Anayasa Değişikliği ve Çözüm Süreci

Taner Ünal at 19 Kasım 2020 tarihinde gönderildi
239 0

ANAYASA TASLAĞI, “MİLLİ KİMLİKSİZ” “FARKLILIKLARIN KUTSALLILAŞTIRILDIĞI VE BİRLİKTELİKLERİN GÖZ ARDI EDİLDİĞİ” DEMOKRASİ İLE ÇELİŞEN VE ÇAĞ DIŞI ETNİK BİR ANAYASDIR. DEVLET, KURUCU İRADE, ‘TÜRK MİLLETİ’ VE ‘TÜRK KİMLİĞİ’ VE DEVLETİN KURUCUSU “ATATÜRK” DIŞLANMAKTA TÜRK MİLLETİ SANKİ BİR CİHAN SAVAŞI KAYBETMİŞ GİBİ TEPELERE ÇIKARDIĞIMIZ PARTİLER VASITASIYLA CEZALANDIRILMAKTADIR

 Sevgili Okurlar,

AKP’nin Kürt Sorunu ile başlayan, Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi , Demokratikleşme,  Çözüm süreci, Oslo Süreci, Dolmabahçe Mutabakatı ve diğer adlar altında 15 Haziran 2015 tarihinde aldıkları yenilgiye kadar 10 yıl devam eden politikaları tarihteki yerini almıştır. Söyledikleri yaptıkları yapacaklarının teminatı ve işareti olduğu için hepsini hafızamızda önemle saklıyoruz. 2005’den itibaren Kürt Sorunu ile başlayan ve “Eşit vatandaşlığın olduğu” bir ülkede sorunun ne olduğunu bir türlü açıklayamayan daha sonraki “Demokratikleşme”, veya “Çözüm süreci” derken bir türlü söyleyemedikleri, sonrasında bolca dillendirdikleri asıl meselenin “Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek  “ilk dört maddesinin değiştirilmesi” ile ilgili olduğu, asıl meselenin Türk Milletinin Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu olması sebebiyle elde ettiği hakların, Türksüz ve çok dilli bir Anayasa ile etnik ve dini taassup ile paylaştırılması olduğu ortaya çıkıyordu.

Bunu sağlamak içinde “Türksüz ve çok dilli bir Anayasa yapılması” isteği sürekli yineleniyordu.  Bu istek aslında o yıllarda sıkça “Kandil” dedikleri ve sık sık HDP’yi heyet olarak gönderdikleri PKK’nın esasta ABD’nin görüşleriydi. Çünkü ABD PKK’nın kurucusu Öcalan ile görüşerek bir takım metinler hazırlıyor tutanaklardan anlaşıldığına göre bu metinler Öcalan ile Başbakan yardımcıları arasında görüşülüyor politikalar buna göre belirleniyordu!

Başbakan Davutoğlu, Meclis Başkanı Cemil Çiçek, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Meclis Başkanı İsmail Kahraman, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan İbrahim Kalın, Burhan kuzu, Beşir Atalay  gibi isimler başta milletvekillerinin %90’ı ve yandaş gazetecilerin tamamına yakına “Türksüz ve Anayasanın değiştirilemez ilk dört maddesinin kaldırıldığı bir Anayasa metni üzerinde duruyorlar Türkiye Cumhuriyeti ve Türklük için ağızlarına geleni söylüyorlardı.  Aynı günlerde Türk Milletini toptan ortadan kaldırmaya yönelik bu siyasi girişime karşı çıkması gereken Kılıçdaroğlu laf olsun kabilinden konuşurken CHP milletvekillerinden Gamze Akkuş, Sezgin Tanrıkulu PKK’lıların cenazelerine katılıyordu.

ANAYASANIN DEĞİŞTİRMESİ TEKLİF DAHİ EDİLEMEYECEK İLK 4 MADDESİ

Sevgili Okurlar,

Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek  “ilk dört madde”si nedir? Tüm arkadaşlarımızın çok iyi bildiği bu 4 maddeyi yine de bir hatırlatayım:

“Madde 1.– Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Madde 2.– Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Madde 3.– Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı ‘İstiklal Marşı’dır. Başkenti Ankara‘dır.

Madde 4.– Anayasanın 1inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”deniliyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı Mehmet Uçum ise “2016 yılının “Atatürk’süz bir Anayasa hazırlığı içinde geçeceğini , (Madde 2, Madde 58, Madde 81, Madde 103, Madde 134 kaldırılacakmış,  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, anayasa için referanduma gidilmesini bir zorunluluk olarak gördüğünü ifade ettiğini” söylüyordu.

AKP ESKİ MECLİS BAŞKANI CEMİL ÇİÇEK: “ANAYASADAN TÜRK’Ü KALDIRACAĞIZ”

Sevgili Okurlar,

1982 Anayasasının 66 Maddesinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının anlamı en güzel şekliyle ifade edilmiştir :

“Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.”

1924 anayasasındaki tanım şöyledir: “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk ıtlak olunur (denir)”.

“Türk” sözünün bu anlamı sadece anayasa ile belirlenmiş değildir. Sosyal hayatımızın her alanında işadamlarımız, sporcularımız veya sanatkârlarımızın başarıları veya başarısızlıkları ifade edilirken “Türk” sözcüğüyle ifade edilmez mi?

Kaldı ki Bazılarının zannettiği gibi vatandaşlık anlamındaki “Türk” tanımlaması Cumhuriyetle başlamış da değildir. Osmanlı teb’asına da Türk denirdi. Bunu, Güney Amerika’da “Türk” sıfatını taşıyan insanlardan anlayabiliriz. Soyca veya dilce Türk olmadıkları hâlde Osmanlı coğrafyasından giden herkes Türk olarak anılmış, Onlarda kendilerine “Türk” demişlerdir.

AKP çözüm süreciyle oy kaybettiğini anlayınca 1 Kasım seçimleri öncesinde milliyetçi bir rüzgar estirerek oylarını arttırmışken Seçimin üzerinden henüz 4 gün geçmişti ki, Eski Meclis Başkanı AKP Milletvekili Cemil Çiçek 5 Kasım 2015 günü Habertürk Televizyonunda şunları söyleyiverdi:

“Her madde için ayrı bir yöntem geliştirmek gerekiyor. Bazı maddeler var ki, filanca parti anayasada olsun istiyor. Hâlbuki anayasada olmayabilir. O zaman bunu kanunla düzenleyebiliriz. Bazı ülkeler bazı konuları anayasa ile bazı konuları kanunla düzenlemiş. Mesela vatandaşlık konusunu anayasa ile düzenlemeye gerek var mı? Yani vatandaşlık konusu düzenlenecek, orada bir kısım hususlar var Türk vurgusu yapan. Birileri ‘Ben buna evet demiyorum’ diyebilir. Dört parti uzlaşamayacak. O zaman bunu kanunla düzenleyeceğiz ya da nitelikli çoğunluk arayacağız. 2011’deki tecrübeye dayanarak her parti uzlaşsın ile olmayacağını gördük”

AKP henüz seçimden yeni çıkmışken Eski Meclis Başkanı ve partinin öndeki kurmaylarından birisi vasıtasıyla “ANAYASADAN TÜRKLÜK VURGUSU YAPAN HUSUSLARIN KALDILIRALACAĞINI BUNUN İÇİN NİTELİKLİ ÇOĞUNLUK BULAMAZLARSA KANUNLA DÜZENLEYECEKLERİNİ” ilan ederek “TÜRK” adının geçmediği bir anayasa ilan ederek toplumun nabzını ölçüyordu.

Batı’da hangi medeni ülkede böyle bir açıklama olsa bir anda milyonlar sokağa dökülebilecek ve Milliyetci veya Cumhuriyetçi partiler ayağa kalkacakken Ne CHP’den ne MHP’den ne bir sivil toplum kuruluşundan ne de diğer muhalefet partilerinden hiçbir ses çıkmıyordu.

MİLLET ADINI İNKAR EDEBİLİRMİ?

Biz nereden tepki gelecek diye beklerken Eski Adalet Bakanlarından Sayın Hikmet Sami Türk, AKP Milletvekili Cemil Çiçek’in açıklamasına ferdi bir şekilde tepki gösteriyor, ancak “Türk Milleti adına/Ulusal” bir haykırışı andıran sözleri basında kendisine yer bulamıyordu.

Sayın Türk şunları söylüyordu “Millet kendi adını inkar edebilir mi? Burada bazı bölücüleri memnun edeceğiz diye Türk milletinin adını  inkar mı edeceğiz?”

Hikmet Sami Türk devamla şunları söylüyordu :

“Anayasa’nın birçok maddesinde Türk sözcüğü geçiyor. Adı zaten Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’dır. Vatandaşlığın tanımı 66’ncı maddede geçiyor. O maddede Türk Devleti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür diyor. Burada vatandaşlık kimliğinin tanımı vardır. Başka bir tanım olamaz. Benzeri bir tanım bakıldığında örneğin Alman vatandaşlığı için, Alman Anayasası’nda vardır. Her devletin vatandaşlarının bir ortak kimliği vardır. Bu vatandaşlık kimliğidir. Alt kimlikler değildir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları etnik anlamda Türk, Kürt, Boşnak, Laz, Çerkez olabilir ama hepsinin ortak kimliği vardır. Bu Türk kimliğidir. Bu da vatandaşlık kimliğidir. Bir etnik tanım değildir”

 “1982 Anayasası kimin Anayasası?” sorusunu soran Hikmet Sami Türk, “Anayasadan Türklüğün kaldırılamayacağını” vurguyarak, “Bu Türk milletinin anayasasıdır. Türk milletinin adı Türk’tür. Kimisi ‘Türkiye milleti’ diyor. Böyle bir şey yok. Devletin adı Türkiye Devleti, milletin adı da Türk milletidir. Her milletin anayasasında o milletin adı tanımlanmıştır. Mesela Alman anayasasında Almanlar, Fransız anayasasında Fransızlar tanımlanmıştır. Bunu inkar edemezsiniz. Burada bazı bölücüleri memnun edeceğiz diye Türk milletinin adını mı inkâr edeceğiz? O bölücülere ayrılıkçılara prim vermek demektir. Onların isteklerine çanak tutmak demektir” diyordu.

GAFLET, DALALET VE İHANET

Sevgili Okurlar,

Hikmet Sami Türk yerine neden MHP’den bir milletvekili çıkıp da bu Hikmet Sami Türk’ün söylediğinin çeyreğini söylemedi? Kimin vatansever kimin işbirlikçi olduğu işte böyle zamanlarda ortaya çıkıyor.

Türkiye’de asıl sorun ülkeyi yönetenlerin bölücü ırkçılık sorununu demokrasi içinde çözülemez noktaya taşımalarındaki gaflet, dalalet ve ihanettir. 45 yıldır canlı yayın izler gibi siyasi partiler cephesinde tüm yapılanları izliyor ve kayıt alıyorum. Terörü bizzat yönetenler veya öneten durumundaki kadrolar azdırmış, ona yeni mevziler kazandırmışlardır. Terör örgütleri güçlenince vatandaş terör örgütüne yönlenmiştir. Çıkarılan birçok kanun özellikle “Yerel Yönetimler Yasası” ve “İç Güvenlik Yasası’ndaki” değişiklikler sadece birer örnektir. Ülkeyi yönetenler sık sık “terörle bir yere varılmaz; terör daha fazla demokrasiyle çözülür; hak ve imtiyaz verirsen birlik sağlanır” anlayışından hareket ederek, terörle mücadeleyi, müzakere ve pazarlık safhasına dönüştürmüşlerdir!

Hâlbuki terörün arkasında uluslararası şirketler, ABD, AB, İngiltere, İsrail hatta Arap ülkeleri vardır. Terör ile yapılan pazarlıklar ve tavizler terörü müsamahakâr hale getirmez daha da güçlendirir. Bunu 80’lerden itibaren yazdığımız tüm gazete ve dergilerde, kitaplarda ifade ettik. Türkiye’nin en büyük Vatansever derneğinin Genel Başkanı olarak ulusal Tv’lerde konuşturulmayınca Yurt içinde 200 kadar yerel Tv’de ayrıntılarıyla dile getirdik.

Neticesi ne oldu?  

Komumuza kelepçeyi taktılar bin bir iftira ve kumpas ile cezaevi cezaevi dolaştırdılar!

Nitekim iktidarın teröre yenik düşen politikaları terörü güçlendirdi.

Sevgili Okurlar,

Hem etnik milliyetçiliğe karşıyız diyeceksiniz; hem de yıllardır etnik merkezli politikalar uygulayacak ve bunlara göz kırpacaksınız.

Hâlbuki Etnik grupların değil; milletleşmiş toplumların milliyetçiliği olur. Milletleşemeyen, milli seviyede mutabakat kuramayan toplumlar etnik ve mezhep çatışmaları ile uğraşır durur. Demokrasi de onlara çok yabancıdır. Uygulamak isteseler de uygulayamazlar.

 Türk Milletine mensup herkesin, Müslim veya Gayrimüslim, hangi etnisiteden olursa olsun, kendi milliyetine ait olan milliyetçiliğe sahip çıkması tabiidir. Ancak Türk Milliyetçiliği etnik ölçekli bir kavram değildir. Bundan dolayı etnik çağrışım yapmaz. Türk Milliyetçiliği, Türk Milletini ve Türkiye’de ki diğer toplulukların bir bütün olarak bağımsız ve hür yaşamasını sağlayan iradenin adıdır. Diğer milletlerin varlığını da inkâr etmeden, dünyayı daha adil, anlamlı ve istismar edilmeden yaşayabilmenin reçetesidir. Milliyetçilik kimsenin tekelinde de değildir. Duygusal düşmanlığa da girmez. Bir kaza veya felaket yaşansa hayatını kaybeden insanlarımız milliyetleri itibariyle Türk olarak anılırlar ve Türkiye’nin neresinde yaşarsa yaşasın bütün vatandaşlarımız bu acıyı müştereken paylaşırlar. Bu vatandaşlarımızın ne kadarı Kürt, Ne kadarı Zaza veya Çerkez gibi ayrıştırmaya kalkmak, insanların etnik kimliklerinin ayrıntıyla uğraşmak, etnik ırkçılık, bölücülük ve Türk milletini meydana getiren birlikteliği yıkmaya çalışmaktır.

  Dün Sevr ve Mondros barışı ülkemiz için nasıl bir barış sayılamazsa; beş yıl önce buzdolabına konulduğu söylenen terör soslu sözde “çözüm süreci” de ülke yararına bir çözüm olamaz. Sorunların çözümü Türkçe yer adlarını değiştirerek, Güroymak’ı, Norşin yapmaktan veya Türk kimliğini reddetmekten geçmez.

BABASININ MEZARINA KARNE GÖTÜREN YAVRULARIMIZ NE OLACAK?

Sevgili Okurlar,

TV’de PKK’lılar aileleri ile buluşturuluyor sonra kucaklaşma görüntüleri TV’de yayınlanıyor!

Pekiyi genç yaşta küçücük evlatlarını bırakıp ebedi âleme göç eden yiğitler kiminle kucaklaşacak?

Babasının mezarına karne getiren, babasının resmini öpen küçücük yavrularımızın Hayatları boyunca devam edecek gözyaşlarını baba hasretlerini kim dindirecek? Genç yaşta kocasını kaybeden, kucağında ki yavrularını geçindirmek için çalışan çabalayan evlatlarımızın acılarını kim dindirecek?

TERÖRÜN BAŞI SİLAHLA EZİLİR!

Sevgili Okurlar,

Terör ile mücadele müzakereyle veya Türk Milletinin Cumhuriyetin kurucusu olması sebebiyle elde ettiği hakların PKK ile paylaştırılması ile olmaz!

PKK terörü ortaya çıktığı günden bu yana 36 yıldır yazıyor ve söylüyoruz. “Terör ile mücadele teröre teslim olarak değil terörün başı ezilerek yapılır!”

Nitekim vatandaşın temayülü de bu yöndedir. Sanırım 96 yılıydı Ulusal bazda çıkarmakta olduğumuz 100 bin tirajlı Türkeli gazetesinde bir gece manşet değiştirmemiz gerekti. Alparslan Türkeş’in “Bana ulaşamadığın bir anda günün önemine uygun olarak benim adıma, konuşma tarzıma uygun bir şeyler yazabilirsin” şeklindeki teveccühünden cesaret alarak “ALPARSLAN TÜRKEŞ: ‘TERÖRÜN BAŞI SİLAHLA EZİLİR’ DEDİ” şeklinde bir manşet attık.

Sayın Alparslan Türkeş’inde beğendiği bir yana bu manşet bir anda gündem haline geldi.  Sn Alparslan Türkeş, diğer basın kuruluşlarında da konuştu ve bu görüş halkın ilgisiyle teröre karşı toplumsal bir destek haline geldi. Diğer basın kuruluşlarında buna benzer çıkışlar yazılar ve oturumlara vesile oldu. Bu gerçekçi ve üç dört sözcükten ibaret çıkışın bile Çiller hükümetinin Terörle mücadelesinde daha cesaretli adımlar atmasında etkisi olduğunu gördük. 

Tersine gidiş terörü azdırdığı gibi “Analar ağlamasın” diyenler, ülkenin anasını ağlattılar. Bilhassa Suriye politikasındaki yanlışlar ve çelişkiler ülkeyi bölgesel terörün ithali ile karşı karşıya bıraktı. Bir dönem IŞİD’e doğrudan veya dolaylı destek olanlar, diğer bir dönem Kobani’ye, peşmerge ve PKK’ya destek olur hale geldiler. Ülkeyi de yalnızlaştırdılar. Şimdi ise “yanıldık ve aldatıldık” diyorlar

“TÜRK” KAVRAMI VE VATANIN BÜTÜNLÜĞÜ ORTADAN KALDIRILMAYA ÇALIŞILIYOR

Sevgili okurlar,

Şu anda tehlikede olan Türklük ve vatanın bütünlüğüdür. Ülkeyi yönetenler bilinçli olarak veya gafletle, Türk kavramını ve vatanın bütünlüğünü ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar. Sadece yönetenler değil, Cumhuriyeti yıkmak, kendi şeyhlerini putlaştırarak oluşturdukları yeni din anlayışlarını topluma yerleştirmek Cemaat ve Tarikatlar da bu suça iştirak etmektedirler. Şubattan bu yana ortaya çıktığı gibi Muhalefet partileri de aynı yolun yolcusudur.

İktidar veya muhalefet eliyle Anayasa değişikliğini gün sayarak bekleyen,  “Anayasa değişikliğinden  sonra özerkliğimizi ilan edeceğiz” diyenlerin cür’etlerinin sebebi tepelere getirdiğimiz siyasilerin Türk milleti aleyhine faaliyet içerisinde olacaklarını bildikleri içindir.

Bu gün yarım ağızla veya mırıldanarak dillendirilen bu konuların ileride daha yüksek sesle hatta bağıra çağıra söyleneceği, Resmi verilerle Türkiye’ye 25 yılda bilineni 280 Milyar dolar zarar verdiği açıklanan Gümrük Birliğinin Ankara turları ile ve büyük şölenlerle açıklandığı gibi “Türksüz ve çok dilli Anayasa” taleplerinin Türkiye’nin gündemine tekrar taşınacağından ve bir zafermiş gibi mankurtlaştırılmış partililerle birlikte kutlanacağından hiç şüpheniz olmasın!

ÇÖZÜM = ÇÖZÜLME SÜRECİ

Sevili Okurlar

AKP’nin “Çözüm süreci” günlerinde Twitter de sabah 8 de başlıyor gece 24’e kadar bir yandan tüm arkadaşlarımızın veya muarızlarımızın tüm sorulara anında cevaplar vererek bur yandan kültürel bir gelişme sağlanmasına diğer yandan çözüm sürecinin yanlışlığını anlatmaya çalışıyorduk. 2015Kasımında hecklenen “@tanerunal682” hesabımız arkadaşlarımızın da teveccühünü kazanmış takipçi sayımız 440.000’e çıkmış Hürriyet gazetesi bile o yıllarda ayda 45 Milyon görüntüleme alırken biz bir twetter hesabı olarak aylarca 60 milyon görüntülemeyle Türkiye’nin en çok görüntülenen sayfası haline gelmiş Twitterden de her ay bu konuda olumlu yazılar almıştık.

Sıradan bir twitter hesabına böylesine gösterilen ilgi ihanet odaklarının ne olup bittiği ile ilgili takiplerinden ziyade vatansever Türk insanının ve çok değerli arkadaşlarımızın aslında milli meselelerimizde ne kadar hassas olduğunun açık bir göstergesiydi.

AKP bu yanlış politikalarının cevabını 15 Haziran 2015 seçimlerinde almış politika değişikliğine giderek çözüm süreci boyunca Suriye’den açtıkları tüneller vasıtasıyla şehirlerimize silah ve terörist yığınağı yapan PKK örgütüne yönelik operasyona girişilmiş bu sırada 1000 civarında asker ve emniyet mensubumuz şehit olmuştu.

AKP çözüm süreci nedeniyle pişman mıdır?

Tabii ki hayır!

13 Kasım 2020 günü Meclis’te bakanlığının bütçesi üzerine sunum yapan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar :

 “ 2013-2015 çözüm süreci. Ya, burada çözüm sürecine karşı çıkanlar var, ‘buna ne gerek vardı?’ vesaire gibi. Hayır, bu çözüm süreci gerçekten bizim tarihimize not düşmek bakımından çok önemli olmuştur. Devlet bütün şefkatini göstermiştir, bütün sabrını göstermiştir, demiştir ki, ‘gelin, bu terörü bitirin, hep beraber oturalım, konuşalım, danışalım, bu işi çözelim.’ Fakat ne oldu? Antep, Ankara Gar, İstanbul Havalimanı, Suruç… Yani yüzlerce kişiyi katlettiler, cevap bu oldu.” Diyor. 

Halbuki olanlar çok farklıdır. 13 Kasım günü Mecliste Hulusi Akar’ın övdüğü Çözüm Süreci sırasında yapılanlara kısaca bir bakalım ve soralım! 

“Ne mutlu Türk’üm diyene” yazıları neden kaldırıldı?  

Andımız neden kaldırıldı?

T.C. neden kaldırıldı? 

Andımız halen okutuluyor mu?

T.C. yerine konuldu mu?

Devletin valisi çözüm sürecindeki katkılarından dolayı Bebek katiline neden teşekkür etti?

Bebek Katilinin Diyarbakır Meydanında tüm Tvlerden canlı yayında yazdıkları neden okutuldu?

Teröristlerin davulla zurnayla karşılanarak sınır mahkemelerinde neden yargılanıp salındı?

Atatürk’ün ebediyete intikal ettiği Dolmabahçe Sarayı özellikle seçilerek devletin en yetkili mercilerinde bulunan şahıslar ile Terörist başı bebek katili Öcalan’ın adına orada bulunan ve onun adına konuşan Sıktı Süreyya Önder ile Türk varlığını tamamıyla ortadan kaldırarak Türklerin Anayasal haklarına PKK’yı ortak eden veya PKK’ya devreden mutabakat metni neden ilan edildi?

Sahi PKK’nın üst düzey yöneticileri ile yapılan “Oslo Süreci” neyin nesiydi?

FETÖ ile AKP ve Sorosçu sözde solcuların birlikte düzenlediği Abant toplantılarında yapılan açıklamalar da söylenenler neydi?

Böyle uzar gider!!!

“90 YILLIK DEVRE ARASI”DİYENLERİ VEYA “AKP İLE TÜRK OLMAKTAN KURTULANLARI” UNUTMADIK!   

Sevgili Okurlar

AKP Türk’ün kimliğine ve Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkelerine saldırmış “AKP sayesinde Türk olmaktan kurtulduk” diyenler, “ Hayali Kürt devletinin bayrağını övenleri”, “Megri megri” diye ağlayanları Cumhuriyete “ 90 yıllık devre arası” diyenleri ve Büyük Kurtarıcı Atatürk’e ağza alınmayacak hakaretleri yapanları (Halen yapılıyor) unutmadık Unutmuyoruz.

“PKK’ya karşı mücadelede ağır silahlar kullanılıyor, Cenevre Sözleşmesi’ne aykırı” diye devleti Batı’ya şikayet edenleri, daha önce ‘Barış için Öcalan’a özgürlük’ kampanyasına katılanları, “Devlet sivilleri öldürüyor” yaygarası koparanları, “Çözüm Apo’dur”, diye nutuk atanları unutmadık…

Hiçbir Türkçü, Atatürkçü, Ülkücü, Kemalist, Ulusalcı vd adlarla mücadele eden Vatanseverlerde unutmamalıdır.   

Bu gün sınırımıza 100.000 Tır silahın yerleştirilmesinin ve ABD tarafından sınırımızda PKK ordusu kurulmasının ilk adımı olan, Peşmerge kılığında PKK’lıların Türkiye üzerinden Kobaniye geçirenleri unutmadık… Devletin terörle mücadelesini ‘Ergenekon ve Jitem’in provokasyonu’ olarak niteleyenleri, Türkiye’yi parçalamak için âkil adam’ tayin edenleri unutmadık.

Böyle onlarca yüzlerce sıralar gideriz

Sayın Akar Çözüm sürecinin ülkemize hangi yararı olmuşta onu  savunuyor?

Savunuyor çünkü milletimizin algı yönetimiyle balık hafızalı hale getirildiğini iyi biliyor.

Değerli Arkadaşlarım

CHP’nin  veya İyi Partinin iç işleri hatta Sayın Özdağ ile İYİ parti arasındaki konu aslında bizi ilgilendirmiyor. Çünkü biz burada köşe yazısı yazmıyoruz. Polemik yapmıyoruz. Değerli arkadaşlarımızla Türk Milletinin geleceğini ilgilendiren çok önemli meseleleri birlikte değerlendiriyoruz. Yorum yasağımız olmadıkça arkadaşlarımızın ayrıntılı ve önemli değerlendirmelerine cevap vererek burada bir fikir platformu oluşturmaya gayret ediyoruz.

Ancak Muhalefet partilerinin birlikte üzerinde çalıştıkları muhtemelen mutabakat sağlanan Anayasa taslağı önümüzde duruyor. Hayretle bakıyor ve bir önceki paylaşımımızda yazdığımız gibi aslında tüm siyasi partilerin Anayasa ile garanti altına alınmış Türk varlığını ortadan kaldırmaya yönelik bir çalışma içerisinde olduğunu görüyoruz.

Meğerse Kabaoğlu’nun açıkladığı Anayasa taslağı kitapçıkla ilgili Şubat ayında yaptığı açıklamalarda “muhalefetin izlemesi gerektiği yol” derken neyi kastettiğini kasım ayında CHP İYİ parti SP ve HDP arasında yapılan görüşmeler sonucu ortaya çıkan taslağı görünce anladık.  

Bu gün görünen AKP’nin çözüm süreci döneminden başlayarak geldiğimiz yer, hafif ateşte pişirdikleri kurbağanın artık rehavetle ölmeye hazır hale geldiğini sananların yeni çözüm süreçleri için harekete geçmeye hazırlandıklarını göstermektedir.

Değerli Arkadaşlarım

Neden böyle düşünüyoruz bunu da bir sonraki paylaşımımızda anlatırken CHP’nin 16-17 Ocak 2016 tarihlerinde düzenlediği 35. kurultayında oybirliği ile kabul edilen 21 maddelik sonuç bildirgesini, İbrahim Kaboğlu tarafından hazırlanan CHP logolu Kılıçdaroğlu’nun ön sözünü yazdığı Anayasa taslağından bahsedeceğiz.

Sadece bu kadar mı Hayır, İYİ partide ümit Özdağ ile ortaya çıkan Anayasa taslağı konusunu taslaktaki maddeler üzerinde ki görüşlerimizi sizlerle paylaşacağız.

Muhalefet partilerince yapılan çalışmalarda bol cilalı ve cezbedici sözcüklerle dolu ancak, Cumhuriyetin içerisinin boşaltıldığı, temelde “Türksüz, Atatürksüz ve çok dilli bir anayasa taslağı”  konusuyla ilgili değerlendirmelerimizi ve gelinen tehlikeli durumu anlatacağız.

Bu konu üzerinde neden böyle duruyoruz?

Çünkü bu mesele basit bir siyasi mesele değildir. Bu konu Türkiye Cumhuriyetinin, Türk Milletinin ve evlatlarımızın geleceğini ilgilendiren hayati bir konudur.

Tüm değerli Arkadaşlarımıza sağlıklı, mutlu, başarılı, güzel bir gün diler beğeni yorum ve paylaşımları için teşekkür ederim. Bir sonraki paylaşımımızda görüşmek üzere Sevgiler Saygılar Selamlar.

19 Kasım 2020 Saat 16.45

TANER ÜNAL

5 1 oy
Yazıyı Değerlendir
Bildirimler
Bildir
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle

İlgili Yazı

0
Düşüncelerinizi ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x