerleri bulunmaktaydı.

Belgrad’a kadar gittikleri halde oradan İstanbul’a geri gönderilen Padişahın özel birliği olan Türk askerlerinin ekserisi terhis edilip memleketlerine gönderilmiş, bunların Ocağa karşı rekabetlerine nihayet verilmiş ve hatta beylerinden bazıları mukavemet etmek istedikleri için Sokullu tarafından idam ettirilmiştir.

Artık İstanbul’da kurnaz ve haris bir devlet adamı olduğu kadar Devşirmeliğin de en büyük mümessili olan Sokullu Mehmet Paşa’nın idare ettiği Devşirmeler zümresi rakipsiz bir hâkimiyet kurmuş demektir. (32)

Peçevi’nin dediği gibi Sokullu artık “Makamı Sadaretde bir veçhile istikrar ve istihkam buldu ki gece ve gündüz Saadetlü Padişah kendü safay-ı hatırları ve kendi dünyasına yönelecekti. Sultana devlet yönetimi değil eğlenceli bir yaşam bırakılmış idi” diyordu. II. Selim’in devlet işlerini Sokullu’ya bırakmasında yalnız içki ve sefahat düşkünlüğünün değil, Yeniçerileri ve diğer devşirme güçleri kontrolüne alarak Padişah’a baskı uygulayan Sokullu’nun tesirinde aramak gerekir. Bununla beraber Sokullu’nun siyasi hatalarıyla muvaffakiyetsizliklerinde İkinci Selim şiddetli ve hayırlı müdahalelerde bulunmaktan da hali kalmamıştır.

Padişah, ertesi günlerde Yeniçerilere, istedikleri bahşişlerin ödenmesini sağladı. Bu arada ilk defa ulemaya da cülus bahşişi dağıtılıyor II. Selim babasının yanında çalışan ve kendisinin güvendiği devlet adamlarını bahşiş ile taltif ediyor ve görevlerinde kalarak devlet idaresinde Sokullu’ya karşı bir denge sağlıyordu.

Asker ve ulemaya dağıtılan bu bahşişler ve ihsanlarla hazine boşalmış ve mali bir müzayaka başlamıştı. Fakat bu sırada cülus dolayısıyla eyalet valilerinin ve ecnebi elçilerinin takdim ettikleri hediyelerle hazine bu ödemeleri karşılar hale geldi. En kıymetli hediyeleri, Kaptan-ı Derya Piyale Paşanın İtalya seferinden ve ikinci vezir Pertev Paşanın “Transilvanya – Erdel” den getirdikleri ganimetler teşkil ediyordu.

Sultan Selim, zamanla bu isyan­cılara büyük aylıklar bağlayarak devletin kasasını boşaltmıştır. İlerleyen dönemde bunları topraklar vererek sakinleştirmeye çalış­mıştır. Böylece imparatorluk askerlerinin taht kavgalarında doğrudan doğruya taraf olmaları dönemi başlamış oluyordu. Bu nedenle bunlar elde ettikleri büyük paralarla siyasal yelpazede başlıca unsurlar haline gelmişlerdir. (33)

II. Selim devlet yönetimini sadrazama bırakınca, hükümdarlığı zayıflatan diğer önemli adımlar da atılmış oldu. Kanuni döneminde başlamış olan çöküş süreci çok imparatorluk için çok ağır olmasına rağmen devlet bir süre daha topraklarını kaybet­meyi önleyecek ve hatta yeni topraklar elde edecek yeterli orduyu toplamaya devam etmiştir.(34)

Böylece II. Beyazıd devrinde olduğu gibi devşirmeler Osmanlı Sultanına istediklerini yaptırabilecekleri yeni bir dönemi daha başlatmış oluyorlardı. Bu vaziyet ileride teamül halini alacak padişahlar ile devşirme yöneticiler arasında üçyüz elli yıl daha devam edecektir.

Devşirmelerin gizli veya açık her türlü ihanet ve entrikalarını sergiledikleri mücadeleleri şeklinde devam edecektir.

İkinci Selim’in devlet işlerini Sokullu’ya bırakmasının asıl sebebi içki ve sefahat düşkünlüğünden ziyade etrafının yeniçeriler ve Sokullu çetesi tarafından kuşatılmasıdır.(35)

II. Selim’in sekiz yıl devam edecek dönemi Osmanlı tarihinde duraklama devri olarak gösterilse de Kanuni zamanında başlayan çöküşün içten içe artarak devam ettiği, Avrupa devletlerinde yeni yeni fetihler, bilim kültür ve sanat alanında çok gelişmelerin yaşandığı, kilise baskısından kurtularak bağnazlık yerine bilgi ve akıla önem verilmeye başlanıldığı bir çağda, dünyaya hakim ancak dünyadan kopuk bir dönemin artarak devam etmesine üzülerek şahit oluyoruz. Böyle bir dönemde devleti tek elden idare etme ve her yapılan işten çıkar sağlama düşüncesi olan Sokullu’nun büyük rolü olmuştur.

Değerli Arkadaşlarım,

Bu gün sizlerle zaman tüneline girdik ve Osmanlı tarihinin bir dönemini birlikte yaşadık. Devşirmelerin devletin tepesini nasıl ele geçirdiklerini bir dizi izler gibi izledik.

Bir sonraki paylaşımımızda Rus yayılmasını durdurmak, Asya’daki Türk devletleri, boy ve budunları ile bağ kurmak, o günlerle vaziyetin nasıl idrak edildiği konusu müphem olmakla birlikte bu günkü tanımlamasıyla “TURANI GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN”, II. Selim tarafından 1569 yılında yapılması için teşebbüse geçilen ancak Sokullu tarafından akamete uğratılan (11 Km uzunluğundaki) Don –Volga kanalı Projesini anlatacağız.

Bir sonraki paylaşımımızda bir arada olmak dileğiyle Tüm değerli Arkadaşlarıma sağlık mutluluk ve başarılar diler, en içten sevgi ve Saygılarımı sunarım.

DİPNOTLAR

1. TDVA Cülus Maddesi

2. Stanford J.Shaw, Osmnlı imparatorluğu Ve Modern Türkiye

3. Müneccimbaşı Ahmet Dede Tercüman 1001 temel eser Sayfa 587

4. Hammer Kanuni’nin ölümünü Zigetvar’ın fethinden iki gün once göstermesine rağmen Sigetvar kalesinin fethi târihini 7Eylül 1566 gösteriyor.

5. Selaniki, s. 60, bu vak’ayı bizzat emîr-i ahardan ve Solakzade Selaniki’den nakleder. Hammer Büyük Osmanlı Tarihi Cilt 6 sayfa 206

6. Müneccimbaşı Ahmet Dede Tercüman 1001 temel eser Sayfa 587

7. J.Hammer Büyük Osmanlı Tarihi, Üçdal Neşriyat: cilt 3/528-530

8. Selaniki ve Solak-zade’den

9. Selaniki,s ayfa 62.

10. Prof.Dr. İsmail Hami Danişmend Osmanlı tarihi ve kronolijisi cilt 2 cilt 2 sayfa 365

11. Prof.Dr İ.Hakkı Uzunçarşılı Cilt 3 Sayfa 21

12. Prof.Dr. İsmail Hami Danişmend cilt 2 Sayfa 366

13. Prof.Dr. İsmail Hami Danişmend cilt 2 Sayfa 366

14. Selaniki, sayfa 64, 65

15. Ord. Prof. İ. Hakkı Uzuncarşılı , Buyuk Osmanlı Tarihi , Turk Tarih Kurumu Yayınları : 3/1-3

16. Ziya Nur Aksın Osmanlı Tarihi Cilt 2 Selîm-i Sân ie Han Gâzi bahsi Sayfa 341

17. Selaniki, sayfa 66

18. Prof.Dr. İsmail Hami Danişmend cilt 2 Sayfa 367

19. Ord. Prof. İ.Hakkı Uzuncarşılı, Cilt3 Sayfa 3

20. Olayları sadrazam yardımcısı olarak izleyen Selaniki’den kısaltılarak aktarılmıştır.

21. Prof.Dr. İsmail Hami Danişmend cilt 2 368

22. Ziya Nur Aksın Sayfa 342

23. Prof.Dr. İsmail Hami Danişmend cilt 2 Sayfa 368

24. Selaniki Sayfa 68

25. Hammer cilt 6 sayfa 212

26. Zuhuri Danışman Osmanlı İmparatorluğu Tarihi C.8 s.187

27. Prof.Dr. İsmail Hami Danişmend cilt 2 sayfa 371

28. Ord. Prof. İ. Hakkı Uzuncarşılı , Buyuk Osmanlı Tarihi , Turk Tarih Kurumu Yayınları : 3/1-3 Sadeleştirilmiş ve kısaltılmış halini aldık.

29. Selaniki, sayfa 72, 73

30. Ord. Prof. İ. Hakkı Uzuncarşılı , Cilt 3 sayfa 4

31. Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi, Cilt 7/ Sayfa 110, 114

32. Prof.Dr. İsmail Hami Danişmend cilt 2 371

33. Stanford J.Shaw, Osmnlı imparatorluğu Ve Modern Türkiye

34. Stanford J.Shaw, Osmnlı imparatorluğu Ve Modern Türkiye

35. Prof.Dr. İsmail Hami Danişmend cilt 2 372ARTIK

Related Post

TÜRKLERİN ANA YURDU

Posted by - 9 Mart 2021 0
Türklerin ortaya çıkışı, Avrasya’nın kuzey bölgelerinin en uç doğu noktalarında kesin bilinmeyen bir tarihe rast gelmektedir. Dil bilimciler ve Antropologlara…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir