Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun

436 0

BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK GÖKTÜRKLERDEN BU YANA 1200 YILDIR HANEDAN DEVLETLERİNİN ELİNDE  BİN İKİ YÜZ YILDIR EZİLEREK TOPLUMUN EN FAKİR  KESİMİ HALİNE GETİRİLDİĞİ YETMEZMİŞ GİBİ BİR MECLİSTE KİMLİĞİNİ SÖYLERKEN BİLE UTANA SIKILA “HAŞA HUZURDAN ÖTE TÜRK’ÜM” DİYECEK HALE GETİRİLEN TÜRK MİLLETİNİN YENİDEN ŞAHLANMASI VE KENDİ KENDİSİNİ İDARE EDER HALE GELMESİ İÇİN CUMHURİYETİ KURDU.

TÜRKLER CUMHURİYET İLE KENDİ DEVLETLERİNİN GERÇEK SAHİPLERİ OLDULAR.  CUMHURİYET TÜRK MİLLETİNİN KORUYUCUSU OLDU. TÜRKLER CUMHURİYET İLE KENDİ KENDİLERİNİ İDARE EDER HALE GELDİLER

CUMHURİYETİMİZİN KURUCUSU GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE BÜTÜN KAHRAMANLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ.

Sevgili Okurlar,

Atatürk Türk Milleti için Kurtuluş yolunun Cumhuriyet olduğunu genç yaşlardan itibaren söylemektedir.(Bu konuyu ayrı bir yazımızda anlatalım) 

Ancak Mondros antlaşmasının imzalandığı günlerde adını koymasa da bu fikrini daha açık bir şekilde ifade etmeye başlar. 5 Kasım 1918’de Yıldırım Orduları Grubu Komutanı Mustafa Kemal Paşa olarak, Ali Fuat Cebesoy’u Katma’dan Adana’ya çağırır ve ona “Artık milletin, bundan sonra, kendi haklarını kendisinin araması ve savunması, bizlerin de, mümkün olduğu kadar bu yolu göstermemiz ve bütün ordu ile beraber yardım etmemiz gerekir” der. (Ali Fuat Cebesoy, Mili Mücadele Hatıraları, İstanbul, 1953, s. 29.) Direnişe geçme kararlılığı üzerine İstanbul’a geri çağrılarak Adana’dan ayrılacağı 10 Kasım gününe kadar Urfa Antep başta yöredeki tüm ileri gelenler ile yaptığı toplantılarda “Milletin haklarına değinilmekte, hakların aranması ve savunulması, halka dayandırılmaktadır. Halka dayanmanın gereği vurgulanmakta, padişah etrafında birlik yerine, halkın bizzat kendi gücünün doğuracağı birlik, esas olarak ele alınmaktadır.[1]

Atatürk 1919 senesi Mayıs’ın 19’unda Samsun’a çıktığı zaman Mustafa Kemal’in elinde hiç bir güç yoktur. “Yalnız Büyük Türk Milletinin asaletinden doğan ve onun vicdanını dolduran yüksek ve manevi bir kuvvete inanmaktadır. İşte Mustafa Kemal bu milli kuvvete, Türk Milletine güvenerek işe başlamış,[2] 19 Samsun’a çıktıktan üç gün sonra Saraya çektiği telgrafta “Millet tek vücut olup egemenlik esasını ve Türklük duygusunu hedef tutmuştur.” cümlesi ile Türk Devletinin ve Türk Milletinin geleceğine yalnız Türk Milletinin iradesinin egemen olacağını açıklamıştır. [3]

Milleti “Milli Ruh” bilinci potasında toplayan Mustafa Kemal, daima milleti, milletin desteğini, milletle birlik ve beraberliği dile getirdi. Amasya Tamiminde “Milleti, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” diyerek, aynı zamanda Türk Milletinin özgür iradesiyle kendini idare edebileceği bir mücadelenin ilk kıvılcımını ateşlemektedir.

Sevgili Okurlar,

Mustafa Kemal Atatürk, sadece Milli Mücadele önderi değil. Sadece vatanı kurtaran kahraman bir komutan değil. Sadece Anadolu aydınlanmasının öncüsü değil. Sadece devlet adamı değil. Tüm bunların hepsidir. Daha fazlasıdır.

Atatürk, Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanması ve düşmanın Anadolu’dan atılmasından sonra, Türk Milleti’ni çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştıracak çalışmaları başlatmıştı. Her şeyden önce bu çalışmaların devletin yapısıyla ilgili olması gerektiğini düşünüyordu. Bu düşünce çerçevesinde, 1 Kasım 1922’de kabul edilen bir kanunla da Saltanat kaldırılmıştı. Saltanatın kaldırılması, aynı zamanda cumhuriyetin önünde yer alan bir engelin yok edilmesi demekti.

Yeni Türk Devleti, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’yla da Dünya Kamuoyuna kendisini kabul ettirmiş ve adeta varlığının teminatı olan bir tapu elde etmişti. Bu antlaşmanın imzalanmasıyla hiç şüphe yok ki, Atatürk’ün cumhuriyeti ilan etmek için baş şart olarak gördüğü tam bağımsızlık elde edilmiştir.


İşte, 23 Nisan 1920’de Millî Egemenliğin gerçekleştirilmesi. 1 Kasım I922’de Sallantın Kaldırılması ve 24 Temmuz 1923’te de Millî Bağımsızlığın sağlanması. Türkiye’de, cumhuriyetin ilanı için gerçekleştirilen hazırlık çalışmalarıdır

Siyasî bir rejim olarak cumhuriyet, halka dayanan, gücünü halktan alan bir devlet şeklini ifade eder. Dolayısıyla iktidarın millete ait olduğu bir sistemdir4. Bu sebeple cumhuriyette egemenlik bir kişi veya zümreye değil, toplumun bütün kesimlerine aittir. Bu anlamda, başta devlet başkanı olmak üzere, devletin temel organlarında görev yapan kişilerin seçimle işbaşına geldikleri, bunların belirlenmesinde veraset sisteminin kesinlikle rol oynamadığı bir hükümet modelini benimser.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu günden beri kendisine güç veren ve Atatürk ilke ve inkılâpları olarak anılan çeşitli prensiplerin yanında, her zaman dayandığı iki temel ilke söz konusu olmuştur. Bunlar, şartları içerisinde demokratik yönetim şekli ve bilimsel düşünce yapısıdır. Bu çerçevede, cumhuriyetin bütün kurum ve kuruluşları, bir yandan “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir”., öte yandan “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”, ilkesine göre şekillenmiş ve cumhuriyet, demokratik yönetim ile bilimsel düşünce biçiminin özlerinin aynı olduğu bilinci üzerinde yükselmiştir.

Saltanatın devamından yana olan ve Cumhuriyete ihtimal vermeyenlerin yanında, onu bir yıl evvelinden sezinleyenler de vardı. Kurtarılışından sonra İzmir’e giden Falih Rıfkı Atay ve arkadaşları ummadıkları bir durumla karşılaşmışlardır. “İzmir’e gittiğimiz zaman ‘işini bitiren’ değil, ‘henüz işine başlayacak’ bir liderle buluştuk. Erzurum’dan İzmir’e bir düşmanla dövüşerek gelmişti. Onun denize döküldüğünü görüyorduk. Rahattık. O ise bu defa İzmir’den Erzurum’a doğru iç düşmanla, medeniyet düşmanı ile dövüşmeye hazırlanıyordu.”[4]

13 Ağustos 1923’te, Atatürk’ün bu doğrultuda söylediği sözler anlamlıdır: “Yeni Türkiye Devleti bir halk devletidir, halkın devletidir. Geçmişteki yönetim ise bir kişi devleti, kişilerin devleti biçimindedir.”[5]

Bu konuyu birçok yabancı yazar gibi, LordKinross da şöyle vurgular; “Gerçek düşman, Türklerin kendi arasındaydı. Onları, başka milletlerin yürüdüğü ışıklı yoldan alıkoyan, gelişmeleri önleyen, baskı altında tutan softalık ve yobazlıktı .[6]

Bir kısım milletvekilleri Meşruti idarenin tekrar gelmesi ve Halife’nin devletin başına geçmesini isterken diğer kısım milletvekilleri ise artık telaffuz edilmeye başlanılan Cumhuriyetin bir emrivaki şeklinde gelmemesini, Anayasa değişikliklerinin detaylı olarak yapılmasını, Halife’ye geniş yetkiler verilmesini istiyordu.

Mustafa Kemal ise Cumhuriyetin süratle ilan edilmesini, Anayasanın tümü üzerinde yapılacak görüşmelerin zaman alacağı nedeniyle ilk planda Ankara’nın Hükümet Merkezi olmasının sağlanmasını, sonra da süratle Cumhuriyetin ilanını gerekli görüyordu. Yanında ona inanan aydınlar bulunmaktaydı ancak birlikte yola çıktığı arkadaşları Osmanlı Saltanatını veya Hilafetin devamını istiyorlardı.

Son kertede 22 Ekim 1923 günü, Mustafa Kemal Keçiören’deki bir bağ evinde “Yarın Cumhuriyeti ilân ediyoruz” dediğinde bile, yanındaki arkadaşlarının hemen hiç biri kendisiyle aynı düşüncede değildi.

CUMHURİYETE KARŞI MUHALEFET EDENLER

Sevgili Okurlar,

Mustafa Kemal Paşa’ya karşı oluşturulan bu muhalefet, 1 Kasım 1922’de hilafetin saltanattan ayrılması ve saltanata son verilmesi sırasında iyice yoğunlaşmıştı.. Rauf  Orbay, Mustafa Kemal Paşa’dan randevu isteyerek bu konuyu tartışacak, görüşme sırasında Ali Fuat ve Refet Paşalar da onunla birlikte olacaklardır. İstekleri, padişahlığın sürdürülmesidir. Rauf Bey’in bu görüşme sırasında söylediği şu sözler onun kafa yapısına ışık tutacak niteliktedir:

“Ben makam-ı saltanat ve hilafete vicdanen ve hissen merbutum [bağlıyım]. Çünkü, benim babam padişahın nan ü nimetiyle [ekmeğiyle/bağışlarıyla] yetişmiş, Osmanlı Devleti’nin ricali sırasına geçmiştir. Benim de kanımda o nimetin zerratı [parçacıkları] vardır. Ben nankör değilim ve olamam. Padişaha muhafaza-i sadakat borcumdur. Halifeye merbutiyetim ise terbiyem icabıdır.”

Açıkça görüleceği üzere, Rauf Bey’in kafasında “devlet”, “halk” ve “vergi” gibi kavramlar yoktu. Ona göre: sanki efendisi olan padişah, halkın vergileriyle babasının ve kendisinin aylığını ödememiş de, kendi cebinden çıkarıp vermişti. Padişah ve devlet, onun için aynı şeydi! Ve Rauf Bey ile bu paşalar saltanatçı, hilafetçi ve mandacı idiler!…

Rauf Bey, bu girişimleriyle yetinmeyecek, Cumhuriyet ilan edilince de basma demeç vererek buna karşı çıkacak “gelenin gideni arattırmaması gerektiğini” söyleyerek Atatürk’ün padişahın yerine kendisim geçirdiğini ileri sürecektir.

RAHAT UYU BÜYÜK KURTARICI

Sevgili Okurlar,

Rauf Orbay 1959 yılında kaleme alınan hatıralarında “Hepimiz düşmanın bertaraf edilmesini istiyorduk ancak bunu başarabilecek tek komutanımız Mustafa Kemal Paşaydı. Bu sebeple hepimiz ona inandık onun emirlerine uyduk… Rahat uyu büyük kurtarıcı” diyerek hatasını telafi etmeye çalışsa da artık tarih bir defa yazılmıştır düzeltmeye imkân yoktur.  

Atatürk’ün en yakın diğer silah arkadaşlarından  ali fuat cebesoy’da cumhuriyete karşı çıkmıştır. “cumhuriyet’in bir “emrivaki” olduğunu, Atatürk’ün “şahsî idare”, yani diktatörlük kurduğunu kendisi anılarında yıllar sonra bile açıkça yazacaktır.

Kazım Karabekir ise basına demeç vererek, gerçekte cumhuriyete değil ama “şahsî saltanatla karşı olduğunu açıklayacak, aynı gün Rauf Bey ile birlikte Halife Abdülmecit Efendiyi ziyaret ederek saygılarım sunacaklardır. Bu arada, Ankara’ya karşı olan İstanbul basını İngiltere hesabına çalışan İsmailiye tarikatı başkam Ağa Han ile İngiliz Kralının özel danışmanı Emir Ali’nin hükümete hilafetin kaldırılmaması için çektikleri telgrafı yayınlayınca, İstanbul’a bu olayı soruşturmak üzere bir İstiklâl Mahkemesi gönderilmek istenecek, Meclis’te Rauf Bey ve onun çizgisinde olanlar buna karşı çıkacaklar, başarılı olamayınca da Halk Fırkası’ndan (CHP’nden) istifa edeceklerdir. Bu kişiler, hir araya gelerek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı(Partisin)i kuracaklar, Aralarında, Halide Edip’in (bu hanım üzerinde aşağıda ayrıca duracağım) eşi Dr. Adnan [Adıvar] ve Refet, Rüştü Paşalar da bulunacaktır.

ATATÜRK’ÜN KARARLI DAVRANIŞLARI OLMASAYDI CUMHURİYET KURULAMAZDI.

Sevgili Okurlar,

13 Ekim 1923’te Anayasaya konan tek bir madde ile Ankara yeni devletin başkenti olmuş, Devlet merkezi İstanbul olacak, yolundaki çekişmelere son vermiş ve Cumhuriyetin ilanı için gerekli olan bir adım daha atılmış oldu. Bu, Milli Mücadelenin başından beri uygulanan Ankara’nın İstanbul’a hâkim olacağı esasının bir sonucu idi.

28 Ekim 1923 günü, İsmet İnönü, Fethi Okyar, Kazım Özalp, Kemalettin Sami Paşa, Halit Paşa, Rize Milletvekili Fuat ve Afyon Karahisar Milletvekili Ruşen Eşref Beyler, Çankaya’ya davet edildiler. O akşam yemekte,  Mustafa Kemal “Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz” diyerek yön tayin ediyor orada bulunanlar, derhal O’na katıldıklarını söylüyorlardı. Atatürk yemekten sonra Çankaya’da kalan İsmet İnönü ile birlikte bir kanun tasarısı hazırladı. Yeni tasarı, 20 Ocak 1921 Anayasasının bazı maddelerinin değiştirilmesini öngörüyordu. Birinci Maddeye “Türkiye Devletinin Hükümet Şekli Cumhuriyettir.” cümlesi ilave ediliyordu. Diğer maddeler de Cumhuriyet idaresinin gereği anayasada yapılan değişikliklere aitti.[7]

29 Ekim 1923 Pazartesi günü saat 10.00 da Halk Fırkası toplanmış, yeni bir kabine kurulması için çalışmalara başlamış ancak sonuca ulaşamamıştı. Bunun üzerine Fırka, sorunu halletme görevini Parti Başkanı olan Mustafa Kemal’e götürdü. Mustafa Kemal Meclisten çözüm için bir saat izin istedi..

Mustafa Kemal bu bir saatlik süre içinde gerekli kişilerle bir gece önce hazırlanan taslak üzerinde görüştü, onların fikirlerini aldı. Öğleden sonra 13.30 da kürsüye çıkan Mustafa Kemal, eksiklik ve yanlışlığın uygulanmakta olan usûl ve şekilde olduğunu bunun da ancak Cumhuriyet idaresi ile giderilebileceğini ifade ettikten sonra, hazırladığı tasarının okunmasını kâtiplerden birisinden istedi. 31 Teklifin niteliği anlaşıldıktan sonra tartışmalar başladı[8] ve saat 18.00’e doğru Mustafa Kemal’in teklifinin bütün maddeleri birer birer okunarak kabul edildi. [9]

29 Ekim 1923’te TBMM tarafından kabul edilen Anayasa değişikliği ile Cumhuriyet ilan olundu. Bu sonucu takiben Ankara Milletvekili Mustafa Kemal Paşa, oy birliği ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.

CUMHURİYETİN İLK 15  YILINDA BİN YIL İLERİ GİTTİK ..

Sevgili Okurlar,

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasa’da ifadesini bulduğu şekliyle, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olmak gibi değişmez niteliklere sahiptir.
Bu nitelikler ile özdeşleşmiş olan Türkiye Cumhuriyeti, kısa zamanda her alanda büyük gelişme göstermiştir. Ancak kısa süreli bir gelişme ve değişme ile yetinmeyen Cumhuriyet, her zaman bunu sürekli kılmanın arayışı içinde olmuştur.
Yahya Kemal ; ”… Osman Gazi’nin aşiretinden iki yüz senede cihangirane bir devlet çıktığını mucize addedenler, Ankara’nın muzdarip bağrından dört sene içinde yeni bir devletin çıkmasını nasıl kabul edecekler?

Bu günkü vatan miras bırakılmış değil, Türklerin savaşarak yeniden kazandığı Cumhuriyetin bizzat fethettiği bir ülkedir. Türk Milleti Cumhuriyet ile geride bıraktığımız dört sene içinde dört yüz sene yürüdü.”[10] (1927)

Sevgili Okurlar,

Büyük Önder “Cumhuriyet, yeni ve sağlam esaslarıyla, Türk milletini güvenli ve sağlam bir gelecek yoluna koyduğu kadar, asıl fikirlerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibarıyla, büsbütün yeni bir hayatın müjdecisi olmuştur.” ( 1936 )

“Milli azim ve bilincin kıymetli eseri olan değerli Cumhuriyetin bugünkü ve yarınki neslin demir ellerinde her an yükselip sağlamlaşacağına güvenim tamdır.” ( 1927 )
“Benim naçiz vücudum birgün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”( 1926 )diyordu.

Atatürk Cumhuriyetçi, antiemperyalist ve devrimcidir.  Tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik için Savaşmış bir kurtuluş önderidir. Ekonomik, sınıfsal düzlemde emekten, eşitlikten yana; bütüncül kalkınmaya, planlamaya inanan; halkçı, kamucu, devletçi ekonomiyi savunan, toplumcu bir lider. Muasır medeniyeti yakalayıp geçmeyi amaçlayan çok seçkin bir düşünür ve aydınlanma savaşçısıdır.[11] 

İşte bu sebeple Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, bizim için demokrasi, özgürlük, bağımsızlık, adalet, hukuk devleti, eşitlik, gelişme, tekil devlet, ulusal bütünlük, milli kültür anlamına geliyor. Alın teri ve emekle onurlu bir gelecek kurmanın temeli, aydınlık yarınların güvencesi olarak görüyoruz

Devletimizin adı Türk, ülkemiz Türk ülkesidir. Selçuklularda da Osmanlı döneminde de böyleydi; bugün de böyledir. Cumhuriyet de bu esas üzerine kurulmuştur. Bu toprakların Türklere ait bir vatan ve bu devletin Türklere ait bir devlet olması sadece kurucu iradeye de bağlı değildir. Kurucu iradenin arkasında nice kanlı savaş ve yüz binlerce şehidin kanı vardır. Bedava alınmamıştır bu topraklar. Parayla da alınmamıştır. Kanla alınmıştır. Ve topraklarımızın üzerinde yüzlerce yılın Türk kültür damgası vardır. Vatanın toprağı üzerinde nice mimari eserimiz; havasında nice bestemizin, şiirimizin, türkü ve destanımızın sesi vardır. Şimdi birileri bedavadan toprak istiyor diye vatanımızın bir parçasını koparıp onlara verecek değiliz. Evet hiç şüphe yok; şehitler ölmez, vatan bölünmez.[12]

CUMHURİYET DÜŞMANLARINA YENİLMEYİZ

Sevgili Okurlar

Atatürk’ü ve Onun yaptıklarını ve yapmak, O’nu ve O’nun düşmanlarını tanımak ve bilmekle mümkün olacaktır. Çünkü ancak böylelikle, gerçekte varlığımızı korumak içgüdümüzden başlayarak, milletimizi ve devletimizi yabancı boyunduruğuna düşürmemek inancımız ile özgür ve bağımsız olmak idealimiz her zaman gerçekleşebilecektir.

Tarih içinde mevcut olan Türk düşmanlığı anlayışı, cumhuriyetin ilanından sonra, özellikle Batı’da, Türkiye Cumhuriyetine düşmanlık şekline dönüşmüştür. Dışarıdaki bu cumhuriyet düşmanları, cumhuriyet ilan edildiği zaman bu duygularını; “Türkiye Cumhuriyeti beş yıl bile yaşayamaz.” sözleriyle ifade etmişlerdir. Bu sözler, aslında Türklere ve Türkiye Cumhuriyeti’ne düşman olanların bir temennisidir.

Dışarıdaki bu cumhuriyet düşmanlarının yanında, içeride de cumhuriyetin ilanıyla menfaatleri zedelenmiş olan kişi ve gruplar mevcut olmuştur.

Cumhuriyetin ilk yıllarında mevcut olan cumhuriyet düşmanlığı, bugün de içeride ve dışarıda değişik kimliklere bürünerek devam etmektedir.

ETNİK VE DİNİ TAASSUP 100 YIL ÖNCESİNDEN DAHA KİNDAR VE ALÇAKÇA SALDIRMAKTADIR.

Sevgili Okurlar,

 Türk Milletinin Kurtuluş Savaşında karşı Anzavur Kuvvetlerini diken, Kutsal fetvalar yayınlayarak Anadolu’yu yangın yerine çeviren, Yunan Kuvvetlerine bile “İslam Kuvvetleri” diyen, Yaptıkları her faaliyeti  “İslam” maskesiyle gizleyen devşirme, gayrı Türk hainler aldıkları yenilgi sebebiyle daha da acımasız oldular, daha da harslandılar, faaliyetlerini artırarak devam ettirdiler,  Türk Milletinin sığınağı olan cumhuriyete düşman kesildiler ve her fırsatta onun karşısında yer alarak yıkmaya çalışıyorlar.
Cumhuriyetin 97. Yılını kutladığımız bu gün Türk Milleti’nin bütün fertleri, cumhuriyet düşmanlarını tanımak ve cumhuriyeti korumak için tedbirler almak durumundadır.
Cumhuriyet düşmanları, cumhuriyete zarar verebilmek noktasında değişik metotlarla ve maskelerle karşımıza çıkmaktadır.

Cumhuriyet yıkıcıları Türk Kimliğini alt kimlik düzeyine indirerek, yeni kimlikler oluşturularak, mozayık, çok kültürlülük Ana dilin resmi dil olması veya resmi kurumlarda kullanılması gibi ayrıştırıcı faaliyetleri demokrasinin bir gereği veya kültürel bir zenginlikmiş gibi göstererek  insanlarımız ayrıştırılmaya çalışılmaktadır. Halbuki ülkemize yönelik tüm iç ve dış saldırıları bertaraf etmenin ilk yolu Yüksek Türklük Şuuruyla, Milletçe kaynaşma ve bütünleşme, hülasa Türk Kimliği doğrultusunda milletleşmedir.

Atatürk’ün “En büyük eserimdir” dediği “Cumhuriyet” Türk Milletinin tarih boyunca yaşadığı zulümlere son vermek, haklarını korumak, Türk varlığını kıyamete kadar yaşatmak için kurulmuştur. Bur sonraki aşamada “Türksüz” bir Anayasa yaparak Cumhuriyetin içinin boşaltılmasını veya “Çözüm”, “demokrasi paketleri” vd adlar altında Türk Milletine ait Cumhuriyeti, PKK, İŞİD ve benzeri ihanet odakları ile paylaştırmak isteyenler Batı’nın 200 yıldır uğraştığı “Türksüz Anadolu” planlarını adım adım gerçekleştirmeye çalışan gerçek Türk düşmanlarıdır.

BU KADAR İMAMI NE YAPACAĞIZ?

Sevgili Okurlar,

Bir milyondan fazla evladımız imam Hatip okullarında okuyor! Ne yapacağız bu kadar imamı? Bunların yerine Fen liseleri,Teknoloji liseleri, Meslek liseleri Sanatkar yetiştirecek eğitim kurumları açılsa daha iyi olmaz mı?

Türkiye’nin kalkınması için üretmesi lazım. Zaten bir köyde iki üç cami olan ve imamı da olan ülkemizde milyonlarca imam hatip mezununu ne yapacaksınız?

BİR MİLYONDAN FAZLA KÜÇÜCÜK EVLADIMIZ CEMAATLERİN ELİNDE VATANIMIZA  İHANET İÇİN YETİŞTİRİLMEKTEDİR!.

Sevgili Okurlar,

Gençlerimizi Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı haline getirmek için FETÖ’den farksız Cemaatler hızla devletin kurumlarında söz sahibi olurken, Bir Milyon civarında evladımız Cemaat Yurtlarında, kurslarında dersanelerin de veya okullarında Türk ve Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı olarak yetiştirilmeye devam ederken hülasa milyonlarca evladımız Ortaçağın karanlığına sürüklenmekte yarın dış düşmanla birlikte hareket etme durumu söz konusuyken karşı karşıya kaldığımız tehdidin hayli büyük olduğunu ifade etmekte yarar görüyorum.

ATATÜRKSÜZ CUMHURİYET CUMHURİYETSİZ ATATÜRK OLMAZ!

Sevgili Okurlar,

 Bu çerçevede, özellikle cumhuriyetin ilk günlerinden beri, Atatürk ve Onun prensip, fikir, ilke ve inkılâplarına karşı yapılan hücumlarla, gerçekte cumhuriyete yönelmişler ve bu saldırılarla onu yok etmeyi amaçlamışlardır. Çünkü cumhuriyet düşmanları, Atatürksüz cumhuriyetin olamayacağını; cumhuriyetsiz bir Atatürk’ün ise, ancak bir millet hayatına her zaman gelebilecek asker veya sivil liderlerden biri sayılacağı gerçeğini çok iyi bilmektedirler. Bu sebeple cumhuriyeti yıkmak için Atatürk’e, Atatürk’ü yok etmek için de cumhuriyete saldırmaktadırlar.

Ne yazık ki mevcut siyasi partilerin bizim dertlerimiz gibi dertleri yoktur. Hatta ülkenin ne halde olduğundan bile haberleri bulunmamaktadır. Kayıkçı kavgası ve hitabet belagat ile milletimiz aldatılmaktadır.

Bir gün tıpkı 110 yıl önce Balkanlardan dönen Türkler gibi en basitinden, vatanını, toprağını, evini, toprağa verdiğin eşini çocuklarını geride bırakarak, aç ve susuz, üstün başın paramparça, kucağında ki küçücük yavruyla bir lokma ekmek bulmak için yüzlerce Km yaya yürümüşken yıllarca içinde bakıp büyüttüğün hainlerin tacizlerine uğramak  istemiyorsak  Türk, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarını daha iyi tanımalı artık vakit geç olmadan  Etnik ve dini taassubun faaliyetlerine müsaade etmeyecek ulusal bir siyasi güç haline gelmeliyiz.


[1] DR. ATİLLA KOLLU Mustafa Kemal ve Cumhuriyet AAMD sayı 42

[2] 19 Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara, 1984, s. 1.

[3] DR. ATİLLA KOLLU Mustafa Kemal ve Cumhuriyet AAMD sayı 42

[4] Falih Rıfkı Atay-75 Yılın İçinden- Yapı Kredi Kültür Sanat Yayını. Ekim 1998-Sy:31

[5] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I, s. 320.)

[6] ] LordKinros – Bir Milletin Yeniden Doğuşu – Altın Kitaplar-İstanbul

[7] Falih Rıfkı, Atay, İstanbul, 1984  s. 376-377., Ş.S. Aydemir Tek Adam. İstanbul, 1973., 144.

[8] Atatürk, Nutuk, C. II. s. 347., Lord Kinross, Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, İstanbul, 1966 s. 575-603

[9] DR. ATİLLA KOLLU Mustafa Kemal ve Cumhuriyet AAMD sayı 42

[10] Yahya Kemal Beyatlı-Eğil Dağlar-Bin Temel eser-MEB yayını

[11] Barış Doster Cumhuriyet 28 Ekim2020

[12]Prof.Dr. Ahmet Bican Ercilasun.10 May 2015 Yeniçağ

Related Post

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir