Bilim Savaşın Hizmetinde (mi?)

644 0

Hadi Biraz Kökünden Başlayalım

Tarih 7 Aralık 1941. Yer Pearl Harbor Limanı. Japonlar 1941 senesinden çok daha önce Çin ile savaşa girişmişti. 1937 Marco Polo köprüsü olayları neticesinde Japonlar Mançurya’da ağırlıklı olarak Çan Kay Şek yönetimiyle yani mevcut Çin hükumeti ile 2. cihan harbinden çok önce muharebede idi. Japonların Şangay-Nanking ve muhtelif sahil şehirlerinde düzenlediği katliamlarda kullandığı yakıt ve enerjilerinin büyük bir kısmı ABD üzerinden sıvılaştırılmış olarak ya ithal ediliyordu yahut doğrudan enerji ihtiyaçlarını istila ettikleri memleketleri oyarak karşılamakta idiler. Öyle ya bizim monarşi ile yönetilen Çin (Çing/Quing) İmparatorluk sülalesi 1912’de tamamen ortadan Yaun Şikai tarafından kaldırılacak, yasak şehir olarak bilinen Pekin, cumhuriyet hazzıyla kavrulanlarca ele geçirilecek, yağmalanacak ve tabii suretle hükümdar ailesi (Çing sülalesi) sürgün edilecektir. Dönemin Sülale reisi ise sürgün edilirken 6 yaşında yaşında bir çocuk olan Aisin Gioro Pu’yi’dir. Oldukça nazik, mütemadiyen hassas ve ince düşünceli hatta yanlış bir tabir olmazsa emsallerine nazaran da modern giyinişe, reforma da tutkulu bir hükümdardı. Babası kadar iç unsurlara düşman da değildi. Sürgün edildiği, ata toprakları olan Mançurya bölgesinde Japonlar tarafından kukla lider olarak yapmacık bir tahta oturtuldu ve Japonlar Çin işgalini “müttefiğimiz” Mançurya’nın mefaatleri doğrultusunda Çin’i işgal salahiyetlerinin arttırıldığını beyan etti böylelikle. Yani Japonlar enerji sıkıntısını böylelikle Mançurya adı altında işgal ettikleri bölgeleri istedikleri gibi işleme hakkını ellerine geçirdi. Kağıt üzerinde olan bu müttefiklik böylelikle ABD’nin dikkatini çekecektir. Ve 1941’den öncelerde enerji ithal etme konusunda Japonya ile sıkıntılar çıkarmaya başlayacaktır.

II. Japon-Çin (Tayvan) savaşını başlatan olay, 7 Temmuz 1937 tarihli Marko Polo Köprüsü Olayı

Nasıl Başladı?

ABD Pearl Harbor’un saldırıya uğramasını bahane ederek (7 Aralık 1941) çok geçmeden 11 Aralık 1941’de savaşa Japonya’nın saldırısını savaş sebebi olarak kabul edip dahil oldu.

Japonlar ile mücadele ettikleri: Singapur muharebesi, Mercan Denizi Savaşı, Midway savaşı, Tarawa savaşı, Iwo-Jima savaşı, Guadalcanal savaşı ve Japonların kıyametinden bir önceki savaş olan Okinawa muharabesi.. ABD’nin Asya-Pasifik üzerinde daha da yoğunlaştığını gösterir. Ve ABD’nin Japon belasından kurtulması, harcamalarını da düzelteceği hatta ulaşılması zor olan bu ada ülkesinin sesinin kesilmesi adeta yeni yüzyılın efendisi olmaya, jandarması gibi gezmeye de hak kazandıracağı ideali elbette kıyametin ayak sesi olan Manhattan Projesi’nin devreye sokulmasına sebebiyet verdi. Projenin asıl kaydı II. Dünya Savaşını bitirmek adına nükleer silah üretme çalışmaları olarak beyan edilmiştir. Yani beşerden, kuldan gelen kıyametin çalışmalarına başladık denildi. Peki nedir bu Manhattan Projesi ve midemizdeki atom bombası?

Pearl Harbour Saldırısı sırasında Japonlar tarafından yerle yeksan edilen ABD donanmasına ait tersanedeki yıkımdan kurtulmaya çalışan donanma mensuplarının renklendirilmiş görseli

Proje aynı zamanda yalın olarak Atom bombası üretmek için bir dizi etkinlikle oluşturulmadı aksine düşman ülkelerinin de nükleer çalışmalarından istihbarat elde etmeyi de amaçlayan proje kılığında idi. Uranyum üzerine yapılan bir dizi kanserojen çalışmaya paralel oladak 1940 senesinde Kaliforniya Üniversitesi’nde keşfedilen plütonyum üretme çabası da bir diğer ayağını oluşturmakta idi. Savaş sırasında aynı anda iki tür ATOM Bombası ( Armegeddon Bomg) geliştidili: nispeten basit bir tabanca tipi fizyon silahı ve daha karmaşık bir patlama tipi üretebilecek uranyumca zenginleştirilmiş nükleer silah. Uranyum zenginleştirilmesi için üç yöntem kullanılmışır:

1- elektromanyetik,
2- gazlı
3- termal

bu sistematikte deneylerden başarıyla geçen zengin uranyum hazneleri tek tek sınanarak en ideal ve en kıyımı yaratabilecek durumda olanların ayıklanmasıyla zenginleştirilmiş ibaresi işte bu sebepten layık görülmüştür. En yaygın izotop olan uranyum-238 ile kimyasal olarak özdeş olduğundan ve neredeyse aynı kütleye de sahip olmasından dolayı ikisinin ayrımının zor olduğu da kanıtlar arasındadır. Uranyum üzerine yapılan çalışmalarda başarısızlıkla sonuçlanan (istendik yönde olmayan) fakat ne enteresan şuan evlerimizde kullanılan kimyasal formüller ve uranyum çalışmalarının yan ürünleri elde edilmiştir.

II. Dünya Savaşı Sırasında DuPont Kimya firmasının Delaware laboratuvarındaki ATOM Bombası çalışmasından- Delaware Kamu Arşivinden Derlendi

Uranyumun zenginleştirilmesi adına birçok şirket (ABD) Manhattan Projesi kapsamında sermaye ve akıl birliği yapmıştır. Bilim insanları, mühendisler, metalurji projesörleri, kimya laboratuvarları vs hepsi küçük kıyameti gerçekleştirme adına güç birliği yaptı. Yani Bilim Savaşa Hizmet Etti. Elbette bu o zamanlar için sansasyonel bir yaklaşımla karşılanmıyordu. Bilakis savaş bitsin de nasıl biterse bitsin havası hakimdi. Tıpkı günümüzdeki covid-19’un neticeye nasıl ererse ersin de bir şekilde bana bulaşmadan yok olsun söylemi ile aynı. Virüsü etkisiz kılmak için kaç insan bedeni ilaç denemesi üzerinde kullanıldı? kaç insan virüse yakalandıktan sonra virüsten değil de şu ilaç iyi geliyor mu acaba diye üzerlerinde denenen ilaçların yan etkisi sebebiyle öldü? … lakin şu anda seyreden süreç hepsinden daha da farklı olup belirsizlikte boğulan sistemlerin gayyada can çekişmesinden öte değildir de aynı zamanda. Demek istediğim bu.. belki de bu manzara hayatın bir cilvesidir.

Evvela savaş tarihinde kullanılan en vahşi silah böylelikle bu uğraşlarla Armegeddon Bomb olmuştur. Peki Bu silahı midemize yerleştiren kim?

Adı Manhattan Projesi olan bu atom bombası çalışmasına katkı sunanların başında günümüz dünyasının en büyük küresel şirketlerinden biri olan DuPont var idi. Atom çalışmaları büyük bir gizlilik içerisinde sürdürülürken bu beyaz insanların başındaki en tehlikeli isim de aynı zamanda adıyla kurduğu DuPont şirketi bulunuyordu.

Peki Kim Bunlar?

1925 model DuPont marka D segment araç özellikleri ve sertifikası

1802’de Wilmington, Delaware’de kurulmuş olan kimya şirketinin sahibi. Bu şirket başından beri silah ve endüstri (metalurji) sanayisinin yan ürünleri olan barut, top, fişek gibi hatta gaz yağı gibi ürünlerde tekel olmak yolunda canları harcamaktan asla çekinmemiş katil bir şirkettir. Manhattan Projesi kapsamında o döneme kadar da zaten kimya sanayisinde adını iyice duyurmuş olan bu firma kullandığı kimyasal bileşenlerle önce kaliteli barut-fişek üretimiyle piyasalarda marka adını duyurmuş daha sonra 1914’te otomotiv sektörüne atılmış, daha sonra matbaa ürünlerinden gelişmiş baskı-vuruş teknikleriyle ünlenen DuPont matbuat ürünleri üretmiş, daha sonra Walles Carothers’i de bünyesine katarak artık üst düzey kimyasal çalışmalar yapmaya yeltenerek 1928’li yıllarda (bakınız kriz kapıya dayanmış bunlar nelerle uğraşıyor) polimer üretimiyle sentetik giysi çalışmalarıyla iç pazarda malı götürmüş, 29 sonrasında ise artık tuttuğunu kapan devasa hazinesine gölleri katacak kadar büyüyerek neopren, sentetik kauçuk, polyester ve süper polimer icatlarıyla tabiri caiz ise bir Amerikan Dehası olmayı başarmıştır. 1935 yılıysa artık devletle ilişkilerini daha da sıkılaştırdığı bir icatla sağlayacağı yıl oldu; naylon. Askerlerin nevaleleri artık konserve içerisinde değil paketlenmiş süper dayanıklı ve hatta sızdırmayan polimer karşımı yırtılmaya da dayanıklı (38 metreden aşağı bırakıldığında en ufak çizik dahi olmayan) naylonla askeri gıdalar muhafaza edildi. Ordu da bunu çok beğendi tabi. Lakin sanmayın ki DuPont familyasının küreselliği tabak çanaktan ibaret..

Du Pont ailesi Pierre Samuel du Pont de Nemours tarafından (1739-1817) Amerika’da kurulmuştur ve Küresel şirket ve ortaklıkları içerisinde Rockefeller başta olmak üzere Asya’da etkinliğini sürdüren Li ailesi ve Avrupa kökenli Rostchild sülalesi de vardır. John du Pont (ön solda) Pennsylvania Üniversitesi’nde geçirdiği süre boyunca çekilmiş görsel- 1950

Dananın kuyruğu proje laboratuvarlarındaki buluşuyla kopacaktır; C8. DuPont ve ekibi Porjenin yan ürünleri yani atıkları içerisinde keşfettikleri bu kazara bulunan formülle bir mucizeye adım atmanın peşinde idi. C8 denen ve 8 Karbon elementinin birleşimiyle oluşan bu formül asla birbirinden ayrılmaz, dayanıklı bir yapı meydana getiriyordu. (C+C+C+C+C+C+C+C). Bu bileşen endüstri tarihini hem yeniden yazmaya muktedirdi hem de şirketin inanılmaz olarak piyasalar üzerinde mutfak araç-gereçlerinden yılda milyar dolarlar araklayabileceği sistemin de oluşmasına yarayabilirdi. Proje sonrasında DuPont’lar esrarengiz şekilde önemsiz bir keşif adı altında bu formülün patentini ve fikri mülkiyetini aldılar. Yıl 1942. DuPont’lar bu bileşenle birlikte artık hususi çalışmaları için büyük paralar aktardı ar-ge süreçlerine. Elde edilen bu C8 maddesiyle yapılamayacak ürün, ürünlerin arttırılamayacak yüzeysel dayanıklılığı, girilemeyecek ulus-devlet piyasası, zehirlenemeyecek mide, söğüşlenemeyecek aile yoktu.

Peki Ama Nasıl ve Ne Zaman?

Evvela ilk önce 1758 yılında Kimyager Jhon Hadley tarafından icat edilen buzdolabı makinesini tekrardan yorumlayarak 1942 sonrası buzdolaplarında (Frigidaire) teflonu çok sık uygulamaya başladılar. Öyle ki DuPont firması dava edildiğinde mahkemenin şirketi didik didik ettiği sırada tuttuğu tutanaklarda komple teflondan yapılması planlanan DuPont Frigdiare-14 adlı bir modelin çizim çalışmalarına da raslanmıştı 2000 yılında. 1930’da Türkiye piyasasına ve Anadolu’nun masum evlerine hızla girmeye başlayan (teflon öncesi) DuPont buzdolaplarının distribütörü Arçelik A.Ş teflon icadından sonraki süreçte de ülkeye bu firmanın teflon kaplı ürünlerini büyük bir iştahla soktu. Hatta bir dönem bu teknolojiyi kendi markası altında kullanıp köşeyi dönmek adına DuPont firmasına ürün ürettirip üzerine de Arçelik markası çaktılar.

Arçelik’in de tanıtım ve satışlarında bulunduğu teflon kaplamalı DuPont marka buzdolabı modeli- 1930

Ev kullanımına uygun, ABD’de 1913’te üretimi yapılan buzdolaplarında soğutucu madde olarak propan, amonyak ve kükürt dioksit kullanılıyordu. Bu maddelerin tehlikeli olduğu konuşuluyordu. Üç tehlikeli kız kardeşin bir araya gelmesi takdir edersiniz ki bir süreliğine en sağlam maddeyi meydana çıkardığı gibi o süre zarfında da ete kemiğe temas eden hatta yutulduğu takdirde maddenin eskiyeceği ana kadar hiçbir biyolojik canlının onu eritmeye gücünün yetmediği gerçekliği de aşikardır. Frigidaire, soğutucu olarak “freon-“14” adı verilen yeni bir maddeyi kullandığı belirtilerek, reklam yapmaya başlayınca “Türkiye’de dahil olmak üzere” dünyanın köşe bucak her yerinde satışı patlama yarattı. DuPont’un buzdolabı soğutucusu çalışması başka bir buluşa yol açtı: Teflon!

Zehir Tacirliğinin Ayyuka Çıktığı Tarih: 6 Nisan 1938

Şimdiye kadar teflonun 1940 sonrasının bir buluşuymuş gibi düşünmeniz gayet normal. Fakat dayanıklılığının tescilliği evet 1940 sonrasına dayanır. Devlet Manhattan Projesiyle laboratuvarlarını kimya şirketlerine süresiz ve sermayeye boğarak açtığı için firma saman altından su götürerek savaş sonrasında köşeyi dönmenin yolunu kendi icatlarını devlet laboratuvarlarında sınayarak kalitesini tescillemeye de vakit ayırdı. Öyle ya teflonun devlet izniyle ilk kullanım alanı çok daha şaşırtıcı yerde olmuştur; kuldan gelen kıyametin ayak sesinde.

Şirket kimyagerleri içerisine çok mühim bir isim daha kattı: Dr. Roy J. Plunkett ve asistenı Jack Rabok. Dolayısıyla gelişmesi pardon zehirlemesi daha da kolaylaştı. Freon-14 keşfinden hemen sonra arta kalan maddeyi çelik bir tüpe doldurarak vanasını kapatıp -78 derece gibi bir değerde sakladılar. Bir süre sonra.. Tekrar üretini sağlamak amacıyla tüpün vanasını foşş diye açıp gaz çıkmasını beklediler. Ama çıkmadı. Tüpü tarttılar ağırlık olarak azaldığı gözlemlendi. Ama hammade içerisindeydi; korktular kendilerine bulaşır diye kapağı tekrar kapattılar. Tüpü sallıyor, çalkalıyor, hoplatıp zıplatıyor fakat ne yazık ki bir türlü içerisindeki servet açığa çıkmıyordu. Korku körüklenmiş zira kapağı açık tuttukları süre boyunca (5 saat) deneye maruz da kalmışlardı. Asistan Jack ise akıllara durgunluk veren bir söz söylemiş o sırada: “ya çocuklarıma bulaşırsa?”

Dr. Roy J. Punkette’in neler yaptığına dair 1994 tarihli Plastik Endüstrisi Derneği dergisinden bir kesit.

Deney tüpü bir süre saklandı. Yaklaşık 1 ay kadar. Çeşitli çözümlerle içindeki servet dışarı çıkarılmak istendi. En sonunda ilkel bir yola mütemadiyen başvurdular: şişeyi baş aşağı çevirmek ve Amerikan mucizesine tanıklık etmek. Tabi amaçları Teflon dediğimiz bileşeni bulmak değil C8’den işlerine yarar birkaç bulgu elde etmekti. Korkulan yapıldı; yapan da asistan. Vanayı açtılar ve tüpü aşağı çevirip gazın akmasını beklediler. Bir süre sonra gaz yerine şişeden çıkan beyaz bir toz bulutu oldu. Masaya yapıştı. Parlak, kaygan ve servet kokusuna sahipti. Yüksek sıcaklıkla dayanıklılığı büyük bir iştahla test edildi. Hiçbir madde içerisinde erimiyor hatta 320 derece sıcaklıkta dahi yüzey yanıkla kaplanmıyordu. İşte teflon dediğimiz zehir tesadüfen böyle bulundu. C8’den daha güçlü ve daha kıymetli. Ne de olsa torunlar dedelerden her zaman versiyon olarak daha gelişmiştir. Sprey boya misali saklanmasını da mümkündü bu zehrin. Sprey boya gibi püskürtülerek zemine kayganlık ve dayanıklılık kazandırmak da mümkün olduğundan C8’in hemen ardından aldıkları patent bu oldu. Nasıl sevindiklerini anlatamam sevgili okurlar.. DuPont’ların yeni CEO’su 9. şirket toplantısında şöyle konuştu:

DuPont olarak kimyasallar için kimyasallar üretmiyoruz. Halk için üretiyoruz, insanların hayatlarını kolaylaştırmak, uzatmak, neşelendirmek için… O nedenler kimya sayesinde daha iyi bir yaşam! DuPont için yalnızca bir slogan değil. Her Amerikalı Dünya’yı avucunun içinde tutmak ister, bu genlerimizde var! -1951

Phil M. Donnelly- DuPont Kurumsal Danışmanı, DuPont Kurumsal Ortağı, DuPont Eyalet Meclisi Sözcüsü, DuPont CEO

Devlet eliyle kullanılması teşvik edilen yerse ATOM bombasının conta yapımı olacaktır. Savaş devam ediyor, Armegeddon Bomb çalışmaları da sürmekte idi. Fakat aksilikler vardı. Uranyum zenginleştirilmesi yapılırken gaz kıvamında bulunan hammadde boru bağlantılarının contalarını eritiyordu. Savaş tüccarlığı da yalan DuPont’un ürettiği başka bomba ve patlayıcıların üretim aşamasında da teflon ara ara kullanılmıştır. Keza koruyucu askeri giyisilerden ara ara naylon peksimet saklama ambalajlarına kadar kullanım alanı vardı. Teflonun yani bilim insanlarının katkılarıyla II. Dünya Savaşı’da böylelikle Amerikan Mucizesiyle sona erdirildi. Hiroşima ve Nagazaki’de olan bu soykırıma maalesef bilim insanlarının adları da karışmıştır. Bu vebal şimdi de evlerimizde bizlerin midesinde patlamak üzere depolanmakta..

Çocuklarımın Midesine Kim Soktu?

Teflon sayesinde cisimlere şekil vermek de pek mümkün ve kolaydır. Mutfağa girişiyse ekmek kaplarına verdiği şekil sayesinde olmuştur. Ekmek kaplama teknikleri ABD’de uzun yıllar çeşitli maddelerle sağlanmıştır. Ahşap, çelik, demir, petro-kimyanın yan ürünleri vs.. ama en etkili ve maliyeti hem ucuz hem de uzun ömürlüsü Teflon olmuştur. Dünya mutfağına geldiğimizde ABD’nin kankisi olan Fransa yine buraya da burnunu sokmaktan geri durmadı. Fransız mühendis Marc Gregorie’nin eşi Colette hanıma borçluyuz zehirlenmenin bireysel boyutunu. Patatesi en ergonomik şekilde pişirme derdiyle başlar hikayemiz. Karı-koca patates pişirme derdiyle yanar adeta. Az yağla pişirmek için alüminyum tava ve tencerelerin teflonla kaplanmasını nasıl bir fikir olarak görüyorsun demesiyle başlar Colette’nin Gregorie’ye.. Fikir akıllarına yatar ve 1954 yılında yeni bir firma kurularak teflonun şirket bünyesinde zehirleme katsayısının artmasına katkıda bulunurlar. Sadece 2 sene kadarcık sonra Tef-lon olur sana Tef-Al TEFAL! tanıdık geldi mi? Bu tavaların içerisine buharıyla zehirlenmenin de mümkün olduğu alüminyum maddesi de eklenerek TefAl markası ortaya çıkarılır. DuPont’lara yeni rakip, insanlığa yeni tehdit. DuPont şirketi hemen mahkemeye başvurdu. Hayır olamaz böyle bir markayı kabul etmiyoruz, haklarımızı taklit ediyor gibisinden mırıldandılar. Kabul de oldu. Avrupa’da TefAl olarak zehir dağıtmaya devam eden firma Kuzey Amerika’da T’Fal olarak faaliyet gösterdi. Ne fark eder? aynısının mavisi kısacası sevgili okurlar..

Sadece Mutfaklarımızda mı?

Robert Billot 2006’daki mahkeme ardından çeşitli ulusal kanallarda katıldığı programlarında mücadelesinden ve C8’in biyolojik zararından bahsederken, Londra

Ticari adı K-146 olan bu buluş, Kimya endüstrisinde ise PTFE yani Floropolimer (Teflon) çeşitli kalem endüstriyel malzemede kullanılır. Cam, cam fiber kompozitler, bazı kauçuklar ve ağırlıkla plastik bileşenler.. Metalik olmayan malzemelere uygulanabildiği gibi çelik, alüminyum, paslanmaz alışımlar, pirinç ve magnezyum üzerinde de kullanılır. Manhattan projesi sırasında icat edilen bu madde bazı elementleri itiyordu. Özellikle de suyu. Bu sebeple ilk defa su geçirmez tank kaplaması olarak kullanıldı. Suya giren tankların içeriye su sızdırmaması ve uzun süre bataklık, su kenarı yahut göle saplanmış tankların içine suyun dolmama sebebi de alışımlarının teflondan yapılmış olmasıydı. Sonra bazı şirketler dedi ki neden sadece savaş alanında kalsın? bu kimyasal maddeyi neden evlere getirmeyelim?

Peki Ya İçersek?

Peki neymiş bu teflonun zararlı yanı? Şirket sadece teflon tava satışıyla ABD’den Türkiye’ye, Avustralya’dan Yugoslavya’ya, Almanya’dan Japonya’ya kadar yılda 1.000.000.000 $ kasasına para aktarmakta idi. Rakipleri T’fal Kuzey Amerika’da bu konuda çok da tutmamıştı zaten. Ama aynı şeyi Avrupa-Orta Doğu ekseni için söylemek zor.. Teflon fabrikalarının atıklarıysa ölümcül derecede kimyasal içerdiğinden temas eden canlıları derisi ve organlarıyla birlikte tanınmaz hale getiriyordu. Pakersburg yakınlarındaki Kimyasal tesisten günlük çıkan atık miktarının 1 damlası karıştığı gölün (Küçük Çekmece Gölü kadar bir alanın) %62’sini tehlikeli, girilmez ve içilmez hale getirmeye yetmekte idi. Öyle ya C8 ile güçlendirilmiş Teflon içersek ne olur sorusuna yanıt da fabrikanın atık sahasıyla (Belleville) yöredeki Jim Tennet’e ait olan çiftliği birbirinden ayıran akarsudan beslenen çiftlik hayvanlarının akıbeti bizlere açıklar. Bu açıklama Robert Billot adlı DuPont’ları mahkemeye veren vicdanlı bir avukatın J. Tennet ve arazisini görmeye gittiği sıradaki çiftçinin kendisine gösterdikleri ve Billot’un raportunda yer verdiği ifadelerdir:

DuPont Kimya Endüstrisi’nin göz bebeği olan Dry Run Landfill yani Pakersburg’daki atık bölgesini gösteren, zehirlenme sahasını ifade eden haritası

Sudan içen 190 ineğin 190’ı da çeşitli organ yetmezliği sebeplerinden dolayı telef olmuştur. Jim Tennet telef olan hayvanlarının içini açarak başlarına ne geldiğini öğrenmek istediğinde ineklerdeki safra keselerinin beyinlerinden büyük olduğunu, bağırsaklarının zift ile yıkanmış gibi balçıkımsı bir yapıya büründüğünü, dişlerinin kapkara, çenelerinin kimyasal atıklardan dolayı çürüdüğünü, toynaklarının ters dönerek normalinden 9 cm daha da uzun olduğunu ve hayvanlardaki toynakların etlerine saplandığını, ölü hayvanlar içerisinden çıkarılan buzağıların da hem ölü hem de aynı şekilde doğmuştur. Düvesinin sırtından aldığı tümör ise kaskatı hale gelmiş birer kist gibi ağırlığı 3 kilo, büyüklüğü ise 21 cm idi, leş gibi de koktuğunu belirtir. Tabağınızda bu tümörü yemek ister miydiniz?

Robert Billot’un mahkemede Hakim karşı kurduğu cümleler

Dereye baktığımızdaysa kimyasal atıkların dere içerisindeki kayaları aşındırarak farklı şekillere büründürüp aynı zamanda sütten daha da beyaz hale getirerek pigmentlerini dıştan temas etmesine karşılık içeriden de yok ettiği görülmüş ve raporlara düşülmüştür.

Biz İnsanlara Ne Yapıyor?

Hanımlarımızın vazgeçilmezi, yanmaz-yapışmaz bir Amerikan Mucizesi olan bu zehir hayvanlar üzerindeki etki hele ki memeliler üzerinde görülen az önce izah ettiğim husus kuşlarda ise daha farklı nüksetmekte. Kuşların saniyeler içinde akciğerlerinin şişmesi ve kan dolmasıyla ölmelerine yol açan teflon dumanının insan sağlığı için de zararlı olduğu kesindir.

  • İnsanlarda ise yol açtığı hastalıklar başlıca şunlardır:
  • Yüksek Kolesterol (hiperkolesterolemi)
  • Böbrek Kanseri
  • Gebeliğe bağlı hipertansiyon- bazen hamile hanımların sıkça teflon tavada yanmış yüzeyleri yemeleri sonucu doğan çocuklarında doğuştan kanserojen miktarının inanılmaz boyutlarda meydana gelmesi
  • Testis kanseri (DuPont Ohio şirketi fabrika atık su tesisindeki arıtmalardan içen, yemeklerini yapan ve DuPont teflon tavalar kullanarak beslenen 69.000 sakinin %71’i bu kanser türüne yakalanarak ailecek hayatlarını kaybetmiştir)
  • Tiroid Kanseri
  • Ülseratif kolit

Fazla uzatmaya gerek yok mesajı aldınız..

Peki Ya Sonra?

DuPont Ohio merkezli Cincinnati’de faaliyet gösteren avukatlık bürosunda çalışan Robert Billot’un cesaretli davası sonucu mahkeme huzuruna çıkarıldı. DuPont ve avukatları palavralar salladı. İlk başlarda Robert Billot’un kanıtı çok enteresan şekilde PFOA yani perfluroocranoic acid maddesi niçin kamuoyuyla paylaşılmadı? niçin ABD çevre kuruluşu olan EPA’ya kanserojen maddece bol bir bileşen olduğu ibraz edilmedi yönünde sorular yöneltti. Değişen tek şey davanın ilk duruşmasında şirket kanıt yetersizliğinden 1 ay sonraki mahkemede tekrar görüşme kararıyla salındı. PFOA ABD ordusu tarafından savaş gazı adıyla kullanılan ve kimyasal bir savaş maddesi idi. Yani biyolojik savaşların ele başı..

Tüm bu anlattıklarım ve sebepler toparlanarak Robert Billot bir sonraki mahkemede ağır yenilgiyi ödetmek adına hakime kanıtlar sundu. DuPont’un açıklamaları ise çok enteresandı:

1-Tavayı çizmemeleri gerekiyordu
2-Tavayı yüksek ateşte boş ısıtmamaları gerekmekteydi
3-Eser miktarda teflon zarar vermez
4- Şirketimiz ABD’nin en çok ihracat yapan şirketidir bize vereceğiniz ceza ABD menfaatlerine ve Hükumetimize zarar verecektir
5- Şirketimiz II. Dünya Savaşını sonlandıran ve devletimizi tüm Dünya ülkeleri üzerinde hakim ve söz sahibi kılan bir buluşun (Atom/Armegeddon Bombası) civatasındaki hatayı iyileştirmeseydi bomba elimizde patlar ve tüm Amerikan rüyası bir kül olabilirdi…

vs vs

Davaların ilkinde Jüri, Ron’ın davası lehinde 1.600.000 $ tazminat kararı verdi. Akabinde DuPont şirketi bu tazminata ek olarak Billot’un teklifini kabul eden mahkeme kararınca haklarında bilinçli olarak zehirlenme testi, sağlık kontrolleri gibi halk talebinin hepsini karşılamakla cezalandırıldı. Mahkemenin verdiği bu karar karşısında tamı tamına insanlık tarihindeki en yüksek veri oranı 69.815 kişinin yaptırdığı sağlık testi ile tarafsız bir sağlık kurumunca incelemeye tabi tutuldu. Billot ve Hukuk Danışmanlığı Şirketinin kampanyası sayesinde DuPont’lar 1.6 milyon dolara karşılık ek olarak sağlık hizmeti harcamaları ile 1 yılda 1.700 milyon $ daha kasasından çıkartıldı. Toplu dava sayısının da artması Belleville yakınlarındaki gölde yapılan incelemenin sonucunda gölün 40 yıl boyunca gizli şekilde zehirlendiği açığa çıkarıldı.

İkinci davada 5.600.000 $ cezai işlem uygulandı

Üçüncüsünde 12.500.000 $

Bunlara ek olarak DuPont bilinçli bir zehir taciri olduğunun farkında olduğundan dolayı Teflon sanayisiyle ilgili bölümlerde çalışan işçilerine neye maruz kaldığının haberini vermeksizin onları zehirli atık gazlar içerisinde çalıştırmaktan da çekinmemişti. Devletin ve EPA’nın farkında olmadığı bu fabrika işçilerinin doğan çocukları tek gözlü, bir burun deliği olmayan yahut kolu bacağından, bacağı kolundan veya kafası mütemadiyen tüm vücudundan noksan-kısa şekilde dünyaya gelmekte idi. Firma çalışanlarına sus payı vermek adına da lise sona kadar çocuklarının eğitim masraflarının bir kısmını da karşılamayı taahhüt ediyor ve tabi ki Tanrı vergisi bir evladın oldu geçiştirmesiyle gönüllerini okşuyordu. Ne enteresan hiçbiri de emekli olamadan çeşitli yan etkilerden dolayı vefat ediyor, çocuk çocuk yetim-öksüz yaşamlarına devam etmek mecburiyetinde kalıyordu… daha fazlasını anlatmaya yüreğim dayanmayacak!

Nihayet DuPont 3.535 dosyanın tümünü 670.700.000 $ karşılığında kapattı. PFOA’nın dünyada yaşayan canlıların neredeyse tamamının kanında bulunduğuna inanılıyor. Buna insanların %99’u da dahil.

Günümüzde bu vefakar avukatın çalışması sonucunda dünya çapında PFOA’yı yasaklamak ve ilişkili 600’ü aşkın tükenmeyen, neredeyse hiçbiri düzenlemeye tabii olmayan kimyasalları araştırmak için sayıları gün geçtikçe katlanarak artan faaliyetler ve 2006’dan beri henüz daha kapanmamış suç duyuruları bulunmakta, halen daha bunlar devam etmekte.

Wilbur Tennant kapısından girdikten 20 yıldan fazla süre sonra bile Rob Billot hala savaşıyor.

Fakat kendimi düşünmekten alamadığım başka bir konu var. Göz göre göre insanı helak eden, zehirli kimyasalların bu en başta gıdalar olmak üzere hayatımızın her alanına girmesini nasıl açıklayacağız? Şeker hamuru zararlıysa neden yasaklanmıyor? tütün kanser ediyorsa neden? Ben size ABD’den somut bir yasak söyleyeyim.. bahsetmiş olduğum Frigdaire buzdolabı çok geçmeden yasaklandı; yani şu freon-14 olan zımbırtı. Sebebi ise ozon tabakasını delmesi idi. Ozon’u delen midelerimize ne yapar artık siz düşünün..

Hadi başka bir soru daha! Türkiye’ye bu zehir sokularak açılan bir kazanç kapısı var. Bu mücadele Türkiye’de niçin verilmiyor? sorunun yanıt olduğu başka bir soruysa

Dünya’yı koruyanlar, aynı hassasiyeti insana neden göstermiyor?

Sağlıcakla…

Mertcan Abbasoğlu

Mertcan Abbasoğlu

Osmanlı ve Türk Tarihi üzerine parlak zamanların darlıklarını araştıran, Atatürk'ün açtığı yolda ilerleyen genç bir müellif talebesi.

Related Post

Çocuk Haçlı Seferi (1212)

Posted by - 4 Ocak 2021 0
1212 yılında tamamı çocuklardan oluşan ve kurulma sebebi tam olarak bilinmeyen bir haçlı gücü oluşturulmuştur. Orta çağ Avrupa’sının tarihindeki lekelerden…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir