CENGİZHAN TÜRK ŞEHİRLERİNE KARŞI DÜNYA TARİHİNİN GÖRDÜĞÜ EN BÜYÜK YAĞMA VE TAHRİP HAREKETİNİ YAPTI.

1486 0

ZEKİ VELİDİ TOGAN VE ARDILI TARİHÇİLERİMİZİN “MOĞOL FÜTÜHATI” DEDİKLERİ, BİZİM İÇİN BİR FÜTUHAT DEĞİL, TÜRKLERE KARŞI YAPILMIŞ İSTİLA VE SOYKIRIMDIR

CENGİZ HAN, SPOT ŞEKLİNDE YAPILAN PAYLAŞIMLARLA MİLYONLARCA GENCİMİZİN ALDATILDIĞI ŞEKİLDE “BİR MİLYON ARABI ÖLDÜREREK TÜRKLERİN İNTİKAMINI ALMAMIŞ” TAM TERSİ AYNI ŞEHİRLERDE 12- 20 MİLYON TÜRK’Ü KATLETMİŞ ARAPLARA DOKUNMAMIŞTIR.

OKUYUNUZ OKUTUNUZ

Sevgili Okurlar,

Türklerin kendi oturdukları yere bir büyük bütün olarak Türk-eli derlerdi. Türkistan, özellikle Arap ve İran kaynaklarında IX. ve X. yüzyıldan itibaren Ceyhun nehri ötesine verilen bir isimdir. Doğrudan da Türk ülkesi demektir. “Türkistan” Türkçe bir kelime olmadığından bu ifadeyi komşuları, Türklerin yaşadığı sahalara vermişlerdir. ve kullanmışlardır.

Türkistan, Türklerin yaşadıkları yeri belirleyen en önemli ve yaygın bir isimdir. Günümüzde Hazar Denizi’nin doğusundan, Ceyhun ötesine ve Altaylara kadar uzanan bölgeye Türkistan denmektedir. Tanrı dağları, Türkistan’ı Batı ve Doğu olarak ikiye ayırmaktadır. Batı Türkistan XIX. yüzyıl sonlarında Rusya’nın idaresine geçmiş, Doğu Türkistan sahası ise Çin idaresinde bulunmuştur.

Türkistan adı, bu günde İç Asya’da, “Türk” adını ve varlığını belirleyen en önemli unsurlardan birisi durumundadır. Bu sebepledir ki, bu sahaya hâkim olan Türklerin dışındaki siyasî güçler bu adı kullanmazlar. Türkistan 1924 yılından itibaren İç Asya siyasî terminolojisinden kalkmıştır. Doğu Türkistan, halen Çin işgalindedir. Yoğun bir zulüm ve asimilasyon altındadır.

TÜRK YURDU KÜÇÜLTÜLEREK ANLATILMAKTADIR.

Sevgili Okurlar,

Bir kısım Tarihçiler, Çin kaynaklarına dayanarak, Altay Dağlarını Türklerin anayurdu kabul ederken, sanat tarihçileri Tanrı Dağları-Kuzeybatı Asya sahasını, bazı kültür tarihçileri İrtiş-Urallar arasını veya Altaylar-Kırgız bozkırları arasını veya Baykal Gölü’nün güneybatısını göstermişlerdir. Bâzı filologlar ise Altaylar’ın doğusunun veya Kingan sıradağ bölgesinin ya da 90. boylamın doğusunun Türk anayurdu olması gerektiğini düşünmüşlerdir.

Bu tarif Eskiçağ tarihimiz ile ilgili bize bahşedilen en geniş saha ile ilgilidir. Türklerin Sadece Tarihi değil, Coğrafyası bile Batılı tarihçiler ve onların tezlerini Türk tarihinin içerisine monte etmiş Zeki Velidi Togan ve onun tesirinde kalan tarihçilerimiz tarafından küçük bir alana sığdırılmaya çalışılmaktadır. Hâlbuki bu güne kadar anlatılanlar Türk’ün gerçek tarihinin küçük bir kısmı bile değildir. Eskiçağ’dan bu güne kadar Türk tarihi ile ilgili gerçekleri anlatmaya devam ediyoruz.

TÜRK YURDU NERESİDİR?

Sevgili Okurlar,

Günümüz dünyasında Türk’ün yaşamadığı coğrafya hemen hemen yok gibidir. Son buzul çağından M.Ö.15.000’lerden itibaren Alpin Brakisefal Türklerin diğer topluluklardan binlerce yıl önce medeniyet yayıcı büyük bir ırk olarak ortaya çıkması ve önce tarımda sonra diğer endüstri dallarında ilerleyerek Dünyanın gelişmemiş tüm yörelerine yayılmaları neticesinde dünya bu günkü durumuna ulaşabilmiştir.

(Kafatası biçimine göre üç tür “antropolojik ırk” vardır. Brakisefal (geniş kafa), dolikosefal (dar ve uzun kafa) ve ikisinin ortası sayılan mezosefal.)

Brakisefaller hayvanı ilk evcilleştiren ve tarım tekniğini geliştirenlerdi. Orta Asya ve Anadolu arasında karşılıklı hareket halinde olan brakisefaller, Anadolu’dan ve Asya’dan ayrı kollar halinde Avrupa’ya göç etmişler, Anadolu, Asya ve Avrupa’da bir medeniyet sıçraması yaratarak yeni bir dönem başlatmışlardır

Nitekim daha önceki paylaşımlarımızda bahsettiğimiz gibi Avrupa’yı güzelleştiren ve medenileştiren Türklerin M.Ö.8000-5000 yılları arasında yaptıkları kalıcı yerleşmeler olmuştur.

Özellikle 1800-1850 yılları arasında Türklerin göç yolları incelenmiş Mezarları ve kemik yapıları ile göç ettikleri yerlerde yaşadığı sanılan Avrupalıların mezarları incelenmiş yapılan antropolojik tespitlerde Türklerin Avrupa’ya göç yolları, göç ettikleri yüzyıllar ve kültür varlıkları belirlenmiş, ileri ki yüzyıllarda göç eden Alpin Brakisefal ırklarla Avrupalı Dolikosefal ırkların ihtilatından ve kültürel gelişimden Türk ırkının Batı üzerindeki etkisi ile ilgili haritalar ve grafikler çıkarılmış bu konuda çalışan İskoç, Finlandiya, İsveç, Norveç Alman gibi uluslara ait tarihçiler Türklükleri ile ilgili tezler üzerinde çalışırlarken İngilizler başta Avrupalılar Avrupa’ya göç eden ırka Türk diyememiş ancak “Turan ırkı” diyerek nazariyeler geliştirmişlerdir.

Tüm bunlar bu gün insanlarımızdan özellikle gençlerimizden saklanmakta Cengiz öncesi tarihimizde bizimle hiçbir alakaları bulunmayan Moğollar ile ilgili Türk Moğol ırk birlikteliği nazariyesi üretilmekte bir adım daha ileri gidilerek Türk tarihinde sanki hiç kahraman kalmamış gibi gençlerimiz Moğol resimleri veya spotları altında kendilerine övünç aramaktadır.

“TÜRKLER GELMESEYDİ BİZ HALEN İLKEL BİR HAYATIN İÇİNDE OLACAKTIK!” Pof. Dr. Eugene Pittard

Sevgili Okurlar,

Türkler Avrupa’ya gittiğinde Avrupa da mağara devri ile ilkel yerleşim arasında bir dönemi yaşamakta olan orta boylu dolikosefal (Küçük kafalı) kısa boylu esmer insanlar yaşıyordu. Sarışın Kumral, uzun boylu ve ileri derecede medeniyete sahip Türkler bu insanları eğittiler medenileştirdiler ve birlikte millet oldular. İskoçlar, Almanlar, Keltler, Vikingler İsveç, Noveç Danimarka gibi ülkeler, Türklerin ilk göçleri sayesinde medeniyetle tanışmışlar toplum süreçlerine geçmişlerdir. Bu toplulukların ilk dinleri bile Türklerin Tengri inancı ile benzerdir.

Nitekim, Irklar, Irkların yaşadığı coğrafyalar ve Genel Antropoloji konusunda en saygın uzmanlardan kabul edilen Prof. Dr. Eugene Pittard II.Türk tarih kongresinde “Öyle zannolunabilir ki bu yönetenler (Türkler) gelmemiş olsalardı, Avrupa kıtası, yalnız iklimi ve fonası itibariyle tadile uğrayan ve ancak insan manzaraları noktasından pek değişmeyen aynı genel simayı, paleolitikten evvelki devirlere ait simanın aynını, muhafaza ederek devam edecekti. Eğer Çin Seddi tarzında yüksek bir duvar Avrupa’yı dünyanın diğer kısımlarından ayırsaydı, biz hatta bugüne kadar köşede bir avcı hayatı içinde yaşayıp duracaktık.”diyordu.

“ANADOLU DA YAŞAYAN TÜRKLERİN BUGÜNKÜ AVRUPA’NIN ANASIDIR.” Pof. Dr. Eugene Pittard

Sevgili Okurlar

Pof. Dr. Eugene Pittard şöyle devam ediyordu:

“Avrupa’ya bizim neolitik medeniyet dediğimiz sosyal değişim ve gelişimi getirenler, bugün Anadolu’da sakin olanların cetleridir. Hali hazırdaki malumatımız bunun böyle olduğunu göstermektedir.”

“Bu durumdan çıkaracağımız sonuca göre, bütün Avrupa’nın diğer kıtalar Avrupa ile dayanışma içerisinde olduğu düşünülürse, bütün medeni dünyanın Anadolu ve onunla ilgi içerisinde bulunan veya komşu olan ülkelerin, bugünkü medeniyetimizin bütün unsurlarını ve başlıca ırklarımızdan birini kendisinden aldığımız bir mukaddes toprak gibi kabul etmesi,-Anadolu da yaşayan Türklerin bugünkü Avrupa’nın anası olmuş olduğunu kabul etmesi lazım gelir.”

(Atatürk’ün antropoloji çalışmalarında yoğun çalışmalar sürdürdüğü İsviçreli profesör Eugene Pittard’ın “Irklar ve Tarih” adlı çalışması Türk antropoloji çalışmalarında kaynak rolü oynamıştır.)

Pittard, bugün bu “antropolojik ırk”a Türkistan’da Türkmen, İran’da Fars, Anadolu’da da Türk denildiğini belirtmişti.

Özetlersek Türklerin Orta Asya’da ki ilk Anayurdu Türkistan’ın uzak Kuzey Doğusunda kalan bölgeler hariç, Kuzey’den Hindistan içlerine, Hazar Denizinden Çin içlerine kadar olduğu şeklindedir. Anadolu Son buzul çağından sonra M.Ö.14.000’lerden itibaren Alpin Brakisefal Türk’lere yurtluk etmiş ilk anayurtlarımızdan olup Güney Rusya, Kafkaslar, İran adını verdiğimiz toprakların tamamı ve Mezopotamya M.Ö.12.000 ve M.Ö.10.000’lerden itibaren Türklerce yurtluk etmiş diğer vatan parçalarımızdır. M.Ö.8000’lerden itibaren başlayan Türk göçlerini de ekleyecek olursak Avrupa Türklere yurtluk etmiş diğer bir kıtadır.

Şimdi bu kadar muhteşem bir tarihe malik Türkler ile Aşağıda Yurt tarifinde göreceğiniz gibi Cengiz Han öncesi Türk Yurtlarından binlerce Km ötede yaşamış, Türklerden 1000 yıl geride bulunan Ötüken Türk Yurdu civarına gelmeden yazı dili bile olmayan hayvancılık ile geçinmiş, ileri ki yüzyıllarda Türklerin bütün adet ve geleneklerini kopyalamış, törelerini, inançlarını, savaş sanatını hatta efsanelerini bile kopyalayarak kendilerine uyarlamış saman alevi gibi yanıp, söndüğü yüz elli yıl içerisinde milyonlarca Türk katletmiş bir toplumu Türklerle müsavi, hata üstün kılarak Tarih yazmak veya anlatmak Türk tarihine ihanettir. Türkçülük değil, Moğolculuktur.

MOĞOLLARIN YURTLARI

Sevgiyi Okurlar,

Moğolların asıl toprakları ise Türk ana yurdundan binlerce kilometre kuzeyde Mançurya ile Baykal gölünün kuzeydoğusundadır.

Bilindiği üzere, bir memleketin iklimi, üzerindeki halkın ruh ve beden yapısının teşekkülünde önemli ölçüde rol oynar. Ormanlık bölgelere hiç girmeyen (Altaylar istisna edilirse) Türkler, daima bozkır coğrafyasının tesirinde kalarak savaşçı ve teşkilatçı olmak zorunda kalmışlardır.

En Sağlam bilgi dönemin içinde yakın yaşamış olan Alaaddin Ata Melik Cüveynî’ye aittir. “Moğolların ilk yurtları ile ilgili olarak ana kaynaklarda muhtelif bilgiler mevcuttur. Aslında Moğollar daha kuzeyde yaşarlarmış. Yani Mançurya bölgesinde. Burası büyük bir düzlükmüş” diyor. “Moğolların oturdukları, doğup büyüdükleri yerler ziraata elverişli olmayan yerlerdir. Onların ülkesinin uzunluğu ve eni yedi sekiz aylık bir yoldan fazladır. Doğusunda Hıtay, batısında Uygur, kuzeyinde Kırgız ve Selenga, güneyinde ise Tangut ve Tibet bulunur.”

Bu bilgilerin ortak noktası Moğolların ilk yurtlarının Türklerin yaşadığı yerlerin binlerce Km Kuzey doğusunda olduğudur.

CENGİZ HAN ORTAÇAĞIN EN BÜYÜK SOYKIRIMINI YAPMIŞTIR. MİLYONLARCA (TAKRİBEN 12-20 MİLYON) TÜRK VAHŞİCE KATLEDİLMİŞTİR

Sevgili Okurlar,

Biz tarihte yaşanılanları doğru bir biçimde hilafsız ve tesir altında kalmadan anlatıyoruz. Bizim millet olarak milli hafızamız yok edilmiş durumdadır. Türk tarihi gençlerimize minyatür haline getirilerek anlatılıyor. Böyle olunca Türk aleyhtarlığı konusunda faaliyet göstereceklerin önü açılıyor. Ayrıca Tarihin gerçeklerini bilemediğimiz için genetiğimizde taşıdığımız binlerce yıllık hafızayı kullanamıyoruz.

Türk tarihinin her sayfasını doğru bilmezsek bu kadar düşmanla baş edemeyiz. Bizim bu günkü Moğollarla ne alıp veremediğimiz olur ki? Moğollar Cengiz’den sonra kurulan devletlerin içerisinde sadece yönetici konumunda yer almışlar, kurdukları imparatorluklar yerlerini Türk Devletlerine bırakmıştır. Türklerle ihtilata girmiş yani yarı Türk bir kısım Moğol da bu günkü Moğolistan’a döndü.

Bu gün bile Moğolların nüfusu 3 Milyon civarında olup tüm Moğolların genetiğinde Türklere karşı ilgi vardır. Ayrıca Moğollar Kırgızların Ötüken’i terk etmesi sonrasında sahipsiz kalmış Türk Yurdu’na gelip yerleştikleri sırada o bölgede yaşamını sürdüren Türkler Türkçeyi unutmuşlar Moğolca konuşan Türkler olarak yaşamlarını sürdürmeye devam etmişlerdir. Moğolistan’ın yarıdan fazlası Türk soyludur.

Moğolca konuşur ancak sorduğunuzda “Türk asıllıyım” der. Bizi seven bu insanlarla bizim ne alıp veremediğimiz olabilir? Dünya’da uğraşacak kimse kalmadı da Moğollar mı kaldı? tabii ki bizim de duygularımız ve düşüncelerimiz bu merkezdedir.

Ancak tarihi gerçekleri bilmek Türk varlığını etkisizleştirmek önemsizleştirmek, Türkler yerine başka milletlerden kahramanların peşinden gitmek Türklüğe ihanettir.Türk Milletinin hiç kahramanı kalmadı da, tarihte en büyük Türk soykırımlarını yapmış Moğol Cengiz ve Moğol Hülagu ile mi övüneceğiz?

Böyle bir tarihi cehalet olabilir mi?

CENGİZ NE ZAMAN BİR MİLYON ARABI KILIÇTAN GEÇİRMİŞ?

Sevgili Okurlar,

Resmini aktardığımız bir paylaşım var yazılanlar aynen şöyle :

“Arapların 100 Bin Türk’ü katlettiğini annesinden öğrenen ve Tengriye yemin olsun ki hesabını soracağım diyerek 1 milyon Arabı kılıçtan geçiren Büyük Komutan Cengiz Han!”yazıyor!

Cengiz’in Araplardan intikam aldığı veya Arap illerine saldırdığı İslam dünyasını yerle bir ettiği şehir efsanesinden başka bir şey değildir. Tam tersine Cengiz’in sürekli Türklere saldırmasından keyif alan Halife Cengiz’e işbirliği teklif etmiş Cengiz Araplardan bir fayda gelmeyeceğini bildiği için reddetmiştir.

Kaldı ki Moğolların yazı dili Ötüken’e geldikten ve Uygurlar ile temasa geçtikten sonra Uygurlar tarafından hazırlanarak kendilerine verilmiştir. Cengiz Ötüken’e geldiğin de okuma yazması yoktu. Hükümdar olduğun da bir yazıcısı bile yoktu. Ancak Türk askeri eğitimini kopyalayan Cengiz Moğolları etrafına toplayarak dev bir ordu kurmuştu. 13. Asrın başlarında emsalsiz ve yenilmez bir orduya sahipti. Uygurlar Kırgızlar başta Türk boy ve budunları bu sebeple kendisine tabi oldular.

Bir imparatorun strateji, tasarım ve diğer konuları toparlayacak geliştirecek bir yazı heyeti olması gerekiyordu. Uygurlar Cengiz Han’a bu konuda yardım önerdiler ve Cengiz’in etrafında toplandılar. Cengiz böylece okuma yazmayı öğrendi. Moğollarda okuma yazma yoktu ki Cengiz’in Annesi Cengiz’e 500 yıl önce Türk illerinde 100.000 Türk’ü katletmiş Kuteybe’den bahsedebilsin!

Bu gün bile hangi anne evladına 500 yıl evvel geçmiş bur olay ile ilgili öğüt verebiliyor?

Kaldı ki Cengiz Kuteybe’nin katliam yaptığı illerde 12 – 20 Milyon Türk katletti bu illerden bazılarının enkazı bile kalmadı.

CENGİZ TÜRKLERE KARŞI EMSALİ GÖRÜLMEMİŞ BİR KATLİAM YAPTI

Sevgili Okurlar,

Cengiz’in yönettiği ve Moğolların Türklerden oldukça fazla bir çoğunlukla yanında yer aldığı savaşların tamamında, (Türklerin Moğol ordularında nüfus olarak fazla olması daha sonradır.) savaşılan devletlerin Gürcistan gibi küçük bir ülke ve küçük Slav unsurlar hariç tamamı Türk Devletleridir. Tahrip edilen Şehirler Türk Kültür ve Medeniyetinin yıldızı hatta güneşi haline gelmiş muhteşem Türk kentleridir.

Cengiz Han tarafından Türk bölgelerinde ve Türk şehirlerde soykırım ötesi bir şekilde vahşice öldürülen halkın tamamına yakını Türklerdir. Cengiz ve Moğol ordularının 1206-1227 yılları arasında sürdürdüğü katliamlar dünya tarihinde emsali görülmemiş bir soykırım hadisesidir.

Maveraünnehir ve Horasan yöresinde devam eden bu katliamlar 1240’lara sürmüş Selçuklu, Gazneli ve Karahanlıların mirası üzerinde yaşayan en yüksek nüfusu barındıran Oğuz boylarından çok küçük topluluklar kalmış kalanı yok edilmiştir.

MOĞOL FÜTÜHATI DEĞİL MOĞOL İSTİLASI

Sevgili Okurlar,

Zeki Velidi Togan ve ardlılarının “Fütühat” adı verdikleri son dönemde yazılan tezlere bile “Moğol Fütuhatı” olarak geçen Moğol istilası dünya tarihinin gördüğü en büyük yağma, katil ve tahrip hareketlerinden birisidir.

Bu İstilâ neticesinde Orta Asya ve Yakındoğu’nun etnik, demografik ve kültürel yapısı yeniden şekillenmiştir. Bu şekillenme Türk nüfusunun azalması sebebiyledir.

Moğol istilası esnasında bilhassa Mâverâünnehir, Horasan, Merv, Nîşâbûr, Belh, Tirmiz Otrar ve Hocend, Buhârâ ve Semerkand, Herât , Gazne ve Sind bölgesi büyük zarar görmüştür. Türk medeniyetinin gelişmesinde önemli rol oynayan Merv, Nîşâbûr, Gürgenç ve Rey gibi pek çok büyük şehir adeta haritadan silinmiştir.

Birbirinden bağımsız kaynakların rivayetlerine göre, milyonlarca insan Moğollar tarafından katledilmiştir.

Sadece Merv ve çevresinde katledilen insanların sayısı bir rivayete göre 700.000, diğer bir rivayete göre ise 1.300.000 kişi olarak kaydedilmiştir. Yine, Nîşâbûr ve çevresinde katledilenlerin sayısı 1.747.000, Herât’ta katledilenlerin sayısı 1.600.000, Türk Yurtlarında ve Türklerin yaşadığı şehirlerde katledilen Türk sayısı bazı kaynaklarda 12 Milyon olarak verilirken bazı kaynaklarda 20 Milyona kadar çıkmaktadır.

Nitekim XIV. yüzyılda yaşayan ve kendisi de bir İlhanlı bürokratı olan Hamdullâh Mustevfî-yi Kazvînî bu tahribatı şu çarpıcı cümlelerle tasvir etmektedir: “Dünya eğer bin yıl hiç zarar görmeden kalsa, yine de Moğol istilasının zararlarını telafi etmek ve vaziyeti eski haline getirmek mümkün olmayacaktır” diyor. (Hamdullâh Mustevfî-yi Kazvînî, 1915, s. 27)

KEŞKE ANNEM BENİ DOĞURMASAYDI, KEŞKE BU BÜYÜK FELAKETTEN EVVEL ÖLÜP GİTSEYDİMDE BUNLARI GÖRMESEYDİM! (BÜYÜK TARİHÇİ İBN-ÜL ESİR)

Sevgili Okurlar,

Hadiselere çağdaş olan, İslam tarihinin temel 5 kaynağından biri olması konusunda şüphe bulunmayan, en büyük tarihçilerinden İbnu’l-Esîr, elKâmil fî’t-târîh isimli eserinde Moğol istilasıyla ilgili şunları yazmaktadır:

“Moğollar’ın İslam diyarına girişleri hadisesini kaleme almaktan yıllarca çekinip durdum. Bu olayları kaydetmeyi hiç de istemiyordum. Bazen bunu yazmanın gereğine inanıyor, bir adım ileri atarken iki adım geri atıp vazgeçiyordum.

İslam’ın ve Müslümanların ölüm haberini ve başlarına gelen büyük felaketi yazmak kimin kolayına gidebilir? Kim bu büyük felaketin yazılmasını ve anlatılmasını kolay görebilir? Keşke annem beni doğurmasaydı, keşke bu büyük felaketten evvel ölüp gitseydimde bunları görmeseydim! Adım ve sanım unutulsaydı da bu olayla karşılaşmasaydım, böyle bir olayı yaşamasaydım! Yakın dostlarımdan bazıları sürekli olarak Moğollar’ın İslam diyarını istilasını yazmam hususunda bana ısrar edip duruyor ve beni teşvik ediyorlar, ben ise bu büyük felaketi kaleme almaktan sürekli çekinip duruyordum; fakat sonunda böyle mühim bir tarihî olayı yazmamanın da bir fayda sağlamayacağını kabul ettim.

Bu büyük ve dehşet verici olay, muazzam musibet, gün ve gecelerimizi kararttı, hayatımızı perişan etti, bölgede yaşayan bütün insanları ve özellikle Müslümanları kökünden kazıdı. Şayet birisi çıkar da ‘Cenab-ı Allah’ın Hz. Âdem’i yarattığı günden bugüne kadar bu büyük felaketin benzeri görülmüş ve yaşanmış değildir’ derse mutlaka doğru söylemiş olacaktır. Moğol istilası felaketini yazan tarihler bu olayı bütün dehşetiyle ne kadar anlatıp dursalar, yine de kıyısından kenarından geçmemişlerdir diyebilirim…

Cenab-ı Allah’tan temennimiz, bu dünya ayakta durduğu müddetçe kıyamet kopuncaya kadar, belki Ye’cûc ve Me’cûc olayı hariç, inşallah bir daha böyle büyük bir musibet ve dehşet verici bir felaketin insanların başına gelmemesidir. Dünyanın sonlarına doğru zuhur edecek olan Deccâl, kendisine tabi olan insanlara dokunmayacak, fakat kendisine muhalefet edenleri ise yok edecektir. Ama Moğollar yeryüzünde hiç kimseyi sağ bırakmadılar. Kadınları, erkekleri, küçük yaştaki çocukları toptan katliama uğrattılar; hatta hamile kadınların karınlarını deşerek taşıdıkları ceninleri bile öldürdüler” (İbnu’l-Esîr, XII, 1991, s. 316-317).

Değerli Arkadaşlarım,

Türk tarihinin en vahim hadiselerinin başında gelen Cengiz Han’ın Türk Şehirlerinde yaptığı katliamları bir sonraki paylaşımımız da özet halinde ancak ayrıntılarıyla anlatacağız.

Genelde bu güne kadar pek anlatılmayan konuları ele alıyoruz. Sizlerden istirhamım sarih Kaynaklarla bir belgesel niteliğinde hazırladığımız bu konuların yayılmasına, Türk gençlerinin gerçekleri öğrenerek Türklük şuuruna sahip olmalarına ve milli hafızalarının canlanmasına katkı sağlamanızdır.

Tüm Değerli Arkadaşlarımıza En içten Sevgi ve Saygılarımı sunar mutlu sağlıklı başarılı güzel günler dilerim.

TANER ÜNAL

Related Post

Türkler ve Başlık Yasaları

Posted by - 3 Ocak 2021 0
1829 yılında II. Mahmut “Fes Yasası”nı çıkarttı. Memurların sarık ve şalvar giymeleri yasaklandı ve toplumda sarık yerine fes giymesi istenildi.…

Selçuknâme’den Nasihat

Posted by - 13 Ocak 2021 0
Selçukname’den alıntı Oğuz Kağan öğütleri; “Padişahın gazaba gelip kızdığında acele etmemesi gerekir. Diriyi öldürebilir, ama ölüyü diriltemez. Nitekim bütünü kırmak…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir