AKP’NİN “YENİ ANAYASA”,” KURUCU ANAYASA”, “1921 ANAYASASI” ŞEKLİNDE GÜNDEME GETİRDİKLERİ TALEPLERİN ARKASINDA YATAN GERÇEKLERİ AÇIKLIYORUZ.

670 0

Türk Tarihini, Türk Kimliğini, Türkiye Cumhuriyetini Reddederek, Türk Milletinin Cumhuriyetin Kurucusu Olması Sebebiyle Elde Ettiği Hakları Pkk Ve Diğer Törörist Örgütlere Devrine, Arapçı, Emevi Artığı Bir Rejime Geçilmesine Asla Müsaade Etmeyiz

Sevgili Okurlar,

İşsizlik ve gerçek enflasyon giderek artıyor. Fiyat artışları dayanılmaz boyutlara ulaştı. Milyonlarca insanımız, bütün kesimler resmen kan ağlıyor. Emeklilerin, köylülerin, işsizlerin, dar gelirlilerin nüfusun yarıdan fazlasını teşkil ettiği ülkemizde, halkımızın marketlerde rafları gezerek boynu bükük geri döndüğü, İşsizlerin ise  Dostoyevski’nin, Victor Hugo’nun Jack London’ın,   açlığı, sefaleti anlatan romanlarını bile geride bırakacak düzeyde yaşadığı bir dönemdeyiz. Mardin’den gelen iki genç evladımız çocuklarını komşuya bırakıyor ve yokluktan intihar ediyorlar. %95’i kontrol altında olan basına yansımayan bu sebeple neredeyse her gün Twitterde “Bu gün şöyle acı bir olay oldu” ile başlayan yokluktan kaynaklanan intihar olaylarını üzülerek okuyoruz. Bunlar bize yansıyanlar ya yansımayanlar?

İşte bu karmaşa ortamında halkın derdi ekonomi, işsizlik, pandemi, hukuka aykırı hareketler ile ilgili sorunlardır. Milletimiz iliklerine kadar yoksulluğun pençesindedir.

İslamcı hareket, işçiyle kavgalıdır, esnaf ve çiftçilerle de kavgalıdır.. Gece gündüz cebini doldurmaktan başka bir iş yapmayan bu din tacirleri Cumhuriyetçilerle Atatürkçülere hasımdır. Kendileri dışında olan tüm kesimleri ‘terörist’ ya da ‘düşman’ olarak görüyor onların ekonomik sorunları arttıkça bundan keyif alıyorlar veya bulundukları görgüsüz ortam sırasında kaşarlanmış vicdanları bu sesleri duymalarına engel oluyor.

Sevgili Okurlar,

Halbuki dünyanın en bereketli topraklarında, en dinamik nüfus yapısı ile yönetenlerin yolsuzluk, kötü yönetim, gaflet dalalet .. leri sebebiyle sefilleri oynayan bir Türkiye’de yaşamaktayız.

Fiyat artışlarının sebebi üretimin sıfıra yakın düzeye inmesidir. İhracat yaparak ülkenin kaynaklarının artması üretimin çoğalması yerine ithalattan alınan vergiler ve ülkenin tüm tesislerini gelir getiren ülkeye ait ne varsa su kaynaklarına kadar satılmasıdır. Dünyanın hiçbir ülkesinde devletin ve köylünün ne imkânı varsa yabancılara peşkeş çektikten sonra bağırıp çağırmakla, birilerine posta koymakla fiyatları düzelmezsiniz.

Beş liraya mal edildiği halde yıllık 6 lira ödenen Garantili işletmeler (Hastane, köprü tünel vd) vergi vd yollarla gelen hasılayı emiyor vatandaşa bir şey kalmıyor.  Garantili işletmelerden tek gelir getirecek anlaşma olan İstanbul Hava Limanı müteahhitlerinin taahhüt ettikleri 2 yıllık 2 Milyar Avro devlet alacağı  24 yıl öteleniyor ve bu basınımız tarafından büyük bir zafermiş gibi açıklanırken bu firmalara devletin taahhüt etiği meblağın ise ödendiği gururla açıklanıyor.

Halbuki bu 2 Milyar Avro yani 18 Milyar TL şu anda dar gelirli insanlarımıza 2000’er TL olarak dağıtılsa 9 Milyon işsiz ve yoksul ailenin yaşamına bir ay katkısı olur belki intihar eşiğine gelmiş insanlarımızın çoğunun hayatı kurtulur küçücük yavrularımızın gözleri gülerdi. Ancak güç zehirlenmesi yaşayan dün işsiz güçsüz gezerken gördüğümüz bu gün ise torunları bile jeeplere binen yeni zümrenin vicdan ve merhamet duyguları köreldiği için varsa yoksa devleti soyan ve milletin a… koyan 5-10 firmadan başkasını görmüyorlar.

Sevgili Okurlar,

Murat Ağırel’in Parsel Parsel adlı kitabında Melih Gökçek’in Ankara Belediye Başkanlığı yaptığı 23 yıl boyunca halkın nasıl soyulduğu açık ve net bir şekilde anlatılıyor.

Sadece Ankara Belediyesi mi tabii ki hayır.Bu soygunun Türkiye genelinde sayısız şekilde devam ettiği, soygun oluşturabilmeye vasıta olarak kullanılan tesislerin boşa giden katrilyonlara örnek teşkil ettiği ülkemizdeki bu ekonomik karmaşa halkın sürekli olarak daha da fakirleşmesine sebep olarak devam ediyor.

Bu gün -22.02.2021günlü- gazetelerde Arifiye-Karasu demiryolu projesi 2010’da 25 ayın sonunda bitirilmek üzere 360 milyon liraya ihale ediliyor. Teslim tarihi 3 kez ertelenen tren hattının 8 yılda sadece yüzde 23’ü tamamlanabiliyor. .

2012 ile 2018 arasında firmaya toplam 825 milyon 138 bin 153 lira ödeme yapılıyor ve 73 kilometre uzunluğundaki hattın sadece 16.8 kilometre uzunluğundaki bölümüne 2018’de ödenen bedelin 825 milyon TL olduğu Sayıştay tarafından da belirleniyor.

Soyguna bakar mısınız?

Birileri vatandaşımızın hakkı olan yüzlerce milyonu (trilyonu) böyle  götürürken milyonlarca insanımız bu hırsızlık ve soysuzlukların neticesinde yoksul duruma düşüyor ve Marketlerde reyonları boynu bükük seyrederek evine geliyor.

(Yetimin hakkını çalanlara zehir ve zıkkım olsun! Bu yolsuzluklar hırsızlıklar ve alçakça soygunların sorulmasını bekliyoruz. Adalet sormazsa halen uyuyan vatandaşların uyanarak sandıkta sormasını bekliyoruz.)

Bankalar ve sanayi kuruluşları başta tüm işletmelerimiz yabancıların eline geçtiği için işçilerimizin alınteri ile üretilen imkânlarımız da yabancılar tarafından kendi ülkelerine götürülüyor. Çarklar bu şekilde tersine dönmeye devam ederken, soygun çarkı marketler düzeyine kadar iniyor. Halkın yokluğun en dibinde yaptığı alışverişler bile belirli zümreleri ihya etmeye devam ediyor.

Fiyatlar katlanarak büyüyor. Sahipleri hakkında FETÖ vd çok sayıda şaibenin yer aldığı BİM A101 mağazaları her sokağın başında adeta bulunur hale geldiğini görüyoruz. 7-8 milyar(katrilyon) karlarının olduğunu gördüğümüz bu manşetlerin arkasında AKP’nin olduğu ve bu marketler ile küçük esnafın bitirilerek paranın AKP’ye aktığı şeklinde haberler uçuşuyor. 

Suriyelilerin ve AKP’li olanların evlerine koli koli yardım gelirken, Yardım kurumlarına giden koliler bile bunlara dağıtılırken aynı ülkenin samimi vatansever evlatları işsiz aç ve yoksul vaziyette onurlu bir şekilde yaşam savaşı veriyor. Çalışanlarında maaşları doğalgaz, elektrik faturası ve mutfak masrafına yetmiyor!

Başarılı Ve Zeki Gençlerimizden Ne İstiyorlar? Birakın Okusunlar Ülkemizin Geleceği Olsunlar!

Sevgili Okurlar,

Boğaziçi, Bilkent Ortadoğu, Hacettepe gibi üniversitelerimiz de üniversite imtihanına giren 2,5 milyon öğrenciden ilk 6.000’e girenler okumaktadır. Bu gençler çalışkan, yetenekli, azimli başarılı ve ileride ülkemizin medarı iftiharı olacak gençlerdir. Genç nüfus ekonomide dinamik güçtür. Türkiye’nin kalkınmasında önemli bir imkândır. Bu çocukların hatası varsa bile olumlu bir yaklaşımla onları eğitmek yerine en ağır sözlerle onları haksız bir şekilde itham etmek kabul edilemeyecek kadar kötü vahim bir davranıştır.

Başarılı çocuklardan adeta intikam alınmak istenircesine davranıldığı ülkemizde gençler genelde gelecekten ümitsiz. Artık kurumlarda liyakatin ve başarının dikkate alınmadığını insanlarımız çok iyi biliyor. AKP’li ailelerin çocukları olmayanlar kendilerine gelecek göremedikleri ülkemizden yurt dışına giderek hayatlarını idame ettirebilecekleri bir konuma geçmenin hayalini kuruyorlar.

Sadece gençler mi ne yazık ki iktidar tarafından toplum bütün aydınlanmacı kazanımlarını terk etmeye zorlanıyor. Ülkemiz, bilgisiz ve görgüsüz bir siyasal kadro yobazlığının tacizi altında bunaldıkça bunalıyor.

Gençlerimizin %78’i Türkiye De Durmak İstemiyor

Sevgili Okurlar,

Deveye demişler “Boynun Eğri” oda “Nerem doğru ki” demiş.

İslamcı zihniyetin Türkiye’yi kalkındırmak ve ileri götürmek gibi bir tasası olmadığı, aksine cahilleşmeden medet uman, Arap çöllerinde Cahiliyye döneminde yaşanan hurafe ve din dışı davranışları yeni bir din olarak insanlarımıza kabul ettirerek, binlerce yıl aydınlanmanın ana kaynağını teşkil etmiş Büyük Türk Milletini, kimliksiz şahsiyetsiz Afganistan’dan da geri bir toplum haline getirmeye çalıştığı görülmektedir.

Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Cevdet Kılıç, Facebook hesabı üzerinden öğrencileri ölümle tehdit ediyor paylaşımda: ” Siz hani bir ayı geçti eylem yapıyorsunuz ya. Biz eylem falan yapmayız. Biz gece vakti işi bitirir, ertesi gün işe gideriz.” diyor..

Bu vahim tehdit demokratik ve medeni bir ülkede yapılsaydı milyonlarca insan yollara dökülür protesto ederdi. Burada bir yandan hayat mücadelesi veren vatansever arkadaşlarımız dışında bir ses çıkmadığı gibi, Milliyetçi bir duruş sergilemesi lazım gelen Sayın Bahçelinin tam tersine masum öğrencileri hedef alarak -bizim gençliğimizde pek de moda olan- “Asmak gerek, kesmek gerek” tarzında sarf ettiği sözleri üzülerek ve ibretle izledik.

Bütün bu olumsuzluklar nedeniyle gençlerimizin % 78’i Türkiye de durmak istemiyor. Ailesi nesi var nesi yok satıyor savıyor gençleri Yurt dışında nasıl bir imkân yakalayabilirse o imkâna doğru yönlendiriyor. Böylece vasıflı ve eğitimli olanlar da beyin göçü olarak yurt dışına çıkıyor. Dün Ortadoğu Teknik Üniversitesine bu gün Boğaziçi üniversitesine yönelik yapılan hakaretler ve zulüm tarzındaki davranışlar, başarılı gençlerimizin ülkemize hizmet duygularını, kendi ümmetçi, karanlık ve ideolojik yaklaşımlarıyla köreltmeye çalışılmasından başka bir şey değildir.

Çünkü İslamcı zihniyet Aydın ve başarılı gençlerimizin ülkemizin geleceğinde söz sahibi olmasını istememektedir. Çünkü Din istismarcısı Türk düşmanı zihniyet ülkemizin Afganistanlaşması hedefine doğru adım yürüdüklerinin bilinciyle hareket etmektedir.

Yeni Anayasa Gündemi

Sevgili Okurlar,

Türkiye, yeni bir anayasa tartışıyor. Lakin halkın gündeminde yeni anayasa yok.  Peki, yeni anayasa tartışması nereden çıktı? Amaç, gündemi değiştirmek mi? Cumhurbaşkanı’nın tekrar aday olup olamayacağıyla mı ilgili bu tartışma? Yoksa Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini daha da güçlendirecek bir anayasa mı yapmak mı?

AKP iktidarı, aslında hiç olmadığı kadar çaresiz, yalnız ne yapacağını bilmez durumdadır. Bütün gücünü, muhalefetin dağınıklığı, cesaretsizliği ve programsızlığı ile devleti elinde tutmaktan almaktadır. Erdoğan-AKP iktidarı, mankurtlaştırılmış cahil tabakanın manipülasyonu ve algı yönetimi ve Milliyetçi Partinin Genel Başkanı olduğunu unutan Sn Bahçeli’nin desteği sayesinde ayakta durmaktadır.

İşte ,gündem bu şekilde devam ederken AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi toplantısının ardından Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı basın toplantısında: “Türkiye’nin tekrar anayasayı tartışmasının vakti gelmiştir” deyiverdi. Erdoğan sözlerini “ Önümüzdeki dönemde yeni anayasa için harekete geçebiliriz” diyerek sürdürdü.

Sn Erdoğan, zaten bu konuda desteğe hazır Sn Bahçeliyi ve MHP’sini  kastederek “Cumhur İttifakı’ndaki ortağımızla bir anlayış birliğine varmamız halinde önümüzdeki dönemde yeni anayasa için harekete geçebiliriz’ ifadelerini kullandı.

Tek Adam Rejimi Halkın Desteğini Kaybetmiştir

Sevgili Okurlar,

Türk Tarihi ve Ulusal Sorunlarımızı ele aldığımız çalışmamızın “Türksüz Anadolu’ya Hayır” başlıklı 1. Cildinde Başkanlık sisteminin mahzurlarını ayrıntılarıyla anlatmıştık. Türkiye son 4 yıldır anlattıklarımızı aynen yaşadı ve adına Başkanlık sistemi dedikleri tek adam rejimi halkın desteğini kaybetti.

Şimdi İslamcılığın/ümmetçiliğin Cemaat tarikat ve mankurtlar dışında itibar edeninin kalmadığı bir zamanda Anayasa Değişikliğinden bahsetmenin üç sebebi bulunmaktadır.

Birincisi milyonlarca insanımızı yeni tartışmaların içine sürüklemek eğer Anayasa değişikliği yapılamazsa bile sanki Yeni Anayasa da “geniş hak ve özgürlükler olacakmış da buna Atatürkçüler engel oluyormuş” gibi bir rüzgar estirerek erken seçime gitmek suretiyle kendilerini bu yolla kurtarmaya çalışmaktır…

İkincisi Anayasanın yürürlükteki kurallarına göre AKP Genel Başkanı’nın önümüzdeki ilk seçime Cumhurbaşkanı adayı olarak katılması mümkün olamayacağı görülmektedir. Sayın Erdoğan’a hukuken tıkanmış olan Cumhurbaşkanlığı seçimine katılma yolunu açmak ve seçilmesini sağlayacak yeni düzenlemelerin anayasal temelini oluşturmak istenilmektedir.

Üçüncüsü ve asıl önemlisi ise İslamcı hareket, yakaladığı tarihsel fırsatı kaçırmak istemiyor. Son bir hamle ile geri dönüş çizgisini aşarak hem kendisini kurtarmayı, hem de Türk kimliğinin ümmet kazanında yok edildiği karanlık rejimini kurmayı hedefliyor.

Hedef Rejim Değişikliğidir

Türkiye Atatürk’ün ebediyete intikaliyle birlikte emperyalizmle, yobazlık ve gericilikle olan hesaplaşmasını bitirememiş ve iktidarını Batı’nın desteğinde ki İslamcı zihniyete kaptırmıştır. Yirmi senedir yerden yere vurulmuş, Cumhuriyetin tüm kazanımları Türklerden geri alınmaya çalışılmış, şimdi de son darbe vurularak kalıcı rejim değişikliğinin Afganistanlaşmanın yolu açılmak istenilmektedir.

Hâlbuki ülkeyi yönetecekleri sandıkta seçen vatandaş bunları “ülkemin bütünlüğünü, canımı malımı koru, huzuru sağla; kanun hâkimiyetini ve kamu düzenini güçlendir, adaletten ayrılma; temel insan haklarını geliştir, iş aş ver; eğitim, sağlık ve adaletin kalitesini artır, zengin millet, hür birey olarak yaşanacak güvenli ortamı tesis için çalış” diyor ve bunu bekliyor. Verilen yetki, şu veya bu kesim için değil, ayrımsız bütün yurttaşlar içindir.

Yeni Anayasa Yeniden Kuruluş Anayasası Olacakmış!

Sevgili Okurlar,

11 Şubat tarihli Hürriyet gazetesinde yayımlanan Abdülkadir Selvi’nin talimatlı olduğu bilinen yazısında “Yeni Anayasanın Yeniden Kuruluş Anayasası” olacağının ilan edildiğini görmekteyiz.

12 şubat günü ise yine aldığı talimat üzere konuşan diğer bir isim olan AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan’ın “Bu Anayasa’nın ismi YENİDEN KURULUŞ ANAYASASI olacaktır” şeklindeki açıklaması ile yapılmak istenilen hareketin Cumhuriyet rejiminin yıkılması yerine Ülkemizi 1500 yıl öncesine Arap çöllerindeki cahiliyye dönemine götürecek Sözde bir İslam Devleti kurulması olduğunu bir defa daha idrak etmiş oluyorduk.

Ergenekon-Balyoz kumpasları esnasında FETÖ’nün kanalı olan STV’de canlı yayında orduevi önünde bildiri okuyan FETÖ kumpaslarının sözcüsü Cahit Özkan’ın, “Yüz yıllık serüvenin ardından istiklal mücadelemizin bütün bu alanlarda amacına, hedefine ulaşacağı, kuruluş anayasası olarak, sivil, demokratik bir anlayışla hazırlanmış anayasayı inşallah gerçekleştirmiş olacağız” sözleri de yapılmak istenilen cumhuriyet yıkıcılığının kılıflanmış haliydi. 

Böylece, İslamcı/ümmetçi hareket, Türk’e dönüş devrimi olarak kurulan, laik ve aydınlanmacı bir karaktere sahip olan 1923 Cumhuriyetini sonlandıracaklarını ve yeni bir devlet kuracaklarını da en yetkili ağızdan ilk kez ve doğrudan açıklamış oluyordu.

AKP neyi yıktı da yeniden kuruyordu? Aslında bu konuda AKP’den çok, AKP’nin “kutlu davasının” yol haritasını açık açık uyguladığını görmeyenlere, görmek istemeyenlere bir daha bir daha gerçekleri anlatarak onları uyandırmamız gerekiyor.

AKP’nin 2023’te yeniden kuruluş anayasası, ilan ettikleri “yüz yıllık reklam arası ” dedikleri hedeflerinin sonucudur.

Evet, “İslamcılar/Ümmetçiler” Atatürk’ün Kurduğu Cumhuriyet, kapatılacak bir reklam arası olarak görmektedirler. 1921 Anayasasına dönüş adı altında Cumhuriyet rejimini ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar. 

Kurucu Devlet Kurucu İktidar Ne Demektir?

Sevgili Okurlar,

Türkiye Cumhuriyeti de 2 yıl sonra, 100. yaşını kutlayacak olan bir devlet. TBMM, Cumhuriyetten 3.5 yaş daha büyük üstelik. O yüzden Osmanlı Devleti’ndeki anayasa birikimini, Meşrutiyet hareketlerini görmezden gelerek; 1920’den sonra yapılan 4 anayasayı yok sayarak; sanki İslamcı/ümmetçiler tarafından Türkiye Cumhuriyeti Devleti yerle bir edilmiş, Cumhuriyete ve Cumhuriyetçilere karşı kazanılan bu savaşta yer alanlar bir araya gelerek yeni bir Anayasa hazırlamak durumunda kalmışlar gibi ısrarla “yeni rejim”, “yeni Türkiye”, “kurucu anayasa”, “yeniden kuruluş” demek anlaşılır bir şey değildir.

Öncelikle bu gün görev yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yeni bir anayasa yapma hakkı yoktur. Yani bugünkü TBMM’nin “KURUCULUK VASFI” yoktur. Bugünkü Meclis, ayıplı bir seçim kanunu ile yüzde on seçim barajı ile oluşmuş bir meclistir.

Anayasa yapıcı yani en baştan anayasa yapacak, kuruculuk vasfına sahip bir meclis olabilmesi için, yeni bir anayasa yapacağı ilan edilerek,  tüm partilerin  temsil edildiği, yani baraj ayıbı olmayan,  bir seçim sistemiyle oluşmuş bir Meclis olması lazımdır.

Anayasaların kalıcı olabilmeleri içinde kurucu vasfına sahip bir Meclis tarafından vasıflı çoğunlukla kabul edilen anayasanın da, yine halk oyuna sunularak, gerek halk oyuna katılımın ve gerekse kabul oylarının da vasıflı bir çoğunlukla çıkması halinde yürürlüğe girebilecek olması gerekir. ABD’de olduğu gibi devleti sıfırdan kuran iktidara Kurucu İktidar denir.

Sevgili Okurlar,

1789 İhtilali’nden sonra yeni anayasa yapan iktidara da “Kurucu İktidar” denir. 1921 ile 1924 anayasalarını kurucu iktidar yapmıştır. Ancak 27 Mayıs 1960 ihtilalinde anayasa ilga edildiği için 1961 Anayasası’nı Kurucu Meclis yapmıştır.

12 Eylül Kenan Evren darbesinden sonra da 1982 Anayasası’nı da bir Kurucu Meclis yapmıştır. Bu gün bu şartların hiç birisi yoktur. AKP ve MHP ortaklığı ne savaş kazanılarak ülkeyi kurtarılmış, ne Cumhuriyete karşı İslamcı/ümmetçi zihniyet bu savaşı kazanarak kurucu iktidar sıfatıyla yeni Anayasa yapma hakkı elde etmiş değildir. Kurucu Meclisin oluşması için bir ihtilal durumu da söz konusu değildir.

Akp’nın İstediği 1921 Anayasası Gibi Halkçılığa Dönüş Değil Cumhuriyeti Tümden Yıkmaktır.

Sevgili Okurlar,

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün yeni anayasa için 1921 Anayasası ruhuna atıf yapması da ilginç fakat gerçekçi değildi. Çünkü 1921 Anayasası, egemenliğin saraydan alınıp halka aktarılması, kısacası halk egemenliği anlayışı temelinde, Büyük Millet Meclisinin faaliyetine başladığı dönemde düzenlenmiş bir “Halkçılık Beyannamesi”ydi. Halkın egemenliği uzun süre ayrıcalıklara karşı eşitlik ve demokrasi anlamında kullanıldı. “Halkçılık”; egemenliğin bir kişi, sınıf, elit grup ya da zümre tarafından, ayrıcalıklılar eliyle kullanılmasına itirazın adıydı. Ve o haliyle bile Yurdun dört bir tarafını sarmış iç ve dış düşmanlarla bunlarla işbirliği halinde olan Saray, Padişah, Başbakan hükümet ve her türlü zararlı cemiyetlere karşı yükselen bir çığlık gibiydi

Kaldı ki Milli mücadeleyi Meclis’in yürütmesi gerektiği düşünülmüştür. Fakat bugünkü siyasal iktidar 2017 referandumuyla birlikte Meclis’i bir anlamda işlevsiz hale getirmiştir. Kapatmıştır da diyebiliriz. Meclis var mıdır, yok mudur, varsa ne işe yaramakta olduğu belli değildir.

Sevgili Okurlar,

İslamcı/Ümmetçiler 1921 Anayasa’sı istiyoruz görüntüsü altında Cumhuriyeti tümden ortadan kaldırma peşindedirler. Halbuki 1921’de milli mücadeleyi yürütmek için oluşmuş bir Meclis vardı. Burada Meclis tek güçtür. 2017 yılında kabul edilen Anayasaya göre ise Tek adamın her şeye hâkim durumdadır. İslamcı/ümmetçi anlayışça yapılmak istenilen Meclisten ve STK’lardan alınan yetkilerin tekrar devredildiği bir Anayasa değil mevcut anayasanın tahkim edildiği teokratik bir rejime dönüştür. Dolayısıyla kastedilen durumun 1921 Anayasası’nın anlayışıyla bir bağı bulunmamaktadır.

AKP sözcüleri ve İslamcı/ümmetçi taife 1921 Anayasası ruhu ile 2. Cumhuriyetçilerin 30 yıl önce ortaya sürdükleri gibi Anayasanın ilk dört maddesini ve laikliği kaldırıp yerine 1921 Anayasasında var olan “ Türkiye Devletinin dini, din-i İslam’dır” cümlesini hayata geçirme arzusudur. Böylece Türklerin Cumhuriyetin kurucusu olmaları sebebiyle elde ettiği tüm haklar ve on beş bin yıldır dünyanın her köşesine Türk Mührü vurmuş bir ırkın varlığı silinecektir. Türk Devleti, Ümmetçi zihniyete, Suriyelilere ve PKK’ya resmen teslim edilecek çok kanlı geçeceği belli Batı’nın 100 önceki hayali olan Türkleri Anadolu’dan çıkarma, kalanları katletme projesi (Şark Meselesi/BOP) olan “Türksüz Anadolu”ya geçiş süreci başlatılacaktır.

Bunu görmemek için kör olmak gerekir. Biz bunun Kitabını yazdık. Süreç yazdığımız şekilde devam etmektedir. Sn Devlet Bahçeli’nin içinde olduğu açıkça belli bu oyuna alet olmamaları için MHP’li kardeşlerime sesleniyorum lütfen uyanınız ve bu ihanete alet olmayınız.   


HDP Ve PKK’da 1921 ANAYASASI İSTİYOR!

Sevgili Okurlar,

Bu arada hızlı gelişmeler oluyordu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret eden HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar:

“Güçlü parlamento, güçlü denetim sistemi ve yerel demokrasi öneriyoruz. Tam da bu temel ilkelerin yer aldığı 1921 Anayasası bu konuda ilham kaynağı olarak değerlendirilebilir.” diyordu.

Açılım sürecinde terör örgütü lideri Bebek katili, Çözüm Süreci ihanetinin zirve yaptığı 2009’dan 2015 yılına kadar yaptığı açıklamaların çoğunda 1921 Anayasasının kurucu bir anayasa olarak yeniden ele alınmasını istiyordu. HDP son 6 ay içerisinde yaptığı açıklamalarda 1921 Anayasası talebini sıkça dile getirmişken AKP’nin buna sarılması MHP’nin ses çıkarmaması gelişmelerin hangi yönde devam ettiğinin açık bir işareti gibidir.

PKK veya HDP 1921 Anayasasını “Daha demokratik” olduğu için istiyorlarmış(!) 50 bin insanımızın katili PKK’nın siyasi uzantısı parti de demokratikmiş(!) şu hale bakın. Demek ki, kişi hakları ve özgürlükleriyle ilgili “demokrasi” birden grup hakları talebine dönüştürülüp Türk milletinin bütünlüğüne karşı kullanılmak isteniyor.  Bütün bu çarpıtmalar acaba bilgisizlikten mi, yoksa örtülü amaçların gereği olan Türkiye Cumhuriyetini yıkmak Türk varlığına son vermek için mi yapılıyor?

1921 Anayasası’nın üzerinden yüz yıl geçti. Ama tartışmaları bitmedi. Bu anayasanın görülmek istenmeyen en önemli maddesi şu: Türk tarihinde ilk defa “Hâkimiyet bilakaydüşart (kayıtsız şartsız) milletindir” ilkesi resmen ilan edilmesidir. Yani “millî egemenlik hanedandan alınıp, çağın anlayışına göre Türk milletine devredilmiştir. Halen de devam etmektedir. 

Ancak AKP, PKK ve HDP 1921 Anayasasıyla Vilayetlere ” muhtariyet” tanınmasını “özerk yönetim” zannederek bu düzenlemeye dört elle sarılmaktadırlar. Gerçekle ilgisi olmadığı halde, anayasada “Lazistan” ve “Kürdistan” gibi “eyalet” isimlerin verildiğini öne sürerek, günümüzde de benzeri uygulamaların hayalini görmekteler. Kaldı ki 1921 yılında 61 ilimiz/vilayetimiz vardır. Bunların tamamı, Rize ilimize coğrafi anlamda verilen “Lazistan” sözcüğünün dışında, bugüne aykırı herhangi bir isimlendirme bile yoktur.[1]

Bir yandan PKK ile savaşırken diğer taraftan PKK’nın taleplerini karşılayacak bir anayasa yapılmak istendiği görülmektedir. Demokrasi teröre yenik düşürülmeye çalışılmaktadır. Milli bağımsızlığı ve egemenliği konusunda hassas olması gereken ülkemize, uluslararası kuruluşların ve iç uzantılarının belirlediği ilkeler Anayasa diye dayatılmaktadır. Milli bağımsızlık ve egemenlik olmadan demokrasi olmayacağı unutulmamalıdır.

1921 Anayasasına Dönmek Cumhuriyet Öncesine Dönmektir.

Sevgili Okurlar,

Türk Milleti olarak bağımsızlığımızın ve insanca yaşamamızın teminatı olan Cumhuriyetimizi yıkarak, Anayasamızda yer aldığı şekliyle “Laik demokratik sosyal devlet” yerine, ,  “totaliter”, “teolojik” devlet kurma özlemi çekenlerin binlerce okul, öğrenci yurdu, öğrenci evleri gibi mekânlarda örgütlenerek devletimizi ele geçirme, Cumhuriyetimizi içeriden çökertme faaliyetlerinde bulunması toplum olarak yaşadığımız ve yaşamakta olduğumuz vahim hadiselerdir.

200 yıl önce olduğu gibi bu günde içeriden ve dışarıdan maruz kaldığımız saldırıları incelediğimizde Osmanlı Devletinin büyük toprak ve insan kayıplarıyla birlikte parçalanmasına sebep olan hadiselerin benzeri bir komplo ile karşı karşıya olduğumuzu görmekteyiz.

Nitekim, AKP ile HDP ve PKK başını buluşturan “1921 Anayasası” vurgusuna Ayasofya baş imamı Prof. Dr. Mehmet Boynukalın da katılarak “ Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerinden biri olan laikliğin yeni anayasada yer almamasını isteyerek “1921 ve 24 anayasalarında devletin dini İslam’dı ve laiklik yoktu. Cumhuriyet fabrika ayarlarına dönsün” ifadelerini kullanıyordu. Hâlbuki 1921 Anayasa’sı dedikleri bir temsil heyeti tüzüğüdür ve 1921 Anayasasına dönmek Cumhuriyet öncesine dönmektir.

Türkiye Cumhuriyeti, Türk Milletinin bin iki yüz yıl sonra “Türk” adıyla kurduğu ikinci devlettir. Türk Cumhuriyeti Batı’ya karşı şerefli bir duruşun neticesinde kurulmuş emperyalizmi en az 100 yıl geriye atmıştır. Denize döktüğümüz veya gemilere bindirerek kahkaha marşıyla uğurladığımız düşmanın hazmedemediği, içimizdeki işbirlikçilere “Türk” ve “Atatürk” düşmanlığı yaptırmasının asıl sebebi budur.

AKP’nin dillendirdiği 1921 ruhu ve özerklik, hem HDP’ye çengel hem de Cumhur İttifakı dışında kalanları ayrıştırma, yan yana getirmeme tuzağıdır. MHP’nin “kapatılsın” dediği HDP’yi, AKP’nin “Yeni Anayasaya tüm siyasi partiler katkı sunmalı” diyerek sürece dâhil etmeye çalışmasından başka bir şey değildir. Bu sebeple dün “Çare Kandil’dir, Çare Öcalan’dır” diye haykıran AKP bu gün sanki HDP ile kavgalı imiş gibi algı oluşturarak MHP’ye sempatik görünürken diğer taraftan HDP ile birlikte Cumhurbaşkanlığı ve Rejim değişikliğini gerçekleştirme peşindedir.

1921 ruhu söylemi sadece HDP’ye değil, hem AKP’den kopanlara hem de Oğuzhan Asiltürk SP’sine çengeldir. Ali Babacan’ın “İlk dört maddenin tartışılmasını” isteyebilmesi ve bu konuda tepki gösteren kurucu üyenin ihracı yönünde karar alınması el altından bir takım pazarlıkların ve kaynaşmaların oluştuğunu göstermektedir.

Akp’nin 1921 Anayasası Dediği 3 Sayfa 23 Maddelik Bir Temsil Heyeti Tüzüğüdür.

Sevgili Okurlar

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün yeni anayasa çalışmaları için 1921 Anayasası’nı referans olarak gösterdiği açıklama Türk halkının önüne konulmuş büyük tuzaklardır. Tüm bu tuzaklar sın 10 yıldır Bebek Katili ile görüş alışverişinde bulunan ABD’nin veya Terörist Başı Bebek Katilinin basına yansıyan fikirleridir.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül sanki PKK’nın veya ABD’nin dayattığı bir çözüm şekli değil de yeni ve umut verici bir söylemmiş gibi “1921 Anayasası’nın Türkiye’de yaşayan herkesin, her düşüncenin, her inancın, her anlayışın yansıdığı bir toplumsal sözleşme metni olduğunu” vurgulayarak, “Cumhuriyeti, 1921 Anayasası’nın ruhuyla taçlandıracağız” diyordu.

AKP’nin 1921 Anayasasını örnek alacaklarını belirtmiş olması da önem taşıyor. Çünkü, böylece hem mevcut devlet ve rejimle yanıltıcı bir süreklilik bağı kuruluyor hem de 1921 Anayasası’nın 2. Maddesi’nde belirtilen “Devleti dini İslam’dır” hükmünün yeni anayasaya konulması için bir meşruiyet zemini yaratılmak isteniyor!

Oysa, 1921 Anayasası, bir geçiş anayasası niteliğindedir. Çünkü bu Anayasanın yapıldığı zaman, henüz ulusal kurtuluş savaşının ilk yıllarıdır. Bu mücadelenin nasıl sonuçlanacağı belli olmadığı gibi, Hilafet ve Saltanat da tasfiye edilmemiştir. Bu nedenle, “Teşkilatı Esasiye Kanunu”nda “devletin dininin İslam olduğunun” belirtilmesinden daha doğal bir durum yoktur.

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren filen ve sert şekilde uygulanan laiklik ilkesi, ancak “inkilabın yerleştiği” varsayılan 1937 yılında anayasaya girecek, “devletin dininin olamayacağı” anlayışı resmen benimsenerek, devletin değiştirilemez niteliklerinden biri haline gelecektir.

Görüldüğü gibi 1921 Anayasası’nı –ilan edildiği zamandan ve zeminden koparıp çarpıtarak- Cumhuriyete karşı bir silah olarak kullanmak istenilmektedir Ancak, “1921 ruhu” dedikleri o ruh, saray saltanatını yıkıp Cumhuriyeti kuran ruhtur; Cumhuriyetin yıkılması için kullanılmasına yasal tepkimizi göstermeli ve böyle bir ihanete yol açılmasına asla müsaade etmemeliyiz!

Türk Tarihini, Türk Kimliğini, TürkiyeCumhuriyetini Reddederek Arapçı Emevi Artığı Bir Rejime Geçilmesine Asla Müsaade Etmeyiz

Sevgili Okurlar,

AKP 20 yıldır yalanlar, yanlışlar, iftiralar ve yutturmacalardan oluşan algı yönetimi ile halkı aldatmaktadır. 1921 Anayasasına dönmek kuruluş ayarlarına dönmek değil Cumhuriyet öncesine dönmektir. Cumhuriyetin kurucusu asli sahibi Türk milletidir. Türk Milleti var oldukça, hiçbir iç ve dış odağın, hatta TBMM’nin “yeni” bir anayasa yaparak, devletin kuruluş esaslarını (kimliğini) değiştirme hakkı ve yetkisi bulunmamaktadır.

Çünkü, bu egemenlik asırlar ötesinden gelmektedir; Türk Milletine aittir, ortağı da yoktur. Devlet çoğunluğun özelliklerine göre kurulduğu ve milletin bütününü temsil ettiği için, anayasaların her maddesi değişebilir, ama kimliği belirleyen maddelerine dokunulamaz. Nitekim 1876’da yapılan ilk anayasamız Kanun-i Esasi ile 1924, 1961 ve 1982 anayasaları da sıfırdan yapılmıştır, ama devletin kimliğini belirleyen esaslara hiç dokunulmamıştır. Tarihin ve milletlerarası hukukun hükmü de böyledir.

Sanki Türkiye Cumhuriyeti yeni kurulmakta olan bir devletmiş gibi davranmak Türk Tarihinin gerçeklerini ters yüz etmektir. Sadece son 2.000 yılda Selçuklu Osmanlı gibi Cihan devleti, Devlet, Hanlık Beylik Atabeylik gibi 130 devlet kuran Türkler, binlerce yıldır tarih sahnesine bulunmuş köklü bir millettir. Avrupa milletleri 8.000 bin yıl önce Buzul Çağdan henüz çıkamamış çıkan kısımlarda da mağara devrini yaşarken Türk Milleti yer altından sulama kanalları açıyor, tarımda, hayvancılıkta, kültür ve medeniyette ileri bir vaziyette bulunuyordu.

Bilineni on beş bin yıllık birikimi, deneyimi, geleneği olan Türk Milletini din potasında eriterek kimliksiz bir zümre haline getirilmesi Türk düşmanlarının binlerce yıldır başaramadıklarının başarılmasına, 100 yıl önce kovduğumuz düşmanın tek kurşun patlatmadan kazandığı bir zafer olacaktır.

Türkiye cumhuriyetini kuran ve büyük önder Atatürk’ün Türk Gençliğine hitabesinde belirttiği gibi “Türk Cumhuriyetini korumak ve ilelebet devam ettirmek” görevini üstlenmiş Türk gençliği olarak, siyasi kurumlardan ve partilerden Türk milletin birlik ve bütünlüğünü sağlamak, “Türk milli kimliğine saygısızlık yapılmasını önlemelerini istemek” en tabii hakkımızdır

Son 40 yıldır hızlandırılmış bir şekilde yaşadıklarımıza baktığımızda gördüğümüz manzarayı umumiye “emperyalizm ve yerli işbirlikçilerin ‘Türksüz Türkiye’ hayali örtüşüyor. Türkiye bir yandan yönetenler eliyle diğer yandan içerideki ve dışarıdaki işbirlikçiler ve terörist unsurlar vasıtasıyla savaş alanına çevriliyor.”

Cumhuriyet düşmanlarının, Atatürk düşmanlarının Türk düşmanlarının hedefi; Cumhuriyetin içerisini boşaltarak, Türklerin Cumhuriyetin kurucusu olarak elde ettiği hakları elinden almaktır.

Türk Cumhuriyeti kurucu millet olan Türklerin elinden alınarak, Türklere ait haklar PKK çukurlarının uzantılarıyla paylaştırılmak istenmektedir. Bu güne kadar yapılan Anayasa değişikliklerinin ve bundan sonra yapılacak nihayi Anayasa değişikliğinin hedefi “Türksüz Anayasa ve Cumhuriyetin resmen tasfiyesidir”.

“Yeni Türkiye” denilen ihanet projesi ise Türk Milletinin müstemleke vatandaşı bile olamayacağı bir Türkiye’dir. Bu gün bu ihanet “1921 Anayasasını getirerek Cumhuriyetin kuruluş ayarlarına döneceğiz” algısı ile yapılmak istenilmektedir.

İslamcı/ ümmetçi, Anayasanın ilk dört maddesi kağıt üstünde bırakılarak veya ortadan kaldırılarak Türk Milletinin dışlandığı yeni bir Anayasa getirilecek laiklik ilkesi kaldırılarak İslamcı yönetimin yolu açılacak bilahare yapılacak düzenlemelerle devletin adı “İslam Devleti” olacaktır. 4yıl önce yayınladığımız “Türksüz Anadolu’ya Hayır” başlıklı kitabımızda “Başkanlık ve diğer yapılmak istenilen hamlelerin Türksüz Türkiye amacını taşıdığı şeklinde endişe duymamıza sebep olmaktadır.” yazmıştık bu gün bu endişelerimizde ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıkmış bulunmaktadır.  

 Açık veya gizliTürksüz Anayasa” isteyenler Türkiye Cumhuriyetine ve Türk Milletine ihanet içerisindedirler. Türklüğe ve vatana karşı cürüm işleyenler bağışlanamazlar. Türklüğü bu topraklardan silmek isteyenleri asla unutmayacağız asla affetmeyeceğiz”

Özerklik, federasyon, konfederasyon… Hangi isim altında olursa olsun bu ülkeyi bölmek isteyenler; onlara yol verenler ve yardımcı olanlar kesinlikle unutulmayacak onların Türk varlığına karşı işlediği suçların hesabı muhakkak ama muhakkak yasalar huzurunda sorulacaktır.

Arkadaşlar Facebook’un kısa süren engellemesi ve zaruri olaylar sebebiyle sizlerden ayrı kaldık. Ancak bu ayrı kaldığımız süreyi telafi edecek şekilde yarım kalan konuları, sorularınızı ve güncel bakımdan önemli olayları ele alacağımız yeni paylaşımlarımızla sizlerle birlikte olacağız.

Tüm değerli Arkadaşlarımıza sağlıklı huzurlu başarılı güzel bir gün dilerim. Bir sonraki paylaşımımızda görüşmek üzere Sevgiler Saygılar Selamlar.

32.02.2021 Saat 01.05

TANER ÜNAL


[1] Sadi Somuncuoğlu 20 Şubat 2021

Related Post

ABD İstihbaratının Türkiye’de Yapılanması ve Faaliyetleri

Posted by - 12 Ocak 2021 0
                                                                                                           Türkiye; İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla beraber yabancı ajanların istihbarat savaşları yaşadığı ülkelerden birisi olmuştur. Balkanlar’a, Karadeniz’e kıyısı…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir