BÜYÜK KURTARICI ATATÜRK’ÜN HARF VE DİL DEVRİMİ KÜLTÜR SAHASINDA Kİ EN BÜYÜK BAŞARIMIZDIR

Taner Ünal at 9 Kasım 2020 tarihinde gönderildi
150 0

DİL DEVRİMİ BİR GECEDE YAPILMADI TÜRKÇEYE DÖNÜŞ MÜCADELESİ III. SELİMDEN ATATÜRK’E KADAR 130 YILDIR SÜRÜYORDU

ATATÜRK MİLLÎ MÜCADELE YILLARINDA AKDENİZ’İ İŞARET ETTİĞİ GİBİ, TÜRK DİLİ İÇİN DE BİR YÖN GÖSTERMİŞ, KENDİSİ ÖNDE OLMAK ÜZERE BÜTÜN MİLLETİ BU UĞURDA SAVAŞA SOKMUŞTUR.

OKUYUNUZ OKUTUNUZ

Sevgili Okurlar,

27 Temmuz 2020 ve 28 Temmuz 2020 günlü paylaşımımızda “Harf Devrimine karşı çıkarak Arapça Alfabenin kalmasını savunan Cumhuriyet düşmanlarının 80 yıldır devam eden yalan ve iftiralarına” ve “Osmanlıcacılara” cevap vermiştik.

Arapçanın Türk diline neden uymadığını Latin Alfabesinin Türkçe ile neden uyumlu olduğunu anlatmış “Yazı devrimi, Arap alfabesi yerine Lâtin alfabesi temelindeki millî Türk alfabesini geçerli kılan bir değişimin ifadesidir.

Etrüks Medeniyetini Kuranlar Hun Türklerinin atası İskitler ile yüksek Türk Kültürüne sahip Truvalılardır. M.Ö.800’lerde Anadolu’ya giren İskitlerin bir kolu Truvalılar ile savaşmış yenileceğini anlayan Truvalılar İtalya’ya kadar kaçmış onları takip eden İskitler İtalya’nın iki Türk ulusuna da yeteceğini görünce birleşerek Etrüks Medeniyetini kurmuşlardır. Roma tarihinin eskiçağ tarihine ait ne varsa Yüksek Türk Kültür ve Medeniyetinin bir kolu olan Etrükslere aittir.

Atatürk’ün Latin Alfabesini seçmesinin asıl sebebi Latin Alfabesinin Yüksek Türk kültürünün temsilcisi Etrükslere ait Türk alfabesi olmasıdır. Nitekim Latin Alfabesi diğer Avrupa dillerinin fonetiğine ve harf sistemine uymamasına rağmen Türkçeye kusursuz uyumludur. Göktürk Alfabesinden 1200 yıl önce işlerlik kazanmış Avrupa’da halen en asil dil olarak kabul edilen Latince ve Latin Alfabesi 2800 yıl önce konuşulan ve yazılan Türk dilidir. “ demiştik.

Sevgili Okurlar,

Bu gün halen atalarımızın bize emanet ettiği güzel dili konuşabiliyorsak, Güzel Türkçemiz bu günlere ulaşabilmişse bu durum kerameti kendinden menkul şeylerin dervişlerin eseri değil, Türk kültürünü yaşatmak için mevcut yönetimlerle kavga halinde dağ başlarını veya iki dağ arasındaki kovukları mekan edinmiş Yörüklerin, Türkmenlerin hülasa isimsiz ve aziz Türk halkının bir başarısıdır

Atatürk bu başarıyı keşfetmiş halkın dilini devletin resmi dili haline getirmiş, Türk’ün dilini Gramer Kuralları çerçevesinde geliştirip güzelleştirerek Türk Milletinin ihtiyaçlarına cevap verecek dünyanın saygı duyacağı bir lisan haline getirmek istemiştir.

OSMANLICA TÜRK VARLIĞINA DÜŞMAN OLANLAR TARAFINDAN ÜRETİLMİŞTİ..

Sevgili Okurlar,

Bir insanın Osmanlıcayı tam olarak anlayabilmesi ve düzgün bir şekilde konuşabilmesi sanki ayrı bir bilim dalını öğrenmesi durumundaydı. Osmanlıcayı öğrenen bir kişinin ise bilim yapması oldukça zordu. Bu gün Osmanlıcaya dönüş isteyen pek kalmamıştır ancak Türk Dili inkılabının manasını ve önemini halen kavrayamamış olanlar bulunmakta, bu konuda ileri geri bilgisizce konuşulmaya devam edilmektedir.

Hendese kitabında “zaviyetanı mütebadiletanı haricetan, müsellesi mütesaviyüladla, şibhi münharifin mesahai sathiyesi, zû vücûhi kesire” denilseydi, Nebatat kitabında “zütülfilkateyn, useybatı taliye, zatülilkahı hafiyei viaiye’den” bahsedilseydi, Teşrih ve Hayvanat kitaplarında “butayni eymen, dessamei zşerafetüsselase, meai zûisna aşer, zülgalsamatülmusaffaha, zatülercülilcezriye” deseydik, Sarf ve Nahiv kitabında “mef’ûlünanh, müzafünilyh, mazii şuhûdi, müsnedünileyh” sözcükleri bulunsaydı bu gün kendi dilimizi mi konuşmuş olacaktık? Bir kelimeyi ifade etmek için ezbere bir satır yazı yazdığımız taktirde bilim ve eğitim de ileri gitmemiz mümkün tabii ki mümkün olamayacaktı.

Türkçe de öze yani halkın kullandığı şimdilik bildiğimiz 16.000 yıllık bir bilim diline dönülmüş toplumsal bütünlük sağlanmış, eğitim kolaylaşmıştır.

Zamanla halkın dilinden de kopmuş olan Osmanlıca, edebiyatçılar ve aydınlar elinde artık “sanat gösterme” adına türlü kelime oyunlarına boğulmuş ve yalnızca sınırlı bir aydınlar topluluğunun anlayabileceği, üç dilin karışmasından oluşmuş melez bir yapma dil durumuna gelmiştir. Böylece, her biri ayrı bir dil ailesinden gelen ve Osmanlıca diye adlandırılan üçlü melez bir yazı dili oluşturulmuştur.

O denli ki, insanın kendi dilinin yazılarını okuyup anlayabilmesi, yüksek düzeyde özel bir eğitimi gerekli kılmıştır.

Bu dil ile ilim yapmak veya geniş kitlelere yaymak başlı başına bir mesele halini almıştır. Bu nedenle halka inememiş Dönme ve devşirme olarak gördüğü yöneticilere karşı milli değerlerini yaşatma mücadelesini veren Türk milleti bu dile itibar etmemiştir.

Enderun’un ortadan kalkması Türk düşmanlığının 19.yy Sultanlarınca desteklenmemesi yönetimlerin bazı kademelerinde, basında Türklerin ve Türkçecilerin yer almaya başlaması Türkçeye dönüş mücadelesini yoğunlaştırmıştır.

TÜRKÇEYE DÖNÜŞ MÜCADELESİ III. SELİMDEN ATATÜRK’E KADAR 130 YILDIR SÜRÜYORDU

Sevgili Okurlar,

Avrupa dillerindeki kitapların Osmanlıca çevirisinin yapılamaması, Tanzimat devrinde kurulan Yüksek okullarda yapma bir dil olan Osmanlıca ile eğitim yapılamaması Osmanlı Padişahlarının Türkçeye dönüşü desteklemelerine yol açmış 1790’lardan itibaren Türkçeye dönüş devrimi başlamıştır.

II. Mahmut ile Türkçeye dönüş konusunda ısrarlı davranmış, Mustafa Reşit Paşa bu konuda çalışmalara girişmiş 1845’lerden itibaren Ahmet Cevdet Paşa’yı görevlendirmiştir. Cevdet Paşa dilde sadeleşmenin, özlü ve düzgün bir Türkçenin gerekliliğini, derin bir sezgi ile anlamış; eserlerinde (hele Kısas-ı Enbiya’sında ve okullar için yazdığı kitaplarda) bu düşüncelerinin güzel örneklerini de vermiştir.

Bir halk yazarı olan Ahmet Mithat Efendi’nin romanlarında, “Recaizâde Ekrem” ve hattâ “Muallim Naci”nin nesirlerinde Cevdet Paşa’nın tesirleri görülür.

Türk gazeteciliğini kuran Şinasi’nin Osmanlıca’nın Türkçeleşmesindeki emeği büyüktür. 1860 da Agâh efendi ile birlikte çıkardığı Tercümânıahval gazetesini çıkardığı günden itibaren Türkçe’yi Arabça ve Farsça kelimelerden kurtararak sadeleştirmek istemiştir. (1)

Şinasi’nin sırf Türkçe yazmak için yaptığı şu tecrübeler zikre değer:

“Gören saçın arasında yüzün parıltısını

Sanır ki kara bulutun içinde gün doğmuş

Yanında kan ile yaş içre kaldığım görüp ez

Demez miyim birini su kızı suya boğmuş

Eşi yok bir güzeli sevdi beğendi gönlüm

Kıskanır kendi gözümden yine kendi gönlüm

Göğe mi erdi başım yeryüzüne geldimse

Var mı bak bencileyin yıldızı düşkün kimse.”

Ziya Paşa, Şinasi’nin fikirlerini daha vâzıh ve kati şekilde ifade etti. Şiir ve inşa makalesinde “Türk edebiyatında öteden beri kullanılan şiir ve nesir lisanının tabii bir lisan olmadığını, tabii Türk şiirinin halk şairleri arasında yaşadığını; Türk şiirinin halk şairleri arasında yaşadığını, Türk dilinde edebi eser yazmanın lafız oyunlarına uymak mecburiyeti yüzünden bir kat daha zorlaştığını” belirtirken “Türklerin tabiî şiiri Baki, Nef’î, Nedim değildir. Bizim tabiî şiir ve inşamız, taşra halkıyla İstanbul ahalisinin avamı arasında hâlâ durmakta olan çöğür şairlerinde deyiş, kayabaşı, üçleme tâbir olunan nazımlardır.” Diyordu.(2)

AHMET VEFİK PAŞA

Ahmet Vefik Paşa, Lehçei Osmanî adlı meşhur lûgatini yazdığı vakit dünya yüzünde bir Türk dili olduğunu ve bunun muhtelif lehçeleri bulunduğunu da sarih bir surette anlatmaktadır. Bizim kullandığımız lehçeye Osmanlı lehçesi deyip bunun “Türkmen lehçesinden” ayrıldığını kaydediyor.

Ahmet Vefik Paşa bize millî tarihimizi tanıtmak için Ebülgazi Bahadır Hanın Şecere-i Türkî’sini tercüme etmiştir. Eser evvelâ Tasviri Efkâr gazetesinde tefrika edilmiş, sonra noksan olarak (152 sayfa) kitap halinde çıkarılmıştır.

Okuma-yazma usulünün kolaylaştırılması, dolayısıyla harflerimizin islâhı ve değiştirilmesi konusu zaman zaman gündeme gelmiş ve münakaşalara yol açmıştır. Bu bahse, ilk defa temas eden 1862’de Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’de verdiği konferansı vesilesiyle Münif (Paşa) Efendi’dir.

1860 tarihinde Cemiyyet-i İlmiyye-i Osmaniyye adı ile kurulan dernek tarafından 1862 de çıkarılan Mecmua-i Fünun’un ilk sayısında Münif Efendi “Paşa” mecmuanın: “Herkesin anlayacağı surette sehl-ül-ibare olmak üzere çıkacağını” kaydetmektedir. Münif Paşa’nın yazı dilini sadeleştirmekteki hizmeti çok büyüktür. Bundan sonra çıkan gazete ve dergiler, Terce-mânıahval ve Mecmua-ı Fünün’un açtığı çığırı takip etmişlerdir.(3) Münif Paşa meşhur nutkunda “Arapça’da sesli harflerin olmayışı ve harekelerin bu gereksinimi tam manâsı ile karşılamaması sebebiyle, okuyan gerçekte, harfleri değil, zamanla ülfet kazanmış olduğu kelimelerin suretlerini okumaktadır. Ancak, anlamını bilmediği ya da daha önce hiç karşılaşmadığı bir kelimeyi doğru olarak okuması mümkün olmamaktadır.(4)

Hâlbuki Latin harfleri böyle bir müşkül söz konusu olmadığı için, bir çocuk 6 ya da 7 yaşında okuyup yazmayı öğrenebilmektedir. İlmin yayılmasında temel vasıtalardan biri olan kitapların basımı için, Avrupa lisanlarında 30 ya da 40 harf yeterli olurken, bizde sadece “nesih” yazının tertibi en az 500 harfin kullanılmasını icap ettirmektedir ki bu durum, daha fazla masraf, daha fazla vakit ve daha fazla iş gücü anlamına gelmektedir.” Demekte özetle Latin Harfleri konusunu gündeme getirmektedir. 1862’den itibaren Latin Harfleri konusu sürekli gündemde olmuştur. Türk Dilinin Atatürk’e kadar olan 130 yıllık Türkçeye ve Latin Alfabesine dönüş çalışmalarını ayrıca anlatacağız.

Bu sebeple Osmanlıcıların/Osmanlıcacıların/ Osmanlıya dönüş özlemi taşıyan din tacirleri’nin söylediği gibi “bir gecede dilsiz kalınmamış” Türk Dil Devrimi 3. Selim’den Atatürk’e kadar, içerisinde Osmanlı Sultanları III.Selim, II.Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz, II.Abdülhamid’inde aralarında olduğu 130 yıl süren bir mücadelenin devamından başka bir şey değildir.

ATATÜRK’ÜN HARF VE DİL DEVRİMİ KÜLTÜR SAHASINDA Kİ EN BÜYÜK BAŞARIMIZDIR

Sevgili okurlar,

Ancak Atatürk öncesi Türk Dil Devrimi, sadeleştirme ve kısmen Türkçe sözcükler kullanılmasının sağlanmasından öteye gidememiştir. Atatürk bütün bunları genç yaşından beri iyice idrak edip görmüş ve Türkçenin bu iptidaî alfabeden kurtulmasının zaruretini bir dilci isabetiyle kavramış olarak günü gelince tereddüt etmeden harf inkılâbının yapmıştır.

Harf devrimi Atatürk’ün dil sahasında, dolayısıyla kültür sahasında yaptığı en büyük harekettir. Dilin, kültürün millet hayatındaki öneminden başka inkılâbın sebebi, zarureti, hedefi, tatbikatı, kapsamı, başarıya ulaşma müddeti ve derecesi gibi yönlerini de düşünürsek harf devriminin, Okuma yazma oranı yok denecek kadar az olan, milli kültür ve kimlik kaybı devam eden, bir milleti okur yazar ve kendi dilini telaffuz eder hale getirmesi, Türk Milletine Türklüğünün iadesi yolunda ilk adım olması bakımından ve bu hareketin ikinci aşaması olan Türk Dilinde Türkçeye dönüş hareketi ile birlikte değerlendirildiğinde Atatürk Devrimlerinin en büyüğü olduğunu rahatça söyleyebiliriz. (Atatürk’ün Türk Dil Devrimi Mücadelesini ayrı bir konu başlığı altında anlatacağız)

İŞTE ATATÜRK BUNUN İÇİN BÜYÜK ÖNDERDİR.

Sevgili Okurlar,

Tarih 26 eylül 1938. Atatürk Dolmabahçe Sarayındaki denize bakan odalardan birinde hasta yatıyor. Hekimler mutlak istirahat tavsiye ediyorlar. Fazla konuşup yorulmaması lâzım. Yanına belirli saatlerde girilip çıkılıyor. Koridorda daimî bekleyen birisi radyoyu işletmektedir, Yanında manevi kızı Prof. Dr Afet İnan bulunmaktadır.

Atatürk Radyoyu dinlerken 26 Eylül Dil bayramını hatırlıyor. Yaverini çağırarak İstanbul radyosunda okunmak üzere bir şeyler söylüyor. Ancak yayın gecikiyor. İleri derecede hasta olan Atatürk sinirleniyor. Hastalığının artması endişesiyle derhal isteğinin yerine getirilmesini temin ediliyor.(5)

Atatürk şunları söylüyor:

“Zengin lügatimizin toplandığı gün, millî varlığımız en kuvvetli bir dal kazanacaktır. Bizim milliyetçiliğimizin esası dil birliğimizin korunmasıyla mümkün olacaktır. Türk dilinin sadeleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi için her yayın vasıtasından faydalanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise ahenkli, güzel bir hale getirmeliyiz.”(6)

Aziz Türk Milletinin milli, dini duygularını ve safiyetini istismar ederek iktidara gelenler, ihale vurgun ve cep doldurma peşindeyken onların hayal bile edemeyecekleri bir mevkide “Türk’ün Kutsal Atası” olarak oturan Büyük Kurtarıcı Atatürk ölüm döşeğinde Türk Dilini düşünüyor bunun için sağlığını hiçe sayarak gergin saatler yaşıyor. Radyoda Dil bayramı ile ilgili yayınlar yapılmasını temin ediyor ve can havliyle konuşma yapıyor bir defa daha etrafına ışık saçıyordu..

İşte Atatürk bunun için Büyük Önderdir.

İşte bunun için her yıl 10 Kasım günü Milyonlarca Türk onun için göz yaşı döküyor.

SUUDİ ARABİSTAN MİLLİ GÜNÜNÜ BİLBORDLARDA KUTLARKEN 26 EYLÜL TÜRK DİL BAYRAMINI HATIRLARINA BİLE GETİRMEYEN TÜRK DÜŞMANLARI

Sevgili Okurlar,

Aradan 82 yıl geçti.

Türk’ün diline dahi düşman olanlar “Kürtçe yayın, Kürtçe Tabela, Kürtçeyi ikinci resmi dil haline getirerek ülkeyi ikiye bölmeye çalışırken, “Türksüz Anadolu” hayali kuran, İstanbul Havaalanı’nda bilbordlara asılan afişlerle her zaman düşmanımız olmuş Suudi Arabistan Milli Günü kutlarken 26 Eylül Türk Dil Bayramını hatırlarına bile getirmeyen Türk düşmanı Arap sevicilere sesleniyorum!

-“Acaba Atatürk’ün Türk dili konusunda verdiği mücadeleyi biliyor veya hatırlıyor musunuz?”

Siyaset ve yazı hayatı içerisinde geçirdiğim son 45 yıl içerisinde 26 Eylül Dil Bayramını Atatürk’ün idrak ettiği şekle yakın bir şekilde dahi hatırlayan, Cumhurbaşkanı veya Başbakanları göremediğim gibi, muhalefet partilerinin Genel Başkanlarını da görmedim. Onların Atatürk’ün hedeflerini gerçekleştirmek ile ilgili gayret içerisinde bulunduklarına hiç şahit olmadım.

Çünkü “Yüksel Türk Senin için Yüksekliğin hududu yoktur” diyen Aziz Atatürk’ün Türk Milletini Yükseltme ve Yüceltme ülküsü vardı. Sonrakilerin ise farklı ülküleri oldu. Ancak bunun içinde bizim anladığımız manada “Türk”ve Türklük” yoktu.

ATATÜRK Bir yandan Türk tarihi ile ilgili çalışmalar yürütürken diğer yandan Türk Diline önemle sarılmış, Türk dili ve Türk tarihi hakkındaki yürüttüğü çalışmalarla mazinin karanlıkları arasına gömülüp gitmek istidadında olan, Türk Kültür ve medeniyetini meydana çıkarmak gayret ve kararlılığını göstermiştir.

MİLLÎ MÜCADELE DE AKDENİZ’İ İŞARET ETTİĞİ GİBİ, TÜRK DİLİ İÇİN DE YÖN GÖSTERMEK

Sevgili Okurlar,

Atatürk bir dil uzmanı değildir. O bir komutandır. O Bir yol göstericidir. Ancak yükselmesini arzu ettiği Türklük şuurunun temel sütunlarından birisi olan Türk Dilini istiklâle kavuşturmak için son nefesine kadar yoğun çaba harcamış yegâne devlet adamımızdır.

Millî şuurun geçmişi ile geleceği arasındaki irtibat ancak ortak bir dille mümkündür. Ancak Atatürk’ün işi zordur. Çünkü Türk dili asırlar boyunca Türklük şuurundan yoksun yönetici, şair, yazar ve bilim adamlarımızın yanlış tutumları nedeniyle Arapça ve Farsça dillerin etkisi altında varlığını sürdürmek talihsizliğini yaşamıştır.

Atatürk’ün Türk dil uzmanlarına direktifleri iki ana noktada toplanmıştır.

Bunlardan biri dilimiz üzerinde yabancı dillerin egemenlik kurmalarına izin verilmemesi ve dilin daha önce girmiş olduğu bu durumdan kurtarılması ilkesidir. Diğeri ise, Türk Dilinin bir İlim dili olarak gramer ve kaidelerine uygun bir biçimde zenginleştirilip geliştirmesidir.

Atatürk’ün dil davamıza yön vermekteki katkısı ve payı, ancak onun gibi muazzam bir itibar ve otoriteye sahip dâhi bir kişinin gerçekleştirebileceği dev cüsseli bir atılım şeklinde tecelli etmiştir. Sadece Türk Dil Kurumunu, sadece Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesini kurmuş olması onun bu konudaki plânlı ve geniş çaplı tutum ve yaklaşımını dile getirmeye yeterli olsa gerektir. İlk adı Türk Dili Tetkik Cemiye olan Türk Dil Kurumu’nun Atatürk tarafından kuruluşundan güdülen amaç şöyle belirlenmiştir: “Cemiyetin maksadı, Türk dilinin öz zenginliğini meydana çıkarmak, onu dünya dilleri arasında, değerini yaraşır yüksekliğe eriştirmektir.” (7)

Meşrutiyetten hemen sonrasının birçok aydınlarının Türk dilinin kısırlığından yakınıp bu dille uygarlığa ayak uydurulamayacağını öne sürdüklerine işaret eden Prof. Dr. Vecihe Hatiboğlu’nun ifadesiyle, “Atatürk Millî Mücadele yıllarında Akdeniz’i işaret ettiği gibi, Türk dili için de bir yön göstermiş, kendisi önde olmak üzere bütün milleti bu uğurda savaşa sokmuştur”. Yine aynı yazar, Türk Dil Kurumu’nun kuruluşundan iki ay sonra, 26 Eylül 1932’de, Atatürk’ün Dolmabahçe Sarayında topladığı Birinci Türk Dil Kurultayı için de “ Bu, çok defa hakkı yenmiş, inkâr edilmiş Türk milletinin bir şahlanışı sayılırdı”(8) diyor.

Çok dikkate değer ki, kendi el yazısıyla yazdığı direktifler arasında, Atatürk’ün “Dil devriminin amacı, Türk dilinin kısırlaştırılması değil, genişletilmesidir” şeklindeki bir sözü de yer almaktadır. Atatürk’e göre, başka dillerdeki her bir sözcüğe karşılık olarak dilimizde en az bir sözcük bulmak gerekir. Bu sözcükler ortaya atılmalı, kamu oyuna sunulmalı ve, böylece, tutunanların yaygınlaşıp yerleşmesi sağlanmalıdır.(9)

TÜRK DİLİ TÜRK MİLLETİNİN KALBİDİR, ZİHNİDİR.

Sevgili Okurlar

Görüldüğü üzere, Türkçe’nin geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi ilkesi Atatürk tarafından gözden kaçmayacak biçimde tekrar tekrar vurgulanmaktadır.

Atatürk Millet’i şöyle tarif etmişti “Millet, dil, kültür ve mefkûre birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasî ve içtimaî heyettir”.(10)

Bu tarifi tamamlamak için ise “Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır.”(11)

“Türk dili Türk milleti için mukaddes bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz badireler içinde ahlâkının, an’anelerinin, hatıralarının menfaatlerinin, elhasıl bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” (12) diyerek Türk Dilinin önemini işaret eden Atatürk’ün dil konusundaki direktifleri “Damarındaki asil kan”ın idraki içerisinde bulunan her Türk’ün dikkatle incelemesi ve takip etmesi gereken hedeflerdir.

Bakınız Atatürk ne diyor:

“Türk dili zengin, geniş bir dildir. Her mefhumu ifadeye kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek lazımdır.”(13)

“Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin. Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için, bütün devlet teşkilâtımızın dikkatli, alâkalı olmasını isteriz.”(14)

“Türk dilinin sadeleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamu oyna bunların benimsetilmesi için her yayın vasıtasından faydalanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise ahenkli, güzel bir hale getirmeliyiz.”(15)

“Milli şuurun ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz.”(16)

Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında hakim ve esas kalacaklar (dır). (17)

Sevgili Okurlar,

Prof Dr Afet İnan bir başka yazısında Atatürk’ün son günlerinde dil konusunda yaptığı çalışmaları şöyle dile getiriyor:

Bir gün şunu dediğini çok iyi hatırlıyorum “Öyle istiyorum ki, Türk dili bilim metotlarıyla kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimini kullansınlar”. Atatürk’ün isteği ve amacı benimsendikçe edebiyat ve bilim alanlarında yazılan eserler Türk varlığına ve millî benliğimize kültür zenginliğimizi sağlayacaktır.” (18)

“Milliyetin çok bariz vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna, bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.”(19) diyerek Türkçe konuşmanın önemini işaret eden Atatürk’ün dil konusundaki direktifleri damarındaki asil kanın idraki içerisinde bulunan her Türk’ün dikkatle incelemesi ve takip etmesi gereken hedeflerdir.

Bir sonraki paylaşımımızda geçen yazımızla ilgili arkadaşlarımızın yorumlarına cevap vereceğiz

Yorumlarıyla beğenileriyle bize destek veren, Tüm Değerli Arkadaşlarıma çok teşekkür eder en içten duygularımla sevgi ve Saygılarımı sunarım.

26 EYLÜL 2020

TANER ÜNAL

DİPNOTLAR

1-Doç. Dr. Ali Engin Oba, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu, S. 185

2-Hilmi Ziya Ülken, Millet ve Tarih Şuuru, Sayfa: 167

3-Agâh Sırrı Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Safhaları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1949, Sayfa: 99

4-Dr. Adem Akın, Münif Paşa ve Türk Kültür Tarihindeki Yeri, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1999, s.113

5-Prof. Dr. Afet İnan, Türk Dili, Sayı 170, kasım 1965

6-Atatürk’e Saygı, Türk Dil Kurumu Yayınları, 1969, sh. 54

7-Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı, Türk Dili Özel Sayısı Önsöz, s. X

8-Vecihe Hatiboğlu, “Atatürk’ün Dilciliği”, Atatürk ve Türk Dili, Türk Dil Kurumu Yayını, Ankara 1963; s. 9, 12, 15

9-Melâhat Özgü, “Atatürk’ün Dilimiz Üzerine Eğilişi”, Atatürk ve Türk Dili, Ankara 1963, s. 29, 35

10-Prof. Dr. A. Afetinan, Tarih’ten Bugün’e, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1970, sh. 165

11-1929. Medeni Bilgiler ve Atatürk’ün El Yazıları, Ayşe Afet İnan, 1959, Türk Tarih Kurumu Yayını, 352

12-Yurtbilgisi notları.1931, Vatandaş için medenî bilgiler s 7 – 8

13-1930. Türk Dil Kurumu, Yıllı, Mahmut Atila Aykut, 1944, 63

14-1932. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt-I, 1945, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayını, 358

15-1938 Atatürk ve Dil Bayramı, Atatürk’e Saygı, Ayşe Afetinan, Dil Kurumu Yayını, 54

16-Olağanüstü Türk Dil Kurultayı, Enver Behnan Şapolyo, 1951, 53

17-1933 (15 nci Kitabı, 1938, 161

18-Prof Dr. Afet İnan Türk Dili Dergisi, sayı 182, Kasım 1966

19-1931 Atatürk’ün Adana Seyahatleri, Taha Toros, 1981, 39

0 0 oy
Yazıyı Değerlendir
Bildirimler
Bildir
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle

İlgili Yazı

BÜYÜK KURTARICI ATATÜRK

Yazar : - 3 Eylül 2020 0
BÜYÜK KURTARICI ATATÜRK BİR GÜNEŞ GİBİ YURDUMUZU AYDINLATMAKTA, ONA İHANET EDENLER, ONUN ÖNÜNDE BAŞ EĞMEYE MECBUR KALMAKTADIR. TÜRK MİLLETİNİ IRK…

Kırım Hanı Selim Giray Han

Yazar : - 28 Haziran 2020 0
Selim Giray, 1631 yılında Bahçesaray’da dünyaya geldi. Babası Bahadır Giray tahta çıkacağı 1637 yılına kadar Osmanlı’nın rehini olarak bugün Bulgaristan…

Turani Kavimler (VIII)

Yazar : - 1 Eylül 2020 0
İskit yahut İskülüt Kavmi Kısım 2 Dara yani sınırları Hindistan’dan Anadolu’nun en batısına kadar uzanan Pers mülkünün meşhur hükümdarı I.…
0
Düşüncelerinizi ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x