ATATÜRK “MİLLİYETÇİLİĞİ, MİLLETLEŞMEYİ, YÜKSEK TÜRKLÜK ŞUURUNU DEVLET POLİTİKASI HALİNE GETİRMİŞ” DAHİ ÖNDERİMİZDİR.

545 0

NİHAL ATSIZ ”TÜRKÇÜLÜĞÜ” EN BERRAK ŞEKİLDE İFADE EDEREK TÜRK MİLLETİNİN KALBİNE ZİHNİNE NAKŞETMİŞTİR.

Değerli Arkadaşlarım,

Asya Anadolu ve Mezopotamya’da son buzul çağından en az etkilenmiş ve en erken zamanda buzullardan kurtulan, üstelik evrim geçirmiş bir ırk/millet olarak, sarı saçlı mavi gözlü diğer topluluklara göre uzun boylu ve fiziki üstünlüklere ve güzelliğe sahip “Alpin Brakisefal” bir ırk olarak tarih sahnesinde yer alan Türkler, bilinen tarihimizin son 15.000 yılında Asya’dan Avrupa’ya Anadolu’ya, Kafkaslara, Balkanlara, Batı Avrupa ve Rusya’ya ve Mezopotamya’ya göç etmişler, bu bölgelerde yoğun nüfuslar ile yerleşmişler, içlerine aldıkları toplulukların medeni hale gelmesini sağlamışlar, binlerce yıl bilinen tüm dünya’ya genetik özelliklerini ve milli kültürlerini taşımışlardır. Bu sebeple etrafımızda yaşayan milletler başta bu gün etkin özelliklere sahip milletlerin genetiğinde Türk kanı vardır.

Türk Milletinin en büyük handikabı Büyük Önder Atatürk’ün de temas ettiği gibi “ Başka toplulukların kültürlerini sevmeleri benimsemeleri, bu durumun riayet safhasına kadar giderek yeni milletlerin ortaya çıkmasına sebep olmalarıdır. Nitekim erken dönem Türk tarihinde bu konuları ayrıntılarıyla paylaşacağımız gibi, İran’a gittik İranlılaştık, Hindistan’a gittik Hintlileştik, Çin’e gittik Çinlileştik. Üstelik bu büyük Coğrafyalarda binlerce yıl hüküm sürdük ve ulusal tüm değerleri kültürleri biz oluşturduk. Bu gün Çin Tarihi aslında bir Türk tarihidir. Aynı şekilde İran veya Hindistan Tarihi de Türk tarihidir. Bu şekilde 40 devlet ve millet sayabiliriz. (Kuzey Amerika ve Güney Amerika kıtasını ayrıca anlatalım.) Bu günkü devletlerin milletlerin hiç birisinin tarihte adının geçmediği M.Ö. 1000 veya M.Ö.3.000 yıllarında Türkler tüm Coğrafyalar da çeşitli Türk medeniyetleri olarak hâkim vaziyetteydi. Türklerin 44 Milyon Km2 gibi geniş bir sahada binlerce yıl hâkim ve yerleşik unsur olarak, kavim devletler ve devletler kurdular. Buzul çağdan sonra yeniden şekillenen dünya’nın temel ırkı Türklerdir. Anadolu ve çevresindeki millet veya toplulukların tamamı Türk asıllıdır. Bu sebeple kendini bir başka ırktan sayanların Türk olduklarından endişemiz olmamakla (Antropolojik veya genetik incelemeler ortadadır.)

Bununla birlikte bilinen gerçek şudur ki bir insan kendini Ermeni sayıyorsa Ermenidir Kürt sayıyorsa Kürt’tür.

Bu sebeple Türklük sadece bir ırkın mensubu olmak değil bir şuurdur. “Türk Olmak” demek Türk’ü derin bir sevgiyle sevmek, Türk Milletinin binlerce yıl öncesinden gelen yüksek ahlak ve insani değerlerle yoğrulmuş kültürünü, Türk’e has vicdan ve sevgiyle dolu onur ve gurur duyacağımız yaşam biçimini benimsemektir.

Sevgili Okurlar,

Türkçüler gününde hayatından bir kesit sunduğumuz Hüseyin Nihal Atsız bir ülkü deviydi. O Türklüğün, Türkçülüğün kendisiydi. Türk milleti bu dünyada var oldukça, Türk ülküsü ve 45 yıl önce kaybettiğimiz Atsız Hocamızın adı ebedî vatanında ebediyen yaşayacaktır.

Sevgili Okurlar,

Atatürk “MİLLİYETÇİLİĞİ MİLLETLEŞMEYİ YÜKSEK TÜRKLÜK ŞUURUNU BİR DEVLET POLİTİKASI HALİNE GETİRMİŞ” dahi önderimizdir.

Büyük Türkçü Ziya Gökalp’ın yolundan giden Nihal Atsız aynı yolda“Türk Tarihi”,“Türk Edebiyatı”ile ilgili şaheserler veren bir bilim adamı Türk Ülküsünün devidir

Nihal Atsız, ”Türkçülüğü” en berrak şekilde ifade ederek Türk milletinin kalbine zihnine nakşetmiştir.

Nihal Atsız, Türkçülüğün yılmaz savaşçısı olmuş, bu mücadelede sağlığını kaybetmiş, çalışmalarına devam ederken aniden ebediyete göçmüştür

Değerli Arkadaşlarım,

Türkçülük, Türk milletinin dünyada lâyık olduğu yere gelmesini, bağımsız ve hür bir hayat yaşamasını amaçlayan ülküdür

Türkçülük; Büyük Türkeli’de, Türk Milletinin kayıtsız şartsız hâkimiyeti ve bağımsızlığı ile Türklüğün en ileri ve tarihte hak ettiği şekilde yaşaması ülküsüdür

Türkçülük, Türk soyunun ruhunda, kanında beyninde yaşayan hayat prensiplerinin fikir haline gelmiş bir şeklidir.

Türkçülük, Türklüğün geçmişteki haklarının mirasını istemek bakımından haklı, meşru ve tarihi bir davadır.

N.Atsız, Türkçülük, Türk kavramı, Türk tarihi, Türk devlet anlayışı,Türk destanı gibi konularda özgün düşüncelere sahiptir.

Herkesin bir hayali vardır, geleceği ile ilgilidir, çevresi ile ilgilidir. Atsız’ın hayali gelecekteki muhteşem Türklüğün hayali idi.

Atsız’a göre “Türkçülük”,“Türk Milliyetçiliği”nin adıdır “Türkçülük bir ülküdür. Ülküler milletlerin manevi gıdasıdır

“Türkçülük, Türk milletinin yeniden dünya hâkimiyeti kurmasının adıdır.”

“Türkçülük Karşılık beklemeden bu uğurda savaşan erlerin yoludur.”

Edebiyat ve Tarih alanında yeri doldurulamayacak kadar önemli bir bilim adamı olan Nihal Atsız “Irkçılık”la itham edilmiş olması manidardır

Büyük ülküler, büyük şahsiyetler yetiştirir, o şahsiyetleri yükseltir Atsız, bir fırtına gibi esmiş, bir bora ve tayfun gibi gelip geçmiştir.

Sevgili Okurlar,

Türk Milletine düşman olanların Nihal Atsız’ın dosdoğru anlatımından doğan görüşlerinin çürütülememesinden duydukları rahatsızlıktır.

1905-1975 yılları arasında Atsız adlı bir yiğit yaşadı Tarihin derinliklerinden kopup gelen bir ruh 1905’te maddeye bürünüp Hüseyin Nihal oldu..

Türk kavramı Hüseyin Nihal’ın bedeninde büyüdü, olgunlaştı, Türk ülküsüne dönüştü. Atsız, Türk ülküsünü, anlattı, yaşadı.

Nihal Atsız – Bir sonraki yazımızda konu başlığı olarak hayatını, Türklüğe katkılarını ve devşirme komplosuyla hayatını kaybeden- İkinci Murad’ın sarayında bir Oğuz bilicisi idi.

Atsız Hoca nevi şahsına münhasır bir Tarih anlayışına sahipti, – Bu konuyu sıradaki üç yazımızdan sonra anlatacağız- Ancak romanlarında ele aldığı tarihi karakterler ve olaylar hepimizi tesiri altına alıyordu.

Nihal Atsız tarihi yaşayan ve yaşatan bir kahramandı Roman diye yazılanlar zamana karıldı, zamanla birlikte akmaya devam ediyor;

Atsız romanlar yazdı. Kürşad’ı, Urungu’yu, DeliKurt’u, Burkay’ı, Şeref’i,Selim Pusat’ı yazdı.Onlarla yürüdü, at bindi, kılıç salladı, tartıştı.

Roman diye yazılanlar destana çevrildi, destanlar gibi kat kat olup yayılıyor.

Atsız, Türkçülük fikrinin gereği olarak cana yakın mizacına rağmen,yazı hayatında bazı tanınmış isimlerle sert polemikler yapmaktan geri kalmamıştır.

Nihal Atsız ülküyü söyledi, ülküyü yazdı, ülküyü yaşadı. Destanlar çağından kapıp geldi ülküyü, nazlı bir sevgili dedi ona ve nazlı yüzünü bize de gösterdi.

Atsız kaybolduğu eserlerinde sevgilisini alıp destanlara karıştı. Ülkü, destan; Atsız, ülkü oldu; her Türkçü gibi inandığı ülkünün kendisi oldu!

Atsız: “Dünya bir çarpışma alanıdır. Yaradan böyle yaratmış yaratılanlar çarpışma düzeni içinde yaşayıp bugüne erişmişlerdir.”diyor..

Atsız “Millî ülküler toplulukların yaratıcı kuvvetidir. Bütün yaratıcı güçler gibi de aykırılıkları yok etmek özelliğine maliktir.”diyor..

Atsız’a göre “Türk ülküsü, Yaratıcı gücü yüzyıllardan beri prensip hâline gelmiş, uğrunda çarpışılmış,birkaç kere gerçekleşmiş bir düşüncedir.

Atsız’a göre Türk yaratıcı gücüne Türk Ülküsüne hayal diyenler, hayal içinde gevşeyip tembelleşmiş olanlardır.”

Ülkü ilk önce insanların gönüllerinde, gönüllerinin derinliklerinde, şuuraltında, hayallerinde doğar ve kendini önce destanlarda gösterir.

Ülkü bunun arkasından şuura geçer, büyük kılavuzlar tarafından açıklanır. Büyük kahramanlar, onu gerçekleştirmek için büyük hamleler yapar.Türk yaratıcı gününün Türk ülküsünün oluşturduğu bu hamle sırasında da ülkülü millet, kahramanlar ardından gönül isteği ile koşar.

Atsız’a göre “Barış, savaşın başka metotlarla devamı ve silahlı savaşa hazırlığın ayrı bir şeklidir.”

Atsız’a göre “Bütün bu savaşlar arasında da millet yürür, önce manen, sonra maddeten ilerler, olgunlaşır, erginleşir”

Ülküler, gerçekle hayalin karışmasından doğmuş olan, düne bakarak yarını arayan, milletlere hız veren ve uğrunda ölünen büyük dileklerdir.

Atsız’a göre “Türkiye’deki insanlar ‘Türkiye halkı’ olarak anıldığı zaman yalnız çalışıp kazanan, oturan ve eğlenen bir yığın akla gelir.

Atsız’a göre “Aynı insanlar Türk milleti’ olarak ele alınınca geçmiş yüzyıllardan kopup gelen, zafer ve kültür yaratıcısıdırlar”

Atsız’a göre bu insanlar “gelecek için ülküsü bulunan, bunun için savaşa varıncaya kadar her fedakârlığı göze alan güçlü bir topluluktur”

Atsız’a göre “milletler ölebildikleri kadar yaşama hakkına sahiptirler.”

Atsız “Bir ülkünün çerçevesinde ölümü bile göze alarak savaşmak ne güzel şeydir!”der.

Atsız 1931’de”Milli kimlik ” başlıklı yazısının üzerine “Bilelim ki milli benliği bilinmeyen milletler başka milletlerin avıdır – Atatürk’ yazmıştır” der.

Sevgili Okurlar,

Her milletin genetik olarak bir ırk yapısı vardır. Doğal olarak insanlar ırkını sever. Bu gün anlaşılan manada “Irkçılık” başkalarının üzerinde tahakküm kuran ve onları ezen bir ırk anlayışı olarak algılanıyor.

Halbuki, Türk Milletinin böyle bir duygu ve düşüncesi tarih boyunca olmamış, tüm milletlerle birlikte yaşamış onların hak ve özgürlüklerini daha geniş tutmuş,onların incinmemesine azami özen göstermiştir. Nitekim aynı suçlamalar Atatürk’ün faaliyetleri münasebetiyle de yapılmış Atatürk “Bizim Milliyetçilik anlayışımız hodbin (bencil) değildir” demiştir.

Sevili Okurlar,

“Türk Milletine, Türk Milliyetine, Türk Kültürüne, Türk soyuna olan sevgimize ve onu yüceltme yükseltme ” emelimize “Türkçülük – Türk Milliyetçiliği” diyoruz.

Sevgili Okurlar,

Nihal Atsız tarihçi, şair ve romancı, fikir ve dava adamı olarak çok cepheli ve her cephesiyle çok değerli bir şahsiyettir. Türk tarihi üzerindeki araştırmaları ile yerli ve yabancı ilim çevrelerinin dikkatini ve ilgisini çektiği gibi, şiirleri ve bilhassa romanları ile edebiyatımızda da önemli bir yer tutmaktadır. Fikir ve dava adamı olarak Atsız, belki bunların da üstünde değer taşıyan bir kimsedir. Atsız’ın ideolojisi ve davası, Türkçülüktür.

Atsız, Türkçülüğün hem edebi yönünde hem fikir, hem mücadele sahalarında mücadele vermiş bir idealisttir.

Nihal Atsız Türk milliyetçiliğinin mütefekkir ve mücadelecisi olarak o, birkaç nesil üzerinde derin tesirler meydana getirmiştir. Gençlerimiz, yıllardan beri onun eserlerinden onun eserlerinden, onun roman ve yazılarından şiirlerinden millî duygu ve şuur bakımından beslenmektedir. Türk milliyetçisi olup da ondan feyiz almayan, mücadele azmi ve karakter sağlamlığı cihetlerinden onu örnek tutmayan hemen hemen hiç kimse yoktur. Onunla tamamıyla aynı fikir ve görüşte olmayan kimseler bile ona saygı duymuşlar; idealistliğine, sarsılmaz seciyesine hayran kalmışlardır.

Tesirinin bugünkü bir kısım neslin üzerinde hiçbir zaman silinemez izler bırakması, yalnız yazılarından dolayı değildir. Karakterinin eşsiz dayanıklılığı, diğer bir sebeptir. Çok az fikir madamı, nesillere bu derecede tesir edebilmiştir. Bu tesirler, rasyonel ve milli menfaatlere uygun şekilde kanalize edilemediyse, bunun suçlusu, hiçbir şekilde Atsız değildir.

Onun fikirlerinin hiç olmazsa bir iki asır devam edeceğini ve ana hatlarının ölümsüz olduğunu sanıyorum. Milliyet duygusunun son zerresi imha edilmedikçe, Atsız’ın Türk milliyetçiliğindeki tesirli ve hayırlı fikirleri yaşayacaktır.

Sevili Okurlar,

Atsız, bir dil uzmanıydı. Hem dilci, hem tarihçi hem edebiyatçı olanlar nadirdir ve böyleleri, edebiyatta çok başarılı olurlar. Atsız iyi Farsça, orta derecede Fransızca bilir, Arapça ve Almanca’yı okuyup anlardı. Türkçeyi, tarihi ve yaşayan lehçeleri ile iyi bilenlerden biriydi. Osmanlıcaya ve Osmanlı şiir ve edebiyatına vukufu tamdı. Türklerin kendi dönemine kadar son bin yılda meydana getirdikleri on bin kitabı ya okumuş, ya incelemişti. Bunları arkadaşlarına ve gençlere yumuşak bir üslupla anlatır onları bilgilendirirdi. Bu vasıfta bir bilgin son devirlerde az gelmiştir.

İhtisas sahaları son derecede geniş olmakla, diğer tarihçilerimizden ayrılıyordu. Selçuklu ve Osmanlı devirlerinin de büyük mütehassısı idi. Bilgisi nispetinde büyük kompozisyon eserleri olmaması, hayatının dağınıklığı sebebiyledir. Başmakalelerinin mutlaka toplanması lazımdır. Tarihe ait çalışmalarını yayınlamak, Kültür Bakanlığı’nın en tabii görevidir.

Son zamanlarda Eski Türk Tarihi’ne ait bir kitap üzerinde çalışıyordu ve hemen hemen bitirmişti. Başlangıçtan VI. asra kadar gelen Eski Türk Tarihi Üzerinde Toplamaları’nın son 40 yılda topladığı malzeme ile genişletilip düzenlenmiş şekliydi. II. Mahmud’dan bu yana Osmanoğulları’nın tarihi, diğer bir büyük eseridir ve hiçbir kısmı yayınlanmamıştır. Ayrıca iyi bir şair ve romancı idi. Siyası tarih kadar edebiyat tarihini de bilmesi, jenealoji (soy bilimi) mütehassısı ve dilci olması, eserlerinin değerini çok arttırmıştır. Bu tipte bir edebiyatçı artık yetişmemektedir.

Nihâl Atsız tarihçi olarak daha çok Türkiye (Selçuklu ve Osmanlılar) tarihi üzerinde çalışmış ve eser vermiştir. Her ikisi de rahmetli olan Prof. Fuad Köprülü ve Prof. Zeki Velidî Togan’ın Edebiyat Fakültesi’nden talebesi olan Atsız, bunların yolundan gitmiştir.

Atsız milli geçmişimiz üzerinde yeni görüşler getiren bu mahiyetteki yazılarından bir kısmını “Türk Tarihinde Meseleler” adlı kitabında (Ankara 1966) toplamıştır.

Değerli Arkadaşlarım,

Söz buraya gelmişken yüksek müsaadelerinizle kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. Bu gün Türk düşmanlığını etnik ve dini taassubun temsilcileri yapmaktadır. Ancak Nihal Atsız’ın aktif olarak mücadele verdiği dönemlerde ki dinci anlayış bu günkü gibi Türk düşmanlığını hedef alır bir durum da değildi. .

Türk düşmanlığı yapan mihraklar Enternasyonal, Hümanist, Siyasi Kürtçü, sahte Atatürkçü veya Marksist Leninist maskeli terörist örgütlerin arkasına sığınıyor,”Türk’üm” bile “ırkçılık”, “faşistlik” sayılıyordu.

1960-70’li yıllarda Türk düşmanlığı yapacaklar Cumhuriyeti hedef seçemedikleri için, Osmanlıyı, Selçukluyu hedef seçiyorlardı.

Bu durumda samimi milliyetçiler Osmanlı Devleti Tarihindeki devşirme zulmüne görmezden gelerek Osmanlı hükümdarlarını savunmak zorunda kalabiliyorlardı. Hâlbuki Siyasal İslamcıların bu gün ululaştırdıkları Sultan Abdülhamit, Osmanlı Devletinin son dönem padişahları içerisinde Abdülhamit 3.Selim kadar açık yürekli, 2. Mahmut kadar cesur ve başarılı bir hükümdar olmasa da Vahidettin gibi bir hain veya V. Mehmet Reşad gibi yeteneksiz bir hükümdar olmayıp hatalarıyla sevaplarıyla devleti ayakta tutmaya çalışmış bir padişahtır.

Bu gün Sultan Abdülhamid İslamcılığın/ ümmetçiliğin ve Osmanlıcılığın önder ismi haline getirilmek isteniliyor. GATA Hastanesinin adı bile ne alakası varsa “ABDÜLHAMİD” yapılıyor. Hâlbuki Sultan Abdülhamid padişah olduğu dönemde İslamcılılara/ ümmetçilere karşı çıkmıştır. Kara çarşafın islamda yeri olmadığı münasebetiyle yasaklamıştır. 18880’lerdeki ilkokul kıyafetlerinin 1960-1970’lerdeki kıyafetlerle hiçbir farkı yoktur. Kız çocuklarının saçlarının örülme şekli bile aynıdır. Sultan Abdülhamid Osmanlıcılara karşı çıkmış onları tutuklatmış onlara karşı çetin bir mücadele vermiştir. Ancak Sultan Abdülhamid yüksek payeler verilerek “Gök Sultan” mertebesine yükseltilecek 4.Murad, Fatih veya Kanuni’yi geçtik, 2.Mahmud veya Abdülaziz kadar bile dirayetli bir padişah değildir. Vehimlidir. Bu gün nasıl sosyal medyayı bile susturmak için elden gelen yapılıyorsa Abdülhamid yönetimi de yalan yanlış Jurnallerin itibar ve para kazandırdığı şanssız bir dönem olmuştur. Kıbrıs, Mısır başta, korunmasız bırakılan insanlarımızın acımasızca katledildiği büyük toprak ve can kayıpları kayıplarının söz konusu olduğu bir dönem olmuştur.

Genç yaşta tanıdığımız Atsız Hoca bu gün aramızda olsaydı, bizim bu yazdıklarımızı eminim kendisi yazardı.

Sevgili Okurlar,

Alper Tunga Türk tarihine mal olmuş Kutsal ata olarak kabul edilmiştir. Daha sonra Mete han, Binlerce yıllık Türk destanlarının kahramanı “Oğuzhan” olarak kabul edilmiştir. Bunlar Türk tarihinin 2200-2600 yıl önce yaşamış “Kutsal Ataları”dır. Türk Tarihinin 5.000-10.000 yıl önceki Eskiçağ tarihi aydınlandıkça başka kutsal atalarımızda ortaya çıkacaktır. Türk tarihinin son bin yıl içerisinde “Kutsal Ata olarak” kabul ettiği Büyük önder’i, yol göstereni, yön tayin edicisi, Atatürk’tür. Türklerin tarih boyunca sembolü Bozkurt’tur. Atatürk ebediyete intikal edince bunu çok iyi bilen Batı da gazeteler “BOZKURT ÖLDÜ” manşetleriyle çıkmışlardır. Bu sebeple bizim gönlümüzde zaten bir Gök Sultan vardır. Oda hayatı boyunca her türlü zorluğa rağmen sıfır hatayla vatanımızı kurtarmış, Cumhuriyetimizi kurmuş Büyük Önderimiz Atatürk’tür.

Sevgili okurlar,

Hatırlayan arkadaşlarımız vardır. 40 yıldır köşelerimizde “Osmanlı Devleti’nin abartılı şekilde savunulması sebebiyle ileride doğabilecek mahsurları” çok defa anlattık. Osmanlı Devletini kuranlar Türk’tür. Osmanlı Tarihi Türk’ün tarihidir ancak bizi bu tarihin içerisinde daha çok ilgilendiren devşirme zulmü içerisinde kalmış Türklerin Tarihi olmalıdır” dedik ve Devşirmelerin Türklere yaptığı zulümleri, hatta bu durumu makul gören padişahların hatalarını ve neticelerini anlattık.

Konferanslarımızda veya burada bile bazı arkadaşlarımız uzun yıllar önce yazdıklarımızı önümüze koyarak bizi şaşırtıyorlar. Ancak meselenin farkında olmayanlarca veya art niyetliler tarafından tepki gördük.

Ancak 60’lı yıllarda ağabeylerimizin Türk tarihini savunmak maksadıyla yaptıkları Osmanlı Savunuları veya Bazı Osmanlı sultanlarına verdikleri gereksiz payeler neticeleri itibarıyla yanlış sonuçlar doğurmuş diğer adı “Türk Milliyetçiliği” olan Türkçülüğün yerine “Türk İslam Sentezi” ikame edilmiş bir adım daha ileri gidilerek “Bizim Davamız İ’la-yi Kelimetullah davasıdır. Ülkücülük budur” noktasına gelinmiştir. Biz Özellikle 90’lı yılların başından itibaren en yetkin şahsiyetlerle bu konuları defalarca tartıştık. “Türk Milliyetçilerinin böyle davaları yoktur. Bu söylediklerinizin Türk Milliyetçiliği ile alakası yoktur” dedik. Bu mücadele de Türkçü Atatürkçü “Türkeli” gazetesini çıkardık. Yaptığımız mücadeleler sırasında anladık ki o yılların milliyetçi görünen bize ve temsil ettiğimiz fikirlere muhalif bazı ünlü simalar aslında gizli açık İslamcı/ümmetçi Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarıymış!

Nitekim bu gün artık alenen Türk Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığı yapan İslamcı/ümmetçilerin ABD başta, Batı ile birlikte yürüttükleri faaliyetlerde onlar ve onların tesiri altında kalan bir kısım Türkçü Milliyetçi ve ülkücüler İslamcı/ümmetçi cemaatcilerle kol kola girecekler, milliyetçiliği sadece bir maske olarak kullanacaklardır.

Atsız Hoca, eğer hadiselerin burulara varacağını bilseydi Sultan Abdülhamid’e “Gök Sultan” gibi büyük bir paye vermez, Demokrat parti zamanında ki ABD yanlısı ve Ümmetçi tüm faaliyetlere de Said-i Nursi’yi yerle bir eden yazısında olduğu gibi ağır tepki gösterirdi.

Sevgili Okurlar,

Atsız’ın bir dava ve ülkü adamı olarak en fazla hayranlık uyandıran tarafı, hiçbir zaman taviz vermemiş olmasıdır. O, davasını, mücadelesini mertçe ve dürüstlükle yürütmüştür. Ahlâk ve karakter bakımından aydınlarımızın arasında onun kadar sağlam olan bir kimse bulmak zordur.

Para ve mevki hırsından uzak yaşamış, davasına ve ahlakına en küçük bir leke düşürmemiştir. Çok daha yüksek mevkilere layık olduğu halde, bir öğretmen kütüphane tasnif memuru olarak hayatını devam ettirmiştir.

Nihâl Atsız 1944’te Irkçılık Turancılık itham ve iftirasıyla bir hayli eziyetli günler geçirmiş. Tabutluklarda işkencelere maruz kalmıştır. Askerî Yargıtay’ca beraat ettirilen Atsız ve arkadaşlarının ne kadar haklı olduklarını zaman göstermiştir.

Sevgili Okurlar,

Nihal Atsız genç yaşta başarı merdivenlerini tırmanırken kendisi dışında gelişen bir hadisenin zarar göreni olmuştur.

Kısaca anlatırsak olay şöyledir

Ünlü Rus Tarihçisi Prof. Dr. Barthold, Bakü’de düzenlenen Türkoloji kongresine katılır. Burada karşılaştığı Fuat Köprülü onu Türkiye’ye davet eder. Barthold İstanbul’da Türkoloji konferansları verir. Bu konferanslar “Orta Asya Türk tarihi hakkında dersler” adıyla yayınlanır.

Ancak bir usta tarihçi gözüyle bakıldığında, Barthold eserlerinde Türk tarihini bir bütünlük içerisinde ve tüm görkemiyle anlatılmamakta, belirsiz kısımlar bulunmakta ve Türk tarihi önemsizleştirmektedir.

Atatürk bunu hemen fark eder. Tarihçilerle ve Türkiyâtçılar’la görüşür rahatsızlık büyür. Türk Milliyetçiliği zirvesine yaşamaktadır. Türk tarihinin muhteşemliğine gölge düşürecek, Türk milletini önemsiz gösteren anlatıma tahammül yoktur.

2 Temmuz 1932 günü Tarih kongresi toplanır. Kongrenin birinci günü Türkiyatçılar Türk tarihi ile ilgili sıcak ve coşku dolu sözler sarf eder.

İkinci günü Zeki Velidi Togan Barthold’un görüşlerine dayanarak açıklama yapar.

Dr. Reşid Galip ve Prof.Dr. Sadri Maksudi Arsal tarafından tarihi gerçekler ortaya konularak Zeki Velidi Togan eleştirilir.

Dr.Reşit Galip’in ayrıntılı ve bilimsel verilere dayalı seviyeli konuşması salondaki dinleyenleri adeta büyüler. (Reşit Galip genç yaşta kaybettiğimiz, kendini çok iyi yetiştirmiş, gerektiğinde Atatürk’e karşı bile fikirlerini en açık biçimde ifade eden TÜRKÇÜ BİR BİLİM ADAMIMIZDIR. Birinci Türk tarih kongresinde geçen bu tartışmayı önemine binaen 16 cilt olarak hazırlamakta olduğumuz “Türk Tarihi ve Milli Meselelerimiz” isimli çalışmamızın 1.cildinde aynen yayınladık.2. Baskısı diğer 3 ciltle birlikte yapılacaktır.)

Erken Dönem Türk tarihiyle ilgili önemli çalışmalar yapmış Eskiçağda Yakın Şark’ı anlatan 4 ciltlik esere sahip M. Şemseddin Günaltay Zeki Velidi Togan’ın ve Bardhold’un art niyetini ortaya koyan bir konuşma yapar.

Barthold’un “Türk milletinin 200.000 çadırdan Orta Asya’ya dağıldığı” iddiası Ord Prof Şemseddin Günaltay tarafından yerle bir edilir.

Ş.Günaltay Aynı dönemde dünyada hüküm süren milyonlarca nüfusa sahip büyük Türk devlet ve kavimleri sayarak Zeki Velidi Togan’ın Türk tarihinden örnek gösterdiği Bilim adamlarının gerçekte neler dediklerini anlatır ..

Ord. Prof.M.Ş.Günalay “BU 200.000 ÇADIR NE BİTMEZ TÜKENMEZ MENBAYMIŞKİ DÜNYAYA HAKİM BÜYÜK TÜRK DEVLET VE KAVİMLERİ BU ÇADIRDAN ÇIKMIŞLAR” der

Nitekim Türk Milleti tarih boyunca kurduğu devletlerde başka ulusların üzerinde bir örtü olarak yerleşmemiş o ülkelerin gerçek sahibi ve temel ırkı olacak şekilde yoğun bir nüfus ve her türlü kültürel ve yönetim tarzıyla orada bulunmuştur.

İleriki paylaşımlarımızda anlatacağımız gibi Türkler bulundukları yerlere hâkim millet olarak yerleşmişlerdir. Çünkü Türkler yukarıda zikrettiğimiz gibi diğer ırklardan çok yönden üstün dünyayı meydana getiren temel ırklardan birisidir.

Zeki Velidi Togan’ın Türk Milletini önemsizleştiren açıklamaları salonda menfi tezahürata sebep olur.

Salon Barthold aleyhinde inlemektedir

Protestoya Yusuf Akçura dâhil birçok Türkçü katılır. Bu kongrede 2 sene önce ölmüş Borthold’un reddi ile sonuçlanır.

Yabancı bilim adamları Türk tarihini öven tebliğleri ile Batının yüzyıllardır kınadığı Türk Tarihi zirveye çıkar.

Salonda kendini yetiştirmiş genç tarihçiler ve bilim adamları bulunmaktadır.

Barthold “Türk tarihinin çok yeni zamanlara ait olduğunu, Türklerin asılsız, nesilsiz bir kavim olduklarını ispat için çalışmış adamdır” sesleri yükselir.

Zeki Velidi Togan verecek cevap bulamaz. Büyük prestij kaybettiği için Türkiye’yi terk eder. Viyana’ya giderek çalışmalarına orada devam eder.

Barthold Köprülünün yakın arkadaşıdır. Fuat köprülü Bardhold ile birlikte çalışmalar yapmış Kitaplar yazmıştır. Kongrede Zeki Velidi Togan’ı destekleyeceğine söz vermiş onu öne sürmüştür. Ancak o günkü konuşmasından da görüldüğü gibi kongrede ki aşırı Türkçü havayı görünce geri çekilmiş Zeki Velidi Togan’ı ortada bırakmıştır.

Sevgili okurlar,

Nihal Atsız ise Askeri Tıbbiye’yi bırakmış Edebiyat Fakültesi’ni bitirmiş, Köprülü’nün asistanı olarak İstanbul Üniversitesi’ne geçmiştir. 27 yaşında ki Nihal Atsız hocasının kongrede maruz kaldığı hakaretlere üzülür ve maksadını aşan tepkiler ortaya koymaya başlamış, Birinci Türk tarih kongresinde Hocası Zeki Velidi Togan’a yapılan muameleyi şiddetle protesto etmiştir.

Bu hadisenin neticesi Atsız için iyi olmamış onun Reşit Galip’e tavır almasından Köprülü ürkerek kendisini üniversite hocalığından çıkarmıştır. Böylece Fuad Köprülü Nihal Atsız’ın üniversitede yükselme imkânını yok etmiştir. Hâlbuki dikkatini çekerek konuşabilir ve itidalli davranmaya yöneltebilirdi. Bunu yapmamıştır.

Sevgili Okular,

Atsız’ın üniversiteden uzaklaştırılması, onun ilmi kariyeri bakımından çok zararlı olmuş onu sıkıntılı bir hayat yaşamaya mahkûm kalmış, fikirlerini rahat bir ortamda yayamamış yaşanılan olay Atsız Hoca bakımından son derecede zararlı olmuştur.

Zeki Velidi Togan tekrar yurda dönmesi konusunda Atatürk’e mektuplar yazdıysa da Atatürk yurda dönmesine müsaade etmemiştir. Atatürk’ün ebediyete intikali üzerine 1939 yılında ancak yurda dönebilmiştir. Zeki Velidi Togan bir süre sonra tekrar ilmi kariyerine ulaşmış ancak Atsız’a hiçbir vefa göstermemiştir. Zeki Velidi Togan istese onu tekrar üniversiteye kazandırabilirdi. Böylece Atsız Hoca’nın maddi sıkıntılar içerisinde yaşaması son bulabilir, kendi döneminde dünyaca tanınmış bir bilim adamı olabilirdi.

Sevgili Okurlar,

Atatürk, bu hadiseye ehemmiyet bile vermemiş, Atsız’ın bundan sonraki yıllarda yazdıklarını okumuş, beğenmiş, kendisiyle tanışmak istemiştir. Köprülü, “Atsız’ın kendisinden intikam alabileceği gibi bir vehme kapıldığı için, Atatürk’e, Atsız’ın, meclisine giremeyecek derecede sert tabiatlı bir genç olduğunu” söyleyip vaz geçirmiştir. Atatürk, istidatlardan hoşlanan bir tabiata sahipti ve çok genç yaşlarda kimseden ürkmeyecek derecede yüksek bir maddi ve manevi dereceye yükselmişti. Atsız’la arasında hiçbir şey geçmemişti. Kendisiyle vaktiyle epey mücadele eden İsmail Hami Danişmend’i bile affetmişti, İstanbul Üniversitesi’nde bir kürsü vermek istiyordu ancak Fuad Köprülü,Nihal Atsız’a ikinci bir kötülük daha yaparak Atatürk’ün çevresine girmesini ve üniversitede öğretim görevlisi olmasını önlemiştir.

Atsız’ın Atatürk’ün çevresinde girememesi, o çevreden ve Atatürk’ten fikirler anlamaması, fikirlerini yayamaması, fevkalade zararlı olmuştur. Atatürk, heyecanlı milliyetçilere âşıktı. Zira kendisi de öyleydi. O da Ziya Gökalp ekolünden geliyordu. Atatürk tarafından meşrulaştırılan ve üniversitedeki hayatı iade edilen bir Atsız, “her devrin menkubu” olmak ve fikirlerini meydan muharebesi verip sertleştirmeye mecbur kalmaksızın yayabilir, Türk gençlerinin Atatürk’ün Türkçü yönünü tanımasında daha etkili olabilirdi

Atatürk, Türk ırkının ahfadıydı ve Atsız da aynı yoldadır. Atatürk de, Atsızda, Türk Milletini Türk ülküsünün ebediyete kadar yaşaması için ömür tüketti. Reşit Galip ve Atsız ikisi de çok ateşli Türkçüler ve kadere bakın ikisi karşı karşıya geliyorlar bütün bu olayların arkasında Köprülü var!

Atatürk tarafından meşrulaştırılan ve üniversitedeki hayatı iade edilen bir Atsız, “her devrin karşıtı” olarak görülmek çilesini yaşamazdı. Atatürk’le birlikte çalışmış onunla birlikte mücadele vermiş bir Atsız Türk gençlerinin Türk Ülküsüne ulaşmasında daha rahat hareket edecekti. Bu günkü Türkçü Atatürkçü ayrımını yaşamayacaktık.

Atatürk’ten sonra Türk milliyetçiliği mücadelesini yürütecek etkili, yetkin bir sima bulunmamaktaydı. Atsız Hoca o misyonu yürütebilirdi. Zeki velidi Togan’a inanmış onun çizgisinde yürümeyi Türkçülük olarak görmüştü. Ancak hayatının son döneminde Atatürk’ün ne kadar haklı olduğunu anlamış Atatürk’ün çizgisinde bir Türkçülüğe başlamıştır.

Nitekim, Atsız Hoca 1967 yılanda kaleme aldığı makalesinde “BU GİDİŞLE TÜRKİYE DE ATATÜRK’Ü SAVUNAN BİR BEN KALACAĞIM ÇOK AŞIRI VE HAKSIZ BİR ATATÜRK DÜŞMANLIĞI PROPAGANDASI YAPILIYOR”diyordu.

Atsız Hoca “MUSTAFA KEMAL PAŞA, ‘ATATÜRK’ SOYADINI ALMIŞTIR.ÇÜNKÜ O SAKARYA VE DUMLUPINAR MEYDAN MUHAREBELERİNİ KAZANMIŞ BİR KUMANDANDIR”diyordu

Atsız Hoca “MUSTAFA KEMAL PAŞA “ATATÜRK” SOYADINI ALMIŞTIR ÇÜNKÜ MAHVOLDU SANILAN BİR MİLLETİ AYAĞA KALDIRAN BİR DEVLET ADAMIYDI. BU UNVANI HAKKIYLA ALMIŞTIR” diyordu.

Sevgili Okurlar,

Nihal Atsız, Türklük sevgisi sayesinde büyük bir Türkoloji bilgini olmanın henüz ilk adımlarını atarken, akademik hayattan mahrum bırakılmıştır. Atsız, üniversite dışında da çalışmalarına aynen devam etmiş; Türk tarihi ve Türk kültürü üzerine değerli eserler vermiş şahsi gayretleriyle bir otorite haline gelmiştir..

İlmî faaliyeti, onun görüşleri dikkate alınması gereken bir düşünür ve bilim adamı olmasını sağlamıştır. Atsız Türk Milletinin gönlündedir.Sadece üniversite açısından değil, öğretmenlik hayatı bakımından da devlet Atsız’a lâyık olduğu yeri vermekten daima kaçınmıştır.

Atsız, şairlikten gelen ekseri yazarlar gibi, Türkçeyi çok iyi kullananlardandı Yalın, çok güzel ve açık bir dili vardı . Yakından tanıma mutluluğuna eriştiğim Atsız Hoca mütevazı, mahcup, çok terbiyeli, samimi nazik bir insandı. Nadir görülecek bir yüksek ahlakta, yüksek terbiyeye sahip karşısındakini dinleyen ona değer veren dev bir şahsiyetti

Sevgili Okurlar,

Atsız, İnönü’nün ve onun Halk Partisi’nin en şiddetli muhalifi, tamamen düşmanı idi. Bu felsefeyle iktidara gelen Demokrat Parti’nin ona ilgi göstermemesi, hele öğretmenlikten alıp kütüphane memuru yapması, Demokrat Parti’yi felakete götüren yanlış tutumlardan biridir. Demokrat Parti’nin Atsız’dan çekinecek hiçbir şeyi yoktu. Onu milletvekili yapsaydı, çok faydalanırdı.

Fikir adamı olmayan partiler, silinip gitmeye mahkûmdur. Fakat Demokrat Parti üzerindeki kozmopolit tesirler şiddetli ve büyüktü. Bu çevreler, Parti’ye, iktisadı kalkınma ile bir asır iktidarda kalabileceğini telkin ederlerken, Türk’e dost olmayan çevreler, okula, üniversiteye ve diğer muhitlere hâkim olmaya başlıyorlar, iktisadı kalkınmaya en büyük ehemmiyet vermiyorlardı.

Atsız, şairlikten gelen ekseri yazarlar gibi, Türkçeyi çok iyi kullananlardandı. Yalın, çok güzel ve açık bir dili vardı. Yüzlerce fevkalade güzel fikir makalesi yazmıştır. Yazılarındaki şiddet dozu, onu tanımayanları ürkütmüş, düşmanlarını korkutmuş, fakat aynı zamanda büyük bir hayran kitlesi kazandırmıştır.

Atsız” ölümden korkmayan, ıstıraptan kaçmayan, kuvvetli ile savaşı göze alan tek yaratık, ancak ülkücü insandır” diyordu.,Nihal atsız ” millî ülkü, insanları sürükleyen, güçlendiren ve asilleştiren bu duygu ve düşüncedir” diyordu.

Atsız “ülküyü, milletleri ileriye, geleceğe başarıyla hareket ettiren yegâne güç kaynağı görür. Ülkü milleti kurtaracak tek çıkış yoludur” der.Atsız “Ülküsü olmayan toplumlar, milletler, önünde sonunda dağılmağa, yok olmaya mahkumdur.”der.

Atsız ” Türk ülküsü, bizi, tarihten geldiğimiz gibi, geleceğin tarihine taşıyacak yegâne yürütücü, yaratıcı enerji kaynağımızdır” der. Atsız ” Bir kere insan Türk ülküsüne inanmış ve ruhu bu istekle dolu ise, gerektiğinde düşünmeden, gözünü kırpmadan ölüme gider.”demiştir.

Sevgili Okurlar,

Türk milleti Atatürk’ün dediği gibi “Millî birlik ve beraberlik ile bütün güçlükleri yenmesini bilmiş” ve Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur.Yüzlerce insan Bozkurtların Ölümü’nün etkisiyle çocuğuna Kürşad /Kürşat adını koymuştur. Bu eserden önce Türk adları arasında Kürşad yoktu.

Nihal Atsız İnandıklarını savunurdu Söylediklerinin bu gün için geçerli olup olmaması önemli değildi olması lazım geleni anlatıyordu.Atsız, bütün yollarda ızdırapla boğuşur. Izdıraba aldırmaz. Onu, zaferle boğar. Zaferin sarhoşluğu Atsız’ın saadetidir.

Nihal Atsız’ın yazdıkları 60-70 yıl sonra ayı tazelikte bu güne hitap edebiliyorsa bu onun engin görüşü yarınların adamı olmasındandır.Nihal Atsız aynı zamanda önemli bir bilim adamı, bir Türkolog idi. Nihal Atsız inandığı doğruyu veya gördüğü yanlışı hiç dolandırmadan dosdoğru söylemiş, hiç çekinmeden kendi doğrularını yazmıştır.

Atsız, tarihî Türk yurtları coğrafyası üzerinde kurduğu ve zihninde yaşattığı Türk Cumhuriyeti sınırları içine çekilip yaşayan bir insandı.Bizlere, genç Türkçülere yarının türkülerini öğreten adam, altmışlı yıllarda, kendine kurduğu dünyanın sınırları içinde tek başına yaşıyordu.

Türk düşmanları ile savaşmak üzere, bu dünyanın sınırları dışına kalemiyle akınlar düzenliyor ve çetin mücadelelere girişiyordu.Boyun eğmeyen Atsız 1944 Milliyetçilik davasından sonra yasal hakkı olmasına rağmen 5,5 yıl görevine dönmesi için bir dilekçe bile vermemiştir.

Sevgili Okurlar,

Atsız Hoca, Ata yadigârı halıları ve eşyaları satmak dâhil büyük sıkıntıları yaşamasına rağmen kimseye eğilmemiştir.

ATSIZ UCUZ OLDUĞU İÇİN BAKKALDAN YARIM KURŞUN KALEM VE SARARMIŞ KÂĞITLAR ALMIŞ “BOZKURTLARIN ÖLÜMÜ ” İSİMLİ DEV ESERLERİNİ BÖYLE YAZMIŞTIR.

Oğlu Yağmur “EVDEN EŞYALAR BİRER BİRER GİDERKEN BABAM SÜREKLİ YAZIYOR DOĞRUSU BU DÜNYADA OLUP BİTENLER ONU İLGİLENDİRMİYORDU” diyor.

Atsız kendini yüzde yüz samimi bir Türklük sevgisine verdi; bu dünyada bambaşka bir duygu ve düşünce âleminde yaşadı.

Prof.Dr Tahsin Banguoğlu Milli Eğitim Bakanı olduktan sonra Mecliste bir sohbet sırasında Atsız’ın göreve atanmadığından haberdar olur…

Banguoğlu “Atsız Onurlu adamdır tenezzül etmemiş olacak aslında tazminat davası bile açabilirdi. Bakanlık olarak gayri kanuni davranılmış, Çok üzüldüm. ATSIZ’A YAPILANLAR HUKUKA AYKIRIDIR HEMEN BİR TAYİN EMRİ YAZ GETİR” diyerek Haydar Paşa lisesine tayin emrini imzalamıştır.

Atsız en verimli çağında kendisini geri plana itmek onun Konferanslarından insanları mahrum bırakmak için yapılan tayinlere itiraz etmemiştir.Atsız “Ben, yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeye tenezzül etmeyecek kadar millî şuur ve gurura maliğim” diyordu.

Atsız doğruları uğruna uğradığı sürgünleri, rütbe tenzillerini, tabutlukları, diri diri mezara konuşları göğüsledi, acı çekti, ızdırap çekti.Atsız ne ağladı, ne yakındı. Çoğu zaman yalnızlığı ve ızdırabı, Türkçülük mücadelesinde bir enerji kaynağı gibi kullandı. Savaş meydanında Türklük düşmanlarıyla, ölesiye kalasıya tam ercesine mücadele etti. Bu dünyanın kiriyle elini asla kirletmedi.

Sevgili Okurlar,

Hususi hayatında son derece sakin ve yumuşak olan Atsız, davasını müdafaa ederken mücadeleci ve çok çetin bir şahsiyettir. Şiddetli polemiklere girmekten asla çekinmez. Nitekim mahkûmiyetine sebep de bu tutumu ve mizacı olmuştur. Doğu Anadolu’yu vatandan koparmak isteyenlere ağır şekilde çatan yazısı “Ayırıcı” sayıldığı için mahkûm olmuştur.

Atsız hakkında verilen mahkûmiyet kararları sırasında bile cezayı önlemek için söylediklerinin Avukatınca tevil edilmesine müsaade etmemiştir.

Atsız Hoca duruşuyla Türkçülere örnek olmuştur.

Müsaadenize sığınarak başımdan geçen bir olayı anlatayım. Vatansever Çeteler kumpasıyla hakkımızda bir sürü senaryo ve kumpas dava oluşturuldu. 30 civarında soruşturma ve dava ile uğraşarak yıllarımız geçti. Yargılandığımız davalardan birisi de Kamuoyunda Ergenekon Davası denilen davada Silivri de yargılandık. 17,18, 20 Mayıs ve 8-10 Haziran 2010 günleri çapraz sorgu altında sabah 9’dan akşam saat 6-7 ye kadar sanık yargılandık. Yıllarca yaptığımız mücadeleler veya değişik sanıkların işlediği iddia edilen suçlamalarla ilgili Mahkeme huzurunda 2 savcı 3 hâkim tarafından durmaksızın günlerce sorgulandık. Bu arada savcı “Türkiye’yi Milli şuur sahibi Türk Gençleri idare etmelidir. Çare budur.” şeklinde ki konuşmamı “ırkçılık” olarak değerlendirdi. Avukatım bu sözlerimi tevil ederek ırkçı manada söylenmediğini ifade etmek istedi. Tam bu sırada Atsız Hoca’nın ceza almak bahasına söylediklerinden taviz vermediği hatırıma geldi ve “Ben bunu hep söylerim. Türkiye’yi Türk çocukları idare etseydi bunlar yaşanmazdı” diyerek başladım ve birçok şey söyledim. Netice de bu sebeple 8 yıl 9 ay ceza aldık. Eğer AKP ile FETÖ kavgaya girmese ve davaların kumpas olduğu ortaya çıkmasaydı şu an da bu 8 küsur yıl cezayı da yatıyor olacaktık.)

Sevgili Okurlar,

Atsız Hoca kendi bilgisi dışında başvuruda bulunulmasına ve Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından affedilmesine bile kırılmıştır.

Atsız’ın Cumhurbaşkanına gönderdiği teşekkür mektubunda kendisini tanımlaması onun nasıl bir abide şahsiyet olduğunu gösterir.

Bir Çarıkçı Kolağasının Torunu

Bir Güverte Binbaşısının oğlu

Nihal Atsız

Değerli Arkadaşlarım,

Nihal Atsız 11 Aralık 1975 Çarşamba günü akşam kalp krizi geçirir. Kendisini ziyarete gelen arkadaşlarının kolları arasında ebediyete göçer. Hocaların Hocası 42 yıldır halen bizleri aydınlatan Nihal Atsız 11 Aralık 1975 günü Saat 17.45’de gülümseyerek ebedi âleme gitmiştir.

Atsız emsalsiz ve tavizsiz bir dava adamıdır. Bir şeref abidesidir Türk Ülküsünü yaşamış ve bizlere miras bırakmıştır.Atsız Hoca ile ilgili son bir olay anlatayım. Başbakan yardımcısı Samet Ağaoğlu Milliyetçiler Derneği ne 44.000 TL yardımda bulunmak ister

Sami Yavrucuk’a bunu iletir. Said Bilgiç Ali Yörük ve 15 Türkçü Atsızın evinde toplanır Herkes memnundur artık sıkıntılar bitecektir Atsız dinler dinledikçe canı sıkılır ” Türk Milliyetçiliğini satmaya ne zaman karar verdiniz” der. O masada paranın alınmamasına karar verilir.

Bir tarafta günde 4 saat yürüyerek işe gidip gelen her türlü yokluğa şerefle haysiyetle göğüs geren ATSIZ HOCA adında ABİDE…

Diğer tarafa menfaati için sürekli çizgi değiştiren, el etek öpmeyi akıllılık sanan siyasiler veya örtülüden, fonlardan para alan sözde fikir adamları muteber sayılmaktadır.

Nihal Atsız yüksek ahlakı, kıskançlık ve haset gibi her on insanın dokuzunda bulunan özelliklerden tamamen uzak, müstesna yaradılışlı kıymetli bir şahsiyetti. Atsız, kahramanlığın gerçek numunesi idi. Efsane çağlarından arta kalan gerçek bir şövalye, bir alp idi. Medeni cesaret dozu çok yüksekti.

Atsız Hoca Türkçülere müstesna bir örnek olmuştur. Benim tanıdığım bütün samimi TürkçüArkadaşlarım, kardeşlerim onun çizgisini ve yaşam biçimini aynen devam ettirmişlerdir.  Ancak kendini böylesine Türklüğe ve Türk milletine adamış yüksek bir şahsiyetin hayatta çektiği ıstıraplar ve hak ettiği bütün nimetlerden uzak tutulması, hayatımın en büyük üzüntülerinden biri olmuştur.

Sevgili Okurlar,

Atsız’daki tarih tutkusu ise “ölümsüzlük” aşkıyla anlatılabilir. Çünkü “hatırlanmak yaşamak” demekti. Aşk da öyle..

Roman kahramanlarının romanların sonundaki yalnızlıkları, bu gerçek karşısındaki çaresizlikten başka bir şey değildir. Atsızın romancılığının temelinde insanoğlunun korkusu, bir destan üslubuyla mitik hale dönüştürülerek anlatılmıştır.

Romanlarındaki aşk hikâyelerinin hiç birisi kavuşmayla bitmez Ruh Adam Bozkurtlar Deli kurt hepsi ayrı güzeldir. Nihal Atsız, toplumun saadeti için bütün hayatını vermiştir. Aynı toplum, ona zindanları, yoklukları, yoksunlukları reva görmüştür.

Atsız Bey, bir efsane gibi gelip geçti. Atsız’ı tanımış şimdi hayatlarının sonbaharını sürenler, onu her geçen gün daha fazla özlüyorlar..

Türkçülük büyük bir ülküdür. Yüce Türk milletinin ülküsüdür. Türk milleti bu dünyada var oldukça, Türk Ülküsü ve Atsız ebediyen yaşayacaktır. Büyük Türkçü Dev Adam Nihal Atsız ve Onun çoks Atatürk’ün mücadelesini Türk Gençlerinin Bayraklaştırması tarifsiz bir mutluluktur.

Sağlıklı mutlu başarılı güzel günler dileğiyle

Sevgiler Saygılar Selamlar

TANER ÜNAL

Related Post

Atatürk’ün Oğlu Nerede?

Posted by - 7 Ekim 2020 0
Merhum Atatürk varlığında ayrı aranmış, yokluğunda ayrı aranmakta olan kişiliktir. Kimi cemiyetlerce düşman, kimi cemiyetlere -küreselcilere- göreyse Anadolu toprağı üzerinden…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir