Çanakkale Savaşı Kanla Kazanılmış Bir Zafer

152 0

Benimle beraber burada muharebe eden askerler kesin olarak bilmelidir ki, bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Çanakkale Savaşı, 1915-1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası’nda Osmanlı İmparatorluğu ile Birlik Devletleri arasında yaşanmış bir deniz ve kara savaşıdı. Çanakkale insan gücünün, inancının, vatanını sevenlerin, vatanını savunanlarla  ve onu işgal edenlere gelenlerin, bir birini öldürmesi,   bir çok insanın yaralanması ve  sakat kalması ile sonuçlanan tarihi  bir savaşdır. Türk hâkimiyetini sona erdirmek ve Türkleri tarih sahnesinden silmek için en iyi fırsat Çanakkale Savaşı’ydı. Bu senaryo defalarca tekrarlanmasına rağmen duşmanlar tarafından hiç bir sonuç alınamamışdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden itibaren mirasına el koyma politikası yoğunlaşmış, ancak konu İstanbul ve boğazlar olunca şartlar değişmiş ve işgalci güçler arasında bir soğukluk ortaya çıkmıştır. Tıpkı Rusya’nın İstanbul’u ve boğazları kontrol altına almak için 200 yıldır Osmanlı İmparatorluğu ile savaşması gibi. İngiltere Admiral Dukworth yönetiminde İstanbul civarına nasıl gelmiş ve bir çok kayıplar vererek geri dönmüşse, Napolyon Bonapart, iradesine rağmen Osmanlı ait Mısır ve Suriye’yi işgal etmek ve terk etmek zorunda kalmışsa ve vasiyyetinde “ Constantinople, Constantinople, Jamais  c”est l  Empire du Monde  İstanbul,İstanbul bura dünyanın imperatorlugudur ” söylemekten bile çekinmemiştir. 18 Nisan 1912’de İtalyan donanması, Türk topçularının Kumkala ve Seddülbahir kıyılarında ağır topçu ateşi sonucu boğazı geçemeyerek geri dönmüşlerdi. Böylece İngilizlerin, Fransızların, Rusların ve İtalyanların tüm bu başarısız operasyonları, kendileri ile birlikte getirdikleri Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar tarafından da son bir kez  tekrarlannmışdı. Osmanlı İmparatorluğu, 20. yüzyılın başlarında zaten parçalanma devri içindeydi. Osmanlının bu yıllardaki yenilgileri, 1912-1913 Balkan Savaşı, Balkanlar’da toprak kaybı ve 1914’te Sarıkamış’ta Rusların yenilgisi ile sonuçlandı ve Osmanlılar bu savaşlarda en iyi silahlı askerlerini kaybetti. Osmanlıları bölme ve topraklarına sahip olma niyeti, Avrupa devletlerinin en başından beri uygulamak istedikleri hain planlarından biriydi. Rusyanın yıllarca boğazları işgal etmek isteyi, İngiltere Hindistan yarımadasının güvenliği için Filistin’i, petrol için İrakı, Fransa Suriye’ ve Kilikyanı  İtalya ise Antalya’yı istiyordu. Aslında Avrupa devletleri arasında artan gerilimin nedenlerinden biri, Osmanlı topraklarının bölünmesinin her devletin ilk ellerine devralmak istediği idi. Almanya doğuya dogru, Fransa Napolyon’un Vasiyeti,1 Petro vasiyyeti içinde, ;Rusya İstanbul’u ele geçirirse bir dünya gücü olabilir; ve sıcak denizlere ilerleme politikaları yürütülüyordu. Rusya Çanakkale Boğazı’nı ele geçirirse Fransa’nın boğazlara sahip olma isteği arzuları gözünde kalıyordu. Boğazlardaki Soğuk Savaş, Fransa ve İngiltere’nin Boğazları Ruslardan önce ele geçirmesine yöneltmişdir.İngiliz donanmasının komutanı Uniston Churchill, Çanakkale Boğazı’nın Eylül 1914’te işgal edilmesi için bir plan hazırlayarak Başbakan Herbet Asquite’e verdi. Plan, bir kaç devlet kurumu aracılığıyla kabul edildi. İngiliz ve Fransız zırhlı gemilerinden oluşan bir donanmanın Boğaz’a büyük şekilde  saldırısı Şubat 1915 için planlanmış ve en güçlü saldırı 18 Mart 1915’te planlanmışdı. Elbette ki bunlar Birlik devletlerinin sadece kurmuş oldukları boş hayalleriydi. Birlik Devletlerinin ordusundaki askerler  farklı milletlerden gelen askerlerden oluşuyordu. Bu orduda İngilizler, İrlandalılar, Fransızlar, Kızılderililer, Kuzey Afrikalılar (Cezayir, Zuave), Yunanlılar, Anzaklar, askere gönüllü gitmelerine rağmen, İngilizlerle yaptıkları görüşmeler sonucunda bu askerlere aylık maaşlar kesmişlerdi ki,bu da onların gönüllülerden daha çok para için gelmiş olduklarını gösteriyordu. Bu inançla İngiltere ve Fransa, 3 Kasım 1914 yılın alacakaranlığında Bozcaada’dan Boğaz’ın ağzına yaklaşarak Osmanlı surlarına ateş açtılar.İngilizler Seddülbahir ve Ertogrul’a, Fransızlarsa Anadolu kıyısındaki Kumkala ve Orhaniya savunma duvarlarına ateş etmeleri neticesinde Osmanlı askerleri şehit düştüler.Amiral Carden, askeri manevralarla boğazı geçmeye çalıştı. 24 Kasım 1914’te, boğazlarda bir Fransız savaş gemisi görününce, Osmanlı kıyı topçuları düşman üzerine ağır ateş yagdırdılar. 2 Aralık’ta İngiliz denizaltısı zorlukların üstesinden gelerek boğaza girdi. 750 metre ileride Osmanlıya ait Mesudiye Zırhlısına ateş açtı ve gemiyi batırdı.Mesudiye zırhlısında bulunan askerlerin 35 i şehit düştüler. 19 Şubat 1915’te düşman savaş gemileri öğlene kadar uzun menzilli bombalamaya başladılar. Savunma bariyerlerinin müdahalesi sonucunda Birlik Devletlerinin gemileri plana uygun hareket edemiyor ve sonuç alamıyorlardı.Görevini gereği gibi yerine getiremeyeceği düşünülerek,görevinden alındı ve yerine 17 Mart’ta  admiral John de Robek getirildi.Yeni Admiral, Londra’ya 18 Mart’ta boğaz’a saldıracağını ve yakında İstanbul’da olacağını duyuran bir telgraf gönderdi. Ancak Osmanlı ordusunun yüksek rütbeli askerlerinden sayılan Cavad Çobanlı, 17 Mart gecesi boğaza mayın döşemesini emr etti. Aldığı emir doğrultusunda o gece Nazmi Bey, “Nusrat” maden gemisi yardımıyla boğazın Asya yakasına            11 hatt üzre 26 mayın döşedi.Mayınlar 11 hatt olmakla 400-üze kadar oldu.18 Mart 1915’te İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan dönemin en büyük deniz kuvvetleri üç grup halinde boğaza girdi.Donanmanın en güçlü bölümü, bizzat Admiral Robek tarafından yönetiliyordu. Bu donanmanın ilk grubu İngilizlere mahsus Elizabeth,İnflexible zırhlı gemisi,Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemisi, ikinci grupta yine İngiltere’ye ait Okyanus, İrresistible,Wengeance Majestic, savaş gemileri, üçüncü grupta Fransaya ait Bouvet, Prens, Suffren savaş gemileri zırhlıları dahil edilmişdi.Müttefiklerin,zayıf  Türk ordusunu rahatca susturup boğazı ele geçire bilecekleri konusunda büyük umutları vardı. Bu umutlada 18 Mart’ta şiddetli saldırılar başlattılar ve Rumeli Camii ve Hamidiyya surların  yogun ateşe tuttular.Karşılıklı saldırılar 1 saate kadar sürdü.Bu bombardımanlar sonucunda Osmanlı savunucuları ve bataryaları ağır zararlar gördü.Ancak tüm bu saldırıların karşılıgı veriliyordu.Savaşın planlandığı gibi gitmediğini gören Admiral Robek, Fransız savaş gemilerinin geri çağrılmasını emretti ve bir kaç İngiliz savaş gemisini boğaza getirtti. Boğaz’dan geri çekilen Bouvet ve Suffren, Hamidiye surlarının keskin nişancıları tarafından ateşe tutuldular.O anda,Fransız savaş gemileri bir mayına çarptı ve manevra kabiliyetlerini kaybetti.Mayına çarpan Bouvet, orduyla birlikte yok edildi. (tarihte ölü sayı 603, bazen 639) oldugu yazılıyor. “Çanakkale Geçilmez” kitabının yazarı Alan Moorehead şunları yazıyordu: Saat 13: 45’te, Suffren ile Bouvet savaş gemisi bir mayın patlamasıyla sarsıldı. Güvertesinden gökyüzüne bir sis yükseldi.Yavaş yavaş yan tarafa battı ve kayboldu. Gemide bulunan 639 asker suda boguldu.Bir gece önce Nusret  mayın gemisinin döşediği mayınlar kendini dogrultmuşdu.Bölgeye mayın yapıldığını gören Admiral Robek, mayınları temizlemek için balıkçıları boğaza çıkardı.Ancak savunmacıların açtığı ateş sonucunda balıkçılar korku içinde kaçtı.Boğazı geçmeye çalışan düşman gemilerine Türk savunucuları aralıksız ateş ediyorlardı.Bir dev gibi bogazda yatan duşman gemilerinden olan İnlexible,İrresistible,Queen Elizabet, ve Agamemnon gemileri ağır kayıplar verdi.Böylece 6 saat içinde çok sayıda büyük zırhlı gemiyi kaybeden Amiral Robek, denizden yapılan saldırının boşuna olduğunu gördü ve geri çekilme emri verdi.18 Mart’ta olanlar bir heyecan yaratmıştı. Lord Fisher gibilerin ordusuz bir donanmanın yenileceğini söyleyenler haklı, ama De Robek ve Churchill gibiler yine de donanmayla İstanbul’u zorla ala bileceklerini düşünüyorlardı.Türk tarafı 18 Mart’ta kazandığı zaferle güvenini artırmış,Çanakkale’nin boğazlardan geçilemeziyini tüm işgalci güçlerine göstermişdi.Çanakkale Savaşında deniz hareketinin başarısızlığı umutları kara harekatına çevirmişti.Ancak düşmanın bu kadar kolay teslim olmayacağını çok iyi bilen Mustafa Kemal Atatürk, karadan saldıracaklarını önceden hesaplamıştı. Atatürk, yaptıgı bir toplantıda düşmanın Seddulbahir’den karaya, Alman General Sanders ise Anadolu ve Bolayır’dan asker çıkarılacagını söylüyordu.Ancak Müttefik devletleri, yenilmez komutan Atatürk’ün düşündüyü noktadan saldırılara başladılar.Gelibolu’da ordunun başına Otto Liman von Sanders getirilmişti.Bu adam 44 kişilik kadrosu ile Osmanlı Devleti’ne sığınan Sanders’dı. (Otto Liman von Sanders 17 Şubat 1855 – 22 Ağustos 1929, I.Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusunda danışman ve askeri komutan olarak görev yapan bir Alman generaliydi. 1918’de Sina ve Filistin cephelerinde savaş operasyonlarında Osmanlı ordusuna liderlik etmiştir.) Askerler önemli yerlere yerleştirilyor ve düşmanın her hareketi bekleniyordu.Müttefik kuvvetlerin başında, General Hamilton duruyordu ki,onunda emrinde 75.000 kişilik bir kuvveti vardı.General Hamilton, Gelibolu Yarımadası’ndaki önemli stratejik konumlara güç konuşlandırarak yarımadanın kontrolünü ele geçirmeyi ve Osmanlı kıyı topçularını zayıflatmayı amaçlıyordu. Bunun içinde yarımadanın iki ana bölgesi öngörülüyordu. Bunlardan biri yarımadanın en güney ucu olan Seddülbahir, diğeri ise kuzeyde Kabatapa ile Küçük Ariburnu arasındaki yerdi. Bu iki bölgenin ana hedefi Seddülbahir’di, bunun temel nedeni bölgenin üç hisseden deniz topçu ateşi ile desteklenecek bir yer olmasıydı. Seddülbahir cephesine konuşlandırılan birliklerin asıl amacı, yarımadanın güneyindeki Alçıtepe’yi ele geçirmek ve böylelikle Seddülbahir’deki Osmanlı kuvvetlerini engellemekti. Alçıtepe ilk günün hedefi olarak biliniyordu. Alçətepe, Seddülbahir’e 10 km, Zıgındere’ye 5 km uzaklıktadır. Arıburnu cephesi kuvvetlerinin amacı,Kocaiçmen tepesi üzerinden sahile yerleşerek Seddülbahir cephesindeki Osmanlı ordularının geriye iletişimini kesmek idi. Seddülbahir cephesinde İngiliz ve Fransız birliklerinin asıl hedefi kuzeydeki Kirte ve Alcıtepe köyleriydi. Bu hedefleri yakalamak için bir Müttefik saldırısı olan (Birinci Kirte Muharebesi) 28 Nisan 1915 sabahı gerçekleşti. Savaşın ilk saatlerinde düşman orduları üstün olsalarda, ancak öğleden sonra Yarbay Sabri Bey iki tabur kuvvetiyle saldırarak düşmanı geriye dogru püskürttü. Müttefik ordularının bir sonraki saldırısı 6 Mayıs 1915’te (İkinci Kirte Muharebesi) oldu.Üç günlük savaşta düşman 500 metre ilerlesede, ancak ağır kayıplarla geri döndü.(Üçüncü Kirte Muharebesi) 4 Haziran 1915’te gerçekleşmiştir. Osmanlı ordusunun sol kanadından Fransız birlikleri, sağ tarafdansa İngiliz birlikleri saldırıya geçtiklerinde ağır bir direnişle karşılaştılar ve kayıplarla geri döndüler. Bu savaşta İngilizler 4.500, Fransızlar 2.000, Osmanlılarsa 4.965 yaralı ve 52 ölü kaybetti.Her üç operasyonun da başarısızlığa uğramasından sonra, cephe komutanları saldırıları ön saflardan ziyade daha güvenli yerlerden yapmayı münasib görmüşler.Birlik devletlerinin sonraki saldırıları Birinci ve İkinci Kereviz Savaşları, Zıgındere, Anafartalar Savaşları olmuştur.Her iki cephede  kanlı savaşlardan sonra, 1915 Temmuzunun sonlarında cepheler kilitlenmiş ve cebheler ölüm meydanlarına dönüşmüştü.Gelibolu’da bir sonuç elde etmek için Sir General Hamilton, daha kuzeyde üçüncü bir cephe açmaya karar vermişti.Burda amaç sert direniş gösteren, Osmanlı kuvvetlerini her iki cephede geri püskürtmekti. 5-6 Ağustos gecesi başlayan Anafartalar’ın ilk muharebesinde Osmanlılar, Müttefik kuvvetlerini geri çekilmeye mebur bırakmışlardı.Daha sonra İkinci Anafartalar muharebesinde  siper savaşıları sürmüştür.Anafartalar çatışmalarında atılan mermilerden biri Atatürk’ün göğsüne isabet etse de,üzerindeki saat onu ölümden kurtarır.Bu nedenle Atatürk, bazen Anafartalar kahramanı olarakda anılır.Her iki tarafında  artık saldırmak gücü kalmamıştı. Tüm operasyonların başarısız olmasından bıkan yorulan  Hamilton, yarımadada hiçbir askeri harekat yapılmaması emrini vermişti. O  kadar kayıptan sonra müttefiklerin   Gelibolu’dan ayrılması kolay verilecek  bir karar değildi. Keskin karar 7 Aralık 1915’te verildi. Sır olarak kalsın diye, geri çekilme sadece geceleri gerçekleştirilirdi.Gündüz bir grup asker sahile çıkartılır, öne doğru yürüşler edir, gecelerse Gelibolu’dan ayrılıyorlardı. İngilizler götüremedikleri tüm cephaneleri kıyıda yakıyorlardı.Yarımadadan çıkış 9 Ocak 1916’da tamamlandı ve Gelibolu savaşları Osmanlı ordusunun zaferi ile sonuçlandı. Çanakkale kara savaşlarının en önemli yerleri Kumkala, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Kabatepe, Arıburnu, Conkbayir ve Anafartalar olmuştu.Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan düşman orduları, 1916 kışında ağır kayıplarla geri çekilmek zorunda kaldılar. Böylece 250.000 Osmanlı askerinin şehitliği, yüzbinlerce gazinin destan yazdığı bu savaş, Türk milletinin yenilmez bir halk olduğunu dünyaya kanıtlayarak Türk tarihinde unutulmaz bir iz bıraktı.Osmanlı askerlerinin savaştaki cesareti müttefik devletlerin generallerini bile hayrete düşürmüştü.General Tausend Türkler hakkında şunları söylemişti: “Avrupa’da Türklerle mükayise edilecek  asker yok”  “Savaşın tadını almak isteyen her kes Türklerle muhakkak savaşmalı” İngiltere Başbakanı Uniston Churchill bile şunları söylemiş: “İngiliz gururum izin verseydi, Atatürk’ü Çanakkale zaferinden dolayı tebrik ederim” Çanakkale Savaşı’nda ve erkeklerle birlikte kadınlarda   savaşmışlar. Avustralyalı askerlerin öldürdüğü keskin nişancı bir kadının vücudunda gördükleri 52 kurşun yarasından yerlerinde hayrete düşerek şoka girmişler.Bu savaşın en unutulmaz  şahsiyetlerinden biri, hayatı her Müslümana örnek olan Seyyid Çavuş’tur. Böylece cephede herkes öldürülmüş, sadece Seyid Çavuş sag kalmıştır.Düşman gemileri boğaza  yaklaşıyordu. Eger ki onlar boğazı ele geçirirlerse Türkiye’nin kaderi belli olacaktı. Yerde 276 kg top mermisi vardı.Düşman gemilerinin Boğaz’a girmesini engellemek için Seyyid Çavuş, Allahu Ekber diyerek 276 kg mermiyi tek başına alıp topun namlusuna koyuyor  ve düşman gemilerine ateş edir. Açılan ateşle birlikte gemilerin gövdeleri çökerek suya batır ve onlar boğazdan çekilirler.İttifak  devletleri içinde en aktif  rol alanı İngiltere ve onun donanma bakanı Uniston Churchill olmuştur. Bu cephenin açılışında baş mimar sayılır. Ancak Türk ordusunun gücünü bir o kadarda ciddiye almağı unutmuş, Boğaz’da en modern silahlarla donatılmış zırhlı savaş gemilerinin ortaya çıkmasıyla Türklerin rahatlıkla teslim olacağını zann etmiş, ama türklerin manevi gücünü hesaba katmamıştır. Bu nedenle hem deniz hem de kara operasyonlarında amansız  cevaplarını  almışlardı.Böylece zaferi boğazda top ve mayınlar, yerde süngü ile karşıladılar ve ülkeyi utanç verici bir yenilgiye ugrayarak terk etmek mecburiyyetinde kaldılar.Osmanlı  ordu Generalı Liman von Sanders’in dediği gibi,Türklerin ölümü görmezden gelmeleri, bir kaç dakika içinde öleceğini bilerek ölüme gitmeleri, emir verildiğinde en zor görevlerle baş etmeleri ve savaşta sadakatle ve vefalı davranmaları savaşın kaderini değiştiren en önemli faktörlerden biridir. Zaferin sırlarından biri de Mustafa Kemal Ataürk’ün silahsız askerlere ” “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir, başka komutanlar hâkim olabilir” (25 Nisan 1915 Conkbayırı) demesiydi ki,askerler düşmanın önünde bedenlerini siper ederek etten bir duvar örmüşlerdi.

Çanakkale Savaş Sonuçları

Çanakkale Savaşı, savaşla alakası olan  tüm devletleri derinden etkilemiştir. Özelliklede Avustralya ve Yeni Zelanda tarihinde derin izler bırakmıştır. Her iki ülke de ANZAK (Australia And New Zelland Army Company) Günü etkinliklerine ev sahipliği yapılıyor. Savaştan önce, bu iki ülkenin vatandaşları İngiliz İmparatorluğu’nun yenilmezliğine ikna olmuşlardı, ve böyle bir imparatorluğun onları askere çağırmasından çok gurur duyuyorlardı. Ancak Gelibolu Savaşı onların büyük inançlarını sarstı. Gelibolu’dan ayrılan Anzaklar, savaşın diğer cephelerinde savaşmaya gönderilselerde gittikleri her yerde aynı manzarayla karşılaşmıştılar. Ana vatanlarına döndüklerinde kahraman olarak karşılanmalarına rağmen, gözlerinde büyüttükleri İngiliz İmparatorluğunun sonsuz gücünün aslında sadece hayal oldukları onları ağır şekilde yaralamıştı. Gelibolu, Anzaklar için büyük  önem taşıyor. Avustralya Federasyonu 1 Ocak 1901’de kuruldu ve Avustralyalılar 10 yıllık bir süre içinde seçme ve seçilme hakkı  elde etdiler. Böylelikle İngiliz İmparatorluğu altında bir Avustralya devleti doğdu. Tarih bize bunu söylese de, Avustralya’nın gerçek bağımsızlığı Gelibolu olarak bilinir. Avustralya ve Yeni Zelanda’da her yıl 25 Nisan’da  bunula ilgili anma etkinlikleri düzenlenmektedir. Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar o gün toplanırlar ve atalarının savaştığı yerleri ziyaret etmek için Gelibolu Yarımadası’na gelirler. Çanakkale’de Türklerle birlikte yaklaşık 3.000 Azerbaycanlı şehit olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk, dünya ülkelerine dostluk mesajı göndererek, bu ülkede savaşan ve ölenlerin artık bizim çocuklarımız olduğunu söyledi. “Bu memleket topraklarında kanını döken kahramanlar, işte burada dost bir vatanın diyarındasınız. Huzur içinde uyuyun, sizler Mehmetçiklerle yan-yana, koyun-koyunasınız. Uzak diyarlardan çocuklarını savaşa gönderen anneler, göz yaşlarınızı silin, çocuklarınız bizim bagrımızdır. Huzur içinde uyuyacaklar. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra  artık bizim çocuğumuz olmuşlar.” Türk milletinin bu zaferi, kurtuluş mücadelesini etkilemiş ve Türkleri tarih sahnesinden silmeye çalışmak isteyenlerin hayallerini gözlerinde bırakmıştır. Birlik devletleri tarafından özerklik ve bağımsızlık sözü verilen bazı devletler, bağımsızlığını kazandıklarında bile bu ülkelerin emperyalizminden ekonomik, ticari ve kültürel olarak henüz kurtulamamışlardır. Bu büyük zafer, işgal altındaki diğer ülkelerde milli kurtuluş ruhunun ve fikrinin büyümesine yol açmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasının ardından Birlik Devletlerinin donanmalarının geri çekildiği de 18 Mart Çanakkale zaferi bayramı ilan edilmiştir. Zafer bayramın kutlu olsun Türkiye.

Elçin Hasanli

[email protected]

+0994557621218

+994707621218

                                                                                                                                                                                                                

Related Post

BÜYÜK İSKENDER (II)

Posted by - 28 Temmuz 2020 0
“Uzun yaşayıp şöhretsiz ölmektense, kısa yaşayıp şöhretli ölmeyi tercih ederim.” Büyük İskender -ZEUS’UN OĞLU Tahta çıkışından beri Pers İmparatorluğu’nu ele…

Bugün Aslında Kim Öldü?

Posted by - 10 Kasım 2020 0
Nutuklar atılır, destanlar yazılır, halklar harekete geçirtilir. Bazen de yalnızca talihsizlik adı arkasına gizletilmiş ama hiç de talihsiz olmayan bir…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir