Bir Gecede Cahil mi Kaldık?

1245 0

HARF DEVRİMİYLE İLGİLİ İDDİALARI SONLANDIRIYORUZ!

Dil Devrimini Meydana getiren ana sebep, Osmanlı İmparatorluğu’nda milli bir dil anlayışının bulunmaması, Türk Milleti gibi, Türk dilinin de yüzyıllar boyunca kösteklene kösteklene, horlana horlana kendi benliğini yitirmiş olmasıdır. O halde, dilin kendi benliğini bulabilmesi, kendi kendini geliştirerek çağdaş ihtiyaçlara cevap verebilecek bir işleklik ve zenginlik kazanabilmesi için, ona yönlendirici bir müdahalenin yapılması gerekiyordu. Dilimizin özellikle Anadolu bölgesindeki tarihi değişme ve gelişme safhalarının konumuzla ilgili noktalarına şöyle bir kuş bakışı ile eğildiğimizde, böyle bir yönlendirme hareketinin ne kadar gerekli olduğu daha açık olarak ortaya çıkmaktadır.

MİLLİ TÜRK ALFABESİ

Yazı devrimi, Arap alfabesi yerine Lâtin alfabesi temelindeki millî Türk alfabesini geçerli kılan bir değişimin ifadesidir.

Etrüks Medeniyetini Kuranlar Hun Türklerinin atası İskitler ile Yine yüksek Türk Kültürüne sahip Truvalılardır. M.Ö.800’lerde Anadolu’ya giren İskitlerin bir kolu Truvalılar ile savaşmış yenileceğini anlayan Truvalılar İtalya’ya kadar kaçmış onları takip eden İskitler İtalya’nın iki Türk ulusuna da yeteceğini görünce birleşerek Etrüks Medeniyetini kurmuşlardır.

Atatürk’ün Latin Alfabesini seçmesinin asıl sebebi Latin Alfabesinin Yüksek Türk kültürünün temsilcisi Etrükslere ait Türk alfabesi olmasıdır. Nitekim Latin Alfabesi diğer Avrupa dillerinin fonetiğine ve harf sistemine uymamasına rağmen Türkçeye kusursuz uyumludur. Göktürk Alfabesinden 1200 yıl önce işlerlik kazanmış Avrupa’da halen en asil dil olarak kabul edilen Latince ve Latin Alfabesi 2800 yıl önce konuşulan ve yazılan Türk dilidir.

ARAP KAYNAKLI ALFABENİN TÜRKÇEYİ İFADE ETMEKTE YETERSİZ OLMASI EĞİTİMİN GELİŞMESİNİ ENGELLEMİŞTİR.

Atatürk’ün yazı devrimi konusundaki dayandığı gerekçe, Arap dilinin ihtiyaçlarından doğmuş olan Arap yazısının Türk dilinin ihtiyaçlarını karşılayamaması, bundan doğan okuyup yazma güçlüğünün sosyal ve kültürel gelişmelerin önünü tıkamış olmasıdır. Türklerin İslamlığı kabulünden sonra kullana geldikleri Arap yazısı, gerçekten de Türkçenin yapı ve işleyişine uygun bir yazı sistemi değildi. Altay dil ailesine bağlı olan Türkçenin eklemeli (iltisaklı), Sami dil ailesinden gelen Arapçanın ise bükünlü (tasrifli) bir dil olması, alfabede Türkçe açısından önemli sorunlar ortaya çıkarıyordu. En büyük sorun da iki dil arasındaki ses yapısı ayrılığından kaynaklanıyordu.

Arapça, ünsüzlerin (sessiz harflerin) egemen olduğu bir dildi. Bu ünsüzlerde konuşma organlarındaki çıkış noktalarına göre çeşitlenen bir bolluk vardı. Bu durum yazıda ayrı ayrı harfler ile belli ediliyordu.

Arap alfabesi, Arapça için mükemmel bir alfabe olabilirdi. Ancak Arap alfabesi genelde ünsüz (sessiz) harflerden oluşmaktadır. Bu ünsüz harfler “a”, “i”, “u”, (üstün, esre, ötre) işaretleriyle seslendirilmiştir. Türk dili ve lehçelerinde ise dokuz ünlü (sesli) harf “a, e, é, o, ö, u, ü, ı, i” bulunmaktadır8. Bu nedenle Arap alfabesi Türkçeyi ifadeye yeterli değildi.

Arap alfabesinde ünlü olarak kullanılabilen bir tek elif harfi vardır. Yerine göre /a/ veya /e/ sesini karşılar. /o/, /ö/, /u, /ü/ seslerini ise vav harfi karşılıyordu. Vav harfi aynı zamanda /v/ sesinin de karşılığıydı. /o/, /ö/, /u, /ü/ sesleri için söz başında vav harfinin elifle birlikte yazılması gerekiyordu. Bunun dışında /ı/, /i/ seslerimiz de var. Bu sesler için de y harfi kullanılmıştır. Y harfi de aynı zamanda /y/ sesini karşılıyordu.

O dönemde pek çok okuma yanlışı yapılıyordu o dönemde… Hatta bunlardan fıkralaştırılanlar da vardır: İstanbul’a Sinop’tan bir mektup gönderildiği rivayet edilir. Sinop’ta gemilerde çalıştırılmak üzere “kırk kürekçi” istenmektedir. “Kırk kürekçi” beklerken, “kırk kör keçi gönderildiği” anlatılır. Bu karışıklığın sebebi, Osmanlı yazısında “kırk kürekçi” yazılışıyla “kırk kör keçi” yazılışı aynıdır.

 Söz gelişi h sesi için “ha”, “hı”, “he” diye adlandırılan üç ayrı harf, k için “kaf” ve “kef” diye adlandırılan iki ayrı harf, s için “sin”, “sat” ve “se” diye adlandırılan üç harf, z için “ze”, “zel”, “zı”, “dat” diye adlandırılan dört ayrı harf yer alıyordu. Bu ünsüzlerin birer hece ve kelimeye dönüşmelerini sağlayan ünlü (sesli harf) işaretleri ise üçten ibaretti. Onlar da ancak uzun okuyuşlarda kullanılıyordu. Bu durum, kelimelerin yazılışını belirli vezin ve kalıplara bağlı bir klişe yazısı durumuna getirdiğinden, Arap ve Fars dilinin gramer kurallarını ve kelimelerin anlamlarını bilmeden yazıyı öğrenmek ve okumak mümkün olamıyordu

Söz gelişi, yalnız kef ve lâm ile yazılan |z biçimindeki Türkçe bir sözün bile kel mi, kil mi, kül mü, gel mi, gül mü yoksa göl mü okunacağı yalnızca karîneye yani sözün gelişine bağlı kalıyordu. Türkçede, boğumlanma (articulation) noktalarındaki ayrılık nedeniyle ayrı ses değerleri taşıyan g, ğ, v, a, y gibi ünsüzler Osmanlı imlasında kef (v) denilen tek bir harfle karşılanıyordu.

Bunlara eklenecek daha nice alfabe ve yazı sorunları vardı. Oysa, Türk dili ses yapısı bakımından Arapçanın aksine, ünlülere ağırlık veren bir dildir. Bu nedenle, ünsüzlerin, çıkış noktalarına göre ayrı ayrı harfler ile gösterilmesine gerek yoktu. Türkçenin ünlü uyumu kuralı açıklık, aklanma, kalabalık, gözlük, görenek örneklerinde görüldüğü gibi, kalın ve ince sıradan ünsüzleri, ünlülerin kalınlık ve inceliği ile ayarlayan bir dildir. Bu bakımdan Arap yazısındaki birçok ünsüz Türkçe için gereksiz bir yük olmuştu.

ENVER PAŞA’NIN ELİFBASI

Benzer durumların, ordudaki yazışmalarda Arap kaynaklı alfabenin Türkçeyi ifade etmekteki yetersizliği yüzünden birtakım karışıklıklara yol açtığını gören Enver Paşa orduda kullanılmak üzere bir elifba hazırlamıştır. Bu yazı biçimi, Hatt-ı Enveri, Enver Paşa yazısı gibi adlarla bilinir. Temeli, Arap alfabesindeki harfleri birbirine bitiştirmeden yazmaya dayanmaktadır. Arap alfabesindeki harflerin büyük bir bölümü bitiştirilerek yazılır. Her ünlü de harf ile gösterilmez. Arapça ve Farsça sözlerde yalnızca uzun ünlüler harfle gösterilirdi. Türkçe sözlerin yazılışı ise tam kurala bağlanamamıştı. Türkçe sözcüklerin yazılışı sırasında da farklı tutumlar görülüyordu. Enver Paşa bu yanlışları gidermek için harfleri ayrı ayrı yazmak, bitiştirmeden yazmak ve her sesi bir harfle karşılamak şeklinde yeni bir düzeni uygulamaya koymuştu.

İşte Arap dilinin ses yapısı ile Türk dilinin ses yapısı arasındaki sistem ayrılığından kaynaklanan bu uyuşmazlık, gittikçe çetrefilleşen birtakım sorunlar ortaya çıkarmıştır. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar uzanan 80 yıllık dönemde, imlâ konusunda ileri sürülen görüşler ve yapılan tartışmalar da durumu düzeltememiştir.10 Atatürk, Arap yazısından gelen güçlüğü ve Türkçenin ses yapısına olan aykırılığı, halkın bütün emeklerini kısırlaştıran çorak bir yolda yürümeye benzetmiş ve varılan olumsuz sonucu daha sonra 8-9 Ağustos (1928) gecesi Sarayburnu parkında halka yaptığı tarihî konuşmada şu sözlerle dile getirmiştir: “Bir milletin, bir hey’et-i içtimaiyenin (toplumun) yüzde onu okuma yazma bilir, yüzde sekseni bilmez, bundan insan olanlar utanmak lazımdır. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir. İftihar etmek için yaratılmış, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Fakat milletin yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa bu hatâ bizde değildir. Türk’ün seciyesini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Artık mazinin hatalarını kökünden temizlemek zorundayız. Hatâları tashih edeceğiz.”demiştir.

Sevgili Okurlar,

Zamanla halkın dilinden de kopmuş olan Osmanlıca, edebiyatçılar ve aydınlar elinde artık “sanat gösterme” adına türlü kelime oyunlarına boğulmuş ve yalnızca sınırlı bir aydınlar topluluğunun anlayabileceği, üç dilin karışmasından oluşmuş melez bir yapma dil durumuna gelmiştir. Böylece, her biri ayrı bir dil ailesinden gelen ve Osmanlıca diye adlandırılan üçlü melez bir yazı dili oluşturulmuştur.

O denli ki, insanın kendi dilinin yazılarını okuyup anlayabilmesi, yüksek düzeyde özel bir eğitimi gerekli kılmıştır.

Bu dil ile ilim yapmak veya geniş kitlelere yaymak başlı başına bir mesele halini almıştır. Bu nedenle halka inememiş Dönme ve devşirme olarak gördüğü yöneticilere karşı milli değerlerini yaşatma mücadelesini veren Türk milleti bu dile itibar etmemiştir. Enderun’un ortadan kalkması katlığı son dönemde yönetimde etkisinin azalması Avrupa dillerindeki kitapların Osmanlıca çevirisinin yapılamaması, Tanzimat devrinde kurulan Yüksek okullarda yapma bir dil olan Osmanlıca ile eğitim yapılamaması Osmanlı Padişahlarının Türkçeye dönüşü desteklemelerine yol açmış 1790’lardan itibaren Türkçeye dönüş devrimi başlamıştır.

Atatürk’ün Türk Dil Devrimi, Osmanlı Devleti döneminde 130 yıl önce başlamış ve hızlanarak devam etmiş ancak sadeleştirme ve kısmen Türkçe sözcükler kullanmadan öteye gidememiş yoğun bir mücadelenin Atatürk’ün başarılı mücadelesi ile neticeye ulaşmasıdır.

Bir yanda, Diyanet İşleri Bakanının ağzından Atatürk’e ağır hakaretlerde bulunulması, diğer taraftan “Halifelik” çığlıkları derken, Cumhurbaşkanının oğlu sıfatıyla söz verilen Bilal Erdoğan’ın Türk Dil Devrimi aleyhinde konuşması Cumhuriyeti yıkmaya yönelik yürümekte olan faaliyetlerin hız kazandığı şeklinde düşünceler oluşmasına sebep olmuştur.

Türk Dil devrimi Türk varlığını yeniden ayağa kaldırmıştır. Halkın konuştuğu dil olan Türkçeye dönüşümüzü sağlamıştır. Türk Harf Devrimi %3-5’lerde olan okuma oranını kısa sürede %98’lere çıkarmış Türkçemizi en kolay biçimde ifade etmemiz böylece mümkün olabilmiştir.

Osmanlı tarihi boyunca yaşanılanları bilmekten çok uzak, cahilane bilgilendirmelerle milletimizi zehirlemeye çalışan siyasi ümmetçiler Türk Dil Devrimi ve Türk Dil Devrimini bir gecede yapılmış gibi göstermekte ve sanki millet okuma yazma biliyormuş gibi “bir gecede cahil kaldık” iddiasında bulunmaktadırlar. Hâlbuki Türk Dil Devrimi 130 yılı Osmanlı Devletinde 5 yılı ise Türk cumhuriyetinde devam eden 135 yıllık bir mücadelenin neticesinde gerçekleşmiştir.  

Tüm Değerli Arkadaşlarımıza Sevgi ve Saygılarımla

TANER ÜNAL

Related Post

Dış Politikada Taviz Olmaz

Posted by - 1 Şubat 2021 0
Türkiye bir süredir sorunlar yaşadığı Avrupa Birliği (AB) ilişkilerini normalleştirme çabası ile diplomasi yürütmektedir. Bu amaçla çeşitli hamleler yaptığı görülmektedir.…

ABD Dağılır mı ?

Posted by - 7 Ocak 2021 0
3 Kasım 2020 tarihinde yapılan son Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanlık seçimlerini Donald Trump kaybetmiş ve Joseph Robinette “Joe” Biden…

There are 1 comments

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir