AŞI SAVAŞLARI

404 0

Globalleşen dünyanın bir bölgesinde yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmelerin birçoğu kısa sürede bölgesel olmaktan çıkarak küresel bir hal almaktadır. Jeopolitik konumu ile Türkiye’nin bu etkileşimlere en fazla maruz kalan ülke olarak öne çıktığı muhakkaktır.

 İki kutuplu Dünya Sisteminin çöküşü ile birlikte dünyada yaşanan safların belirsizliği sürecinden itibaren, Kafkaslarda ve Balkanlarda yer alan Osmanlı bakiyesi topraklarda yaşanan etnik çatışmalar dolaylı olarak Türkiye’yi hem ilgilendirmiş hem de etkilemiştir. Bu bölgelerde yaşanan çatışmalar tam yatıştı denilirken Tunus’ta başlayan halk hareketlerinin hızla bütün Ortadoğu sahasına yayılması ile yoğun bir sığınmacı akını ile Suriyeli göçmenler sorunu yaşayan Türkiye, ilerleyen süreçte Suriye olaylarının iç savaşa dönüşmesi ile beka sorunu yaşar hale gelmiştir.

Güney sınırlarının bölgesel ve küresel terör örgütleri tarafından üs merkezi haline gelmesi üzerine Türkiye, uluslararası hukuk kuralları kapsamında Suriye içlerine sınır ötesi kara harekatları düzenleyerek güvenliğini sağlamaya çalışmak zorunda kalmıştır. Doğrudan bu harekatlara bağlı olmasa da Türkiye, benzer amaçlarla Irak’ın kuzeyini yıllardır üs merkezi haline getiren PKK terör örgütünü de bertaraf etmek amacıyla kara harekâtları düzenlemiştir. Daha bu süreçler bitmeden Doğu Akdeniz’de, Libya’da ve Ege’de yaşanan gelişmeler üzerine hem kıta sahanlığı hem de Münhasır Ekonomik Bölge mücadeleleri ile karşı karşıya kalan Türkiye’nin mücadele sahası genişlemiş ve haliyle doğrudan veya dolaylı olarak mücadele ettiği ülkeler de çoğalmıştır.

Bu sürecin de sonu gelmeden Azerbaycan toprağı olan Karabağ’ı yıllardır işgal altında tutan Ermenistan’ın bitmek bilmeyen tacizlerine bir son vermek isteyen Azerbaycan’ın uluslararası meşru müdafaa haklarını kullanarak, işgal altındaki topraklarını kurtarmak ve özgürlüğüne kavuşturmak için karşı harekât başlatması ile Türkiye, bu sefer de Kafkaslar’da yaşanan savaşta dolaylı olarak taraf olmak durumunda kalmıştır. Kardeş ülke Azerbaycan’ın haklı mücadelesini destekleyen Türkiye, Ermenistan’ın ve aynı zamanda uluslararası Ermeni lobilerinin kışkırtmaları nedeniyle Fransa ile bazı Batı ve Ortadoğu ülkelerinin hedefi haline gelmiştir.

Bütün bu sahalarda etkili bir diplomasi ve askeri hamlelerle mücadele yürüten Türkiye, bunlar yetmiyormuş gibi 2020 yılının ilk aylarından itibaren bütün dünyayı etkisi altına alan Covid-19 Coronavirüs salgını ile de mücadele etmek durumunda kalmıştır. Covid-19 salgını nedeniyle dünyanın inanılmaz derecede sarsıldığı ve sonuçlarının ise her gün daha yıkıcı bir sürece ilerlediği görülmektedir.

Yeni tip Coronavirüs Hastalığı olarak tanımlanan ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 13 Ocak 2020’de Covid-19 olarak isimlendirilen salgın hastalık, bilindiği üzere ilk olarak 2019 Aralık ayı sonlarında Çin’in Vuhan Eyaleti’nde ortaya çıkmış bir virüs hastalığıdır[1] ve kısa sürede bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’yi de yoğun bir şekilde etkisi altına almıştır. Dolayısı ile Türkiye’nin sağlık, sosyal ve ekonomik yönüyle kötü etkilenmesi üzerine karar alıcı mekanizmalar tarafından; yaşanan bu sarsıntıları azaltmak veya mümkün olduğunca telafi etmek için bir dizi önlem paketleri açıklanarak, bazı toplu aktiviteler iptal edilmiş, yasaklanmış veya ertelenmiştir. Bu yasaklardan en fazla etkilenen sektör olarak eğitim ve turizmin öne çıktığı muhakkaktır. Kuşkusuz ihracat ve ithalat sektöründe yer alan tedarikçi firmalara da olumsuz etkileri çok büyük olmuştur. Bu arada özelikle ekonomik olarak etkilenen bazı sektörlerde ise zaman zaman insan sağlığının göz ardı edildiği görülmektedir.

Coronavirüs salgınında vaka ve can kaybı sayısı tüm dünyada tırmanırken, Covid-19 ile mücadelede en fazla konuşulan konu kuşkusuz aşı çalışmaları olsa da çok sayıda tedavi ve mücadele yöntemleri de araştırılmaktadır. Birçok ülkeden çok sayıda ilaç firması ve laboratuvarların yoğun bir şekilde aşı geliştirme yarışı içerisinde oldukları görülmektedir.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından 2020 Ağustos ayı içerisinde bizzat, “dünyanın ilk Coronavirüs aşısına sağlık bakanlığının onay verdiğini ve tescillendiğini, DSÖ’nün onay sürecini bekledikleri” duyurulmuş[2] olsa da DSÖ Sözcüsü Tarık Jasarevic, Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi’nde düzenlenen bir basın toplantısında, herhangi bir ülkedeki Covid-19 aşı adayının DSÖ tarafından onaylanması için klinikte elde edilen verilerin sıkı bir güvenlik incelemesinden geçirilmesi gerektiğini vurgulayarak “Pandemi (Covid-19 salgını), yaşamları ve ekonomileri tehdit ediyor. DSÖ, Rusya’daki Covid-19 aşısı çalışmalarını takip etmektedir. Virüse karşı verilen mücadelede sürecin hızlandırılmasının aşı güvenliğinden ödün vermek anlamına gelmeyecektir” mealindeki uyarısı dikkat çekmiştir.

DSÖ standartlarına göre bir aşının yaygın olarak kullanılabilmesi için 3 aşamada insanlar üzerinde test edilmesi gerekmektedir. Klinik denemelerin ilk aşamasında, az sayıdaki gönüllü sağlıklı denek üzerinde denenen aşının güvenli olup olmadığı ve olası yan etkileri araştırılmaktadır. İkinci aşamada, güvenilirliği doğrulanan aşının etkinliği 100’den fazla denek üzerinde test edilmekte ve olumlu geri dönüşler üzerine üçüncü aşamaya geçilmektedir. Üçüncü ve son aşamada ise aynı işlem birkaç bin denekle tekrarlanmaktadır. Bu sürecin aylar hatta yıllar alabildiği[3] göz önüne alınırsa yakın zamanda etkili bir Covid-19 aşısının ticari manada piyasaya sürülmesi için biraz daha süreye ihtiyaç olduğu anlaşılmaktadır.

Aşı çalışmalarında 3’üncü faz testlerini sürdüren Rusya’da gelişmeler hakkında bilgi veren Rusya Sağlık Bakanı Mihail Muraşko, ülkedeki yüksek riskli gruplara yıl sonuna kadar en üst kapasitede yaygın aşılama yapılabileceğini, sağlık çalışanlarına ve öğretmenlere öncelik verileceğini açıklamıştır. Geliştirilmekte olan aşının 3’üncü faz aşamada yaklaşık 40 bin kişi üzerinde deneneceğinin duyurulması[4] aşı çalışmalarında önemli bir gelişme olarak kabul edilebilir. Rusya’nın aşı kararı için DSÖ’nden, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Almanya sağlık bakanlarından “aşının güvenli ve etkili olduğunun kesin bir şekilde test edilmediyse riskler içerdiği” şeklinde açıklamaların ardarda geldiği görülmektedir.

Rusya “Sputnik V” adıyla tescil ettirdiği aşı[5] ile öne çıkıyor olsa da aşı geliştirme yarışında ABD’nin de 1 milyar dolarlık bütçe ayırarak Covid-19 aşısı çalışmalarını sürdürdüğü[6] bilinmektedir. ABD firması Moderna’nın, 16 Mart 2020 tarihinde insanlar üzerindeki ilk aşı denemesini yaptığını açıkladığı hatırda tutulmalıdır. Bu arada 1 Haziran 2021’de aşı çalışmalarını tamamlaması beklenen firmanın[7], çalışmalarını henüz tamamlamadan sipariş anlaşmaları yaptığının duyurulması çok ilginç olsa gerek.

Bizzat ABD Başkanı Donald Trump tarafından “Moderna ile 100 milyon dozluk Covid-19 aşı adayının üretimi ve teslimi için anlaşmaya vardığımızı duyurmaktan memnuniyet duyuyorum” açıklaması yapılmıştır. Hemen ardından Moderna firmasından yapılan “mRNA-1273” adlı aşı adayından 100 milyon doz üretilmesi için ABD hükümetiyle yapılan anlaşmanın değerinin 1,5 milyar dolar olduğu” açıklanmıştır. Bu arada ABD hükümetinin, daha önce Johnson & Johnson, Pfizer ve Alman biyoteknoloji firmaları ile de geliştirmekte oldukları Covid-19 aşı adaylarının her bir firmadan ayrı ayrı 100 milyon doz tedarik edilmesine yönelik 2 ayrı anlaşma imzalanmış olduğu ve milyar dolarları aşan ücretlerin zikredildiği[8] de unutulmamalıdır. ABD’de Covid-19 aşısı geliştirme çalışmalarının bu firmalarla sınırlı olmadığı ve diğer firmaların da önemli aşamalar kat ettikleri[9] bilinmelidir.

Değişik ülkelerde birçok ilaç fabrikası ve laboratuvarlarında durmaksızın çalışmalar sürdürülürken bu arada Güney Kore’de grip aşısı olan en az 36 kişinin hayatını kaybettiği açıklanmıştır. Adli tıp raporlarına göre, ölüm sebebinin grip aşısı olabileceğine dair herhangi bir bulguya rastlanmadığı açıklanmış olsa da Güney Kore Doktorlar Birliği tarafından “konuyla ilgili başlatılan soruşturma tamamlanıncaya kadar aşı programının durdurulması çağrısı” yapılmıştır. Soruşturma Heyetinin Başkanı, Güney Kore Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi Direktörü Jeong Eunkyeong ise “ölümlerle aşı arasında direkt bir bağlantı olduğuna inanmadığını ve aşı programının devam edeceğini” duyurması[10] Güney Kore’nin Covid-19 aşısı geliştirme mücadelesinden vaz geçmeyeceğini göstermiştir.

Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Covid-19 salgınıyla mücadele için Türkiye’nin de 13 ayrı aşı çalışmasının olduğu en yetkili makamlar tarafından zaman zaman dile getirilmektedir. Bazı çalışmaların insan üzerinde deneme aşamasına geldiğinin[11] açıklanması süreç için önemli bir merhale olarak kabul edilmektedir.

Sonuç olarak;

Küresel bir salgın halini alan Covid-19 için aşı geliştirme mücadelesinin, ilerleyen süreçte aşı savaşlarına dönüşeceğini göstermektedir. Ancak üretim aşamasında olan Covid-19 aşılarının, emperyalist Batı’nın geçmişte gelişmekte olan ülkelerde piyasaya sürdüğü bazı aşı ve gıdalar nedeniyle şimdiden soru işaretlerine sebep olmaktadır.

DSÖ tarafından uluslararası standartlarla üretilerek, uluslararası ticari hale getirilen her türlü ilaçta olduğu gibi Covid-19 aşısında da aynı standartların aranacağı muhakkaktır. Ancak aşı üreticisi ülkelerin kendi sağlık kriterlerini de geliştirecekleri ve “benim üretmediğim aşı hükümsüzdür” diyerek kendi ülke firmaları tarafından üretilmeyen aşıları yaptırmayan yabancıların ülkeye girişlerine müsaade etmeyecekleri yaşanmakta olan gelişmelerden anlaşılmaktadır. Dolayısı ile ABD tarafında milyarlarca dolar yatırım yapılarak üretimi yapılacak olan Covid-19 aşılarının daha tamamlanmadan milyonlarca doz sipariş veriliyor olması dikkat çekicidir. Covid-19 salgını ile yaşanan ekonomik krizden kaynaklı kayıpların bu şekilde telafi edilmeye çalışılacağı ve bir baskı unsuru olarak kullanılacağı kuvvetle muhtemel görülmektedir.

Ancak en önemlisi ise ülkelerin kendi insanı için üreteceği aşılar ile gelişmekte olan ülkelere ihracını yapacakları aşıların aynı standartlara sahip olacağı kuşkulara sebep olmaktadır. Çünkü az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde piyasaya sürdükleri yiyeceklerle, eşyalarla, aşılarla insanları kısırlaştıran ve ürettikleri mısırlarla gebeliği önleyen emperyalist Batı’nın[12] bu konuda sabıkalı olduğu bilinmektedir. Dolayısı ile Covid-19 aşısı üreterek piyasaya sürecek olan emperyalist Batı’nın aşılarına güvenilemeyeceği hatırda tutulmalıdır. Zira uzun vadede insan nesli ve sağlığı için yabancı menşeili aşıların muhtemel riskler taşıyabileceği yönüyle Türkiye karar alıcı mekanizmalarının es geçemeyeceği çok önemli bir husustur.

Son söz olarak; yerli ve milli ilaç sanayiinin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır. En kısa sürede Covid-19 aşısının geliştirilerek insana yapılabilir hale getirilmesi gerekmektedir. Fakat konu sadece ilaç sanayii ile sınırlı değildir. Türkiye’nin ağır sanayii, silah sanayii, yazılım, bilişim sektörü ile birlikte mutlaka tarım ve hayvancılıkta da kendine yeter hale gelmesi için milli seferberlik ilan edilmelidir. Böylece genetiği ile oynanmış gıda ithalinden bir an önce kurtulunması/vazgeçilmesi hayati öneme haiz olduğu karar alıcı mekanizmaların kalkınma planlarına eklenmelidir.

                        :

İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi. [email protected]

[1] “COVID-19 Nedir?”, 20.07.2020, https://covid19.saglik.gov.tr/TR-66300/covid-19-nedir-.html

[2] Hürriyet; “Koronavirüsü Aşısı Gelişmeleri: Rusya Aşıyı Buldu Mu?”, 12.08.2020.

[3] Yeniçağ; “Rusya Aşıyı Bulduğunu Açıklamıştı Dünya Sağlık Örgütü’nden Uyarı Geldi”, 12.08.2020.

[4] BBC; “Koronavirüs: Rusya, Covid-19 aşısının toplu sevkiyatına Eylül’de başlıyor”, 31.08.2020.

[5] Elif SUDAGEZER; “Sputnik V: Yüzbinlerce Kişiyi Öldüren Koronavirüse Karşı Tescillenen İlk Aşı Batı’yı Neden Yasa Boğdu?”, 21.08.2020

[6] Hürriyet; “Koronavirüsü Aşısı Gelişmeleri: Rusya Aşıyı Buldu Mu?

[7] Dilge TİMOÇİN; “Covid-19 Aşı Çalışmalarında Son Durum”, Winally, 03.04.2020. https://www.winally.com/2020/04/covid-19-asi-calismalarinda-son-durum/

[8] Haber Türk; “ABD’den Koronavirüs Aşısı İçin 1,5 Milyar Dolarlık Anlaşma”, 12.08.2020.

[9] Çağlayan TAYBAŞ; “COVID-19 Tedavisinde İmmün Modülatörlerin Faz 3 Klinik Araştırmaları Başladı”, winally.com, 22.10.2020.

[10] Berrak Kanbir Rodriguez Sanmartin; “Güney Kore’de Grip Aşısı Sonrası 36 Kişi Öldü, Adli Tıp ‘Aşı ile Ölüm Bağlantısı Yok’ Dedi”, tr.euronews.com, 23.10.2020.

[11] TRT Haber; “COVID-19 Aşısında İnsan Üzerinde Deneme Aşamasına Geçildi”, 03.10.2020.

[12] Soner YALÇIN; “Saklı Seçilmişler”, 2018, https://www.pdfoku.net/sakli-secilmisler-soner-yalcin/

NOT: Bu makale 28.10.2020 tarihinde Ticari Hayat Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

İsmail Cingöz

İsmail Cingöz

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Araştırmacı Yazar Eserleri; -Türkiye Suriye İlişkilerinin Dönüşümü Arap Baharı ve Hatay Faktörü -Türkiye Gündem Değerlendirmeleri

Related Post

Ermenistan Açlıkla Terbiye Olmak İstiyor

Posted by - 21 Ekim 2020 0
Ermenistan hükümeti, Türk ürünlerinin ithal edilmesini geçici olarak yasaklama kararı aldı. Hükümet kararının aralık sonunda yürürlüğe gireceği belirtildi. Ermenistan hükümetinin açıklamasında, “Ermenistan…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir