“BUGÜN VASIL OLDUĞUMUZ NETİCE, ASIRLARDAN BERİ ÇEKİLEN MİLLİ MUSİBETLERİN İNTİBAHI VE BU AZİZ VATANIN HER KÖŞESİNİ SULAYAN KANLARIN BEDELİDİR.” ATATÜRK

544 0

“BU NETİCEYİ, TÜRK GENÇLİĞİNE EMANET EDİYORUM.” ATATÜRK – NUTUK

10 KASIM 1938’DEN BU GÜNE KADAR ALINAN YANLIŞ SİYASİ KARARLAR, TÜRK MİLLETİNİN ALEYHİNE ALINAN KARARLAR NETİCESİNDE GÜZEL VATANIMIZ İÇERİDEN VE DIŞARIDAN KUŞATILMIŞ, ULUSLARARASI EMPERYALİZM DAL BUDAK SARMIŞ, HATTA KILCAL UÇLARI CAN DAMARLARIMIZA KADAR SİRAYET ETMİŞTİR

TÜRK MİLLETİ TAM BAĞIMSIZLIĞA KAVUŞANA, TÜRK GENÇLİĞİ TÜRK YURDUNUN SİYASETİNE, SERMAYESİNE, DAĞINA TAŞINA OVASINA SAHİP ÇIKANA, TÜRK GENÇLİĞİ OLARAK, TÜRK MİLLETİNİN DÜŞMANLARI CEZASINI ÇEKENE KADAR MÜCADELEMİZ SÜRECEKTİR.

OKUYUNUZ

OKUTUNUZ

Sevgili Okurlar,

Türk yurdunun Mondros Mütarekesi ile parçalanıp işgal edildiği günlerden başlayarak, Türk tarihinde bir dönüm noktası olan İstiklal Savaşı’nı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ve inkılapların yapılışını anlatan Nutuk, siyasi ve milli tarihimizin birinci elden ve pek değerli bir kaynak eseridir. Atatürk; Nutuk adlı eserini yazmaya 1927 yılında geçirdiği bir kalp krizinden sonra karar vermiştir. Bu üzücü olayın tarih önünde, tarihle hesaplaşarak Partisine yön ve emir vermesi olayını hızlandırdığında kuşku yoktur. Atatürk tarihi olayları birinci elden ve vesikalarıyla yine “tarihi yapan kişi” olmaktan çıkıp “tarihi yazan kişi” olmaya bu vesileyle karar vermiştir.

Bunu gerçekleştirirken de hem bütün karşıtlarıyla hesaplaşmış hem de tarih önünde eylemlerinin hesabını vermiştir. Cumhuriyet Halk Fırkasının İkinci Büyük Kurultayı’nın bu söylev için çok güzel bir ortam niteliği taşımakta oluşu da ayrıca üzerinde durulması gerekli bir başka noktayı oluşturmaktadır. Atatürk tarafından, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara’da toplanan İkinci Kurultayı’nda 36.5 saat süren ve altı günde okunan tarihi bir hitabeye dayandığı için Nutuk adını almıştır.

Çok değil 15 yıl önce bile Türkiye’de bütün resmi daire ve sınıflarda Atatürk resminin hemen yanı başında “İstiklal Marşı” ile birlikte çerçeveli bir şekilde asılı duran “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi” bu metnin en can alıcı yönünü oluşturmaktadır. Gençliğe bu son sesleniş, Nutuk gibi gayet hitabet değeri yüksek; içinde pek çok mesaj barındıran bir edebi ve tarihi metindir.

Sevgiyi Okurlar

Nutuk, bir yerde Atatürk’ün yarattığı eseri savunması, milletine tarih önünde belgelere dayalı yeni kuşaklara aktarılması, aynı zamanda yaratılan bu muhteşem eserin, geleceğin güvencesi olan gençliğe emanet etmesi hadisesidir. Bu güzel metnin “Ey Türk Gençliği!” diye seslenmeden önceki kısmını aynen aşağıya alıp daha sonra, inceleyeceğimiz kısma geçmek istiyoruz.

Atatürk’ün gençliğe hitabesi; kendisinin 19 Mayıs 1919 yılından, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar içine karıştığı ve aktif olarak yön verdiği hadiseleri anlatan Nutuk adlı 900 sayfalık kitabın sonunda yer alır ve şu başlığı taşır:

“Türk gençliğine bıraktığım emanet”

Hitabeden önce şu satırlar vardır:

“Muhterem Efendiler; size, günlerce işgal eden, uzun ve teferruatlı beyanatım, en nihayet, mazi olmuş bir devrin hikâyesidir. Bunda, milletim için ve müstakbel evlatlarımız için dikkat ve teyakkuzu davet edebilecek bazı noktalar tebarüz ettirebilmiş isem, kendimi bahtiyar addedeceğim.

Efendiler; bu beyanatımla, milli hayatı hitam bulmuş farz edilen büyük bir milletin, istiklalini nasıl kazandığını ve ilim ve fennin en son esaslarına müstenit, milli ve asri bir devleti nasıl kurduğunu ifadeye çalıştım.

Bugün vasıl olduğumuz netice, asırlardan beri çekilen milli musibetlerin intibahı ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.

Bu neticeyi, Türk gençliğine emanet ediyorum.”

Atatürk, Türk gençliğine seslenirken anlattığı durum ve çizdiği tablo, Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndaki mağlubiyetiyle birlikte ortaya çıkan karanlık manzaradır.

Hitabede bu karanlık günlerin, Türk Milleti’nden alınan güçle aydınlığa dönüştürüldüğünü, bu aydınlığın sürekli kalmasını sağlayacak ve Türk milletini daha güzel yarınlara kavuşturacak gücün de Türk gençliğinde olduğunu belirtmektedir.

Atatürk burada haklı olarak gelecek için bazı uyarılarda bulunmaktadır. Öyle ki, her zaman Türk istiklalini ve Cumhuriyeti’ni yok etmek isteyen iç ve dış güçlerin pusuda beklemekte olduğunu, eğer istiklalimize sahip çıkmazsak bu karanlık güçlerin tekrar, zorla ve hile ile aziz vatanımızın önemli kurum ve kuruluşlarının ele geçirilebileceğini, hatta memleketimizin her tarafının fiilen işgal edebileceğini, iktidara hakim olanların gaflet ve dalalet, hatta hıyanet içinde bulunabileceklerini, ya da bazı yetkililerin şahsi menfaatlerini düşmanların siyasi emelleriyle birleşebileceğini bizlere hatırlatmaktadır.

Ayrıca bu durum ve daha zor şartlar içinde dahi, Türk gençliğinin en önemli görevinin, Türk İstiklal ve Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar korumak ve savunmak olduğunu açık bir şekilde bildirmektedir. Diğer taraftan Türkiye Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek için gerekli kudretin, Türk gençliğinin damarlarındaki asil kanda mevcut olduğunu ifade ederken, Türk gençliğine olan sarsılmaz inancını ve Türk milletinin tarihi derinliklerinden gelen gücünü ortaya koymaktadır.

GENÇLİĞE HİTABE

Şimdi hepimizin ezbere bildiğimiz “Gençliğe Hitabe” metnini bir defa daha okuyalım.

“Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve Cumhuriyet’i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok na-müsait bir mahiyette tezahür edebilir, İstiklal ve Cumhuriyet’ine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zabtedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyası emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte: Bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklal ve Cumhuriyeti’nin kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi sonradan Nutuk’tan ayrı olarak basılmış ve okullarda duvarlara asılmıştır.

Atatürk’ün dehasını, karşılaştığı zor durumları ve onlar karşısında almış olduğu tavırları anlamak için Büyük Nutuk kitabını mutlaka okumak lazımdır.

TÜRK İSTİKLALİ VE TÜRK CUMHURİYETİ

Sevgiyi Okurlar

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde iki kelime ve iki kavram üzerinde ısrar edilmektedir: “Türk Bağımsızlığı ve Türk Cumhuriyeti”

Atatürk, bunlar uğruna savaşmıştır. Bunlar, üzerinde titrenilecek, hiçbir zaman vazgeçilmeyecek kutsal değerlerdir.

Atatürk, Türk gençlerinin “ilelebet” (sonsuza kadar) bu “kutsal değerler”i “muhafaza” ve “müdafaa” etmesini istiyor.

Daha sonra gelen cümlede bunun sebebini açıklıyor:

“Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.”

Burada geçen “mevcudiyet” ve “istikbal” sözcüklerinin manalarını iyi anlamak lazımdır.

Bir millet, ancak “istiklal”ini koruyabiliyorsa varlığını (mevcudiyeti) devam ettirebilir. “İstiklal”lerini kaybeden milletler, tarih sahnesinden çekilirler, yok olurlar.

CUMHURİYET – İSTİKLAL – İSTİKBAL

Sevgiyi Okurlar

Atatürk, “milli varlık” ile “istiklal” arasında bağlar kuruyor.

Bir milletin üzerinde yaşadığı topraklar (buna vatan diyoruz) yabancı milletler tarafından istilaya uğrarsa ve o millet, “milli irade”sini serbest olarak kullanamazsa “istiklal”ini ve “mevcudiyet”ini kaybetmiş olur. “istiklal”i olmayan topluluklara “millet” değil, “halk” adı verilir. Bir “halk” kitlesi “istiklal”ini kazandığı zaman” millet seviyesine yükselir.

Bir “Milletin”nin “istiklal”ine kavuşması için, onun “milli irade” sini dayandıracağı bir müesseseye ihtiyacı vardır: O da “Millet Meclisi”dir. “Cumhuriyet” milli iradeye dayanmak suretiyle kazanılmış ve ona tam şekil vermek için “Cumhuriyet” rejimini kabul etmiştir.

Padişahlık ile Cumhuriyet rejimi arasındaki fark, birincisinin “Ferdin özgür iradesi”ne, ikincisinin ise “Miletin İradesi”ne dayanmasıdır. Buna göre Atatürk; “Milletin mevcudiyeti” için “İstiklal ile beraber”, “Cumhuriyet”in de zaruri olduğuna inanıyor.

Ulus varlığın temelini teşkil eden bu iki kıymet, “Cumhuriyet” ve “Bağımsızlık”, o milletin “istikbal”ini garanti altına alır.

Bir millet Özgür ve Tam Bağımsız olursa, ürettiği tüm imkanlarını kendisi kullanarak hızlı bir gelişmeye geçebilir. Tarım da Sanayide teknoloji ve Endüstride dünyanın en güçlü devletlerinden birisi olabilir. Kendisinden sonra gelecek nesilleri sonsuza kadar yaşatabilir. Bu gün yaşamakta olduğumuz gibi Tam Bağımsızlığı bulunmayan bir ulus kendi iradesiyle hareket edemez hale gelir. Yabancıların müstemlekesi durumuna düşer. Çalıştığı kazandığı her türlü imkanı içeride ve dışarıda yuvalanmış hırsızların soysuzların eline geçer o ülkenin insanları tıpkı bu gün olduğu gibi yokluğun sefaletin içerisinde yaşam mücadelesi vermeye başlar.

Sevgili Okurlar,

Türkiye, İstiklal Savaşı sayesinde kurtulmuştur ama dış ve iç düşmanlar onu hiçbir zaman yıkmak, parçalamak ve yok etmekten isteklerinden hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir.

Atatürk; Gençliğe Hitabesinde bu gün yaşamakta bulunduğumuz ileride yine değişik şekillerde yaşamaya devam edeceğimiz tehlikeleri işaret ederek: “İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhili ve harici bedhahların olacaktır” diyor ve İstiklal Savaşı öncesinde olduğu gibi, memleketin içine düşebileceği felaketi canlı olarak tasvir ediyor.

“Bu imkân ve şerait çok na-müsait bir mahiyette tezahür edebilir” cümlesinden sonra gelen cümlelerde Atatürk, bunların neler olabileceğini sayıyor .

“TÜRK GENÇLİĞİNE DÜŞEN GÖREV”

Türk Milletinin Göktürklerin yıkılmasından bu yana geçen 1200 yıl içerisinde Hanedan devletler ilinde devam eden çilesine son vererek onların Cumhuriyetin korucu kanatları altına alan Büyük Önder, Türk Ulusunun Kurtuluş Şavaşıyla kovduğu düşmanın Osmanlı Devletini ve Türk Milleti’ni ortadan kaldırmak için geçmişte yaptıkları gibi, ileride yapacaklarını da görmüş, Türk Yurdu’nun maruz kalacağı felaketler konusunda Milletini sürekli uyarmıştır. Büyük Kurtarıcı Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, bu uyarının en çarpıcı ve en özlü anlatımıdır.

İstiklal ve Cumhuriyetimize kastedecek düşmanlar –birinci Dünya Savaşı sonunda olduğu gibi- dünyada benzeri görülmemiş zaferlerin temsilcisi olabilirler.

Bunlar (bugün de yaşadığımız gibi) zorla veya hile ile vatanımızın en stratejik yerlerini zapt edebilir, ordularımızı dağıtabilir ve memleketin her köşesini işgal etmiş olabilirler.

Bundan daha tehlikeli olarak, ülkeyi idare edenler “gaflet, dalalet ve hatta hıyanet” içinde olabilir ve kendi şahsi çıkarları dolayısıyla düşmanlarla işbirliği yapabilirler.

Böyle bir durumda Türk gençliğine düşen iş nedir? Eli kolu bağlı, olup bitenlere karşı seyirci kalmak, boyun eğmek mi, yoksa Atatürk’ün yaptığı gibi “Ya istiklal, ya ölüm!” diyerek, tehlikenin üzerine yürümek, başarı kazanıncaya kadar savaşmak mı?

Büyük Önder Atatürk geçmişte yaşanan acı olayların gelecekte hangi şekillerde yaşanabileceği düşüncesinden hareketle Türk gençliğine kutsal bir görev vermektedir. Atatürk “Türk İstiklalini” ve “Türk Cumhuriyeti’ni” en temel hazine olarak değerlendirmiş, bu iki hazinenin muhafazasını özellikle gençlikten istemiştir.

Atatürk, hitabesinin son cümlesinde, gençliğin vazifesinin “bu ahval ve şerait (Bu koşullar) içinde dahi Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmak” olduğunu söylüyor.

Atatürk, Nutuk’unu ve Gençliğe Hitabesi’ni şu cümle ile bitiriyor: “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur”

 Büyük Önder Atatürk’ün Gençliğe yönelttiği açık ileti, Cumhuriyet’e sahip çıkarken “her ortam ve koşulda” yalnızca kendi gücüne dayanması ve savaşım için gerekli özgüvene sahip olmasıdır. Ulus ve yurt bilinciyle donanmış; öğrenci, işçi, köylü; ya Türklük şuurunda ve akıl ve bilime dayalı geleneklerde bulacaktı. “Damarlardaki asil kanda” var olduğunu söylediği ana güç, genetiğinde var olan karakterin anlatımından başka bir şey değildi.

 Bu cümlede Türklerin kendine ve milletine güvenme duygusu gizlidir. Vatan sevgisi, hürriyet, milliyet, istiklal, cumhuriyet gibi kavramlar insanları yücelten, kahramanlığa sevk eden kavramlardır. Karakterine bunlar işlenmiş milletler köleliği kabul etmezler.

Türk milleti asırlar boyunca bu kutsal değerler için savaşmıştır. Atatürk, son cümle ile işte bu tarihi hakikati ifade etmek istemiştir. O’nda gerçekten Türk milletine sarsılmaz bir inanç ve güven mevcuttur.

Atatürk’ün Türk Gençliğine hitabı, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, oldukça kapsamlı ve bizzat yaşanmış tarihi bilgileri ihtiva etmektedir. Edebi ve tarihi değeri çok yüksek bir metindir.

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, dil ve üslûp yönün­den Türkçenin güzel örneklerinden birisidir. Gerek kelime seçimi, cümle ve paragraf yapısı bakımından gerekse kav­ramlar arasında bağlantı kurması bakımından dikkat çekici özellikleri vardır. İnsanda mensur şiir duygusu da uyandıran heyecanlı bir ses tonuna ve tesir gücüne sahiptir.

Hitaptan sonra gelen ilk cümlede, “istiklâl” ve “Cumhuri­yet” kelimeleri ile “muhafaza” ve “müdafaa” kelimeleri ifa­de ettikleri kavramlar bakımından tam bir mantık sırası ile kullanılmışlardır.

Yine ilk cümlede, “Türk” kelimesinin iki defa tekra­rı, hem kavramların önemine dikkat çekmekte hem de hita­betin tesir gücünü attırmaktadır. Muhafaza ve müdafaa keli­meleri de arka akaya kullanılarak anlam ve ses yönünden ifa­deyi kuvvetlendirmektedir.

Nutuk ve Gençliğe Hitabe’den anlaşılacağı gibi, “Atatürk büyük bir hatiptir. Tesirli kelimeleri seçmesini çok iyi bilir ve onları yerli yerinde kullanır. Kullanılan kelimeler seslerine varın­caya kadar, onu kullanan şahsiyetin, zevk, kültür ve mizacını gösterir. Bundan dolayı, Nutuk’u aslından okumak ve anla­maya çalışmak, bizi Atatürk’e daha çok yaklaştırır. Zira her kelime ve cümle onun ağzından ve kaleminden çıkmıştır.”

Atatürk’ün Türk gençliğine hitabesi; kavramlar arasında kurduğu münasebetler bakımından sağlam olduğu gibi heyecanlı bir tona, tesir gücüne de sahiptir. Atatürk, yazı ve konuşmalarında düşünceyi ön plana almakla beraber, yeri gelince sözcüklerin seslerinden ve cümlelerin kuruluş şekillerinden de faydalanır. Yukarıda “istiklal” ile “istikbal” sözcükleri arasında –kavram dışında– ses benzerliğine de işaret etmiştik.

Başka bir cümlede geçen “gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet” sözcüklerinin seçilişinde ve sıralanışında da bir üslup özelliği vardır. Ses bakımından birbirine benzeyen bu üç sözcüklerin arka arkaya tekrarı ifade edilmek istenilen nefret duygusunu kuvvetlendirdiği gibi işlenilen kötü fiiller arasında gittikçe artan bir derecelenmeyi de belirtmektedir. “Dalalet” sözcüğü “gaflet”den “hıyanet” sözcüğü de “dalalet”den daha ağır manalar taşır. 

Atatürk’ün nutuk ve konuşmalarını dil ve üslup bakımından incelerseniz duygu ve düşünceyi pekiştiren buna benzer daha birçok ifadeye rastlarsınız. Ancak onun sözlerini etkili kılan asıl güç, söylediklerini gerçekleştiren büyük bir şahsiyet olmasıdır. Hitabet sanatında şahsiyet birinci derecede rol oynar.

Atatürk, metni, “giriş, gelişme ve sonuç” bölümlerini oluşturarak hazırlamıştır. Geçmiş olaylar, mevcut olaylar ve gelecek olaylar konusunda bilgi verip önemli hatırlatmalar yapmıştır.

ASİL KAN VE TÜRKLÜK

Sevgili okurlar,

Gençliğe Hitabeyi, Nutuk adlı eserinin metin kısmının sonuna eklemesi yine ayrı bir mesaj çıkarılması gereken bir konudur. Hitabenin giriş kısmında gençliğin görevi vurgulanmasına rağmen, metnin sonunda yine bu görev, “Türk İstiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır!” denilerek tekrarlanmıştır.

Atatürk bu metinde sıraladığı bütün olumsuz durumların çözümünde gençliğin ihtiyaç duyacağı gücün ne olduğunu metnin sonunda “asil kan” yani “Türklük” olarak ifade etmiştir.

Ayrıca bu hitabede sıralanan olumsuz altı ihtimal göz önüne alındığında; gençliğin sığınacağı hiçbir maddi dayanak kalmadığından, maneviyatından, Türklüğünden yani kanından başka alternatifinin olmadığı da görülecektir. Cümledeki “asil” sözcüğünün gençliğe özgüven verdiği de bir gerçektir.

Büyük Atatürk’ün 1927 yılında tespit ederek gençliği uyarmasında, ona görevinin ne olduğunu veciz bir şekilde hatırlatmasında ve bunu yaparken de kendi yaptığı işleri övmeme, hatta adını bile anmama alçak gönüllülüğünü göstermesi dikkat çekicidir.

Prof. Dr. Afet İnan’ın bir hatırasına göre, Atatürk, uzun süren belge toplama ve yorucu yazma çalışmalarını bitirince, yakın arkadaşlarına: “şimdi beni dinleyin” diyerek “Gençliğe Hitabe”yi çok hissi bir şekilde okumuştur. Okumayı tamamlayınca bakışları Ankara ovasının derinliklerine dalmış, gözlerinden Türk gençliğine duyduğu güven ve sevginin ifadesi olan birkaç damla yaş süzülmüştür. Aynı akşam arkadaşlarına “Tarihi yaşadığımız gibi yazdık, ancak geleceği Cumhuriyete inananlara, koruyanlara ve yaşatanlara emanet etmek lazımdır” değerlendirmesini yapmıştır.

Değerli Arkadaşlarım

Çok zor günler yaşıyoruz. Büyük Önder Atatürk’ün ebediyete intikali tarihi olan 10 Kasım 1938’den bu güne kadar alınan yanlış siyasi kararlar, Türk Milletinin aleyhine olduğu belli uygulamalar nedeniyle güzel vatanımız içeriden ve dışarıdan kuşatılmış, uluslararası emperyalizm dal budak sarmış, hatta kılcal uçları can damarlarımıza kadar sirayet etmiş gittikçe belirginleşen kötü yönetim ve bunun nedeni “halka hesap vermeyen siyasetçi” ile “sorumsuz siyaset” anlayışı yüzünden, devlette yön duygusu belirsizleşmiştir. Toplumsal, kültürel ve ekonomik gelişmemiz engellenerek işsizlikle yoksulluk, toplumsal patlamaları çağrıştıran dayanılmaz boyutlara ulaşmaya, hukuka bağlı yönetim ilkesi sarsılmaya, sosyal adalet yıkılmaya, uluslar arası güvenliğimiz, ulusal birliğimiz ve yurt bütünlüğümüz tehdit edilmeye başlanmıştır.

Türk Milleti olarak bağımsızlığımızın ve insanca yaşamamızın teminatı olan Cumhuriyetimizi yıkarak, Anayasamızda yer aldığı şekliyle “Laik demokratik sosyal devlet” yerine, ,  “totaliter”, “teolojik” devlet kurma özlemi çekenlerin dernekler, cemaatler, tarikatlar ve bunlara bağlım binlerce özel okul, öğrenci yurdu, öğrenci evleri gibi mekânlarda örgütlenerek devletimizi ele geçirme, Cumhuriyetimizi içeriden çökertme faaliyetlerinde bulunması toplum olarak yaşadığımız ve yaşamakta olduğumuz vahim hadiselerdir.

Aynı şekilde ülkemizi bölmek, tıpkı Osmanlı Devletinde olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti içerisinden yeni devletler çıkarmak için yürütülen etnik taassup ve bunların silahlı eylemleri ülkemizin önemli problemlerinden birisi durumundadır.

Türkiye Ekonomik bakımdan Uluslar arası şirketlerin kıskacına girmiş durumdadır. Ülkemizin üreten insan sayısı azalmakta, Tarım ve hayvancılık yapan insanlarımızın gelirleri giderlerine karşılamamakta, bu sebeple köyler şehirlere göç etmekte. Sanayimizin üretim gücü azalmakta,  her konuda ithalat sürekli artmaktadır. Osmanlı Devletinin iflasını açıklamasının sebebi Km garantili işletmeler olmuş bu borçlar Cumhuriyet Hükümetleri tarafından 1952 yılına kadar ödenmiştir. Bu günde Garantili yollar, köprüler, havaalanları ve Şehir Hastaneler yapılmakta, işletmelerin elde edeceği karlar hayli yüksek hesaplanarak garantiler verildiği için bu işletmeler ile ilgili zararlar devlet tarafından karşılanmakta, bu zararların hayli büyük boyutlarda olduğu görülmekte, Devletin imkânlarının çarçur edilmesi ve iyi dengelenememesi sebebiyle memur ve işçi ve emeklilerimizin gelirleri sürekli düşmektedir. Vatandaşlarımız bu sebeple, işsizlik başta çok yönlü sıkıntılar altında yaşamakta bu sıkıntılar vahim boyutlar da ifade edilmekte halkın yarısına yakını çok acı şartlarda yokluk içerisinde yaşamaktadır.

Bu kadar mı ?

Tabii ki hayır Dört bir yandan kuşatıldık ve 80 yıldır kötü yönetimler sebebiyle ciltler dolusu felaketle karşı karşıya kaldık.

Nereyi tutsanız elinizde kalıyor. Küçücük yavrularımız, Onlara en mükemmel şekilde kol kanat germekle mükellef olunan. Yaşlı Ninelerimiz, Dedelerimiz çöp bidonlarında yiyecek bir şeyler bulma umuduyla çırpınırken, onların haklarını çalanlar saltanatlarının zirvesini yaşıyorlar.

Hırsızlık soysuzluk yalan, riya sahtekârlık artık yaygınlaşmış durumda..  Bu gün Sosyal Medyada gördüğünüz gibi Meczubun birisi depreme “Sakinleş” diye emretmiş deprem  ‘‘Ben sana itaat olunmakla emrolundum’’ demiş ve durmuş..

Pes yani.

Biz neden bir sürü üniversite kurup Jeofizik mühendisleri yetiştiriyoruz AFAD benzeri bir sürü kuruluşlara ne gerek var. Peygamberlerin bile iddia etmedikleri güçlere sahip elimizdeki cevherleri 81 ile dağıtalım bunlar deprem oldumu emretsinler deprem dursun. Sel felaketini anında önlesinler. Hastaları tedavi etsinler ekonomiye çare bulsunlar. Nasıl olsa Tüm “Mahlukat” bu meczupların emrinde!!!

Dünyayı elindeki cep televizyonundan izlerken bu zirzopları dinlemek durumunda kalan gençlerimize “Neden ateist oldun” diye sorabilirmisiniz?

Sevgili Okurlar,

Binlerce yıl dünyayı aydınlatmış Türk Milletinin kaderi bu alçaklar olmamalıdır İnşallah Türk Gençliğinin gayreti ile de olmayacaktır.

Türk Gençleri olarak Gençliğe hitabenin idrakindeyiz.

Yaşımız 20’de olsa 40’da olsa 60’da olsa 80’da olsa Büyük Kurtarıcı Atatürk’ün neferleriyiz. Türk Milleti Tam Bağımsızlığına kavuşana, Sömürgelikten kurtulana, heybetle yeniden ayağa kalkana kadar Türk Gençliği olarak mücadelemiz sürecektir.

Tüm değerli Arkadaşlarıma mutlu sağlıklı huzurlu bir hafta sonu diliyor, Sevgi ve Saygılarımı sunuyorum.

TANER ÜNAL

Related Post

Türkler ve Başlık Yasaları

Posted by - 3 Ocak 2021 0
1829 yılında II. Mahmut “Fes Yasası”nı çıkarttı. Memurların sarık ve şalvar giymeleri yasaklandı ve toplumda sarık yerine fes giymesi istenildi.…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir