Fransa Devleti’nden Ermenilere İşgalci Muamelesi

Mertcan Abbasoğlu at 9 Kasım 2020 tarihinde gönderildi
412 0

Sevgili okurlar hepinizi yürekten selamlarım. Öncelikle bu yazı dava adamları ve Türk’e yar olmuş gayrimüslimler tenzih edilerek kaleme alınmıştır.

Daha önce sizlere Azerbaycan’ın bölgede doğan yeni bir güç haline gelme sürecinden ve bu hadiseyi ona kimin, kimlerin ve hangi şartların zorlamasıyla gerçekleştirdiğinden bahsetmiştim. Temmuz aylarında başlayan ermeni tarafından gelen tacizlere artık sabredemeyen ve Türklerin bu olaylar sonrasında boylarını aşan “azadlık” arzusuyla Azerbaycan Türk Ordusu bölgede bir terörist avına girmişti. Eylül’ün 28’inde boy gösteren ve 29’undan günümüze kadar olan sürecin son dakika zaferlerinde ermeniler iyice köşeye sıkıştırılmış durumdadır. Adeta işgal ettikleri Karabağ topraklarından bir başka işgal edildiği Fransızlar tarafından yayınlanan (ermenistan) topraklarına kaçmaktalar.

Karabağ’ın kalbi Şuşa’ya dikilen Türk bayrağı, Türk’ün kurtarılan namusu artık bendini çiğnemiş bir sel gibi Kafkasya’ya bereket getirecektir ben buna kaniyim! Sizler de yürekten inanınız. Kadim toprakların aziz sahipleri bentlerini çiğnemiştir artık. Türk’ler yine makus talihlerini sırtlarını Türk’e dayayarak yıkmıştır!

Fakat bizler ermenistan denildiğinde aslında ne olduğunu bilmeden çetecilerin katliamlarla işgal ederek oluşturduğu bir terörist yuvalanması hakkında çok nazik düşlerle devlet olduklarını sanmaktayız. Hayır işin aslı bu değil.

ermeniler daha önceden de dediğimiz gibi Azerbaycan topraklarını bombalarken Dağlık Karabağ üzerindeki füze rampalarından değil aksine kendi topraklarından bombalamaktadır. Fakat bu “kendi” ifadesi de tartışmalıdır. Bu da Azerbaycan’ı ermeni topraklarına çekerek bir savaş meydana getirmek ve böylece MİNSK ile AG-İT otoritelerini sahaya indirmek istemelerinin çabasıdır.

Lakin bu hafta bombalamanın merkez olarak hareketlendirildiği, ateşlendiği ve haritalarda “ermeni” toprağı olarak geçen yerlerin de esasında hiç ermenistana ait olmadığını, sırtını yasladığı Fransa devleti tarafından da ermenilerin o topraklarda (günümüz ermenistan topraklarında) işgalci vaziyette olduğunu kabul etmeleri üzerine duracağız. Evet yanlış okumadınız! günümüz haritalarında kullanılan ermenistan devlet sınırları ermeniler tarafından işgal edilmiştir ve Fransızlar bunu kamuoyuna deklare etmiştir.

Yukarıda da görüldüğü üzere ermenilerin füzelerini ateşlediği lokasyonlar Dağlık Karabağ üzerinden değildir.

9 Ekim 2020’deki Ateşkes Neydi? Kime Yaradı?

9 Ekim 2020 tarihinde Azerbaycan bir ateşkesi kendisinin de şartlarının kabul edilmesini direterek onayladığında insanlar, kamuoyu yaygarayı koparttı. Yok efendim durmamalıydılar yok efendim artık Azerbaycan kalmayacak, Ruslar devreye girecek yok efendim Fransa sahaya indi inecek, yok efendim ermeniler şöyle oldu, kaybediyorlar…

Arkadaşlar diplomasiyi bilmezseniz şehitleriniz düştüğü yerde kalır. Ateşkes kiminle yapılırsa yapılsın asıl amacı ölüye hürmeten silah arkadaşlarının son vazifelerini yerine getirmeleri için bir fırsattır. Ateşkesin olmadığı bir savaş insanlık dışıdır, savaş hukukuna da aykırıdır. Hayvani güdülerle gerçekleştirilmiş demektir. Lakin Azerbaycan Devleti’nin ateşkes yaptığı terörist yapılanması maalesef ki bu ateşkesi zincirlere bağlayarak telef olmasını sağladığı insanların bölgelerden geri alınması ve defnedilmesi şeklinde algılamadı. Aksine domuzlara yem ettiği gibi havan toplarıyla bölgedeki pek çok canlıyla birlikte leş haline gelen kolu bacağı kopmuş ermeni askerleriyle birlikte köpekler kedilerle birlikte bir çukura doldurarak şerefsizce gömmeyi tercih etti. Yani ermenistan kendi halkına, halkını koruyan askerine vahşice, faşistçe muamele etti. Bunu yalanlamak ne mümkün!

Buradan ermenilere sesleniyorum! Sizler Batı’nın şuursuz emelleri ve köhneleşmiş arzuları için telef ediliyorsunuz! uyanın ve görün artık! Sizleri insan yerine koymuyorlar! Ve sizleri insan yerine koymayan kendi devletiniz! sizleri hayvanlarla birlikte gömülebilecek kadar haşere fıtratlı mahluk yerine koyuyorlar! Sizler haşere misiniz? sizler kendi devleti tarafından paçavra gibi kullanılıp atılmayı bekleyenler misiniz? Uyanın artık! Dünya’yı kirleten taşeron katiller olmayın! Barışı bozan yurtsuz bir millet olarak anılmamak için kendinize gelin!

11 saat görüşme sonrasında kabul edildiğinde evet bu yadsınamaz bir gerçektir ki ermenistana yığınak devam etti çünkü onlar ölülerine saygısızca davranıp insani duygularını yitirerek bu mücadeleyi hileyle kazanmayı seçtiler!

Lakin şehitlerimizin bölgeden alınarak defnedilmesi için bu bizim adımıza gerekliydi. Savaşanların da bir insanlık onuru vardır. Robot yahut değersiz varlıklar değil onlar. Şehide hürmet zaferden önce gelir töremizde. Cesetlerin varlığı bir gerçektir ki bu cesetler ateşkes vakitlerinde insan onuruna yaraşır halde değiş-tokuş edilir. Cesetler savaş alanlarının en korkulu hastalık yuvasıdır. Haçlılar dahi ölülerini yakmayı tercih etmişlerdir. Ki onlara Selahaddin Eyyubi nezaketle muamele ederek savaş alanından ölülerini alma fırsatını “insana verdiği değerden ötürü” verdiği halde o zihniyet eline geçirdiğini küle çevirdi. Aynı yamyamlık Hristiyanların İŞİD’i olan ermenistanın katiller ordusu için de geçerlidir. Ancak biz Türkler onurlu, haysiyetli ve ezelinden beri efendi bir millet olarak yamyamlar gibi olabilemeyiz. Bu bizim mayamızda yoktur sevgili okurlar. Yaralılar vardır esirler vardır devletler müzakerelerle gerekirse fidyelerle bu insanları alırlar, almaları gerekir. Lakin bu mücadelede esir düşenler ermenilerdir. Yani Azerbaycan’a saldıran ermenistandır. Uluslararası kamuoyunda yaygara kopartıp bize saldırıyorlar diyenler için Azerbaycan elindeki ermeni esirler vatanlarının haklı davasının en büyük nimeti, kanıtıdır. Bunu unutmamalıyız ve sözlerimizi zikrederken asla birilerinin düşünmemizi istediği şekliyle topluma canhıraş şekilde “kendimize ait olmayan fikirleri” zerk etmemeliyiz. Bu hepimizi küçük düşürür!

ermeni terör örgütü ASALA’nın şehit ettiği Türk Diplomatlar

Lakin burada bir hata daha var ki o da bu ateşkesin içeriğinin halka açıklanmamasıdır. Vatandaşlar “büyük güçlerin” çatışmaları bir süre daha daha şiddetli haliyle sürdürebilmesi için, ermenilere takviye yapılması için dirençli hale getirilebilmesi, harp sahasına asker yığabilmesi için “büyük güçlerce” zorla yaptırıldı şeklinde sanıldı. Hayal dünyasından lütfen çıkınız ve gerçekleri öğrenmeye gayret ediniz sevgili okurlar. Evet Rusya ermenistana silah satıyor. Lakin yürek satabilmekte midir? bu sorunun cevabı önemli.

Bu yapılan gayet sıradan bir ateşkestir. Barış antlaşması değil. Eğer bir barış antlaşması olsaydı 40 dakika sonra ermenilerin fütursuz halde bu barışı bozmaya gücü yetmezdi. Lavrov’un organizatörlüğünde gerçekleştirilen bu ateşkesin delinmesi de ermenilerin kendi kanlarına nasıl susadığının bir işaretidir. Artık onları ve Perişanyanlarını sırtlarını yasladıkları Fransızlar dahi kurtaramaz. Zira Fransa ermenileri defalarca sattı! geçmişe bakınız. İlk örneğini aşağıya izah edeceğim.

Fransız Otoritelerine Göre ermenistan İşgalci mi?

1918’de I. Cihan Harbi sonuçlandığında ortaya pek çok yeni devlet ve devletçikler çıktı. Bunlardan bazıları:

1- Çekoslovakya

2- Avusturya

3- Estonya

4- Letonya

5- Yugoslavya

6- Bir kabile teşkilatlanması olan Suudi Arabistan

ve daha fazlası.

Amma ve lakin Kafkasya’da olaylar biraz farklı idi. 1917 tarihli Kanlı ihtilal hazırlıklarıyla ve neticesinde çöken Çarlık Rusya’nın bu ahvaline istinaden Ocak 1918’de bir Federasyon Kafkasya’da ilan edildi. Bu Federasyon içerisinde Gürcüleri, ermenileri, Türkleri ve bölgede bulunan epey bir Rus’u vatandaşı olarak barındırmaktaydı. Bu federasyonun adı Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti’dir. Lakin Federasyonun dağılması yani içerisindeki Gürcülerin huysuzluklarıyla başlayan süreçten elbette ki Türk’ler de Azerbaycan üzerinde bağımsız hakimiyet sahasını korumak istediler. Bu federasyondan ilk kopan 26 Mayıs 1918 tarihli Gürcistan olacaktır. Ardından da bir kriz meydana getirecek olan 28 Mayıs 1918 tarihinde hem ermenilerin hem de Türk’lerin aynı anda aynı topraklar üzerinde bir bağımsızlık ilan etmesiyle ortalık karıştı.

28 Mayıs 1918’de Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan etmesi üzerine Fransa devleti tarafından bastırılan bir Azerbaycan Devleti haritası.

Yukarıya da tarihle ilişkili Fransa tarafından bastırılan Azerbaycan haritasını eklemiş bulunmaktayım. Görüldüğü üzere turuncu yahut koyu bir renkle boyanmış olan yerler Azerbaycan’a ait olduğu Fransa tarafından kabul edilerek yayınlandı. Peki sormak istiyorum orada ermenistanı görebilen var mı? ermenistan nerede?

Bakınız haritayı yazıya geçireyim okuyarak göremeyenler hafızasında tasavvur etsin. Aşağıda Perse diye ifade edilen bir yazı var orası İran’dır. Onun yukarısında Türkiye Cumhuriyeti’ne doğru tarafta Van yazmaktadır. Dikkat ediyor musunuz? işgal altında olan yer sadece Dağlık Karabağ değil sevgili okurlar. Zengezur ve günümüz ermenistan olarak adlandırılan toprakların epey bir kısmı da Azerbaycan’ın hakkıdır. O halde Azerbaycan eğer ki “Erivan’a kadar gitmek gerekir” derse işte bu hiç alaya alınmaması gereken bir ifade olur. Görebildiniz mi? Şimdi aşağıya da 18 Ocak 1919- 21 Ocak 1920 tarihli Paris Barış Konferansı’nda müzakere edilen Azerbaycan topraklarıyla ilgili hudutları gösteren bir vesikayı ekliyorum. Bu vesika orjinaldir ve 1918’de Paris’te gündeme getirilmiştir. Bu haritada dikkatinizi çekecek bir nokta şurası olacaktır diye düşünmekteyim. Kars’ın Azerbaycan sınırları içerisinde olduğu ifade ediliyor. Bir hudut tayini yapılırken nüfus ele alınır arkadaşlar. Bu sebepten dolayı da X milletinin nüfusu nerede ağırlıkla fazlaysa orası açıkça kurulacak devletin hudutları içerisinde gösterilir. Bu da bu sebepten dolayı böyledir.

Azerbaycan Heyeti’nin 1918’de Paris Barış Konferansı’nda Sunduğu Devlet Sınırları

Bugün oralar bizimdir diye bağıran ermenilerin pek çoğu başta da ifade ettiğim üzere “katliamlarla” kendilerini orada çoğunluk haline Rusya eliyle getirdiler. Çeşitli çete saldırılarıyla, hanelere düzenledikleri vahşi saldırılarla bunu gerçekleştirdiler. Lakin görüldüğü üzere Azerbaycan’ın işgal altında olan yalnızca Karabağ toprağı değildir sevgili okurlar.

ermeni nüfusu her daim vardı. Lakin üreyerek değil, Türk’leri katlederek, sayılarını düşürerek mukateleyi fırsata çevirerek kendilerini çok gösterdiler.

Bu bir gerçek!

Fakat bu şu demek değildir!

Ermeniler hiç yoktu, gökten zembille indi… ermeniler hep varlardı. Hatta Osmanlı’da kadim bir birliktelikle Türk’ler ile etle tırnak olmuştular. Hürmet gösterirdi bu iki millet birbirine. İki farklı dinden etle tırnak misali kaynaşmış ortaklıkla dini bayramlar nezaketle kutlanırdı karşılıklı olarak.

Fakat ne oldu? Ovannes Kaçaznuni’nin de dediği gibi “dış güçler” kendi çıkarları için topaç niyetine, arzuları niyetine ermenilerle oynadılar ve onları kullandılar. Bugün ermeniler şunun farkında mıdır bilmem lakin uluslararası dost dedikleri (Fransa, Rusya, ABD vd…) sırtlarından hançerleyerek orada oluşan yarayı yalama edip her hançeri zevk diye, samimiyet diye yutturdular sefil insanlara. Putin telefonlarınızı suratınıza kapatıyor artık. Rusya yok yanınızda. ABD, Fransa, İngiltere yok! tek kaldınız. Yalnız kaldınız. Fransa’ya bu denli güvenmek çok stratejik bir hatadır. Zira görüldüğü üzere o topraklarda “hak Türk’ündür”. Ve Fransa Azerbaycan kurulduğunda bunu kabul eden ilk “uluslararası dostunuzdur”.

Bir şeylerin farkına varın. Sırtınızı o denli yaslamışsınız ki fazla ideolojiden dolayı sarhoş olmuşsunuz. İdeoloji sarhoşluğundan da devletinizi birilerine yaslamadan asla ayakta tutamayacağınızı sizler de biliyorsunuz (sözüm ermenistan denen topraklarda yaşadığını iddia eden ve aslında Fransa tarafından işgalci konumuna düşürülen Erivan’daki o insanlardır).

Hangi Eski Türkiye?

Türkiye’nin Türklüğe açılan bir kapısı vardır sevgili okurlar. Bu kapı Azerbaycan ile sınırdaş ve bu sınırdaşlık üzerinden de Orta Asya ile bitişiktir. Yüce deha merhum Mustafa Kemal ATATÜRK İran’dan satın aldığı toprak parçasıdır bu sınırdaşlığın kaynağı. Türk Kapısı dedi Atatürk oraya. İleri görüşlü bir lider vesselam. Azerbaycan olası bir ermeni tehdidiyle karşılaşırsa Türk’ün gücüyle ermeninin ensesi inlesin diye aldı orayı. Fakat hep denir ya bir 10 yıl daha yaşasaydı keşke. Keşke bir 10 yıl daha yaşasaydı da Boraltan faciası yaşanmasaydı. Keşke bir 10 yıl daha yaşasaydı da bu faciaya göz yumanlara aman verilmeden hastalıklı çürük zihniyet kökten kazınsaydı. Türk’lük baki kalsaydı.

İşte Türk Kapısı.

Atatürk‘ün burayı almasıyla Nahçıvan-Türkiye dolayısıyla Azerbacyan-Türkiye sınırı oluşturuldu. Türkiye, 1921 yılında imzalanan Moskova ve Kars Antlaşmaları ile Azerbaycan’ın korucuyuluğundaki Nahçıvan Özerk Bölgesi’nin garantör ülkesi olmuştur. Yani Nahçıvan bir ermeni tehdidiyle karşı karşıya kalır, en ufak toprağına dahi sırtlanların salyası akarsa Türkiye Nahçıvan’a asker gönderecek ve tehdidi ciğeriyle birlikte söküp atacaktı. Evet maalesef atacaktı demek zorundayız. Bu bölgeyi, Türk Kapısını ve garantörlükteki kilit noktayı anlamak hakkaniyetli şekilde Turan’ın ne demek olduğunu, Türkiye’ye ne kadar yakın olduğunu anlamak demektir.

Fakat biz maalesef bedenen rahmetli olmuş lakin fikren halen daha Türkiye semalarında Al Sancak gibi dalgalanan dehanın bize neyi emanet ettiğini anlamamıştık. Ve bunu üzülerek söylemek istiyorum ki Sovyetler dağıldıktan sonra eline silahı geçiren öfke nöbetinden bir katile dönüşmüş ermeni teröristler silahsız Azerbaycan halkına kan kusturdu! Bu 1990’da yaşandı. 30 yıl önce oldu bu katliam. Türkiye o zaman 67 yıllık bir Cumhuriyet devletiydi.

1918’de Fransa tarafından ilan edilen Azerbaycan haritasına bakınız. Orada Zengezur denen bir yer yok. İran-Ermeni sınırı da yok zira ermeniler vitamin halinde bile görülmemiş Fransa tarafından. Çünkü kullanmışlar ve atmışlar. Güçsüz, yılgın, sefil ve artık tekrardan kukla yapmak için finanse edilemeyecek kadar zayıflamış bir halde muşlanıp atılmıştı. O haritada ne görüyorsunuz? yalnızca Üniter bir Türk devleti!

Türkiye ile Azerbaycan’ı birbirinden bölen bir yer yok orada. İki kardeş devletin sınırı var sadece. Buradan ne çıkartıyoruz? Zengezur koridoru da ermenilerin işgali altında. Aslında Perişanyan Azerbaycan’ı kendi topraklarına çekmeye çalışırken yanlış bir siyaset izliyor. Eğer Azerbaycan hükumeti bu gerçekliği yani Zengezur’un da işgal altındaki Türk toprağı olduğu gerçeğini dünyaya duyurursa ermenistan denen Türk Dünyası ortasına kurulmuş İsrail ortadan kalkacaktır. Bunu ermenistan ve yönetimi, hatta yönetimini yöneten o ermeni lobisi çok iyi bilmektedir. İnanılmaz derecede kurnaz siyasetleri bundan dolayıdır.

AG-İT, MİNSK bundan dolayı vardır. Eğer ki Azerbaycan’ı mevcut ermenistan topraklarına çekebilirlerse ve o sırada AG-İT devreye girer, Rusya-Fransa sahaya inerse Azerbaycan (tek başına) yenilgiye uğratılırsa bu yukarıda yazdığım belgelenmiş olgular çöpe atılacaktır. Ve bir daha da asla bahsi geçmeyecek şekilde üstü kapatılacaktır. Dolayısıyla Azerbaycan’a büyük bir strateji yürütme görevi düşmekte burada. Ama tam tersi olur Azerbaycan-Türkiye bölgeye Fransa ve Rusya’yı sokmaz, Türkiye 28 yıl önce (1990’da) Kerki işgal edilirken yaptığı o hatayı tekrarlamazsa tam tersi senaryo ermenistan üzerine kurulur ve 1918’de Fransızların vitamin olarak dahi görmediği ermenistan bütünüyle haritadan silinir. Ve bu senaryo da onlar açısından düzeltilmesi mümkün olmayan bir süreci başlatır.

Türkiye’nin Hatası Neydi?

Türkiye 1921’den beri Azerbaycan’a ait Nahçıvan Özerk Bölgesi’nin garantörüdür. Bugün Kıbırs’ın garantörlerinden biri olan İngiltere, Kıbrıs’a Türk müdahalesi olsa oraya asker çıkarır mı çıkarmaz mı? -çıkarır hem de öyle bir çıkarır ki peşinden sürüsüyle de Haçlı ordusunu getirir. 1990’da öyle çirkin bir olay yaşandı ki bunu yazmaktan utanıyorum. Açıkça utanıyor ve liyakat sahibi idarecinin ne demek olduğu yönünde kendimi defalarca sorguluyorum.

Türkiye’nin Nahçıvan garantörlüğü ermenistan üzerinde işlemiyor muydu 1990’da? Nahçıvan’a saldırı düzenlendiğinde, Nahçıvan’ın bir şehri olan Kerki katliamlarla, kan kusturularak işgal edilirken garantörlük neredeydi?

Türkiye, Nahçıvan’ın kılına zarar gelse korumak zorundaydı!

Buyurun garantörlük belgesi.

1992 yılında Türkiye ne yapmayı tercih etti? Daha doğrusu devletler ile iktidarları ayırmak gerekir. Devlet sarsılmaz bir geleneğin somut timsalidir. İktidarlar gelir geçer ve bazen de devlet yönetmekten acizdir. 1992 yılında İktidar kimdi?

Doğru Yol Partisi’nden Başbakan Süleyman Demirel ve Sosyaldemokrat Halkçı Parti’den Devlet Bakanı Erdal İnönü beyler, ermenistan garantörlüğü kemirerek çürük kurtlar gibi Türk vatanı Nahçıcan’ın içine girerken görmemezlikten geldiler. Gelmediler mi?

Hocalı’da Elçibey’in yalvar yakar talep ettiği 4 helikopteri göndermekten aciz ve korkak olan bu hükumet 1992’de Nahçıvan’ın ciğeri deşilirken Nahçıvan Başkanı Haydar Aliyev’in “imdat” çağrısına karşılık Süleyman Demirel’in şu sözüyle yapmaması gereken bir gafletin, kirli lekenin içerisine düştü:

“Savaşacak tek devlet biz miyiz? Bu duruma rağmen halen daha neden harp etmiyorsunuz derlerse, ben de o zaman kim harp etmek istiyorsa buyursun gitsin derim.”

Süleyman Demirel

dedi.

Böyle bir cümleyi “garantör” olan devletin başbakanı diyebiliyorsa ve devlet bakanı da buna itiraz etmiyorsa maalesef gaflet ve delalet içerisine düşülmüş, merhum kurucu Liderimiz Mustafa Kemal Atatürk‘e de ihanet edilmiş demektir.

SSCB’nin yıkılmasıyla onun bir alamet-i farikası olan ermeniler devlet hayaline tekrar düştü. Asıl saldırdıkları yer Kerki kasabası değildi tabi ki. Asıl hedef Nahçıvan olsa da Sederek bölgesi denen bölgeye bir taciz ateşi açıldı, nabız yoklandı ve bu sefer muhtelif Nahçıvan kasabaları Süleyman Demirel hükumetinden ses çıkmayınca işgal edildi. Edilmedi mi? Bakınız Sederek-Dilucu Sınır Kapısı (Türk Kapısı) arası 68 km. Yani aslında ermeniler Atatürk‘ün bizlere emaneti olan Türk Kapısı’nı taciz etti ve bizler yeterince sesimizi çıkartmadık.

Yani Azerbaycan ve Türkiye ermenistan’ı öyle bir köşeye sıkıştırdı ki, Kerki’nin ermeni işgalinde olması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin halen daha Nahçıvan’ın garantörü olması durumundan yola çıkılarak Türkiye ve Azerbaycan ermenistana “Kerki’yi” “işgal” ettiği için savaş açsa buna kimse ses çıkaramaz.

Bu senaryo hangi durumda gerçekleşirse kimse gıkını çıkaramaz?

Perişan haldeki Paşinyan, kuduz gibi nereye saldıracağını şaşırdığında ve Azerbaycan’ı mevcut topraklarına girme konusunda hararetlendirmek adına “Nahçıvan”a ikinci defa saldırma gafletinde “ilkinde Türkiye ses çıkaramadı, şimdi ekonomisi dahil pek çok sorunu var ben saldırsam tekrar ses çıkaramaz” şeklinde bulunursa. İşte bu vakit “bebek katili” Paşinyan ve destekçileri Ortaçağ’dan kalma devletiyle birlikte yok olur gider!

Peki ama Kerki’nin işgal edilmesine ve Türk Kapısı’nın taciz edilmesine neden göz yumuldu? -bunun cevabını da sizler düşünün.

İşte bu eski Türkiye’dir!

Peki yeni Türkiye nasıl?

-İzleyin ve görün

Sevgili okurlar, bugün Dağlık Karabağ’ın kalbi Şuşa azad olmuştur. Ben bu haberi aldığımda sevinçten bağırdım ve o sırada adeta çenem kerpetenle sökülmüştü sanki. Ve aklıma bu yukarıda yazdığım olay geldi. Daha sonraysa bundan tam 28 yıl önce işgal edilen Şuşa’da vatanı için can veren Yahudi Albert Aqarunov geldi aklıma. Ve düşündüm. Bir Yahudi, Türk toprağını savunmak için, vatanı bellediği toprağı savunmak için “Mete dolu Türk Ordusu”na katılmış ve orada Yahudi olarak can vermiş dedim. Ve dinimizde “gayrimüslimler” şehit sayılmamaktadır. Ve bu adam da Türk değil dedim. Dikkat ediniz, Türk olmayan biri Kadim Türk vatanı için ölüyor. Lakin bizler ne değerli vatanlara sahibiz farkında değiliz. Bir başkası bizim için ölürken…

İşte o video

Bu tezatlık bize bol gelir. Hepinize selamlarımı iletir, esenlikler dilerim.

Sosyal Bilimci Mertcan ABBASOĞLU

5 1 oy
Yazıyı Değerlendir
Bildirimler
Bildir
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Mertcan Abbasoğlu

Mertcan Abbasoğlu

Osmanlı ve Türkiye Tarihi üzerine parlak zamanların darlıklarını araştıran bir müellif talebesi.

İlgili Yazı

Sahada Kazanmak Yetmez !

Yazar : - 19 Ekim 2020 0
Dağlık Karabağ bölgesini de içerisine alacak şekilde ve. %20’ye varan oranda Azerbaycan topraklarını işgal etmesine müteakiben zaman zaman arsızca saldırılarını…
0
Düşüncelerinizi ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x