Çanakkale Savaşı Bölüm- II : Çanakkale Zaferi İle Bütün Oyunlar Yıkıldı. İngilizler Boğazı Geçerek Rus Ordusuna Erzak Ve Mühimmat Yetiştiremeyince Gelişmeler Ters Yönde Meydana Geldi. Rusya’da İhtilâl Oldu. Çarlık Yıkıldı. Osmanlı Rus Savaşları İle Elimizden Alınan Kars, Ardahan, Batum, Sarıkamış Anavatana Döndü .Orta Asya Ve Kafkaslar’da Türk Cumhuriyetleri Kuruldu.

187 0

Kuzeyden ve doğudan gelecek 6 milyonluk Rus ordusunu, Karadeniz’e hapsetmiş olduk. Balkan Savaşı’nda, yüzümüze sürülen kara lekeyi sildik. Milletimizin asil cevherini Çanakkale deniz ve kara savaşlarında (Anafartalar’da, Arıburnu’nda,) yeniden bulduk.

Değerli Arkadaşlarım

Daha yeni milletleşmesini tamamlamaya çalışan Batı’da destanlaşmış zaferler yoktur. Tarihe mal olmuş büyük kahramanlar yoktur. Bunun için masal kahramanlarından veya filmlerde yarattıkları kahramanlar ile insanlarında vatanseverlik ruhu oluşmasını temine çalışırlar.

Halbuki her Türk asker doğar, yaşı 14-15’e geldi mi artık onun ruhunda her an ortaya çıkmaya hazır bir kahraman beklemektedir. En sessiz görünen evlatlarımızın ulusal bilincinde, hafızasında binlerce yıllık kahramanlık hazır beklemektedir. Onu canlandırmanın yolu milli hafızasını/Ulusal bilincini yeniden kazandırmaktır. Bunun yolu da doğru tarih bilgisidir. Hamaset yerine gerçekleri okuyup öğrenmesidir

İşte bu sebeple, milletimizin tekrar büyük acılar yaşamaması için 45 yıldır Tarih yazıyor anlatıyoruz. Tarihimizi okumak öğrenmek iyi anlamak ve anlatmak hepimiz için milli bir görev olmalıdır.

Sevgili Okurlar,

Çanakkale Zaferi düşmanlarda yılgınlık, Türkler de ümit meydana getirdi. Üçyüz yıldır hep kaybetmeye alışmış Türk milleti, dünyanın en gelişmiş orduları karşısında, tarihe altın harflerle yazılan bir destan kazandı. Bu durum, bütün esir ve mazlum milletler için bir ışık oldu. Onlara kurtuluş yolları açıldı. Çanakkale’de bize karşı dövüşen Avusturalya, Yeni Zellanda, Hindistan, Fas, Cezayir, Tunus, Siyah Afrika, Afganistan İngilizlerin sömürgesi olmaktan kurtuldular.

Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetsek de, Mondros Mütarekesi imzalanıp düşman Anadolu’yu istilâ hareketine girişse de Türk insanı Çanakkale’nin onurunu hiç bir zaman unutmadı. Bu şanlı destan kim ne derse desin Türk Milletinin tarih boyunca kazandığı en büyük zaferlerden birisidir. Yalçın Küçük, Kadir Mısıroğlu, Çetin Altan ve içimizdeki diğer hainler Çanakkale Zaferini ne kadar küçültmeye veya etkisizleştirmeye çalışırlarsa çalışsınlar Çanakkale Aziz şehitlerimizin Aziz Atalarımızı Türk çocuklarına bıraktıkları en büyük mirastır. Bu şanlı miras bizim için çok kutsaldır. Çünkü bedeli akıllara durgunluk verecek bir cesaret, en yüksek seviyede kahramanlık, korkusuzca akıtılan kan ve seve seve verilen canlarla ödenmiştir.

Çanakkale Zaferi ile bütün oyunlar yıkıldı. İngilizler Boğazı geçerek Rus ordusuna erzak ve mühimmat yetiştiremeyince Gelişmeler ters yönde meydana geldi. Rusya’da İhtilâl oldu. Çarlık yıkıldı. Osmanlı Rus savaşları ile elimizden alınan Kars, Ardahan, Batum, Sarıkamış anavatana döndü. O dönemde, Orta Asya ve Kafkaslar’da Türk Cumhuriyetleri kuruldu. Yani uzun yıllar söndürülmüş olan millî meşaleler, yeniden ateşlendi. Kuzeyden ve doğudan gelecek 6 milyonluk Rus ordusunu, Karadeniz’e hapsetmiş olduk. Balkan Savaşı’nda, yüzümüze sürülen kara lekeyi sildik. Milletimizin asil cevherini Anafartalar’da, Arıburnu’nda, yeniden bulduk.

ÇANAKKALE BOĞAZINA SALDIRI HAZIRLIKLARI SÜRÜYORDU

Sevgili Okurlar,

Avrupalının her sabah uyanırken Müttefik donanmanın İstanbul kapılarına dayandığı haberini beklediği günlerde İstanbul’da tedirginlik ve telaş vardı. Padişahın ve Hükümetin Anadolu’ya, Konya’ya taşınması hazırlıkları yapılıyor, Padişah ve saray erkânı için Haydarpaşa’da özel bir tren hazır bekletiliyordu. Saraylardaki kıymetli eşya ve müzedeki kutsal emanetler ile hazinenin, güvenli yerlere gönderilmesi planlanmıştı.

Erzurum, Mısır gibi uzak cephelerde dövüşülürken şimdi savaşın kızgın alevlerinin İstanbul’un burnu dibinde belirivermesi başkentlileri şaşırtmıştı.

Aynı günlerde İtilaf devletleri donanması plan gereği ilk önce methal bataryalarını susturmak için 19 Şubat 1915 günü bombardımana başladı.

Saat 7.50’de bir uçak, Ertuğrul Tabyası gerisindeki piyade bölüğüne bir bomba attıysa da etkisiz kaldı. Saat 09.51’de Corn Wallis,Saat 10.01’de Truimph, Ertuğrul; Saat 10.32’de Suffren, Kumkale Tabyalarına ateşe başladılar. Bu Ateşlere menzil yetersizliği nedeniyle tabyalardan karşılık verilmedi.

Triumph saat 10.00-12.15’e kadar Ertuğrul tabyası’nı ateş altına aldıysa da başarılı olamadı. Suffren ise 10.30’da Kumkale’ye başlattığı başarılı atışlarını devam ettiriyordu. Bu sırada Corn Waallis’in yerini alan Vengeance, Orhaniye Tabyasına ateş ediyordu. Orhaniye tabyalarının sağlam kaldığının anlaşılması üzerine Amiral Carden, saat 14’te muharebenin ikinci etabını başlattı. Saldırı gemilerin daha da yaklaşmaları ile devam etti. Ancak kıyıdan yapılan atışların etkili olması İtilaf donanmasında karışıklığa neden oldu. Vengeance’nin sereni kırıldı, donatımı ağır hasara uğramıştı. Cornwallis ise kaldığı yoğun ateş altından zor kurtulmuştu.

Düşman 17.45’te çekilirken Orhaniye ve Seddülbahir Tabyalarında, 2’si subay 4 Şehit, 11 yaralımız bulunmaktaydı.(1)

Bu günkü savaşı Aspinal Oglander(2) “İlk günkü bombardımanımız sonuçsuz kaldı” şeklinde değerlendirirken Robert Rhodes James’in (3) “Çanakkale Boğazı’nın girişine taarruz askeri fiyasko ile sonuçlandı” sözleriyse, başarısızlığı dile getiren ilginç bir açıklamadır.

Nihayetinde İngiliz Deniz Kuvvetleri Bakanlığı, 22 Şubat’ta kamuoyuna yayınladığı bir bildiride, Çanakkale seferinin başladığını açıklayarak ayrıntı vermeye başladı. The Times, “Kara birlikleriyle desteklenmedikçe denizden bombardımanın fazla başarılı olamayacağını” belirtiyor ve “İtilaf Devletlerinin göze alamayacakları tek tehlike başarısızlıktır.” diye yazıyordu.

Çanakkale Boğaz’ında tahkimat çok yetersizdi. Tabyalar, umumiyetle toprak ve kâgir olup, topların çoğu da eski sistem adi ateşli, kısa menzilliydi. Cephaneleri de mahduttu. Boğaz’a giriş tabyalarında, 15’i 35 santimetre çapında ancak 20 top vardı. Ancak bunların menzilleri yetersizdi. Boğaz dahili tabyalarında 78 top vardı; ancak bunların uzaktan iş görebilecek olanları 8 adetti. Bunların atış mesafeleri de yeterli sayılmazdı.

İngiliz Donanması’nın, Boğaz’a geldiği tarih olan 12 Ağustos 1914 ile Boğaz’ı zorlamaya başladığı 19 Şubat 1915 tarihleri arasında altı ay geçti. İşte bu zaman fasılasında boş durulmadı. Bu altı aylık süreden çok iyi faydalanıldı. Eldeki top ve torpillerin azlığına rağmen alınan netice çok başarılıydı. Düşman donanması, Boğaz’ın giriş yerlerindeki tabyaları tahrip edip, Boğaz’a girince faaliyete geçmek üzere limanın iki tarafına 15’i 10.8 santimetrelik ateşli sekiz obüs bataryası yerleştirildi. Eldeki bütün malzemelerden istifade edilerek Boğaz’ın en dar sahasına, 9 torpil hattı meydana getirildi. Ve Namazgâh kıyılarına da bir tane torpido atış kovanı konuldu. Torpil hatlarını, tarama gemilerine karşı korunmak içinde harp gemilerinden çıkarılan küçük çaplı fakat seri ateşli toplarla, Çanakkale’de mevcut eski toplar vurucu hedeflere yerleştirildi.

Boğaza, 8 projektör daha ilâve edildi. Tepelere sahte bataryalar konuldu. Bunlar, uzaktan hakiki toplar gibi görünecek ve değişik yerlerden arasıra ateşlenerek düşmanın ateşi bunların üzerine çekilecekti. Nitekim bu tertipten çok istifade edildi.

İngiltere Harbiye Nazırı Lord Kiçner, savaşı kazanılmış farzetmektedir. Boğaz’ın Anadolu yakasına çıkarma yapıldığı taktirde, takviye kuvvet gerekeceğini hesaplamakta, bu nedenle Bolayır hattını tahkim etmeyi planlamaktadır. Kiçner’e göre, Boğaz’ı geçtikten sonra İstanbul’un fethi en fazla bir hafta sürecekti. Sonra da Karadeniz’den gelen Rus kuvvetleriyle birleşilerek Anadolu’nun işgâli başlatılacaktı. Kafasındaki plana göre, en büyük amacı İstanbul’un ve Boğazların bir daha verilmemek üzere İngiltere’ye ait olmasıydı.

19 Şubat’dan sonra havalar bozmuş ve bombardımana bir hafta ara vermek zorunda kalınmıştı.

25 Şubat günü saat 7.30’da Limni yönünden gelerek Boğaz’a ilerlemekte olan 8 İngiliz Muharebe gemisine Bozcaada kuzeyinde bulunan 4 Fransız gemisi de katıldı.

Saat 10.17’de Ertuğurul Bataryası, Agamemnon muharebe gemisine ateşe başladı. Agamemnon buna karşılık verdiyse de zor durumda kalarak çekildi. Onun yerini alan Quin Elizabeth 11.45’te ateşe başladı ise de isabet elde edemedi.

İrresistible’nin ateşlerini Gaulois kontrol ediyordu. İrresistible etkili ateşleriyle Orhaniye bataryasını susturmuştu. İtilaf donanmasının Saat 15’e kadar yürüttüğü etkili ateşi karşısında tabyalarımız birer birer sustular. İngilizlerin yaptığı Keşif ve gözetlemelere göre, Türk tabyalarının durumu şöyleydi:

“Ertuğrul Tabyası’ndaki toplardan birinin namlusu yukarı kalkmış durumda, öteki top görünüyor ve başında erler yok; Seddülbahir Tabyası’nda batıdaki üç top görünüyor; Orhaniye Bataryası’nda iki topun namluları yatay durumda ve top başındaki erler yok..”

Saat 16’da balıkçı gemilerine Albion ve Tiruimph ve Vengeance korumasında mayın arama tarama çalışmalarına başlamaları emredildi. İngilizler ve Fransızlar gelişmelerden oldukça mutlu görünüyorlardı. Nitekim Fransız Amiral Guepratte hükümetine şu mesajı gönderdi: “Bu gün eşsiz bir gün, 8 İngiliz ve 4 Fransız muharebe gemisi, Boğaz girişindeki tabyalara ateş açtılar. Başlangıçta kuvvetli bir karşılık gösteren bu tabyalar giderek sustular. Seddülbahir kasabası ateşler içinde, mayın tarayıcılar, bu gece giriş kesimindeki mayınları taramaya başlayacaklar”(4)

DÜŞMAN KUVVETLERİ BAĞAZ MEVKİLERİNİ YOĞUN BİR ATEŞ ALTINDA TUTUYOR

Sevgili Okurlar,

Akşam karanlığı çökerken, tabyalardaki son toplar son mermileri de atmış ve kalan silahla malzeme gerilere taşınarak tabyalar boşaltılmıştı. Bugün Türklerin kaybı 13 şehit ve 19 yaralıydı. Topların hepsi elden çıkmıştı. (5)

Ve böylece 26 Şubat 1915 tarihinde ve bir haftada planın birinci safhası tamamlanmış, Türk Giriş Tahkimatı saf dışı edilmişti. Ertuğrul, Seddülbahir, Kumkale ve Orhaniye tahkimatı artık yoktu…

Seddülbahir ve Kumkale terkedilmiş göründüğünden bu durumdan yararlanmak isteyen Amiral de Robeck, Amiral Carden’in de izniyle, mahdut denebilecek bir çıkarma girişiminde bulunmak istedi. Çıkarılan müfreze Kumkale’nin tahribiyle birlikte Orhaniye’deki topları ve bunların güneyindeki uçaksavar görevi yapan iki topu tahrip edecek ayrıca menderes çayı köprüsünün de tahribini sağlayacaktı.

Müfrezenin bu hareketini korumak üzere; Dublin kruvazörü Yenişehir dolayında, Vengeance Kumkale açığında; Bassilisk muhribi de Menderes ağzının önünde yer almıştı.

Böylece müfreze 14.30’da karaya çıktı. Müfreze Kumkale mezarlığına kadar gidebildiyse de şiddetli bir ateşle karşılaştığı için geri dönmek zorunda kaldı. Bu arada Orhaniye deki iki uçaksavar ve bir topun kızağını tahrip etmeyi başardılar.(6)

Artık Boğaz’a girilebilirdi…

O gün Amiral Carden’in Limni adasının Mondros limanındaki karargâhında sevinç, Çanakkale’deki Albay Cevat ve Amiral Usedom komutasındaki Müstahkem Mevki karargâhında acı bir sessizlik vardı.. Uzaklardaki Seddülbahir köyü hala alev alev yanmaya devam ediyordu!

Ertesi gün 27 Şubat’da İngiltere’deki İngiliz Deniz Piyade Tümeni’ne, Limni adasına hareketi için emir verildi. İngiliz Harbiye Nazırı Lort Kitchener artık ümitlenmişti. İstanbul yolu açılıyordu. Şimdi kara kuvvetlerini kıskanmanın alemi yoktu. Zaten Mısır’dan bir hafta önce yola çıkan bir Hint tugayı da bu sırada Limni’ye ulaşmıştı. Mısır’daki Avustralya Tümeni ile Yeni Zelanda Tugayı (Anzak Kolordusu)da Çanakkale’ye harekete hazırdı. Ancak Kolordu Komutanı General Birwood şimdiden Limni’deydi ve Amiral Carden’in amirallik gemisinde Boğaz sahillerini seyrediyor, keşiflerde bulunuyordu.(7)

Lord Kitchener’in son kuşkuları da kaybolmuş ve yerini tatlı bir umut almıştı:

“Churchill’in donanması Boğaz’ı yarıp geçecek, kendisinin askerleri de İstanbul’un kapılarına dayanacaktı.

Söylemeye gerek yok, Churchill’in etekleri zil çalıyordu. İşte söyledikleri birer birer gerçekleşmekteydi. Yenilmez donanması mutlaka Boğaz tahkimatının kalanını da parçalayacak ve Marmara’ya girecekti. Onu bundan bir şey alıkoyamazdı. Ona muhalefet eden o pısırıklar, o kabuğundan çıkmaya çekinen korkaklar, o klasik düşüncenin ötesinde bir şey düşünemeyen ileri görüşten nasibi olmayanlar şimdi ne yapıyorlardı acaba?…

Bir iki günlük bombardımanlar sonunda Boğaz ağzındaki Türk topçusunun imha edildiği haberi dünyada heyecan uyandırmıştı. İlk ayağa kalkanlardan biri de Yunan Başbakanı Venizelos’du. Venizelos İngiliz hükümetine, Yunanistan’ın müttefikler safında harbe girmeye ve İstanbul’a karşı yapılacak harekâta üç tümenle katılmaya hazır olduğu bildiriyordu. Çünkü diyordu Venizelos, “Tüm Yunanlıların kalbi Konstantinopol’da atmaktadır.”(8)

Yunanistan o tarihte tuhaf bir yönetim içindeydi. Kral Konstantin Alman imparatoru Wilhelm’in eniştesiydi, bu sebeple de hiç olmazsa tarafsız kalmak istiyor, ama Başbakanı Venizelos hiç vakit kaybetmeden Bağlaşık (İtilaf) Devletleri yanında harbe girmek ve Osmanlıların elinden İstanbul dahil Batı Trakya’yı ve Batı Anadolu’yu almak istiyordu.(9)

Rus Çarı Nikola ve Hükümeti de heyecanlanmıştı. İstanbul harekâtı için Odesa’da kuvvet toplama işine hız verildi. Venizelos’un önerisi Çar’ın kulağına gitmişti, Çar buna şiddetle karşı çıktı. Yunan Kralı da zaten harbe girmemek için direniyordu, bu sebeple İngilizler Venizelos’un önerisini şimdilik bir kenara bırakmayı uygun buldular.

Görünüş oydu ki, kısa zamanda ölmesi beklenen “Hasta Adam” dan miras kalacak bu paha biçilmez mücevher, yani İstanbul ve Boğazlar, küçük büyük herkesi ayağa kaldırmıştı. Şimdi hatırlaması bile insana hayret verir ama, o tarihlerde İstanbul ve Boğazlar, çok devletin tatlı hayaliydi: Bulgar’ın, Yunan’ın, Rus’un, İngiliz’in, Fransız’ın, ve daha bilmem kimin… Herkes elini uzatmış bu pırlantayı kapmak sevdasındaydı. Ve yarabbi, ne de çok sevdalı vardı… (10)

Avrupalının her sabah uyanırken Müttefik donanmanın İstanbul kapılarına dayandığı haberini beklediği günlerde İstanbul’da tedirginlik ve telaş vardı. Padişahın ve Hükümetin Anadolu’ya, Konya’ya taşınması hazırlıkları yapılıyor, Padişah ve saray erkânı için Haydarpaşa’da özel bir tren hazır bekletiliyordu. Saraylardaki kıymetli eşya ve müzedeki kutsal emanetler ile hazinenin, güvenli yerlere gönderilmesi planlanmıştı.

Erzurum, Mısır gibi uzak cephelerde dövüşülürken şimdi savaşın kızgın alevlerinin İstanbul’un burnu dibinde belirti vermesi başkentlileri şaşırtmıştı.

Amiral Carden’in 2 Mart’da Londra’ya gönderdiği “Hava güzel gittiği takdirde 14 gün sonra İstanbul’da olacağını” bildiren telgrafı, bu heyecanları daha da arttırdı.

Amiral Carden için şimdi sıra planın ikinci safhasına gelmişti:

“Orta bölge topçusunun yok edilmesi ve bu bölgedeki mayınların temizlenmesi.”

İNGİLİZLER SÜREKLİ DEĞİŞEN TOPLARIN YERLERİNİ BELİRLEMEDE GÜÇLÜK ÇEKİYOR

Sevgili Okurlar,

28 Şubat ve ondan sonraki günler, o sıralarda bozuk giden havaların izin verdiği ölçüde, harekâta devam edildi. Savaş gemileri Boğaz’a giriyor, her iki kıyıdaki Türk topçularını ateş altına alıyor, savaş gemilerinin koruması altında mayın tarama gemileri mayınları toplamaya çalışıyordu.

Ama işler bu sefer o kadar kolay yürümemekteydi. Çünkü bu kesimdeki Türk topları ötekiler gibi çakılı olmayıp daha küçük çaplı ve yer değiştirebilen cinstendi. Bu nedenle bu topların yerlerini bulmak ve onları saf dışı etmek pek mümkün olmuyordu. Bu toplar, donanmanın bombardımanı sırasında ise hızla mevzi değiştirerek saklanıyorlar ve sonra yeniden ateşe başlıyorlardı. Duman çıkaran sahte mevziler de bir başka dertti.

Velhasıl bunları yakalamak ve Giriş Tahkimatının çakılı topları gibi kum torbasını döğen bir boksör örneği bunları döve döve ezmek olanaksızdı. Bir iki saat önce tahrip edildiği sanılan bir bataryanın, az sonra bir başka mevzide yeniden ortaya çıkması, insanı deli ediyordu.

Denizdeki ve karadaki hasım topçuların bu kavgasından kabak, mayın tarama gemilerinin başında patlamaktaydı. Küçük çaplı bu Türk topçusunun savaş-gemilerine etkisi azdı ama, zırh koruması olmayan mayın tarama gemileri buna dayanamıyordu.

İki taraf arasındaki bu savaş gece gündüz aralıksız sürmekte, gün geçtikçe Türk topçuları ile müttefik mayın tarama gemilerinin kayıpları artmaktaydı.

Bu mücadelenin bir gecesini, İngiliz Komodoru Keyes şöyle anlatacaktı:

“Karanlık basınca Boğaz’a girdik, az sonra Boğaz’ı her iki kıyısından beş Türk ışıldağı aniden ışıklarını yaktılar, ortalık gündüz gibi aydınlanmıştı.

Aynı zamanda topçular da ateşe başlamıştı. Her yandan üzerimize ateş ediliyordu. Mayın tarlalarını koruyan 15’lik bataryaların alevlerini tepelerin arasında görüyorduk. Ardından mermilerin vınlamaları, şarapnellerin patlamaları, ağır mermilerin havaya fışkırttıkları su sütunları… Türk ateşi çok şiddetliydi. Koruyucu savaş gemisi Canopos’u bu ateş pek etkilemiyordu. Ama mayın tarama gemileri?

Düşman ışıldaklarına karşı yaptığımız atışlar, sanki gökteki aya ateş etmemize benziyordu.” (11)

Gece ve gündüz günlerce süren bu çarpışma, yalnız orta bölge topçuları ve mayınları temizleme işi ile de kalmıyordu. Zaman zaman Boğaz’dan 5-6 km.içeri giren zırhlılarla Çanakkale çevresindeki Türk Merkez Tabyaları’nın ağır topları arasında da şiddetli topçu düellosu olmaktaydı. Yani Amiral Carden planın üçüncü safhasını, asıl Türk topçusunu ortadan kaldırma işini de uygulamaktaydı.

TÜRKLER OLANCA GÜÇLERİYLE DİRENİYOR

Sevgili Okurlar,

1 Mart öğleye doğru Majestic ve Ocean, Halil’in kuzeyindeki Türk bataryasının ateş alanına girdiler ve onu kısa sürede susturdular. Erenköy istikametine ilerleyen bu gemiler buradaki obüslerin ateşiyle karşılaştılar. Her iki gemiyi desteklemek üzere Seddülbahir’den gelen İrrisistibilite ile birleşerek üçleşen gemiler kendilerini tedirgin eden obüsleri susturdular. Öte yandan Albion ve Triumph, iki muhriple birlikte boğazın en dar yerinde ilerlerken Türk topçusunun iki kıyıdan yaptığı ateşlerine hedef oldular. Bunun üzerine her iki gemi ateşlerini Tenger ve Erenköy’deki Türk toplarına yönelttiler, fakat çok iyi gizlenmiş Türk topçusuna karşı yeterince etkili olamadılar. Bu sırada majestic’te toplarını kullanabilecek mesafeye sokuldu. Düşman gemileri Türk topçularının çapraz ateşlerinden isabet alıyorlardı. Önemli bir hasara uğramamakla beraber, bu koşullarda Dardanos’u bombardımandan vazgeçip Boğaz girişine çekildiler.

Bu arada Amiral de Robeck, evvelce Kumkale’de yarım kalan tahripleri tamamlamak amacıyla bir çıkarma yapmayı planladı. Bu işle görevlendirilen 50 kişilik deniz piyadesinin desteğinde Kumkale’ye çıkarılan bir tahrip müfrezesi 25 Şubat’ta kullanılamaz hale getirilen 6 top, 4 nordanfilite bir ışıldağı tahrip etti.

Türk kayıpları 5 er 8 yaralıdan ibaretti. (12)

2 Mart günü şiddetli bir lodos olmasına rağmen İtilaf donanması saldırısına devam etti.

Saat 14.20’de Capanus, Dardanos’a ateş açtı. Yardımcısının da bulunduğu bu bombardıman saat 16.20’ye kadar sürdü. Önce bu ateş karşısında susan Dardanos 16.15’de ateşe başladı. Dardanos’un etkin ateşleri, gemileri güç durumda bıraktı. Üç isabet alan Capanos’un subay kabinesi tahrih edilmiş, grandi kabinesi havaya uçurulmuş, kıç bacası ve iki filikası da parçalanmış olduğu halde her iki gemi hızla geri çekilmek zorunda kaldılar. (13)

MÜTTEFİK İNGİLİZ VE FRANSAZ DONANMASININ EN GÜÇLÜ GEMİLERİ SAVAŞTA

Sevgili Okurlar,

3 Mart günü Prince George ve Triumph gemileri saat 13.30’dan saat 13.50’ye kadar Halileli bölgesindeki bataryaları ateş altına aldılar. Türk kayıpları 1 şehit er’le 2 yaralıdan ibaretti.

4 Mart günü Lord Nelson gemisinden saat 10.00 da 1/2 deniz piyade bölüğü ile bir tahrip takımı, filikalarla Kumkapı iskelesine yöneltildi ve Cornwallis ve Agamemnon’un Kumkale’ye yönelik ateş desteğinde filikalar kıyıya yaklaşırken, Türk topçusunun şarapnel ateşleri dışında, bir direnişle karşılaşmadan karaya çıkarıldı. Müfreze kum kale köyü ve köyün girişindeki yel değirmenlerinde siperde bulunan Türk birliğinin ateşi ile karşılaşınca dört ağır makineli tüfeği bırakarak Kumkale tabyası siperlerine sığınmak zorunda kaldı.

İrrestibilite Yel değirmenlerini yıktı. Scorpion Muhribi’de İntepe’den ateş eden bataryayı susturduktan sonra ateşini Türk piyadesine kaydırdı. Bundan faydalanan İngiliz Müfrezesi takviye birliklerinde desteğinde saldırı şiddetlendi. Türk’lerinde yoğun bir ateşle cevap vermeleri üzerine Amethystt hafif krovazörü, Scorpion Renord, Wolverin Basillisk, Grampus adlı muhripler, kıyıya sokularak Türk mevzilerine ateş ettiler.

Ancak Türk birlikleri süngü hücumuna geçerek karaya çıkan İngiliz müfrezesini püskürttüler. Kumköy’ü ve Yenişehir tümüyle yanıp yıkılmıştı. Türklerin kayıpları 16 şehit 45 yaralıydı. İngilizler ise 20 ölü üç kayıp 24 yaralıdan ibaretti..

19. Tümen komutanı Yarbay Mustafa Kemal buradan Müstahkem mevkii komutanlığına gönderdiği raporda “Seddülbahir’e çıkan İngilizlerin buradaki piyadelerimizin ve Obüs bataryalarımızın ateşleri ve özellikle 27. Alay’ın 10. Bölük Çavuşlarından Mehmet Çavuş’un tabya içindeki yarım takımının süngü hücumuyla püskürtüldüğünü; bu hücum sırasında Mehmet Çavuş’ tüfeğinin mekanizmasının işlememesi üzerine, yanındakilere örnek olarak taşla düşmana saldırırken başından yaralandığını adı geçenin madalyayla yada başka bir biçimde ödüllendirilmesini” (14) önermiştir.

İngilizler 4 Mart 1915 çıkarması için şöyle demişlerdir. “4 Mart çıkarması, küçük kuvvetlerle iş görme zamanının çoktan geçmiş olduğunu anlattı. Türklerdeki savaş ruh ve isteği kendine güven duygusu, ciddi olarak göz önünde bulundurulması gereken bir etkendi. Artık güçlü birlikler olmadıkça Birleşik Filo’nun Çanakkale Boğazı’nı zorlayıp geçme imkânı azdı.” (15)

Sevgili okurlar,

Lord Kitchener’in General Birdweod’a 5 Mart’ta gönderdiği talimata göre “Birleşik Filo, Karar kuvvetlerince yardım görmeksizin kendi imkânlarıyla Çanakkale boğazını zorlayıp Marmara denizine geçecekti. Gelecek 15 gün içerisinde yapılacak harekât tüm olarak deniz harekâtı olacaktı. 5 Mart 1915’te iç bölgedeki tahkimatın bombardımanı başlayacaktı”… Deniz Bakanı Churchill Fransız Deniz bakanı Auganeur’a “kalelere karşı gemiler” anlayışında çok önemli yeniliklerden söz etmişti. Ona göre Queen Elizabth gibi bir muharebe gemisi, imkânsız sayılan görevleri yerine getirebilirdi. (16)

5 Mart günü Quen Elizabeth ve onu koruma görevi alan Prince George muharebe gemisi, bu gün öğleye doğru Kabatepe’nin 2,5 Mil lodos yönünde yerlerini aldılar. Saat 12.15’te: Yıldız Tabyası gerisine bir kaç dakika arayla olmak üzere iki mermi, bir süre sonra da Rumeli Mecidiye Tabyası önünde denize bir mermi düştü, 15 dakikalık aralıklarla da, birçok merminin bu tabya ya düştüğü görüldü. Müstahkem mevkii komutanlığı, Quen Elizabeth ile Boğazda’ki diğer gemiler arasındaki irtibatın bozulmasını emretti. Kumtepe yönündeki Sahra bataryasına Quen Elizabeth’e engel olması için emir verildi. Batarya ile Elizabeth arasında karşılıklı ateş başladı. Batarya gemiye 17 isabet sağlamasına rağmen gemide hasar olmadı. Quin Elizabeth 6 Mart günü de saldırılarına devam ettiyse de başarısız oldu.

7 Mart günü saat 12’de Boğaz’a giren Agamemnon ve Lord Nelson, Fransız tümeninin koruması altında Rumeli Hamidiye ve Anadolu Hamidiye tabyalarını bombalamaya başladılar. İngiliz Muharebe gemileri bu iki tabyayı bombalarken Fransız muharebe gemileri de Obüs bölgesindeki topçu yu ve Dardanos bataryası’nı ateş altına aldılar. Boğaz’da çok şiddetli bir savaş cereyan ediyordu. Bataryaların önüne arkasına ve yanlarına düşen yağmur gibi düşman mermilerine rağmen Türk topçusu büyük bir sessizlik içerisinde birleşik filonun atışlarına karşılık veriyordu.

Bir mermi Çanakkale’nin kenar mahallelerinden birisine düşmüş Anadolu Hamidiye ve Rumeli Mecidiye Tabyaları kışlaları ve Kilitbahir kulesi isabet almıştı. İki İngiliz gemisi ise Türk topçusunun atışlarından hasar görerek çekildiler. Bu günkü muharebe de 714 top mermisi sarf edilmiş kaybımız ise 4 şehit 12 yaralı idi.(17)

Bu sırada bir hayli mayın temizlenmiş ve gerek orta bölgedeki küçük topçuya ve gerekse Merkez Tahkimatının ağır topçusuna bazı kayıplar verdirilmişti ama, Amiral Carden’e göre bu pek de yeterli sayılmazdı. Sonra amiral Carden olsun, Anzak Kolordu Komutanı General Birdwood olsun, donanmanın Marmara’ya girmesinden sonra Boğaz’ı güven altında bulundurmak için 10 bin kişiden az olmayan bir kara kuvvetiyle Boğaz’ın işgalini gerekli görmeye başlamışlardı. Yani İstanbul’u işgal için ayrılan kara kuvvetlerinin küçük bir kısmı Çanakkale Boğazı’nın işgalinde kullanılmalıydı.

Harbiye Nazırı Lord Kitchener “Gaye İstanbul’un işgalidir, İstanbul için ayrılan kuvvetleri zayıflatmam” diyor ve Boğaz topçularının ezilmesinden sonra bir tehlikenin kalmayacağını, Boğaz’ın dar yerinin birkaç taburla işgalinin yeterli olacağını düşünüyordu. Öyle ya, Türklerin elinde düzinelerle ağır top mu vardı ki, Boğaz’ı yeniden topla donatsınlar.

İTİLAF DONANMASI ŞİDDETİNİ GİTTİKÇE ARTIRIYOR

Sevgili Okurlar,

Amiral Carden’in 2 Mart’da Londra’ya gönderdiği “Hava güzel gittiği takdirde 14 gün sonra İstanbul’da olacağını” bildiren telgrafı, bu heyecanları daha da arttırdı.

Amiral Carden için şimdi sıra planın ikinci safhasına gelmişti:

“Orta bölge topçusunun yok edilmesi ve bu bölgedeki mayınların temizlenmesi.”

28 Şubat ve ondan sonraki günler, o sıralarda bozuk giden havaların izin verdiği ölçüde, harekâta devam edildi. Savaş gemileri Boğaz’a giriyor, her iki kıyıdaki Türk topçularını ateş altına alıyor dev toplar Türklerin üzerine gözlerini bile açmalarına fırsat vermeyecek şekilde yağmur gibi yağıyordu. Bu arada savaş gemilerinin koruması altında mayın tarama gemileri mayınları toplamaya devam ediyordu.

Hedef büyük bir saldırı ile Boğazı bir seferde geçmekti. Bunun ön hazırılğı yapılıyor belirlenen Türk tabyalarının yok edilmesi için yoğun ateş altında tutuluyordu. Ancak işler bu sefer o kadar kolay yürümemekteydi. İtilaf Devletlerinin dev gemileri ve yağmur gibi dev gülleler yağdıran o günkü teknolojiye göre harika topları vardı. Ancak karşılarında yılmadan savaşan müttefiklerin silah gücüne göre illerindeki küçük imkanlarla büyük işler yapan başarılı ve yürekli askerlerden oluşan Türkler vardı.

Türk topları ötekiler gibi çakılı olmayıp daha küçük çaplı ve yer değiştirebilen cinstendi. Bu nedenle bu topların yerlerini bulmak ve onları saf dışı etmek pek mümkün olmuyordu. Bu toplar, donanmanın bombardımanı sırasında ise hızla mevzi değiştirerek saklanıyorlar ve sonra yeniden ateşe başlıyorlardı. Duman çıkaran sahte mevziler de bir başka dertti.

Müttefikler yeni görü ateşe boğuyordu ancak atışları istenilen başarı oranını sağlayamıyordu. Giriş Tahkimatının çakılı topları gibi kum torbasını döven bir boksör örneği bunları döve döve ezmek imkânsızdı. Bir iki saat önce tahrip edildiği sanılan bir bataryanın, az sonra bir başka mevzide yeniden ortaya çıkması, müttefikleri deli ediyordu.

Denizdeki ve karadaki hasım topçuların bu kavgasından kabak, mayın tarama gemilerinin başında patlamaktaydı. Küçük çaplı bu Türk topçusunun savaş-gemilerine etkisi azdı ancak, zırh koruması olmayan mayın tarama gemileri buna dayanamıyordu.

İki taraf arasındaki bu savaş gece gündüz aralıksız sürmekte, gün geçtikçe Türk topçuları ile müttefik mayın tarama gemilerinin kayıpları artmaktaydı.

DÜŞMAN BOĞAZDAKI MAYINLARI TEMİZLİYOR

Sevgili Okurlar,

Bu mücadelenin bir gecesini, İngiliz Komodoru Keyes şöyle anlatacaktı:

“Karanlık basınca Boğaz’a girdik, az sonra Boğaz’ı her iki kıyısından beş Türk ışıldağı aniden ışıklarını yaktılar, ortalık gündüz gibi aydınlanmıştı.

Aynı zamanda topçular da ateşe başlamıştı. Her yandan üzerimize ateş ediliyordu. Mayın tarlalarını koruyan 15’lik bataryaların alevlerini tepelerin arasında görüyorduk. Ardından mermilerin vınlamaları, şarapnellerin patlamaları, ağır mermilerin havaya fışkırttıkları su sütunları… Türk ateşi çok şiddetliydi. Koruyucu savaş gemisi Canopos’u bu ateş pek etkilemiyordu. Ama mayın tarama gemileri?…

Düşman ışıldaklarına karşı yaptığımız atışlar, sanki gökteki aya ateş etmemize benziyordu.” (18)

Sevgili Okurlar,

Gece ve gündüz günlerce süren bu çarpışma, yalnız orta bölge topçuları ve mayınları temizleme işi ile de kalmıyordu. Zaman zaman Boğaz’dan 5-6 km.içeri giren zırhlılarla Çanakkale çevresindeki Türk Merkez Tabyaları’nın ağır topları arasında da şiddetli topçu düellesou olmaktaydı. Yani Amiral Carden planın üçüncü safhasını, asıl Türk topçusunu ortadan kaldırma işini de uygulamaktaydı.

1 Mart öğleye doğru Majestic ve Ocean, Halil’in kuzeyindeki Türk bataryasının ateş alanına girdiler ve onu kısa sürede susturdular. Erenköy istikametine ilerleyen bu gemiler buradaki obüslerin ateşiyle karşılaştılar.Her iki gemiyi desteklemek üzere Seddülbahir’den gelen İrrisistibilite ile birleşerek üçleşen gemiler kendilerini tedirgin eden obüsleri susturdular. Öte yandan Albion ve Triumph,iki muhriple birlikte Boğaz’ın en dar yerinde ilerlerken Türk topçusunun iki kıyıdan yaptığı ateşlerine hedef oldular. Bunun üzerine her iki gemi ateşlerini Tenger ve Erenköy’deki Türk toplarına yönelttiler, fakat çok iyi gizlenmiş Türk topçusuna karşı yeterince tekili olamadılar. Bu sırada majestic’te toplarını kullanabilecek mesafeye sokuldu. Düşman gemileri Türk topçularının çapraz ateşlerinden isabet alıyorlardı. Önemli bir hasara uğramamakla beraber,bu koşullarda Dardanos’u bombardımandan vazgeçip Boğaz girişine çekildiler.

Bu arada Amiral de Robeck,evvelce Kum kale’de yarım kalan tahripleri tamamlamak amacıyla bir çıkarma yapmayı planladı. Bu işle görevlendirilen 50 kişilik deniz piyadesinin desteğinde kum Kale’ye çıkarılan bir tahrip müfrezesi 25 Şubat’ta kullanılamaz hale getirilen 6 top, 4 nordanfilite bir ışıldağı tahrip etti.

Türk kayıpları 5 er 8 yaralıdan ibaretti. (19)

2 Mart günü şiddetli bir lodos olmasına rağmen İtilaf donanması saldırısına devam etti.

Saat 14.20’de Capanus, dardanos’a ateş açtı. Yardımcısının da bulunduğu bu bombardıman saat 16.20’ye kadar sürdü. Önce bu ateş karşısında susan Dardanos 16.15’de ateşe başladı. Dardanos’un etkin ateşleri, gemileri güç durumda bıraktı. Üç isabet alan Capanos’un subay kabinesi tahrip edilmiş, grandi kabinesi havaya uçurulmuş, kıç bacası ve iki filikası da parçalanmış olduğu halde her iki gemi hızla geri çekilmek zorunda kaldılar(20)

DÜŞMAN SALDIRMAYA DEVAM EDİYOR

Sevgili okurlar,

3 Mart günü Prince George ve Triumph gemileri saat 13.30’dan saat 13.50’ye kadar Halileli bölgesindeki bataryaları ateş altına aldılar. Türk kayıpları 1 şehit er ile 2 yaralıdan ibaretti.

4 Mart günü Lord Nelson gemisinden saat 10.00 da 1/2 deniz piyade bölüğü ile bir tahrip takımı, filikalarla Kumkapı iskelesine yöneltildi ve Cornwallis ve Agamemnon’un Kumkale’ye yönelik ateş desteğinde filikalar kıyıya yaklaşırken, Türk topçusunun şarapnel ateşleri dışında, bir direnişle karşılaşmadan karaya çıkarıldı. Müfreze kumkale köyü ve köyün girişindeki yel değirmenlerinde siperde bulunan Türk birliğinin ateşi ile karşılaşınca dört ağır makineli tüfeği bırakarak Kumkale tabyası siperlerine sığınmak zorunda kaldı.

İrrestibilite Yel değirmenlerini yıktı. Scorpion Muhribi’de İntepe’den ateş eden bataryayı susturduktan sonra ateşini Türk piyadesine kaydırdı. Bundan faydalanan İngiliz Müfrezesi takviye birliklerinde desteğinde saldırı şiddetlendi.Türk’lerinde yoğun bir ateşle cevap vermeleri üzerine Amethystt hafif krovazörü, Scorpion Renord,Wolverin Basillisk,Grampus adlı muhripler,kıyıya sokularak Türk mevzilerine ateş ettiler.

Ancak Türk birlikleri süngü hücumuna geçerek karaya çıkan İngiliz müfrezesini püskürttüler. Kum köyü ve Yenişehir tümüyle yanıp yıkılmıştı. Türklerin kayıpları 16 şehit 45 yaralıydı. İngilizler ise 20 ölü üç kayıp 24 yaralıdan ibaretti.

19 Tümen komutanı Yarbay Mustafa Kemal buradan Müstahkem mevkii komutanlığına gönderdiği raporda” (21) seddülbahir’e çıkan İngilizlerin buradaki piyadelerimizin ve Obüs bataryalarımızın ateşleri ve özellikle 27. Alay’ın 10. Bölük Çavuşlarından Mehmet Çavuş’un tabya içindeki yarım takımının süngü hücumuyla püskürtüldüğünü; bu hücum sırasında Mehmet Çavuş’ tüfeğinin mekanizmasının işlememesi üzerine, yanındakilere örnek olarak taşla düşmana saldırırken başından yaralandığını adı geçenin madalyayla ya da başka bir biçimde ödüllendirilmesini” Önermiştir. (22)

İngilizler 4 Mart 1915 çıkarması için şöyle demişlerdir.” 4 Mart çıkarması, küçük kuvvetlerle i görme zamanının çoktan geçmiş olduğunu anlattı. (23) Türklerdeki savaş ruh ve isteği kendine güven duygusu, ciddi olarak göz önünde bulundurulması gereken bir etkendi. Artık güçlü birlikler olmadıkça Birleşik Filo’nun Çanakkale Boğazı’nı zorlayıp geçme imkanı azdı.” (24)

İNGİLİZLER QUEN ELİZABETH ZIRHLISINA GÜVENİYOR

Sevgili Okurlar,

İngilizler dev savaş gemilerine özellikle bu gemilerin amirali olarak gördükleri Queen Elizabth’e çok güveniyorlardı.

Lord Kitchener’in General Birdweod’a 5 Mart’ta gönderdiği talimata göre “Birleşik Filo,Karar kuvvetlerince yardım görmeksizin kendi imkanlarıyla Çanakkale boğazını zorlayıp Marmara denizine geçecekti. Gelecek 15 gün içerisinde yapılacak harekat tüm olarak deniz harekatı olacaktı. 5 Mart 1915’te iç bölgedeki tahkimatın bombardımanı başlayacaktı”…Deniz Bakanı Churchill Fransız Deniz bakanı Auganeur’a “kalelere karşı gemiler” anlayışında çok önemli yeniliklerden söz etmişti. Ona göre Queen Elizabth gibi bir muharebe gemisi, imkânsız sayılan görevleri yerine getirebilirdi(25)

5 Mart günü Quen Elizabeth ve onu koruma görevi alan Prince George muharebe gemisi, bu gün öğleye doğru Kabatepe’nin 2,5 mil lodos yönünde yerlerini aldılar. Saat 12.15’te:Yıldız Tabyası gerisine bir kaç dakika arayla olmak üzere iki mermi,bir süre sonra da Rumeli Mecidiye Tabyası önünde denize bir mermi düştü, 15 dakikalık aralıklarla da, bir çok merminin bu tabya ya düştüğü görüldü. Müstahkem mevkii komutanlığı, Queen Elizabeth ile Boğazdaki diğer gemiler arasındaki irtibatın bozulmasını emretti. Kumtepe yönündeki Sahra bataryasına Queen Elizabeth’e engel olması için emir verildi. Batarya ile Elİzabeth arasında karşılıklı ateş başladı. Batarya gemiye 17 isabet sağlamasına rağmen gemide hasar olmadı. Quen Elizabeth 6 Mart günü de saldırılarına devam ettiyse de başarısız oldu.

7 mart günü saat 12’de Boğaz’a giren Agamemnon ve Lord Nelson, Fransız tümeninin koruması altında Rumeli Hamidiye ve Anadolu Hamidiye tabyalarını bombalamaya başladılar. İngiliz Muharebe gemileri bu iki tabyayı bombalarken Fransız muharebe gemileri de Obüs bölgesindeki topçu yu ve Dardanos bataryasını ateş altına aldılar. Boğaz’da çok şiddetli bir savaş cereyan ediyordu. Bataryaların önüne arkasına ve yanlarına düşen yağmur gibi düşman mermilerine rağmen Türk topçusu büyük bir sessizlik içerisinde birleşik Filo’nun atışlarına karşılık veriyordu. Bir mermi Çanakkale’nin kenar mahallelerinden birisine düşmüş Anadolu Hamidiye ve Rumeli Mecidiye Tabyaları kışlaları ve Kilitbahir kulesi isabet almıştı. İki İngiliz gemisi ise Türk topçusunun atışlarından hasar görerek çekildiler. Bu günkü muharebe de 714 top mermisi sarf edilmiş kaybımız ise 4 şehit 12 yaralı idi.(26)

Bu sırada bir hayli mayın temizlenmiş ve gerek orta bölgedeki küçük topçuya ve gerekse Merkez Tahkimatının ağır topçusuna bazı kayıplar verdirilmişti ama, Amiral Carden’e göre bu pek de yeterli sayılmazdı. Sonra amiral Carden olsun, Anzak Kolordu Komutanı General Birdwood olsun, donanmanın Marmara’ya girmesinden sonra Boğaz’ı güven altında bulundurmak için 10 bin kişiden az olmayan bir kara kuvvetiyle Boğaz’ın işgalini gerekli görmeye başlamışlardı. Yani İstanbul’u işgal için ayrılan kara kuvvetlerinin küçük bir kısmı Çanakkale Boğazı’nın işgalinde kullanılmalıydı.

Harbiye Nazırı Lord Kitchener “Gaye Istanbul’un işgalidir, Istanbul için ayrılan kuvvetleri zayıflatmam” diyor ve Boğaz topçularının ezilmesinden sonra bir tehlikenin kalmayacağını, Boğaz’ın dar yerinin birkaç taburla işgalinin yeterli olacağını düşünüyordu. Öyle ya, Türklerin elinde düzinelerle ağır top mu vardı ki, Boğaz’ı yeniden topla donatsınlar.

6 Mart 1915 gecesi Cevat Paşa, Nusrat Mayın Gemisi Komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey’le, Nazmi Bey’i makamına çağırdı. Onlardan 7/ 8 Mart gecesi, depolarda mevcut olan 26 mayını Anadolu yakasındaki Kumbağı Burnu ile Rumeli yakasındaki Soğanlı dere Karanfil Burnu arasında kalan bölgeye, 13’erli iki sıra halinde dizilmesini emretti. İngiliz ve Fransız denizaltıları, o güne kadar dizilen 377 Alman yapısı mayına rağmen hiç bir zayiat vermeden, Yeşilköy açıklarına kadar gelmiş ve bazı Türk denizaltılarını batırmıştı. İngiliz mayın tarama gemileri, bütün mayınların yerlerini tek tek belirlemesine rağmen son günlerdeki aksilikler nedeniyle bu mayınları tespit edememiştir.

Sofya’daki İngiliz Misyonu, Türklerle Müttefik olma umudu içerisinde oldukları Bulgarların da Türkiye’ye karşı harekâtta bulunacaklarını bildirmişti. Romanya Başbakanı, Bükreş’teki İngiliz temsilcisine kendi ülkesinin İtilâf Devletlerinin dostu olduğunu söylemişti. İtalya, yakında harekâta geçeceğini bildirmiş; Yunanistan Başbakanı Venizelos, Churchill’e gizli bir telgraf göndererek, “Yunan desteğini” bildirmişti. Yunanistan, “Gelibolu’ya üç tümen göndermeye hazır olduğunu” bildiriyordu. İngilizler, daha şimdiden zaferin sarhoşluğuna kapılmışlardı. Osmanlı İmparatorluğunun kaderi, uluslararası gündemin en üst sıralarına fırlamıştı; daha şimdiden, Osmanlı’dan pay istendiğini gören Churchill, Dışişleri Bakanı’na bir mektup yazarak, “Avrupa Türkiye’sinin alınmasını, ancak Osmanlı Asya’sının geçici olarak da olsa Osmanlılara bırakılmasını öngören bir ateşkes anlaşmasının yapılmasını” öneriyordu.

Rus Dışişleri Bakanı Sergei Sazanov, 4 Mart 1915’te Londra ile Paris’e birer telgraf çekerek, “Çar 2. Nikolai’nin Boğazları ve Boğazların her iki yanındaki toprakları istediğini” belirtti. Rus isteği, Paris’te dehşetle karşılandı. Ruslara ayrıntılı bir toprak anlaşması önerildi. Ancak Rusların bu husustaki kararlılıkları devam etti. Neticesinde İngilizler, 12 Mart 1915’te, Fransızlar da 10 Nisan 1915’te, Çar’ın koşullarını kabul ettiler. İlk önce İstanbul’a gözünü diken İngiltere, fikir değiştirerek Osmanlı Asya’sından büyük bir pay alma fikrini benimsedi.

Artık Türker’in kader saati gelmek üzereydi. Türkler, daha ölmeden mezara konulmuştu. Nitekim İngiliz Başbakanı, kabinede Osmanlı topraklarının geleceği tartışılırken, “Bu tartışmaların, bir haydut çetesi tartışmasını andırdığını” söylemişti.

İngiliz Parlamentosu, Çanakkale’de beklediği zaferin politik sonuçlarıyla uğraşırken, savaş alanında donanma o kadar hızla ilerlemiyordu. Hava şartları, gemilerin ateş güçlerini engellemekteydi. Türk askerleri, gün geçtikçe daha fazla güven kazanıyorlardı. İngiliz mayın tarayıcı gemileri, havan topları ve küçük seyyar toplarla taciz ediliyordu. Churchill, 13 Mart’ta Donanma Komutanı Amiral Carden’den bir telgraf aldı.

Carden, “Herhangi bir kayıp olmadığını; ancak mayın tarama işinin pek sıhhatli yürümediğini” yazıyordu. Churchill, “Herhangi bir kayba neden olmayan ateşin, mayın taramasını nasıl etkilediğini anlamıyorum” diye bağırdı.

Boğazı enlemesine kesen mayın hatlarının ilerisine ve enlemesine değil diklemesine dökülen bu mayınların sahibi, Nusrat Mayın gemisiydi ve mayınlar da, eldeki son 26 adet mayındı. 7/8 Mart gecesi, yani donanmanın taarruzunun on gün önce düşmanın mayınları temizlediği alana dökülmüşlerdi.

Yüzbaşı Tophaneli Hakkı komutasındaki Nusrat, 7/8 Mart gece yarısından az sonra, ışıklarını söndürmüş olarak Çanakkale’den hareket etmiş, kendi mayın hatlarımızı geçerek Karanlık Limana ulaşmıştı. Kıyıya paralel olarak 100’er metre arayla ve suyun 4.5 metre altına mayınları büyük bir sessizlik içinde dökmüş ve düşman devriye gemilerine görünmeden geldiği gibi yine, sabah aydınlığından önce geriye dönmüştü. Bu döküş işine Müstahkem Mevki Mayın Grup Komutanı Yüzbaşı Hafız Nazmi (Akpınar) gemi komutanı ile beraber bulunmuş ve ona yardım etmişti. O gece hava sisli ve hafif yağmurluydu. Bunun da Nusrat’ın görünmeden işini yapmasına yardımcı olduğuna kuşku yoktu. (27)

8 Mart ile 17 Mart günleri arasında devam eden deniz savaşları da neticesiz kalmıştı.

5 Mart’ta General Bird wood Londra’ya uyarıcı bir telgraf göndererek “donanmanın yalnız başına Çanakkale boğazını zorlayıp geçebileceğine inanmadığını “ belirtiyordu. Aslında General’in telgrafı uyarıcı bir nitelik taşıyordu.

Ancak Churchiil aynı görüşte değildi. Savaş konseyinin 10 Mart toplantısında; ”Gereğinde asker bulunacak olmakla beraber, Birleşik filo’nun karar kuvvetlerinden yardım görmeden Çanakkale boğazından geçebileceğine olan inancını” belirtmekten çekinmedi.(28)

10 Mart toplantısında Lord Kitchener 29’uncu İngiliz piyade Tümeni’nin Çanakkale’ye gönderileceğini bildirmesi ve Rusların da Karadeniz Boğazı’nda harekata katılmasıyla tüm kuvvetlerin (İngiliz tümeni bahriye Tümeni+ Avustralya Birlikleri + 29’uncu İngiliz Piyade Tümeni +Fransız tümeni + Rus kolordusu),toplam 130.000 insan ve 300 topu bulacağı hesaplanıyordu. Buna karşı Türk kuvvetlerininse, Çanakkale Bölgesi’nde 60.000, İstanbul dolaylarında 120.000 kişilik bir kuvveti olduğu sanılıyordu ki, böylece Ruslarla birlikte bu Türk kuvvetleriyle uğraşılabilirdi.

Tasarlanan plana göre birleşik filo, Çanakkale Boğazı’nı geçip Marmara Denizi’nde Kızıl adalar önüne gelince, Karadeniz Boğazı istihkamlarına bütün gücüyle saldırıya geçecekti. Böylece Türk filosu, bu müşterek harekâtla yok edilecekti.

Buradaki önemli nokta, Birleşik Filo ile Rus filosu Marmara’da birleşmedikçe çıkarmanın yapılamayacağıydı. Başka bir deyişle şimdiki durumda Burlişek Filo Boğaz’a şimdilik kendi gücüyle saldıracak ve asker çıkarmayacaktı.

Buna göre 11 Mart’ta Amiral Carden’in yetkisi artırıldı. Çekingen ve önemli harekat koşullarını bırakarak boğazı zorlayabileceği, personel ve gemi kaybını göze alabileceği kendisine bildirildi. Ancak 13/14 Mart gecesi, Boğazdaki mayın arama harekatının başarısızlığa uğraması üzerine, mayın bölgesinin çok iyi savunulduğunu, gece harekatıyla bu alanın taranamayacağına kanaat getiren Amiral Carden,14 Mart’ta Bahriye nezaretine sunduğu raporda; ”Gündüzün tüm kuvvetiyle hareket ederek, mayınları taramaktan başka çıkar yol olmadığına işaretle şimdiki durumda Birleşik Filo’nun Boğaz’ı geçeceğine güvenerek, mayın arama filosunun kendisine eşlik etmesini” istedi.

Bahriye nezareti bu öneriyi benimseyerek, zaman kaybetmeden uygulanmasını emretti. Mayın taramak üzere muhriplerin donatılmasına girişildi. 30 kadar mayın gemisinin de İngiltere’den Mondros’a gönderilmesi emredildi. Ayrıca Fransızlar da bulunan 15 mil hızındaki mayın arama gemilerinin de, Çanakkale’ye gönderilmesi istendi.

Bu arada 11 Mart’ta General Hamilton Akdeniz İtilaf kuvvetleri komutanlığına atanırken, 29.İngiliz Piyade Tümeni’ne gemilere binmek üzere hazır olması emredildi. General de Amele emrindeki Fransız Doğu Sefer Kuvvetleri 11 Mart’ta Bizerte’den hareketle 15 Mart’ta Mondros limanına geldi. Anzac (Avusturya-Yeni Zellanda kolordusu)’ların Mısırdaki kalanlarının da gelmesiyle kara kuvvetleri toplamı 130.000’e ulaşacaktı.

Bahriye Nazırı Churchill, Amiral Carden’e gönderdiği 14 Mart 1915 günkü telgrafı şöyleydi:

“Mayın tarayıcılar kayıp vermeden mayınlar temizlettirilebilir mi? Geçit’e (Çanakkale ile kilitbahir arasındaki Boğaz’ın en dar yeri) kadar olan alanı taramak için 200-300 kişilik bir kayıp kabul edilebilir. Mayın tarayıcı gemilere donanma erlerinden gönüllü toplama önerinize katılıyorum. Mayın toplama işi, tekne ve insan kaybı ne olursa olsun, kesinlikle ve en kısa sürede yapılmalıdır.

Türklerin cephane durumlarının iyi olmadığını haber aldık. Bataryalarda görevli subaylar, Almanya’dan daha çok cephane istemektedirler. Alman ve Avusturya denizaltıları gönderilmesi de ciddi olarak düşünülmektedir. Fakat anlaşıldığına göre henüz gönderilmemiştir.

Bütün bu bilgiler gizlidir ve harekâta azimle devam edilmesi, kayıpların göze alınması, denizaltı tehdidi düşünülerek çok kısa sürede sonucun alınması gerekir.”(29)

AMİRAL GARDEN HASTALANIYOR YERİNE AMİRAL ROBECK ATANIYOR

Sevgili Okurlar,

Amiral Garden, savaşa 17 Mart günü başlayacağını bildirdi Ancak Goeben ve Breslau’nun peşinden Çanakkale ağzına geldiği 10 Ağustos 1914’den beri yedi aydır üstlendiği görevler ve Ege’nin tuzlu sularında geçirilen zor kış ayları, Carden’i sağlık yönünden çok yıpratmıştı, hastaydı ve son harekâtı yürütecek gücü kalmamıştı. Hele 15 Şubat’tan bu yana gece gündüz devam eden operasyonlar ve bu operasyonlardaki olumsuzluklar Carden’de hayal kırıklığı meydana getirmiş, harekâtın geleceği ile umutsuzluğa düşmüş ve bu durum sağlığını da etkilemişti. Gerilime daha fazla dayanamayarak sinirleri iflas etti. Doktorların kesin raporu üzerine, görevi Amiral De Robeck’e devrederek 16 Mart’da Londra’ya hareket etti. Dışişleri Bakanı Churchill, yerine yardımcısı John de Robeck’i atadı.

Bu atamada Churcihill, Amiral de Robeck’e Birleşik Filo Komutanlığını kabul edip etmeyeceğini sorarken şöyle demişti: ”Eğer harekâtı doğru ve uygulanabilir görmüyorsanız lütfen bunu bana böylece bildirmekte kararsızlık göstermeyiniz.”

Amiral de Robeck buna verdiği cevapta “Harekâtın uygulanabilir olduğunu görevi kıvançla kabul ettiğini ve hava koşulları elverişli olursa 18 Mart’ta taarruza geçeceğini “(30) bildirdi.

Yeni Komutan Amiral de Robeck’e ertesi gün ulaşan telgrafında Churchill şunları yazıyordu:

“Büyük bir güvenle Akdeniz Filo Komutanlığı’nı size veriyorum. Evvelce hazırlanmış harekât planının derhal uygulanması konusunda hiçbir etki altında kalmadan karar vermenizi istiyorum. Kararınız olumlu ise hiç zaman geçirmeden uygulayınız, olumsuz ise nedenlerini bildiriniz. Şansınız açık olsun.”

MUCİZE MAYINLAR

Sevgili Okurlar,

Asrın en büyük savaşı yapılıyor. Boğaz’daki mayınların taranması lazım, Ancak İngilizlerin Boğaz’a getirdikleri mayın tarayıcılar, asker değil sivil. Siviller de, ateş altında riske girerek mayın taramak istemiyorlar ve Cevat Paşa’nın 7/8 Mart günü döşettiği mayınlar fark edilmiyor. Amiral Garden’in sağlığı birkaç gün daha dayansa bu mayınların bulunması mümkün olabilecekti. Ancak Amiral Garden’in rahatsızlanması yerine Amiraml Robeck’in atanması sırasında meydana gelen karışıklık bu konu da ki hassasiyeti geri plana itmiş oldu. Hâlbuki bu mayınlar harbin neticesinde etki sağlayacaktı.

Yeni Akdeniz Filo Komutanı Amiral De Robeck, hazırlanan planı olumlu bularak 18 Mart 1915 Perşembe sabahı erken saatte yenilmez armadası ile harekete geçmişti. Büyük zafer, demek ki kendisine kısmetti…

Planın üçüncü safhası “Merkez Tahkimatı’nın yokedilmesi” ve dördüncü safhası “Kalan mayınların temizlenmesi, Boğaz dar yerinin işgal edilerek donanmanın Marmara’ya girmesi” birlikte uygulanacak, bir günde bitirilemezse en çok iki günde Donanma Boğaz’ı yarıp geçecekti.

Evet, Amiral De Robeck umutluydu ve Çanakkale Boğazı’nı geçerek Osmanlı başkentine dayanmak şerefi ona nasip olacaktı…

Müstahkem mevkii komutanlığana çeşitli kaynaklardan verilen haberler, İtilaf donanmasının geniş çapta bir saldırı ve Boğaz’ı geçmek için harekat içerisinde bulunduğu şeklindeydi.

17 Mart günü, Robeck’in komutasındaki donanma Boğaz’a girdi. Son darbeyi vurarak Boğaz’ı geçeceklerdi. Boğaz’dan sonra, Marmara geçilecek İstanbul’a ulaşılacaktı. 6 Milyon Rus askeri Anadolu’ya geçmek ve isyana kalkışmamak için malzeme ve erzak bekliyordu. Ruslar’la elele verilecek, Trakya ile İstanbul süpürülecekti. Oradan Anadolu harekâtı başlayacak, Türker’den arta kalanlar katledilecek eğer uluslararası dikkati çekecek bir durum olursa cüzi bir kısmı Orta Asya’nın bozkırlarına iskân edilecekti.

ASRIN HESAPLAŞMASI BAŞLAMIŞTI

Nihayet o müthiş gün geldi. 18 Mart sabahı Türk askeri, savaşı bayram gibi karşılıyordu. Dualar okunuyor, tövbe istiğfar ediliyor, helallaşılarak kucaklaşılıyordu. Gözler gülüyor, Mehmetçikler coşuyordu. Kolay mıydı, bu imanın karşısında Çanakkale’yi geçmek…

Askerlerimiz ve komutanlarımız, Çanakkale’nin geçilmeyeceğine yürekten inanıyorlardı. Bu savaş devlerin savaşı idi. Bir taraftaki devin en modern teçhizatları mevcuttu. Dönemin en güçlü donanması ve ordusu ile gelmişti. Diğer taraftaki dev, tarihe damgasını vuran bir devdi. 300 yıllık makus talihini bu savaşta yenecek; Balkanlar’ın, Trablus’un, Bosna’nın, Girit’in, Mora’nın ruhunda bıraktığı çöküntüyü bu sefer silecekti. En üst rütbeli subayından erine kadar bütün asker hınç doluydu. “Kolaysa geçsinler” diyorlardı. Bu bir savaş değil, bir bayramdı. Yıllardır beklenilen hesaplaşma günüydü.(31)

Değerli Arkadaşlarım

Çanakkale deniz savaşlarında verilen emsalsiz mücadeleyi anlatmaya yarın devam edeceğiz. Bizi izlemeye devam ediniz.

Tüm değerli Arkadaşlarıma sağlık mutluluk ve başarılar diler en içten sevgi ve Saygılarımı sunarım.

TANER ÜNAL

DİPNOTLAR

1. Fahri Belen: Birinci Cihan Harbi’nde Türk Harbi, 1915 Yılı Hareketleri, 2. Cilt.

2. Çanakkale Gelibolu Askeri harekatı 1939

3. Gelibolu Harekatı Belge yayınları 1965

4. Deniz aşırı seferler ve çıkarmalar,Çev. Ahmet Onur,Askeri tarih Bülteni eki:9 Ankara Genel Kur.Basımevi 1980

5. Fahri Belen: Birinci Cihan Harbi’nde Türk Harbi, 1915 Yılı Hareketleri, 2. Cilt.

6. İngiliz tarihçi yazar J.Corbet Harekat-ı Bahriye c.2.s268-272

7. İbrahim artuç 1915 Çanakkale Savaşı

8. Fahri Belen: Birinci Cihan Harbi’nde Türk Harbi, 1915 Yılı Hareketleri, 2. Cilt.

9. Bu anlaşmazlık üç yıl sonra Venizelos’un başarısı ile son bulacak; Yunanistan Birinci Dünya Savaş’nın üçüncü yılında, 1917’de müttefikler safında harbe girecekti. Harbi galipler yanında bitiren Venizelos, buna dayanarak İzmir’e asker çıkarıp Anadolu’nun işgaline de katılacaktı. Fakat sonunda, bilindiği gibi, Ankara yakınlarına kadar süren sınır tanımaz ve Yunan yayılması, Mustafa Kemal ordularının taarruzu ile paramparça olacaktı.

10. İbrahim Artuç 1915 Çanakkale Savaşı

11. Fikret Günesen: Çanakkale Savaşları.

12. Birinci Dünya harbinde Türk Harbi 5. Cilt Çanakkale Cephesi Harekatı 1. Kitap Genel Kurmay Basımevi s.140

13. Corbet; s.278-279

14. Birinci Dünya harbinde Türk Harbi 5. Cilt Çanakkale Cephesi Harekatı 1. Kitap Genel Kurmay Basımevi s.148

ATSE Arşivi No. 6/9665,Kls.4996,DosH-3, F. 1-1

15. Corbet s.300

16. George, H. Cassar; Fransızlar ve Çanakkale, Çev. N. Dalay. Milliyet yayınları, 1974 s. 92-93.

17. Birinci Dünya harbinde Türk Harbi 5. Cilt Çanakkale Cephesi Harekatı 1. Kitap Genel Kurmay Basımevi s.155-156

18. Fikret Günesen: Çanakkale Savaşları.

19. Birinci Dünya harbinde Türk Harbi 5. Cilt Çanakkale Cephesi Harekatı 1. Kitap Genel Kurmay Basımevi s.140

20. Corbet; s.278-279

21. Birinci Dünya harbinde Türk Harbi 5. Cilt Çanakkale Cephesi Harekatı 1. Kitap Genel Kurmay Basımevi s.148

22. ATSE Arşivi No. 6/9665,Kls.4996,DosH-3, F. 1-1

23. Birinci Dünya harbinde Türk Harbi 5. Cilt Çanakkale Cephesi Harekatı 1. Kitap Genel Kurmay Basımevi s.148,

24. Corbet s.300

25. George ,H.Cassar; Fransızlar ve Çanakkale,Çev.N.Dalay.Milliyet yayınları1974s.92-93

26. Birinci Dünya harbinde Türk Harbi 5. Cilt Çanakkale Cephesi Harekatı 1. Kitap Genel Kurmay Basımevi s.155-156

27- İbrahim Artuç 1915 Çanakkale savaşları (Bazı yerli ve yabancı kaynaklar mayınların savaştan bir gece önce, yani 17/18 Mart gecesi döküldüğünü yazmaktadır. Ama resmi belgeler, döküm işinin 7/8 Mart gecesi yapıldığnı belirtmektedir.

28- Birinci Dünya harbinde Türk Harbi 5. Cilt Çanakkale Cephesi Harekatı 1. Kitap Genel Kurmay Basımevi s.148

29- Fikret Günesen: Çanakkale Savaşları.

30-Frank Knight; Çanakkale Savaşı,İstanbul Harp Akademileri Basımevi,1971 31- Taner Ünal O Bir bozkurttu 1994

Related Post

Bir Gecede Cahil mi Kaldık?

Posted by - 30 Temmuz 2020 0
HARF DEVRİMİYLE İLGİLİ İDDİALARI SONLANDIRIYORUZ! Dil Devrimini Meydana getiren ana sebep, Osmanlı İmparatorluğu’nda milli bir dil anlayışının bulunmaması, Türk Milleti…

Bugün Aslında Kim Öldü?

Posted by - 10 Kasım 2020 0
Nutuklar atılır, destanlar yazılır, halklar harekete geçirtilir. Bazen de yalnızca talihsizlik adı arkasına gizletilmiş ama hiç de talihsiz olmayan bir…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir