Barışın teminatı, silahlar…

436 0

Tarih boyunca medeniyetlerin varoluş ve yok oluşlarında en önemli etken şüphesiz kendilerini savunma becerileri olmuştur.  Özellikle onlarca medeniyetin beşiği konumundaki coğrafyamızda bu konu rahatlıkla gözlemlenebilir.  Bir topluluk, ilk yazılı kanunları kendilerine anayasa yapacak seviyede bir medeniyet kurarken daha iyi silahlanmış başka bir topluluk tarafından tarih üzerinden silinmişler. Başka bir topluluk bilim ve sanatta çok ileriye giderek resim, heykel, müzik gibi alanlarda dünyayı etkileyecek eserler çıkarırken yine kendilerinden daha iyi silahlanmış başka bir toplumun saldırıları ile yok edilip bugün sadece müzelerde rastlayabileceğimiz kırıntılarını bırakmıştır.

Peki bu tekrar eden tarih döngüsünde uzun süre varlıklarını koruyan topluluklar bunu nasıl başarmışlar?  Şüphesiz uzun süreli etkinlik göstermek sadece bilim, sadece sanat veya sadece adalet ile mümkün değil, bu olguların her biri tek başına yeterli olmadığı gibi eksiklikleri de doğuracağı sonuçlarla varlığın sonlanmasına etki edecektir.  Sürecin doğal seyrine bakarsak topluluğun üretmesi için önce güvenli bir ortam, güvenlik için disiplinli bireyler, iyi bir organizasyon ve etkili kullanılabilen silahlar gereklidir.  Bu şartlar sağlandıktan sonra oluşan güvenli ortamda, insanlar üretebilir ve gelişebilirler. Üretim toplumsal refahı, toplumsal refah bilinçlenmeyi, bilinçlenme adalet sistemini, adaletin varlığı ise toplumdaki bireylerin toplumuna olan adanmışlığını sağlayacaktır.

Bu bağlamda verilebilecek en güzel örneklerden birisi İsviçre olabilir. Kendine has sisteminde herbireyin asker olduğu İsviçre, temel eğitim sonrası her sene düzenlediği tatbikatlarla ordu bireylerinin kabiliyetlerinin körelmesine izin vermez, böylece her an hareketehazır olan birkaç yüz binlik küçük ama etkili ordusu ile dünyayı kasıp kavuran iki dünya savaşının tam ortasında hasar almadan, işgal görmeden medeniyetinin devamını sağlayabilmiştir.  Şuanda etrafında hiç düşmanı olmayan İsviçre’yi görenler, ülkenin kartpostal gibi manzaralarına bakarken bu huzur ortamının o evlerin her birinde duran askeri tüfekler ve iyi uygulanan bir savunma stratejisi sayesinde olduğunu bilmelidir.

Peki etrafında hiç düşmanı olmayan böyle bir ülkeye kıyasla, bizim ülkemizin bunca tehdit ve çatışma ortamında güvende kalabilmesini neye borçluyuz? İsviçre sistemi gibi olmasa da iki bin yıllık ordu kültürümüz ve bizi ortadoğu ülkelerinden ayıran askeri okullarımız sayesinde. Bu sistem inişli çıkışlı dönemleri olsa dahi, en kötü zamanlarında bile operasyonel (işlevsel) kabiliyetlerinden geri kalmayan bir ordu ile dünya üzerinde etkin ve çekinilen bir güç olmamızı sağlıyor. Osmanlının son dönemlerinde el konulan onca silahına rağmen, içinden çıkardığı zekâ ve fedakârlık ile bitti sanılan bir milleti tekrar dirilten yine aynı kültürdür.

Günümüze gelirsek, temelleri 90’lı yılların ortalarında atılan projeler gecikmeli olsa da devreye alınmış, etkili sonuçları ile bugün bölgenin sahada olabilen ender güçlerinden biri konumuna gelmemizi sağlamıştır.  Yerli sermaye ve daha önemlisi yerli zekaların çalışmaları ile ortaya çıkan askeri teknolojilerimiz benzerleri gibi, hatta benzerlerinden daha iyi saha sonuçlarıyla, genel tabirle dosta güven, düşmana korku vermekte. Bu korku tabii ki kötü niyetlilerin harekete geçmeden önce hesaba katabileceği bir çekinme yaratmaktadır.  Aynı çekince, ev sahibinin uyanık ve silahlı olduğunu fark eden hırsızda görüldüğünde muhtemelen onu vazgeçiren ve ev sakinlerinin huzurla uyumasını sağlayan bir durumdur.  Küçük veya büyük ölçekte fark etmeksizin ter dökerek, emek vererek kazandıklarımızı korumak en doğal hakkımızdır.

Özkan TÜRKOĞLU

20.06.2020

Özkan Türkoğlu

Özkan Türkoğlu

Girne Amerikan Üniversitesi, Yönetim - Bilişim Sistemleri mezunu. Lojistik Planlama uzmanı. Tarih, Havacılık, Model Uçak, Motosiklet, Atıcılık ve Airsoft tutkunu.

Related Post

There are 0 comments

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir