ABD’nin Uzaya Çıkmasının Önünü Açan Ders: Sosyal Bilgiler

Mertcan Abbasoğlu at 23 Şubat 2021 tarihinde gönderildi
249 0

Bu yazıda umumiyetle Sosyal Bilgiler üzerine uzmanlaşmaya çalışan biri olarak Sosyal Bilgiler Dersinin iç yüzüne ve özetle de tarihçesine değineceğim. Aynı zamanda ABD’nin uzay yarışında açık ara SSCB’yi ve emsal devletleri nasıl geçtiğine dikkat çekilecektir.

Devletler kudretlerini gösterebilmek için mevcut çağdaş ülkelerle yarışırlar. Alman İmparatoru anneannesi olan Victoria’nın devleti Büyük Britanya ile yarıştı. Osmanlı son zamanlarında en azılı rakibi Avusturya Macaristan İmparatorluğu, ittifak olunduğundaysa mücadele yönü kaçınılmaz canavar Rusya’ya döndü. Geçmişindeyse Rusya, I. Petro ile birlikte tüm komşularına kafa tutmaya çalıştı. Ama bunları yapabilmek için devletlerin halkına ihtiyacı vardır. Devletine hizmet eden halk gerekir.

Ancak içlerinde bir devlet var ki o tamamen farklı. Adeta proje gibi yükseliverdi. Halkını da proje ile oluşturdu. ABD halkı proje bir toplumdur. Devlet ise kusursuz fiziğe sahip insan gibi görünmek, imajını düşürmemesi gerekiyordu. Bunun elbette bir sebebi var.

Amerika Birleşik Devletleri’nin yükselişi paranoyaya bağlıdır aynı zamanda. Korkudan ve ezilmekten çekinmesiyle ilintilidir ABD’nin yükselmesi. Ama devletlerin önlem alabilmesi için de bazı şeylerden endişelenmesi gerekir. Bu haklı bir tavır. Şimdi diyebilirsiniz ki ABD neden korkacak? neyden korkacak? kurulduğunda Dünya siyasetinde bir vitamin dahi olmayan, Monroe Doktrini ile korunan devlet neyden ne şekilde korkmuş olsun? Avrupa ve Afrika’da elde edilecek çıkarlar Amerika’dakinden daha yüksekti. Amerika’ya kim ne sebeple tehdit teşkil etsin? Bunun sebebi nedir?

Evet ABD uzun yıllar iç savaşla ve iç dinamiklerini inşa etmekle meşgul oldu. 1861-1865 yılları arasında süren iç savaşta ve Temmuz 1863 Gettysburg Savaşı sonucunda gelen Birlik galibiyeti ABD’nin gelecek yıllarındaki ilerleyişini belirleyecektir. Robert E. Lee’nin stratejik bir hatayla sahalardan tozu dumanıyla birlikte çekilmesi korku propagandaları üzerine bir ulusu inşa etmiştir. 20. Yüzyılın hemen başlarından itibaren Birleşik Devletler adlarına yaraşır toplumsal ve kurumsal düzen adına birlik olmak için nedenler aramaya girişti.

ABD’de Sosyal Bilgiler Dersi Neye Hizmet Etti ?

Amerika Birleşik Devletleri yapay bir toplum oluşturma ihtiyacını kendi etki alanındaki buhranlardan ve olası sosyolojik ihtilallerden sakınmak adına edinmiştir. Bu minvalde onlar için oldukça gerekli olan yapay öğretim programı ve bir ders ortaya çıkarılmıştır. “Sosyal Bilgiler Öğretimi” adı altında çıkarılan “Sosyal Bilgiler alanı yıllar boyu birbiriyle çelişen tanımlardan, işlev örtüşmesi ve felsefi karmaşadan olumsuz etkilenmiştir.” [1] Bu ders aynı zamanda Sosyal Bilimleri pedagojik açıdan basitleştiren fakat alan yazını gereği içinde bu öğretime tabii tutulan herkesi geniş bir Sosyal Bilimci, alanında uzman, nitelikli şahıs haline de getirmeyi amaçlar. Yani bir tarihçi kadar tarih, coğrafyacı kadar ülkesinin coğrafyasını ve bir sosyolog kadar da toplum bilimine hâkim, çıkış yeri, orijini dahilinde ABD için topluma mâl olacak uzman kadronun yetiştirilmesini bu ders ana hedef sayar. Sosyal Bilimler ile Sosyal Bilgiler aynı şeyler değildir bunu karıştırmamak lazım. Kasalar dolusu incirden çürük çıkan olduğu gibi bu programdan da istenildiği gibi sonuç alınamayacak niteliksiz insanlar da doğal olarak çıkabilmektedir. Dolayısıyla yapay, suni bir ulus inşasında en tipik olgu da tutkal görevi görecek düzeneğin yani eğitim sürecinin hazırlanması, müfredatın oluşturulmasından geçmektedir. Müfredatlar kusursuzca hazırlandığı taktirde sorgulamaksızın rejim destekçisi bireyler yetiştirebilir. Bu kötü değildir. Aksine istendik yönde bir gelişimdir.

1892 tarihli Madison Konferansı sonrası oluşan ideal vatandaş ve tarihiyle bütünleşik sivil-politik yönetime dayalı ekonomi algısı 1900’lerin başına doğru toplumu kökten eğitmeye yönelik kuram, öğretim programı arayışına sürükledi. 1916’ya geldiğinde nihayet ilk defa bu uzun ve meşakkatli yolda Sosyal Bilgiler (Social Studies) ifadesi resmen kullanıldı. Benjamin Rush’ın da dediği gibi “iyi yurttaşlar yetiştirmek için eğitime ihtiyacımız var” düşüncesi infialler içerisinde cebelleşen heterojen, çok kültürlü bir yapı olan ABD için gerekliydi. Ve bu sayede Amerikalılar uzaya çıktı. Evet, ABD’yi uzaya çıkaran ders Sosyal Bilgiler Dersi, ABD’yi uzaya çıkaran öğretim programı Sosyal Bilgiler Öğretim Programı’dır. Ay’a indi veya inmedi orası ispatla iştigaldir.

1921’de kurulan National Council for Social Studies yani kısaltılmış haliyle NCSS adlı kuruluş ABD’nin menfaatleri için genç beyinleri işlemeye yönelik çalışmalar içerisine girdi. NCSS’nin alternatif tanımı 1903 yılında ABD’de kurulan “Siyaset Bilimi Dergisi[2] gibi NCSS’de kendi alanında homojen bir toplum yaratabilmek için oluşturulmuş Think Tank yani düşünce kuruluşudur. Ancak NCSS’nin görev tanımı bir ulus inşa etmek olduğundan bu işleyişte bir ilköğretim dersine yapılan yatırımlardan çok uzmanların da onayını aldığı için devlet tarafından devasa finansman sağlanan ve olağan dışı ders içi materyal tedariki ile desteklenen bir yapıdadır. NCSS ABD içerisindeki bu beyinlerden istifade edilerek ABD’nin Amerika Kıtası’ndaki ve emperyalist güdüsüne odak olmuş diğer kıtalardaki hakimiyetini koruyabilecekleri dinamizmden faydalanabilmek için çok çalışma gerçekleştirdi. Robert Koleji, Tarsus Amerikan Koleji, Lebanese American University, The American University of Rome, American College of Thessaloniki, American University in Cairo gibi pek çok Amerikan menşeli yurt dışı okul ABD içerisine beyin göçü çekmeyi aynı zamanda cazip hale getirir. Yanlızca bu yazdıklarım olarak düşünülmesin. ABD kaliteli insan avı gerçekleştirir Dünya’nın her yerinde. Bunun sebebi ABD içerisinde yetiştirilebilecek olan ham ideal beyin potansiyeli belirgindir. Bu sebeple başka ülkelerdeki en iyi öğrencilerin de finansörlüğünü sağlama derdindeler. En iyilerini toplama, ayıklama ve işleme ile meşguller. Değiller mi? Böylelikle ABD’ye getirerek onun beynini işlemeyi etik bulmaktadır. ABD’nin hayatta kalması buna bağlı. Üretmeye, satmaya ve beyin göçü çekecek cazibe yatırım merkezi olmaya. Petrolsüz Suudi Arabistan ne ise beyin göçü olmayan ABD odur. Her ABD Başkanı seçildiğinde elinde bir İncil bulunur ve ABD’nin menfaatlerinin kendi çıkarlarından dahi üstün olduğu üzerine yemin eder. Yani bunu eğitim sürecine entegre edecek olursak dışarıdaki zehir gibi çocukları ABD’nin gelişmesi için işlemek Başkan olarak, devlet olarak benim boynumun borcudur şeklinde düşünürler. Burada ince ayrıntı en iyi öğrencilerini ABD’ye beyin göçü yaptıran, yapmak zorunda bırakılan ülkelerin böyle bir dertlerinin genelde olmayışıdır.

Biz konumuza dönecek olursak, ABD az önce de izah ettiğim gibi yapısı gereği heterojen bir vatandaş kitlesine sahip ve 1970’lerin sonuna kadar da köle zihniyetiyle toplumsal reaksiyon kuruluş ayarlarında kaldı. Aslında halen daha devam edebiliyor diyebiliriz. Hortlatılan bir faşizm var çünkü. Ekonomik Buhran ile birlikte sosyolojik çözülme daha da arttı. Sosyal Bilgiler dersinin ana hedefi bütünleşik yurttaşlık bilinci kazandırmaktır çocuklarına. Yani öz haliyle çocuklarından ideal vatandaş olmaları beklenir. Hedef kazanım o yöndedir çünkü. Bunu yaparak esas elde edeceği fayda ilkel bir problem olan ve devletlerin gelişiminde sorun çıkaran “toplumsal ayrışmanın” verdiği zararlardır. Sosyal Bilgiler dersiyle bu cihetle hedeflenen bir diğer nokta ABD’nin gelişiminde engel teşkil eden “yurttaşlık” bilincinin tam olarak yerleştirilememiş olmasıdır. Devlet gelişebilmek için, yayılabilmek için toplumsal sorunları halletmeliydi. Yetiştireceği çocuklar da devletine bağlı ve ufacık sorunlarla kafayı takmadan ilmi gelişime destek çıkabilecek potansiyelde, donanımda, şiarda, isteklilikte olmalıydı. Bu dediğime dikkat ederseniz günümüz gelişmekte olan ülkelerin en büyük problemi toplumdaki çatlaklardır. Bu çatlakları da ABD (veya gelişmiş ülkeler genelde) kendi menfaati için yeni bir rekabet ortamından, düzeninden uzak durabilmek, rakiplerinin doğmaması için, doğmadan gırtlaklarından sıkıp yok etmek içi, kurduğu dengenin patlak vermemesi için içlerine sızar ve o çatlakları doldurarak ülkelerdeki her toplumsal ayrışmayı sağlayacak menfi olaya finans sağlar. Sağlamaz mı? Günümüzde Boğaziçi eylemlerinin gelmemesi beklenen nokta burasıdır. Değil midir?

Toplumlar içindekilerle barışık olduğu sürece devleti, devletleri yukarılara taşır. Buna da ABD kendi çıkarları için açıkça engel olacağını her platformda söylüyor.

Böylelikle öğretim programıyla birlikte ABD yapay Amerikan tarihini ve kültürünü aşılayarak çocukları küçüklükten suni bir devletin ana parçası halinde göstermeyi mendirek saymıştır kendisine. Öyle de olacaktır. Günümüzde sosyolojik infialler G. Floyd’dan önce öldürülen siyahiler ve Floyd’un bir kırılma etkisi yaratmasındaki sebepse o faşizan ve köleci kafanın halen daha bir güruh olarak bu devlet içinde yaşıyor olmasıyla ilgili.

Sosyal Bilgiler öğretimiyle birlikte 1950’ye kadar ABD’nin çocukları devletine hizmet eder hale getirildi. Toplum bilinci “Afrika kökenliler” haricinde oldukça başarılı ilerledi. Şöyle ki 1953’te Afrika kökenli, siyahi bir Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olsanız ve kütüphaneden kitap almak istediğinizde erişim sınırınız bulunmaktaydı. Çok bilindik bir olaydır otobüslerde cam kenarlarına oturmaları yasak, otobüsle seyahat etmek istediklerindeyse otobüsün en arka kısmında motor yanında sıcaktan kavrulmayı da kabul ederek seyahat edebilirlerdi. Ön kapıdan bindiklerinde yüzlerini hiçbir beyaz vatandaşa bakmadan, gözlerini dahi oynatmadan arkaya ilerlemeleri otobüs kuralıydı. Dolayısıyla Sosyal Bilgiler eğitimi ABD’de 1950’lere ve kısa bir süre daha tam bir bütünleşik toplum bilinci oluşturamayacaktır.

ABD’nin paranoyaya dayalı bir işleyişinin olduğunu söylemiştim. Evet bu böyledir. ABD 2015 yılında stratejik departmanlarındaki komplo teorisyenlerini ve uluslararası ilişkiler uzmanlarını kadrolarından çıkartarak onları bu kadrolara yeniden Stratejist adı altında geri aldı. Onlara kuramlarını değiştirmelerini söyledi. Bizdeki DPT ve MİT gibi teşkilatlardan çok daha ileri düzeyde olan NSA gibi hem güvenlik hem de planlama kuruluşları ABD’nin her anlamdaki problemine karşılık çözüm arayışında olan binlerce insanla doldurulmuştur. NSA ve CIA havadaki uçan kuşun dahi GBT’sini çıkartmadan uçurmaz. Devlet güvenliği konusunda oldukça ilerideler ancak sokaklarda bunun böyle olduğunu söyleyemeyiz.

Devlet güvenliği dendiğinde 1950’lerde doğrudan SSCB’nin adımlarının tahlil edilmesiyle de ilgilidir. Sovyet Rusya’nın her teknolojik hamlesi ABD bünyesinde ve çıkarları gereği kendilerini yok etmeye yönelikmiş gibi algılanmaktaydı. 1957 yılında Prude University tarafından gerçekleştirilen bir anket sonucunu sizlerle paylaşmak isterim. Bu sonuç korkutucu derecede ABD’yi hedefine ulaştırmıştır.

“…iki araştırmacı tarafından yapılan bir kamuoyu anketi sunuldu. Prude Üniversitesi’nden. Çünkü Haklar Bildirgesi Amerikan kültürü için gerekli görülüyor ve ideolojiyle bakıldığında, vatandaşların çoğunun içinde kurulan adalet idealini desteklediği anlaşıldı. Değişikliklerin çerçevesi böyle olmalıydı. Bu ideallerin bilgi ve desteğini ölçmek için, 1957’de Prude Üniversitesi, 2,000 kişilik bir gruba Haklar Bildirgesi hakkında bir anket uyguladı ve Sosyal Bilgiler ile değerlendirmesini istedi. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki lise öğrencileri ankette çok yoğundu. Anketin amacı öğrenciyi test etmekti. Kore Savaşı gibi olaylar sırasında ve sonrasında Amerikan demokrasisine ilişkin algıların SSCB üzerindeki gençlerin hemfikir olma durumlarını da ölçümleyecekti. Komünist yayılma ve ABD ile SSCB arasındaki var olan Soğuk Savaş gerilimi 1957 çalışmasının sonuçlarını gözler önüne öğrenciler tarafından serildi. 1951’deki benzer bir anketle karşılaştırıldığında, öğrenciler genel olarak Haklar Bildirgesi ile korunan tüm kişi ve gruplar için özgürlükten yana; ancak birçok öğrenci hala Marksist doktrini destekliyor ve bu konuda kararsızdı ve temel endüstri ve ekonomik kurumların hükümetin kontrolünde olmasından endişeliydi.” [3] Bu anketin sonuçlarıysa çok daha şaşırtıcıdır sevgili okurlar.

Anket sonuçları:

  • “Ülkedeki gençlerin yalnızca %35’i gazetelerin basılmasına izin verilmesi gerektiğine inanıyordu.”
  • “Ülkedeki gençliğin yalnızca %34’ü hükümetin insanları konuşması konusunda engellemesi gerektiğine inanıyordu”
  • “Ülke gençlerinin yalnızca %26’sı polisin kişinin evine izin olmadan bir arama yapmasına izin verilmesi gerektiğine inanıyordu”
  • “Ülke gençlerinin sadece %25’i bazı marjinal grupların gösteri yapmasına izin verilmesi gerektiğine inanıyordu”.

 Oranlar dikkat ettiğimizde lise öğrencilerinin kendi içinde ABD devletini eleştirebildiğini görmekteyiz. Hatta Marksist bir düşünce biçiminin yaygınlaştığı görülmekte. Bu anketin devamında elde edilen sonuç SSCB’nin gelişim göstermesine karşılık ABD’nin vatandaşlarını tatmin edemiyor olması olarak kayda geçmiş. Böylelikle ABD SSCB ile iki yönlü mücadeleye girişti. İlki doğrudan devletler arası bir mücadele ikincisi de ulusunun Sovyet düşünce tarzından muhafaza etme yönünde bir mücadele. Buna dair yazının gidişatından nasıl mücadele edildiği ile ilgili çıkarımlar siz kendiniz yapabileceksiniz. Dikkat edildiyse bu 1957’ye ait bir anket. Peki 1957’de bu çocukların böyle düşünmesinde etkili olan konu neydi? İki önemli nokta var.

  1. Sosyal Bilgiler Dersi kapsamında öğretilen “yapay Amerika” tarihi sayesinde ulusa korkuyu enjekte etmişti ve çocukların gençliklerinden itibaren devlet gibi düşünerek SSCB’nin öcü olduğuna inandırılmış olunması (öcü değildir demiyorum onların gözüyle bakarsak diyorum).
  2. 4 Ekim 1957’de SSCB Sputnik-I’i Uzaya göndermiş olmasıdır.

Prude Üniversitesi tarafından hazırlanan anketse 10 Ekim 1957 tarihlidir. Ölçümleme hızını görebiliyor musunuz? Devlet daireleri belirledikleri başı ezilesi düşmanlarının her hamlesinin kendi (ABD) ulusu içindeki etkisini ölçmekten yüksünmüyor veya erinmiyor. 6 gün sonra direkt anket yapıyor. Şimdi bu uzaya gitme işinin sosyolojik perde arkasına gelelim.

1957’de SSCB tarafından fırlatılan Sputnik-I’in iç katmanları

4 Ekim 1957’de SSCB’nin bu atılımıyla birlikte Sosyal Bilgiler Dersi boyut değiştirdi. “1950’de bilim araştırmalarını teşvik etmek için Ulusal Bilim Vakfı kuruldu ve hem devlet okullarında hem de üniversitelerde fen eğitimini geliştirmek amaçlandı. Ek olarak Ulusal Savunma Eğitimi Yasası (NDEA) 1958’de okulları artarn savaş sonrası Sovyet tehdidiyle rekabet etmek için oluşturuldu. NDEA’nın oluşturulmasıyla genel hedef okul bilimini, yabancı dilleri, matematiği, sosyal bilgileri yükseltmek ve rehberlik danışmanları sağlamayı hedefledi. Öğrencileri yukarıdaki alanlara yönlendirmek de istiyordu. Ulusal müfredat kavramı öğretmeni çalışmalarının akademik içeriğini daha ciddiye almaya teşvik etmişti. Sonuç olarak Amerikan Eğitim Sistemi yoğun ve kapsamlı bir şekilde yeniden elden geçirildi.”[4]

ABD’nin çizgi roman karakterlerini de kullanarak hazırladığı propaganda afişi.

Bunların olmasındaki sebep SSCB’nin ABD’den önce uzay yarışında 1 adım önde olmasından kaynaklıydı. Aslında 1 adım önde değildi çünkü adı henüz konmamış bir mücadelede deneme yanılma yöntemi ilk kez Sovyetler tarafından denenmişti. Sputnik dünya yörüngesinden çıkmayı başaramasaydı stratosferde infilak etseydi ABD bam başka bir yol çizebilirdi. Sosyal Bilgiler ders materyalleri içerisine ve müfredatına uzaya merak saldıracak konular da konulmaya başlandı. Örneğin 1957 sonrası NCSS’nin alacağı kararlarda ulusal uzay programına meraklı öğrenciler yetiştirmek için öğrencilerin edebi yönlerinin fantastik ve uzay kurguları üzerine organize edilmesinin öneminin altı iyice çizildi. Yani daha belirgin şekilde nasıl anlatılabilir, ABD binlerce George Lucas istiyordu. Binlerce Star Wars benzeri ürün ve binlerce uzaya meraklı, uzayı keşfetmeyi hedefleyen Amerikalı genç, çocuk arzulamaktaydı diyebiliriz. Artık kabuğundan çıkmış ülkesi için hizmet eden bir kitleyi daha iyi organize edilmiş genç beyinlerden beslenmek istiyordu. Aslında ABD’nin istediği uzayda kaybolmak pahasına Sovyetler’i uzay macerasında geçmek, adına ve patentlerine gölge düşürtmemekti. SSCB’yi yerin dibine gömmek kısacası. Bu yüzden süregelen rekabet ortamında nitelikli toplum inşasında 40 yılı aşkın süredir (1957 öncesi) başlanmıştır.

Sovyet Rusya’nın propaganda afişi.

Devlet bu yarışı kazanmak adına toplumsal sorun gibi artık ucuzlamış problemleri, bayatlamış oy getiren propagandaları bir çırpıda çözümlemeye gayret edip üzerlerinden oy devşirmeye çalışmadan onları politik kazanım olarak görmeden silip atmaya çalıştı. Artık hali hazırda ortalama toplumsal kalkınmayı da elde eden Amerika Birleşik Devletleri “uzaya çıkma” hayaliyle yanıp kavrulan çocukları finanse etmeye başladı. Basit problemlere kulak kapadı onları devleştirmedi, ilim üreten nesil yaratmaya odaklandı. Fen bilimleri canavarları yetiştirdi.

NASA’nın Kurulmasıyla Boyut Değiştiren Coğrafi Keşifler

Dwight Eisenhower ABD’nin başlayacak olan uzay yarışındaki en büyük icraatını gerçekleştirdi. 1915 yılında kurulan ABD’nin göz bebeği NACA yani Ulusal Havacılık Danışma Komitesi yerini 1 Ekim 1958’de [5] kendisini kapatarak Sputnik-I ateşlendikten 8 ay sonra Temmuz 1958’de NASA olarak yeni görev tanımıyla sahalara tekrar döndü. NASA yani Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi.

Resmi olmayacak şekilde 1955’te başlayan bu gizliden gizliye de alevlenen uzay yarışı 1975’te bitti dense de günümüzde halen daha devam etmektedir. J. F. Kennedy’nin 25 Mayıs 1961 tarihli Ortak Kongre Oturumu Öncesi verdiği işaret fişeğiyle ABD’nin Ay’a gitme kararı beraberinde yeni coğrafi keşifleri de getirdi. NASA kurulduktan 1 sene kadar sonra ABD’de (1959) yoksulluk oranı 177,8 milyon içinde %22 yani 38,9 milyondu. “NASA’nın başlangıç bütçesi 330,000,000 $. Bu oran 1965’te çok citti yatırımlar elde ederek (reklam ve edebi yönlendirmeler dahilinde zenginlerin de desteğiyle) 5,25 milyar $’a çok kısa bir süre içerisinde sıçradı. Günümüzde ise Trump’ın sayesinde 34,000,000,000 $’a yükseldi.” [6] Peki beraberinde ne mi oldu? 1959’da %22 olan yoksulluk oranı 1966’da %15’e çok kısa bir süre içerisinde geriledi.

NASA hamlesi ve yatırımı ABD Ticaret Bakanlığı verilerine de çok büyük sükseler yaratacak cinsten bir hamleydi aynı zamanda. Artık vatandaşından tam verim alan devlet, Ticaret Bakanlığı Nüfus Sayım Bürosu tarafından oluşturulan 5 Ocak 1961 tarihli raporundan bir kesiti sizlere yorumlayacağım. Büro tarafından açıklanan tahminlere göre ailelerin ve kişilerin ortalama para geliri 1959’da rekor seviyelere ulaşıyor. Ailelerin ortalama geliri (buraya dikkat) 1959’da 5400 dolarken bu 1958’e göre 330 $ ya da yüzde 6 şeklinde seyretmekteydi. Kişiler için ortalama görünür gelir 2600 $ denebilir. Bu 130 $ veya bir yıl öncesinin oranına göre % 5 daha yüksek demek. 1958 yılındaki bu uzay hamleleri aynı zamanda halkın cebine de yansımış kısacası. Fiyatlara baktığımızda 1958 ve 1959 yılları arasında sadece biraz daha fazla para gelir artışının çoğunun gerçek alımı etkileyecek düzeyde olduğunu görüyorum. Yani artan % 5’lik artışla vatandaşın alım gücü gerçek anlamda artmış. Aile gelirlerinde meydana gelen bu alım gücü kuvveti II. Dünya Savaşı’ndan sonraki dönem adına çoğunu karakterize eden genel gelir artışının dürdürüldüğü de raporda dikkat çeken nokta. 1947-1959 yılları arasında ortalama bir düzeyde denebilecek şekilde geliri 3,000 $’dan 5,400 $’a veya bununla birlikte orantısal olarak diyebiliriz ki yılar arasındaki fark % 80 oranında yükselmiştir. Normalde olması gereken de budur. Yatırımın yıllık verimi büyük oranda etkilemesi. 1957 yılı ABD GSYİH’sı 474 milyon $’dan 1958’de 481,2 milyon $’a 1959’da 571,7 milyon $’a ve 1965’te 743,3 milyon $’a ulaşıyor. Katlanarak artan gelir skalası. Bunu bir düşünmek lazım. Türkiye ile karşılaştırmak gerek. 1964 yılına oranla 1965 yılı ABD GSYİH büyümesi %6,5. Ama bu her yıl için en az %6,2 şeklinde örüntüyle devam etmiştir. Bu ilerleme sonucunda büyük bir kısmı, tüketici fiyatlarında meydana gelen artışı da yansıtmaktadır. Aynı zamanda gerçek satın alma gücünde de önemli artışların olduğunu unutmayalım. Devlet geliri artarken alım gücü de paralel artmıştır. Raporun en önemli bir sonraki örneklemesi ve benim bu örneklemeye ilişkin yorumumu sizlerle paylaşayım. Sabit olarak 1959 yılı $ cinsinden ortalama aile geliri 1947’de yaklaşık 4,000 $ civarındayken bu 1959’da 5,400 $’a yükseliyor; ama bu bu dönemde yıllık ortalama 120 $’lık bir artışla. 1958-1959 yılı farkı 130 $’dı. Devletin dengelemesi bu şekilde yani. 13 yıllık artışın yılara göre değişiminin toplamı 130 $. Yani bunu böldüğümüzde yıllık 10 $’lık bir alım gücü artışı bulunuyor. Rapor bu şekilde. NASA ile doğrudan ilgilidir. Devletin yıllık 10 dolarlık bir fark yaratmasındaki sebebini birazdan anlatacağım.

Döneme ilişkin genel havayı görebilmeniz açısından cari ve 1958 fiyatlarıyla toplam ve kişi başına harcanabilir kişisel gelir ve kişisel tüketim harcamaları

Bunun sebebi NASA ile gelen ilk etapta uydular ve daha sonra uzay aracı üretmek için kurulacak olan tesislerde istihdama gidildi. Yan sanayi kuruldu. Organize sanayi bölgeleri canlandırıldı. Yoksul kesimin gittikçe erimeye başlatılması böyle gerçekleşti. Devlet artık gelişime açık olmaya başladığı ve ülkesine hizmet etmeye küçüklükten ikna edilmiş insanların artan sayısından etkilenerek (sınırlı sayıdaki) toplumsal çöküntüler giderildi. Bununla birlikte alım gücü de yavaş yavaş artan aileler daha da çalışma konusunda istekli hale geldi. Devletin yıllık ortalama 10 dolarlık bir artış yapmasındaki sebebi ben yatırımların kaydırılan yönü olarak görüyorum. İstihdam ve üretim bandı düzenlemesinden kaynaklı olabilir. Böylelikle bir devlet ulusu üzerinde yükseldi. Proje gibi değil mi? Sanki SSCB ABD’nin yükselişini körükledi. Şimdi de ABD Çin’in yükselişini körüklüyor. Nasıl? Saldırgan tavrından ve jandarmalığından usandırdığı ülkelerin kendisine sırt dönmesiyle. Çin’in de alt kalır yanı yok elbette.

İşte sevgili arkadaşlar ABD’nin uzay macerasına girişmeden önce hallettiği en büyük sorun toplumudur. Birleşememiş, yurttaşlık bilincinden uzak halkıdır. Vatandaşlarını elinden geldiğince çocukluktan itibaren devletinin gelişimine katkı sağlayacak ve devletinin düşman gözüyle baktığı, hakir gördüğü oluşumlara onun da aynı gözle bakmasını öğretim programlarıyla kendisine taahhüt etmiştir. Ancak Sosyal Bilgiler Dersi çıkış itibariyle ABD’de büyük faydalar sağlamıştır. En büyüğünü size anlattım. Toplumdaki sorunları çözerek Amerikalı, Amerikan adında yapay bir ulus inşa etti ve bu ulusun etinden kemiğinden beslendi. Evanjelistler ve diğer oluşumlar dahil Sosyal Bilgilerin ideal Amerikan toplumunun temellerini attığı için minnettardır. Amerikan ifadesi 1500’lerden itibaren kıtanın yerlilerine denirken şimdilerde o kıtayı istila eden ve köleci bir zihniyetle de orada ikamet etmeye başlayan yapay toplumun adı olmuştur. Nereden nereye…

Sosyal Bilgiler dersinin çıkış amacı “yapay toplum inşa” etmektir. Bizim yapay toplum inşasına ihtiyacımız mı var? Bakınız 1776’da kurulan bu yapının başlangıç tarihini 1776 olarak aldığımızda 244 yıllık bir tarihe, geçmişe sahip olduklarını görürüz. Çok yeni bir devlet. 1921 NCCS’yi de bu devletin toplum yapılanmasındaki başlangıç tarihi olarak alırsak esas ABD tarihi, ulusal tarih diyebileceği nokta 1921’den itibaren günümüze kadar olan süreci ihtiva eder. Yani 99 yıllık bir zaman dilimini. Amerikalılar, Amerikanlar 99 yıldır varlar demektir. Gerçi toplum bilinci çok geç tarihlerde (günümüze daha yakın tarihlerde) oluştu. İyimser davranırsak 1921 sonrası diyebiliriz ancak. Avustralya gibi müstemleke devletlerce de kabul edilen bu Sosyal Bilgiler dersi esasında hiç olmamış heterojen bir yapılanmayı zoraki şekilde bir ulus şekilde ortaya çıkartmak için tasarlanmıştır. Ama Türkiye’nin bu dersi niçin kabul ettiğini ben halen daha anlayabilmiş değilim. Milli Tarih ve Milli Coğrafya derslerine ek şekilde bir tür alternatif gibi bu ders oluşturuldu. J. Dewey 1924’te Türkiye’ye davet edildiğinde bizimkiler adamdan ülkeyi uçuracak eğitim hamleleri projelemesini istedi. J. Dewey müfredat talep etti sadece. Ona bakarak, ülkeyi müfredata göre etüt ederek ilmi kalkınmaya yönelik projeler üretecekti. Doğru olanı da buydu zaten. Osmanlı’dan süregelen Türk Eğitim Sistemi işleyişinde müfredat kavramı tam oturmadığı için kurulalı daha 2-3 yıl olmuş bir devletin de müfredat hazırlaması, bunu düşünmesi pek muhtemel değildir. Dolayısıyla 1924’te Jhon Dewey geldiği gibi geri gitti. Sosyal Bilgiler Dersi’nin ülkemize girişi 1968 yılıdır. J. Dewwy’in izine baka baka geri döndüğü yıllarda Sosyal Bilgiler’in içinde öğretilen tarih, yurttaşlık bilinci (vatandaşlık dersi) ve coğrafya dersleri ayrı ayrı eğitim kademelerinde okutulmaya karar verilmişti. 1968 sonrası biz bu dersle tanıştık. Ama anlam itibariyle bizlerin yapay bir toplum oluşturmaya ihtiyacı yokken niçin bu ders ABD’de olduğu gibi (istendik) ideal vatandaş yetiştirmeye yönelik şekliyle harfi harfine uyarlanarak kopyalanarak ayağı Anadolu’ya basmayacak şekliyle getirildi? bu hep esrarengiz kalmış bir konudur. İlerleyen yazılarımızda buna da değineceğiz elbette. Ucu açık kalsın şimdilik.

Fakat bu ders sanıldığı gibi günümüzde aynı etkileri göstermemektedir. Kendisine Amerikalı diyen insanlar şimdilerde faşizmin kölesi olmuş durumda. Aslında liberalizmle birlikte gelen öfke kontrolsüzlüğünün ve birer domuz gibi yaşama isteğinin kişinin kendisine verdiği zarar da diyebiliriz buna. Amerikalı birisi suç işlediğinde polisin onu vurabilme serbestisi “liberal” bir toplum anlayışından gelir. “Kişi başına gelecekleri bilerek suç işler ve cezasını da yalnızca kendisi çeker”.

Ülkelerin 2018’de aldığı patent sayıları. ABD: 43,612, Türkiye Cumhuriyeti: 572

Bu öğretim programı da şimdilerde revize edilmesi gerekliliği hakkında tartışmalara girmiş durumda. Artık 21. yüzyılı 19. ve 20. yüzyılın kavramlarıyla okumak, idare etmek zorlaştı. Mücadele yöntemlerinden sosyal hayata kadar pek çok şey değişti. Sputnik’ten hemen sonra “yalnızca adı değil” içeriği de değişerek bir dönüşüme giren Amerikan devlet yapılanması topyekun SSCB ile mücadeleye giriştiğinde yapay toplum inşasında başarılı olmuş bir devletin şimdi çocukları fen bilimlerine yöneltecek albenisi yüksek yatırımlar ve fonların gerekliliğine ihtiyacı olmuştu. Günümüzde bu Çin ile mücadele kapsamında gerçekleşmekte. Sputnik ABD için büyük bir dönüm noktasıdır.

Eğitim sanıldığı kadar içi boş bir mekanizma değil. Eğitimin yeri yöntemi ve şekline göre algısı değiştirilmiş, istendik şekle getirilmiş milyarlarca insan yetiştirilebilir. 1960’da okullarda deprem tatbikatı ile birlikte SSCB’nin olası saldırısına karşılık kendini savunma-sakınma dersleri de bir tür tatbikat adı altında çocuklara öğretiliyordu. Ekim Füzeleri Krizinde ve 1965-1975 arasında süren Vietnam mücadelesi kapsamında ABD okullarında çok farklı sivil savunma dersleri, öğretileri çocuklara, gençlere aktarıldı. ABD için bulunmaz Hint kumaşı akıllı insan sayısıdır. NASA, NSA, CIA Harvard ve MIT [7] ABD’nin en güçlü yapılanmasıdır. Neden? Çünkü içi vıcık vıcık nitelikli insan kaynar. Ve bu insanlar üretirler. Üreten insan topluluğu devletler için çok mühimdir.

Sağda Başkan John F. Kennedy, Kasım 1963’te Cape Canaveral’daki merkez Dr. Wernher von Braun’dan Saturn V fırlatma sistemi hakkında bir açıklama alıyor. NASA Yönetici Yardımcısı Robert Seamans, von Braun’un solunda.

Kendi potansiyelinin farkında olmayan diğer devletler ABD’nin bu yüksek olanaklarıyla sevdiği işleri (doğa ve beşeri bilimleri) icra etmek isteyen insanlar için bir fırsat kapısı olarak, doğal anlamda açığa çıkar. Esas olan toprak altı zenginliklerini işleyebilecek olan yeryüzündeki beyinlerin madenciliğini yapmaktır. Demirden, çinkodan, kromdan, çelikten uzay aracı yapmak için üç şeye ihtiyacınız vardır. İlki yeraltı zenginliğiniz olmalıdır. İkincisi yer üstünde o zenginliği işleyebilecek nitelikli kadrolarınızın olmasıdır. Üçüncüsü de bu zenginliği vatanı için yapmaya istekli insanları yetiştirecek güçlü bir eğitim sisteminizin olması gerekir, çocuklarınızı doğdukları andan itibaren kendi ülkesine hizmet edecekleri imkan ve ortamları sağlayarak önlerini açmanız gerekir ki o çocuk tezgahını toplayıp ABD, İngiltere veya bir başka ülkeye beyin göçü gerçekleştirmesin. Son iki şartı sağlamış devletlerde yeraltı kaynaklarında sıkıntı dahi olsa kuvvetli bir ekonomiye sahip olacaklarından dolayı gerekli madenlerin ithalatı ekonomik bunalıma da sokmayacaktır devleti. Bu üç altın kuraldan kaçını eksiksiz olarak sağlayabilmektedir Türkiye Cumhuriyeti?

Ben söyleyeyim. Biz ikinci maddeyi kısmen, üçüncü maddeyi ise vatana hizmet etme aşkıyla yetişen kitle sayesinde sağlıyoruz. Ancak son maddeye karşılık (yukarıda da ifade ettiğim üzere) ülkemizdeki toplumsal çatlaklar içerisine sızmış güçlerin körüklemesiyle çıkan bunalımlar, krizler dolayısıyla vatanına hizmet etmek isteyen insan kitlesini sindirmeye programlanmış Batıcı troller sayesinde son iki şarttan da düşürülmek isteniyoruz. “Espri” adı altında söylenen sözlerin ülkesini küçük düşürücü kelamların nerelere ne derecede etki ettiğini bilmeden söyleniyor olunması Türkiye’yi geliştirmek için çabalayan mühendisler dahil o nitelikli kadronun moralini olumsuz yönde etkilemektedir. Ve bunu yapanlar vasıfsız bir grup insan. İstikbal Göklerdedir diyen Atatürk’e hakareten, Türkiye Uzay Ajansı’na, bu çabaya karşılık bir tür ajanda benzetmesi yapılmakta. Yani ajandayı açacaklar, her gün veya sıkışıldığı gün ajandadan bir olay seçilecek temcit pilavı gibi çevrile çevrile dillendirilecek algısı idare edilmekte. Bu doğru değil. Ama suçu tek tarafa yüklememek gerekir. Türkiye’nin potansiyeli günümüzdekinden çok daha fazladır. Bu potansiyeli kullanmamızın istenmiyor olması çok açık ki ABD çıkarlarına ters düşmekte. Yeni bir moda olarak eldeki meyveleri kaçırma yüzyılımızın bir götürüsüdür. Buna çok dikkat etmeliyiz. Kendi cevherimizi yurt dışının cazibesine kaptırmamak adına gerektiğinden fazla yatırım yapmalıyız. Bu öğrenci olur yatırımcı olur fark etmez. Robert’ten mezun bir çocuk ABD’nin kıskacına niçin düşsün? Onu eğiten ve kaynağını sağlayan, MEB bütçesinden şahsına düşen harcamayı, ailesinin emeğini niçin bir başka ülke faydalansın? O sebeple kendi cevherlerimize sahip çıkmak için gerekirse kemer sıkmalıyız.

ABD bunu kendi çıkarları adına da istemez. Zaten başlıca etken budur. Ne dedik az önce ABD için yeni rekabet ortamı daha fazla enerji harcamasına sebebiyet verecektir. Dolayısıyla cazip dengesini tekrardan kurgulaması gerekecek. Bu da albenisini düşürme riskini doğurur. Yani kaynak aktarımlarının el ve yön değiştirmesi denebilir buna. Örneğin Eğitim Bakanlığı’na harcadığı bütçeyi başka bir kuruma kaydırması gerektiğinde aynı zamanda dolarize olmuş Dünya piyasasının da oluşan yeni rekabet ortamında değer kaybetme riski kaynakların değişen yönlerinde ekonomik darlıkları da beraberinde getirebilir. Örneğin Çin’in günümüzdeki konumu gittikçe yayılan etkisi ABD’yi endişelendirmektedir. Bizi de keza endişelendirmesi gerekir. Böyle bir ortamın doğmaması için ABD elinden gelen her şeyi yapacağa benziyor. Yapmazsa kendi ayağını kaydırır.

NASA ile süregelen bu çekişme sonucunda pek çok Avrupalı ve gelişmiş olan ülke kendi uzay ajanslarını açma ihtiyacı duydu aynı zamanda. Japonya 2003’te, Çin Halk Cumhuriyeti 1993’te, AET Üyeleri Fransa, Paris merkezli ESA’yı 1975’te kurdu. Almanya ise 1969’da bu sürece dahil oldu.

Bizim İçin TUA Ne İfade Etmeli?

ATATÜRK geleceğin gökyüzünde olduğunu işaret ediyor.

Rüzgar tüneli; hava gibi hareketli bir gaz içinde bulunan katı cisimlere gazın uyguladığı etkinin incelenmesi, araştırılması ve yorumlanması için tasarlanmış tünellere deniyor. İşte bu tünellerden biri, Atatürk zamanında Ankara’ya da yapılmıştır. Peki ama neden? Çünkü “İstikbal göklerdedir”. Çünkü bizim o zamanlar en büyük hedefimiz hava savunmasıydı. Geleceğin Ata’nın da dediği gibi gök yüzünde olmasıydı. Ama gök yüzünü her ifade ettiğimizde Atatürk’ü örnek göstereceğiz, yeri geldiğinde particilik oynarken illa bir grubu karalamak için bu güzel görüşü dile getirmeyip yaftalamaya devam edeceğiz. Bu tutarsızlıktır. Böyle yapmak yerine bazı şeyleri hakkaniyet çerçevesinde kabullenmek gerekir.

13 Aralık 2018’de Türkiye Uzay Ajansı’nın açılması sembolik gibi görünse de aslında bizim açımızdan önemlidir. Osmanlı’nın kulak tıkadığı döneminin coğrafi keşiflerine kendisinin de katılmaması yüzünden başlayan gerileme süreci devletin canına mâl olmuştu. Fakat günümüzde bu keşifler uzay orijinli olarak devam etmektedir. Çok ileri noktalara gelinmiştir. Bizler 2018’de bu işe girişmiş olarak görünsek, geç kaldığımızı da düşünsek Avustralya Uzay Ajansı’da 2018’de kurulmuştur.

Propaganda faaliyetlerine kendimizi kaptırmadan bu coğrafi keşiflerde ne pahasına olursa olsun yer almamız önemlidir. Bu atılıma parti için değil, siyaset üstü olarak düşünerek Türkiye’nin yararına olacak şekilde bakılması gerekiyor. Gündemi değiştirme gözüyle değil hızla kabullenilirse gündemi oyalamayacak bir gelişim olarak bakılması gerekiyor. Türkiye için atılması zor olmayan ancak sahiplenilmesi adına çok mücadele edilmesi, insanların bu konuda uyarılması, ülkenin hem imaj hem de güvenlik konusundaki gelişimi için oldukça gerekli bir adımdır diyebilenlerin sayısının arttırılması gereken bir husustur.

Ajanda olmaması için halkın da uzaya çıkma noktasında istekli olması gerekir.

O yüzden ince bir ayrıntı daha var ki geçim sıkıntısı olanın derdi başka, karnı tok olanın derdi başka. O yüzden bu adımın halkımız tarafından sahiplenilerek idarecilerimiz nezdinde de halkın refah düzeyi de birlikte arttırılarak devam ettirilmesi şarttır.

Mertcan ABBASOĞLU

[email protected]


[1] Öztürk, Cemil, Sosyal Bilgiler Öğretimi: Demokratik Vatandaşlık Eğitimi, Pegem Akademi, Ankara, 2009, s.3

[2] American Political Science Review

[3] Byford, J., & Russell, W. (2007). The new social studies: A historical examination of curriculum reform. Social Studies Research and Practice2(1), 38-48.

[4] Byford, J., & Russell, W. (2007). The new social studies: A historical examination of curriculum reform. Social Studies Research and Practice2(1), 38-48.

[5] ABD bu tarihte SSCB’nin uzaya çıkmayı hedeflediği istihbaratını almıştır ve hızlı şekilde devlet dairelerindeki kurumsal dönüşümlere başlamıştır.

[6] https://www.statista.com/statistics/1022937/history-nasa-budget-1959-2020/#:~:text=From%20the%20graph%20we%20can,US%20government%20since%20its%20founding.

[7] Massachusetts Teknoloji Üniversitesi (Massachusetts University Of Technology)

Gelir tablosu kaynağı: Nelson, J. H., & AVAIL&BILITY, O. T. (1955). Report (p. 4607).

Ticaret Bakanlığı Nüfus Sayım Bürosu Raporu: https://www2.census.gov/library/publications/1960/demographics/p60-33.pdf

0 0 oy
Yazıyı Değerlendir
Bildirimler
Bildir
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Mertcan Abbasoğlu

Mertcan Abbasoğlu

Osmanlı ve Türk Tarihi üzerine parlak zamanların darlıklarını araştıran bir müellif talebesi.

İlgili Yazı

0
Düşüncelerinizi ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x