ABD’NİN KARADENİZ ÜZERİNDEN HEDEFİ

20 0

Kırım ve Donbas krizleri üzerinden neredeyse savaşın eşiğine gelmiş bulunan Rusya ve Ukrayna’nın uluslararası gündemin merkezine yerleştiği günler yaşanırken Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy 10 Nisan 2021 günü Türkiye’ye geldi ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edildi. Resmi açıdan Türkiye-Ukrayna Yüksek Düzeyli Stratejik Konseyi’nin Dokuzuncu Toplantısı’nın gerçekleştirildiği ve “Barış ve istikrarın korunması anlayışı temelinde bölgesel ve uluslararası meselelerin” ele alınacağı açıklanmış olsa da asıl konunun Kırım ve Donbas Krizi olduğu muhakkaktır. Basına yansıyan bilgilere göre ayrıca Kırım Tatar Türkleri’nin hayat koşullarının iyileştirilmesine yönelik ortak projelerin de ele alındığı görülmektedir.

2014 yılında Kırım’ın Rusya tarafından işgali ve Donbas bölgesinde (Donetsk ve Lugansk) tek taraflı bağımsızlık ilan edilmesi ile başlayan krizin temeli 1980’lerin sonunda Sovyet Rusya’nın kontrollü bir şekilde dağılma sürecine uzanmaktadır. Ancak Ruslar ile Ukraynalıların; dînî, kültürel, tarihsel açıdan ortak bir geçmişe sahip, aynı dili konuşan ve akrabalık ilişkileri olan iki toplum olması gözden kaçırılmamalıdır. Lakin 24 Ağustos 1991’de Sovyet Rusya’dan ayrılan Ukrayna ile Rusya arasında ilk kriz Kırım’daki Sovyet Rusya dönemine ait Karadeniz Filosu’nun paylaşımı esnasında yaşanmıştır. Ukrayna Parlamentosu Başkanı Verhovnaya Rada, ardından Devlet Başkanı Leonid Kravçuk’un Karadeniz Filo’nun Ukrayna’ya ait olduğunu açılamasının hemen ardından Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafından Filo’nun Rusya’ya bağlı olduğu kararnamesi imzalanmıştır. Bir dizi gerginliklerin ardından 23 Haziran 1992’de ortak kullanım konusunda anlaşan iki ülke liderleri 1997’ye gelindiğinde Karadeniz Filosu’nun 2017’ye kadar Kırım’da kalması konusunda anlaşmışlardır.

2014’te Rusya’nın Kırım’ın işgali ve Donbas olaylarıyla birlikte krizin boyutunu değiştirmiştir. İşgalin ardından Ukrayna, Rusya ile 1997’de imzaladığı “Dostluk, İş Birliği ve Ortaklık Anlaşması” nı da yürürlükten kaldırdığını açıklamış, Rusça eğitimi yasaklamış, Rus sosyal paylaşım sitelerine erişimi engellemiş, medyada Rus dilindeki yayınları sınırlandırmıştır. Hatta Ukrayna okul müfredatlarından Dostoyevski ve Tolstoy başta olmak üzere Rus yazarlarının eserleri dahi çıkarılmıştır[1]. Öyle ki Kırım’ı işgal etmekle suçlayan Ukrayna, yasalarına Rusya’nın “saldırgan ülke” olduğu tanımlarını eklemiştir. Dolayısı ile gelinen süreçte ortak geçmişe sahip iki ülke halkının her geçen gün birbirinden uzaklaştığı görülmektedir.

Ukrayna, Sovyet Rusya’dan ayrılarak bağımsızlığını elde ettiği ilk günden itibaren sorunlar yaşadığı Rusya yerine, yönünü Batı’ya çevirmek hatta NATO (North Atlantic Treaty Organization)’ya üye olmak istese de iç karışıklıklar nedeniyle tam manasıyla bunu başaramamıştır. Lakin fiilen NATO üyesi olmasa da 1991’de “Kuzey Atlantik İşbirliği Konseyi” ne, 1994’te ise “Barış için Ortaklık Programı” na katılan Ukrayna, NATO dahilindeki bir çok oluşumda yer alarak adeta tam üye pozisyonuna gelmiş[2] hatta NATO üyeleri içerisinde en önemlilerinden birisi halini almıştır.

Dolayısı ile NATO’nun, Ukrayna-Rusya arasında başlayan sorunların ilk gününden itibaren, Ukrayna’nın uluslararası alanda tanınan sınırları içindeki egemenliğini ve toprak bütünlüğünü destekleyen tutum benimsediği ve istikrarlı bir şekilde sürdürdüğü görülmektedir. Buradan hareketle NATO üyeleri Rusya’nın 2014’te Kırım’ı işgal ve ilhakını tanımadığını açıklamışlar ve işgali kınamışlardır. NATO ayrıca Rusya ile tüm sivil ve askeri işbirliği ilişkilerini askıya almıştır[3].

Yaşanan gelişmeler ve tansiyonun yükselmesi üzerine Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nden de destek açıklamaları geldiği görülmektedir. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü John Kirby’den “Gerilimin ve ateşkes ihlallerinin artmasının yanı sıra, bölgesel gerginliğe ilişkin de NATO müttefiklerimizle görüşüyoruz” açıklaması[4] gelmiştir.

Zira yaşanan Donbas Krizi’nin çözümü için Rusya, Ukrayna ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)’ten oluşan Üçlü Temas Grubu’nun yürüttüğü müzakerelere ve taraflar arasında Temmuz 2020’de varılan ateşkese rağmen sık sık yaşanan ihlaller, ABD tarafından endişeyle takip edildiği bilinmektedir. Çünkü Ukrayna’dan tek taraflı bağımsızlığını ilan eden “Donetsk Halk Cumhuriyeti” tarafından “Ukrayna ordusunun Donbas bölgesine 2 Mayıs 2021’e kadar saldırı hazırlığında olduğuna dair işaretlerin bulunduğu” iddialarının çeşitli uluslararası basında yer aldığı görülmektedir.

Bu gelişmeler üzerine ABD’den Karadeniz’e savaş gemisi gönderileceği açıklaması gelmiştir. Bu arada Türkiye Dışişleri Bakanlığı da iki ABD savaş gemisinin Karadeniz’e geçiş için ABD tarafından Türkiye’ye diplomatik kanaldan bildirimde bulunduğunu ve 4 Mayıs 2021 tarihine kadar Karadeniz’de kalacağını bildirmesi dikkatlerin yoğunlaşmasına sebep olmuştur. Çünkü Rusya tarafından gereken müdahalelerin yapılacağı açıklamaları[5] gerilimi iyice arttırmıştır.

20 Temmuz 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin[6] 13. Maddesi gereği Karadeniz’e kıyısı bulunmayan ülkelerin savaş gemilerinin geçişlerini 15 gün önceden Türkiye’ye bildirimde bulunması yükümlülüğünü yerine getiren ABD, yine Montrö Sözleşmesi’nin 18/2 maddesi gereği maksimum 21 gün kalabileceği Karadeniz’den 4 Mayıs 2021’günü ayrılacağını da bildirdiği ve uluslararası yükümlülüğünü yerine getirdiği görülmektedir. Ancak ABD ve NATO’nun Karadeniz’de bulunan savaş gemileri sadece geçeceği bildirilen savaş gemilerinden ibaret olmadığı unutulmamalıdır.

NATO resmi verileri incelendiğinde; 2021 yılının başından itibaren ABD’nin Karadeniz’e birçok savaş gemisi göndererek Ukrayna donanması ile çeşitli eğitimler icra ettikleri görülmektedir. Ayrıca hava birlikleri başta olmak üzere değişik sınıflardan birçok NATO askerinin Karadeniz sahasındaki varlığını arttırdığı da bu verilerde yer almaktadır. Zira NATO bu askeri varlıkları ile sadece müttefikleri için değil, aynı zamanda yakın ortak olarak kabul edilen Ukrayna ile birlikte Gürcistan’a da destek amaçlı bölgede yer aldıkları beyan edilmektedir. NATO, resmî web sayfasında ayrıca “…NATO Karadeniz bölgesinde mevcut. Ukrayna ile çalışıyoruz ve sürekli olarak oradaki varlığımızı ayarlama ihtiyacını araştırıyoruz. Çünkü Karadeniz tek bir ülkenin, Rusya’nın değil. Aslında seyrüsefer özgürlüğünü gördüğümüz ve uluslararası hukukun geçerli olduğu bir şey olduğundan şüphe duymamamız gerekiyor…” açıklamaları[7] dikkat çekmektedir.

NATO ve ABD tarafından gelen açıklamalar ve Rusya’nın Ukrayna sırına askeri hareketliliği ve yığınak yaptığı bilgileri gelirken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Almanya Başbakanı Angela Merkel’in telefonla görüştükleri ve Ukrayna sorunu üzerine değerlendirmelerde bulunulduğu uluslararası basına servis edilmiştir. Zira Almanya Federal Hükümet Sözcü Vekili Ulrike Demmer tarafından; “Merkel’in görüşmede, Moskova’ya tansiyonu düşürmek için sınırdaki birliklerini azaltma çağrısı yaptığı” açıklamasına karşılık, Rusya’dan yapılan açıklamada ise “Putin’in Ukrayna’yı suçlayarak, Kiev’in ön cephede kasıtlı olarak durumu kızıştıran provokatif eylemlerine dikkat çektiği”[8] beyanatı yapıldığı görülmüştür.

Bu gelişmeler yaşanırken Ukrayna Savunma Bakanı Andriy Taran, Donbas bölgesinde Rusya’nın provokasyonlarının ülkesinde “tahriklere” yol açabileceği uyarısında bulunmuş ve ayrıca “Rusya’nın bölgede Rusça konuşan insanların haklarının ihlal edilebileceği yönündeki suçlamalarının, Ukrayna’ya yönelik silahlı şiddetin yeniden başlaması için bir neden olabileceğini” belirtmesi dikkat çekmiştir.

Ukrayna’dan yapılan bu açıklamalara karşılık Rusya tarafı ise Doğu Ukrayna bölgesindeki vatandaşlarının haklarını korumak için gerekirse müdahaleden kaçınmayacaklarını, olası insani felaketler karşısında seyirci kalmayacaklarını ve gereken her türlü önlemlerin alınacağı beyanları ise Ukrayna başta olmak üzere tehdit olarak kabul edildiği görülmektedir.

***

Bütün bunlar yaşanırken tarihte Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya İmparatorluğu arasında birçok savaşlara da neden olan, yüzyıllarca Türkler tarafından idare edilen kadim Türk Yurdu Kırım ile gönül bağı olması nedeniyle gelişmeleri endişeyle takip eden bir ülke de muhakkak ki Türkiye’dir. Türkiye, aynı zamanda Montrö Sözleşmesi hükümleri ile uluslararası hukuku düzenlenmiş olan Boğazalar’a sahip olması nedeniyle de konuyu yakından takip etmektedir.

Kırım ve Donbas krizi eksenli olarak Boğazlar’dan Karadeniz’e geçmek isteyen/isteyecek ABD başta olmak üzere diğer olası ülkeler üzerinden Rusya ile karşı karşıya gelmek durumunda kalacaktır. Türkiye ayrıca NATO üyesi olması nedeniyle Ukrayna üzerinden olası bir NATO-Rusya savaşı halinde stratejik işbirliği her geçen gün gelişmekte olan Rusya ile karşı karşıya gelmesi halinde inşa süreci devam eden “Yeni Dünya Sistemi” başta olmak üzere, Suriye, Libya, Kafkaslar ve Doğu Akdeniz gibi bir çok sahada da Rusya ile karşı karşıya geleceği muhakkaktır.

Ayrıca yapım süreci devam eden Akkuyu Nükleer Güç santrali ve Rusya’nın enerji nakil hatları, ticari ve turistik alanlar başta olmak üzere karşılıklı çok ciddi kayıplarla da karşı karşıya gelineceği ve süreçten en zararlı çıkacak olan ülkenin Türkiye olacağı açıkça ortadadır.

Türkiye karar alıcı mekanizmalarının bu hassasiyetlerle hareket ettiklerinden olsa gerek; Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin Türkiye ziyaretinden bir gün önce Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin arasında gerçekleşen telefon görüşmesi ile Kırım ve Donbas krizlerinin ele alındığı çeşitli uluslararası basın kuruluşlarında yer aldığı görülmektedir. Zira bu bilgiler arasında Rusya’nın Ankara Büyükelçiliği’nden bir yetkilinin de “Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi uyarınca Akdeniz’den Karadeniz’e geçecek ABD savaş gemileri hakkında Moskova’ya bildirimde bulundu” sözlerine yer verilmesi önemlidir.

Sonuç olarak;

İki Kutuplu Dünya Sistemi’nin doğu kanadı Sovyet Rusya’nın dağılmasıyla bir geçiş dönemi yaşanmış ve ABD’nin tek kutuplu olarak inşa etmeye çalıştığı sistem başarılı olamamıştır. İlerleyen süreçte ABD de eski gücünden düşmeye başlamış ve boşluğu Çin’in dolduracağı belli olmaya başlarken bir taraftan da küresel sistemde yaşanan değişikliklerin de etkisiyle yeni kutuplar da belirmeye başlamıştır. Bu süreçte Rusya’nın yerine Avrupa Birliği (AB) ile birlikte AB’den ayrılan İngiltere talip gibi görülmeye başlamıştır. Ancak AB’de yekparelik tam manasıyla oluşamadığından İngiltere’nin başarı şansı daha yüksek görülmektedir.

Bu arada tarihsel geçmişi, jeopolitik ve jeostratejik konumu Türkiye’ye üçüncü kutup olma fırsatını yakalayabilme şansı verdiği ve sürecin o istikamette seyretmekte olduğu belli olmaya başlamıştır.

Gelişmekte olan “Yeni Dünya Sistemi” nde yerlerini kaybetmek istemeyen ABD ve Rusya ise karşılıklı olarak ve adeta danışıklı dönüşler sergileyerek bölgesel ve küresel krizlerle, saflarını belirlemeye zorladığı ülkeler vasıtasıyla eski küresel konumlarını korumaya çalıştıkları anlaşılmaktadır. Bir diğer husus ise ABD’nin bir taraftan Rusya’yla birlikte Çin’in yükselişini önlemeye çalışırken bir taraftan da Rusya’yı kontrol altına alabilmek için NATO’yu kendi istediğine uygun şekilde dizayn etmeye çalıştığı gözlemlenmektedir.

Lakin Soğuk Savaş’ın ardından ince ince Rusya’yı çevrelemeye çalışıyor gibi görülen ABD’nin aslında Rusya’yı perdeleme aracı olarak Türkiye’yi kuşatmaya çalıştığı dikkatli gözlerden kaçmamaktadır. Zira Afganistan, Irak, Suriye, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Doğu Akdeniz, Ukrayna ve Karadeniz coğrafyaları üzerinden resmin tamamına bir bütün olarak bakıldığında ortaya çıkan manzara TÜRKİYE’NİN KUŞATILDIĞIDIR.

Bu gelişmeler karşısında Rusya; ABD ve NATO’nun kendi coğrafyasında her türlü girişimlerini tehdit olarak görmektedir. Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi, Gürcistan/Abhazya ve Osetya bölgelerini etkinlik alanı içine alması gibi girişimleri de dahil olmak üzere, karşı hamleler yapması uluslararası güvenlik kaygıları nedeniyledir.

ABD; Balkanlar, Karadeniz ve Kafkaslar sahasındaki çıkarları gereği Bulgaristan ve Romanya’nın NATO üyeliklerini desteklemiştir. Gürcistan ve Ukrayna’nın da NATO üyesi olmaları için canla başla çalışması da bu amaçla olduğu muhakkaktır. Ancak ABD’nin Karadeniz sahasında rahat hareket etmesine mâni olan husus Montrö Sözleşmesi’dir ve bu sözleşme ABD’yi engelleyen yegâne uluslararası antlaşmadır. Hatta ABD’nin mutlak hedefinin Karadeniz’e bir ABD uçak gemisi geçirebilmek olduğu değerlendirilmektedir.

Montrö Sözleşmesi’ne alternatif oluşturmak amacıyla uzun bir süredir Yunanistan/Batı Trakya sahasına yerleşmeye çalışan ABD, buradan Bulgaristan ve Romanya güzergahı ile Karadeniz’e uluşmayı hedeflediği şeklinde de değerlendirilebilir. ABD, Karadeniz’de mutlak gücünü hissettirmesi halinde buradan hareketle Çin’e karşı bir gövde gösterisi yapmayı planladığı gelişmelerden anlaşılmaktadır.

Dolayısı ile ABD’nin kaygısı Ukrayna değildir. Amaç, NATO eksenli bir savaş ile Rusya’nın Türkiye ve Avrupa ülkeleri ile aralarını bozmak, kendi eski gücünü sürdürebilmektir. Hatta ABD, hedeflerine ulaşabilmek için Üçüncü Dünya Savaşı’nı bile göze alabilecek kadar ileri gidebileceği unutulmamalıdır. Bu durumu gören Merkel’in arabuluculuk gayretleri de bu nedenle olsa gerek.

Son söz olarak; önemli bir enerji arz güzergahı olan Karadeniz sahası başta olmak üzere, küresel endeksli ulusal çıkarları gereği Rusya, Türkiye ile ortak hareket etmek zorundadır. Buradan hareketle Türkiye de Rusya ile stratejik ilişkilerini daha da ileri seviyelerde geliştirmelidir. Bu fırsatı iyi değerlendirmesi gereken Türkiye; 1960 Kıbrıs örneğinde olduğu gibi Türkiye-Rusya-Ukrayna üçlü garantörlüğünde[9] Bağımsız Kırım Cumhuriyeti’nin kurulmasını önermelidir. Rusya ve Ukrayna başlangıçta elbette ki kabul etmeyeceklerdir ama Rusya’nın, ABD ve NATO tehdidi karşısında “ehven-i şer” kabilinden stratejik çıkarlarını koruma adına belki de ikna olabileceği düşünülebilir. Rusya ikna olursa Ukrayna daha kolay ikna olabilecektir. Türkiye karar alıcı mekanizmaları bu öneriyi mutlaka değerlendirmelidir.

                        :

İsmail CİNGÖZ

İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.A. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi. [email protected]

[1] Sonat KEREM, “Rusya-Ukrayna: İki Dost Nasıl Düşman Oldu?”, BBC News, 30.11.2018.

[2] NATO; “Ukrayna ile İlişkiler/Rusya-Ukrayna İlişkilerine Tepki”, 11.11.2020.

[3] NATO; “Ukrayna ile İlişkiler/Rusya-Ukrayna İlişkilerine Tepki”, 11.11.2020.

[4] Sonat KEREM, “Ukrayna-Rusya Krizi: Tansiyon Neden Yükseldi, Bölgede Neler Oluyor?”, BBC News, 01.04.2021.

[5] BBC News; “Ukrayna-Rusya Krizi: ABD, Karadeniz’e Savaş Gemilerinin Çıkışını Türkiye’ye Bildirdi”, 09.04.2021.

[6] İmzacı Taraf Ülkeler: Bulgaristan, Fransa, Büyük Britanya, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Türkiye, SSCB, Yugoslavya,

[7] NATO; “Ortak Basın Noktası/ NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ve Ukrayna Başbakanı, Denys Shmyhal”, 09.02.2021.

[8] Deutsche Welle; “ABD’den Doğu Ukrayna Açıklaması: Endişelerimiz Artıyor”, 08.04.2021.

[9] Murat GÜZTOKLUSU; Derin Mevzu Programı, Moderatör, Gürkan DEMİR, Ulusal TV, 03.04.2021. https://youtu.be/UDznKEwLvIkHarita Kaynak: Boris TOUCAS; “Türkiye’nin Karadeniz’de Müttefikleri Yok, Sadece Çıkarları Var”, CSIS, 13.02.2018. https://www.csis.org/analysis/turkey-has-no-allies-black-sea-only-interests/

İsmail Cingöz

İsmail Cingöz

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Araştırmacı Yazar Eserleri; -Türkiye Suriye İlişkilerinin Dönüşümü Arap Baharı ve Hatay Faktörü -Türkiye Gündem Değerlendirmeleri

Related Post

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir