ABD Dağılır mı ?

349 0

3 Kasım 2020 tarihinde yapılan son Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanlık seçimlerini Donald Trump kaybetmiş ve Joseph Robinette “Joe” Biden Jr. Kazanmıştır. 1900’lerin başından bu yana görevdeyken yeniden yarışan ancak ikinci dönem seçimi kazanamayan altıncı ABD Başkanı olarak tarihteki yerini alan Trump, mağlubiyeti kabullenmemiş ve hukuki bütün itiraz yollarına başvurmasına rağmen sonucu değiştirememiştir.

Covid-19 salgını nedeniyle posta yoluyla kullanılan oyların, seçimin son gününe kadar postada bekletildiği biliniyor olmasına rağmen, Trump ve ekibinin; Biden için kullanılan çok sayıda oy pusulasının sayım sürecinin sonlarına doğru ortaya çıktığı iddiasıyla itiraz ederek seçimlerde hile yapıldığı iddiaları sonuçsuz kalmıştır.

En şaibeli seçimlerinden biri olarak ABD tarihine geçen Başkanlık yarışını kaybeden Trump’ın, 20 Ocak 2021 günü Başkanlık koltuğunu teslim edip-etmeyeceği tartışılmaya başlanmış, hatta bir iç savaş çıkabileceği veya bazı eyaletlerin ayrılma sürecini başlatacağı gibi komplo teorileri üretilmeye başlanmış ve uluslararası kamuoyunun önemli gündem maddeleri arasına girmiştir. Çünkü Başkan Trump’ın son ana kadar direneceği iddia edilmektedir.

Zira Trump’ı görev sonrası ciddi bir soruşturma sürecinin beklediği bilinmektedir. ABD Başkanı olması nedeniyle özel dokunulmazlığa sahip Trump’ın devir-teslim seremonisinin ardından; “vergi kaçakçılığı ve banka hesaplarında sahtecilik, emlak sahteciliği, cinsel taciz ve saldırı iddialarıyla ilgili davalar, Mary Trump davası, cinsel bir konuda yürütülmekte olan bir dava için ‘sus parası’ teklif edildiği iddiaları ile Trump’ın kamu görevindeyken edindiği gelirlerle ilgili soruşturma” başlıkları altında bekleyen bir çok soruşturma dosyası ile karşı karşıya[1] olduğu dikkate alınırsa, komplo teorisyenlerinin boş durmadıkları anlaşılmaktadır. Dolayısı ile Trump’ın bir dönem daha (her türlü yolu denemek suretiyle) iktidarını koruyarak bu soruşturmalardan bir süre daha kurtulmayı planladığı düşünülmektedir.

ABD gündemine bakıldığında; seçimi kaybeden Trump ile Biden’in koltuğa oturup/oturamayacağı şeklinde görülüyor olsa da uzunca bir süredir ABD’nin çok önemli gündemlerinden birisi aslında eyaletlerde artan ayrılıkçı hareketlerdir. Uydurma bahanelerle demokrasi götürülerek(!) ülkeler işgal eden, dünyayı kendi politikaları doğrultusunda değiştirme adıyla ülkeler parçalayan/bölen ABD’nin, küllenmiş sorunu ayrılıkçı hareketlerde son yıllarda bir artış olduğu görülmektedir.

Ayrıca ekonomik ve idari bozulmalar karşısında arayışlar içerisine giren halkla birlikte bazı senatörlerin de artık eyaletlerin ayrılmaları ve bağımsız olmaları vaktinin geldiğini, ekonomik ve siyasi bozulmalara karşı bir çözüm yolu olarak ayrılma fikirlerini uluslararası kamuoyu ile paylaşmaları “ABD bölünüyor mu?”, “ABD dağılıyor mu?” sorularını beraberinde getirmektedir. Genel olarak bilinç altında adeta bir dilek ve temenni de olan bu sorulara cevap araştırıldığında ise faklı tespitler ortaya çıkmaktadır.

ABD genelinde ayrılıkçı veya bağımsızlık isteyen kesimler genel olarak California, Texas ve Güney eyaletleri diye biliniyor olsa da ayrılıkçı fikirlere sahip kişilerin çok daha fazla bölgelerde örgütlendikleri görülmektedir. Başlıklar halinde tasnif edildiğinde[2];

-Güney Ligi (17 eyalet: Teksas, Louisiana, Alabama, Arizona, Arkansas, Colorado, Florida, Georgia, Güney Carolina, Kuzey Carolina, Tennessee, Virginia, Kentucky, Mississippi, Missouri, Indiana, Michigan),

-Cascadia (Pasifik kıyısındaki tüm eyaletler),

-Hawai Krallığı Hareketi,

-Alaska Bağımsızlık Partisi,

-İkinci Vermont Cumhuriyeti (Gren Mountain Bağımsızlık Hareketi),

-Chirstian Exodus,

-Free California,

-Bear Flag Party (California),

-Bağımsız Michigan,

-New Hampshire Cumhuriyeti,

-Birleşik Batı Partisi (United West),

-Porto Riko Bağımsızlık Partisi,

-Özgürlükçü Vatandaşlar (Massachussettes),

-Quebec Partisi (Kanada),

-Alberta Ayrılıkçı Partisi (Kanada)

Adları ile örgütlendikleri ve bazılarının ise daha belirgin ve organize oldukları görülmektedir. 24 Haziran 2016 tarihinde Brexit referandumu ile İngiltere’nin Avrupa Birliği (AB)’nden ayrılma kararı alması dünyanın çeşitli bölgelerindeki ayrılıkçılarda umutları tazelerken, ABD’deki ayrılıkçı grupları da cesaretlendirdiği görülmüştür. Zira İngiltere’nin 2016’da başlayan Brexit süreci oldukça sancılı geçse de nihayetinde 31 Aralık 2020 tarihi itibariyle tamamlanmıştır. Dolayısı ile Brexit oylamasının bir model olabilirliği test edilmiştir.

ABD Başkanı Abraham Lincoln’ün köle ticaretinin Batı devletlerine yayılmasını onaylamaması üzerine Güney Eyaletlerinin birleşerek Şubat 1861’de kurdukları Konfederasyon Hükumeti ile 12 Nisan 1861’de başlayan ve 4 yıl süren iç savaş neticesi Konfederasyon’un dağıtılması ile bittiği düşünülen ayrılıkçı hareketler, 1990’lı yılların ortalarında yeniden görülmeye başlamıştır. Özellikle eski Konfederasyon eyaletleri başta olmak üzere bazı eyaletlerde örgütlenmeye çalışan sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla bağımsızlık yanlısı oldukları dile getirilmeye başlanmıştır.

Eyaletler içerisinde ayrılıkçı hareketlerde oldukça örgütlü olan California’nın öne çıktığı görülmektedir. “Yes California” hareketi olarak örgütlenen ayrılıkçılar; ekonomi, göç, ekoloji ve eğitim alanlarında merkezi hükumetin gereğinden fazla müdahil olması nedeniyle eyaletin zararlı çıktığı tezini savunmaktadırlar. ABD Senatosuna en fazla delege gönderen California’da 2016 Başkanlık seçimlerinin ardından ayrılıkçı söylemlerde artış olduğu dikkat çekmiştir.

2,7 trilyon doların üzerine çıkan Gayri Safi Yurtiçi Hasılası (GSYH) üzerinden ekonomik verileri incelendiğinde California İngiltere’yi bile geçtiği ve dünyanın 5’inci büyük ekonomisi haline geldiği[3] görülmektedir. Öyle ki bağımsız olması halinde California’nın bir anda İngiltere, Fransa, Hindistan, İtalya ve Brezilya gibi ülkelerden daha büyük bir ekonomiye sahip olacağı dikkate alınırsa ABD için ne kadar önemli bir kayıp olacağı daha iyi anlaşılacaktır[4]. Çünkü 40.000.000’a yaklaşan nüfusu ile California aynı zamanda dünya ekonomisinin en büyük 20 şirketinden 3’ü olan; teknoloji devi Apple, sağlık devi Mc Kesson ve enerji şirketi Chevron’dan başka Google, Oracle, Adobe Systems, Tesla Motors, Facebook, Yahoo gibi muazzam büyüklükteki dev şirketlerin de üslendiği bir eyalet olduğu unutulmamalıdır. Bu arada 2014 yılında ünlü ABD’li milyarder Tim Draper’in, California’yı 6 farklı eyalete bölme çalışmalarının da olduğu hatırda tutulmalıdır.

2015 yılında Louis J. Marinelli ve Marcus Ruiz öncülüğünde California’nın; İskoçya örneğinde olduğu gibi Birleşik Krallık içindeki konumuna denk bir statü elde etmesi için anayasa değişikliği talepleriyle kampanya başlatılmıştır. Ardından Marinelli’nin eşinin Rus uyruklu olmasının da etkisiyle olsa gerek Rusya’da ilk dış temsilciliğin açılmasıyla sürecin devam ettirildiği[5] görülmüştür. Dolayısı ile İngiltere’nin Brexit referandumuna gönderme olarak California ile Exit kelimelerinin “Calexit” şeklinde sentezlenerek ABD’den ayrılmak isteğini her vesilede sergilediği görülmektedir.

Bu gelişmelerin ardından 2018’e gelindiğinde bir grup ayrılıkçının “Kaliforniya’nın sahil kısımlarıyla iç kesimlerinin, farklı gelir dilimlerinde olmalarına rağmen aynı kanunlarla ve vergi yasalarıyla yönetilmesinin adil olmadığı” gerekçeleriyle eyaletin bir bölümünün ayrılarak “Yeni Kaliforniya” adıyla bağımsızlığını ilan etmesi ABD’deki ayrılıkçı fikirlerin hangi safhalara geldiğini göstermesi açısından önemlidir. ABD anayasasına göre, bir eyaletin bölünme kararının nihai olarak ABD senatosu tarafından onaylanması gerekmektedir[6] ve bu konuda henüz bir karar açıklanmadığı görülmektedir.

İngiltere’nin AB’den ayrılma referandumundan etkilenen önemli eyaletlerden birisi de Texas olmuştur. Zira 1836-1845 yıllarında bağımsızlık tecrübesi olan Texas Eyaleti’nin tekrar bağımsız bir devlet olması halinde yeraltı ve yer üstü zenginlikleri ve aynı zamanda ABD’nin petrol ihtiyacının yaklaşık %40’nı karşılaması gibi veriler üzerinden değerlendirildiğinde dünyanın en büyük 10’uncu ekonomisi olacağını beyan eden ayrılık yanlıları da “Texit” göndermesiyle ayrılığın gerçekleşmesini ve bağımsızlığı istemektedirler.

Dolayısı ile ABD genelinde bağımsızlık ve ayrılık yanlılarının yaklaşık %25 gibi muazzam bir orana sahip olduğu Reuters ve Ipsos’un yaptırdığı anketlerde[7] görülüyor olması önemlidir.

Ayrılıkçı ve bağımsızlık yanlılarının argümanları incelendiğinde ana hatlarıyla;

-Canavara dönüşmüş bir ABD yönetimi altında yaşamak istemedikleri,

-Eyaletlerin, özgürlüğünü ilan ederek bağımsız bir devlet olmalarının meşru olduğu,

-Despotik bir hal alan Birleşik Devletlerden ayrılmak özgür olmak demektir ve özgürlük çok önemli bir olgu,

fikirleri etrafında toplandıkları görülmektedir.

Sonuç olarak;

Başlangıcı çok daha öncelere dayansa da İngiltere’nin Brexit referandumundan cesaretlenen %25’lere varan oranda ayrılıkçı ve bağımsızlık yanlısı ABD vatandaşının olması önemlidir. Her ne kadar mevcut durum üzerinden yapılan değerlendirmelere göre hali hazırda ABD’de bir ayrılma ve bölünmenin mümkün olmadığı görülüyor olsa da imkânsız olmadığı ortaya çıkmıştır. Yakın gelecekte olmasa da şartlar olgunlaştığında eyaletlerin yollarını ayırmayı seçecekleri belli olmuştur.

ABD yasaları incelendiğinde Birleşik Devlet’e katılma şartlarının düzenlenmiş olmasına karşılık eyaletlerin federasyondan ayrılmasına dönük resmi bir düzenlemenin olmadığı görülmemekle birlikte “Federal Anayasa” içerisinde bir değişiklik talebinin olması ve ABD Senatosu ile Temsilciler Meclisi’nin 2/3 oranında kabulünün ardından 50 eyaletin 38’inin kabulü de gerekmektedir. Dolayısı ile teorik olarak mümkün görülse de şimdiki şartlarda eyaletlerin çoğunluk olarak kabul etmeyecekleri değerlendirilmektedir.

ABD eyaletlerinin bazılarının süreci başlatması ile birlikte dağılacağı beklenmekle birlikte yakın gelecekte bunun mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü dünya standartlarına göre ülkelerin yıkılma, çökme ve dağılma şartları aşağı yukarı bellidir. Zira ülkeler dışardan bir saldırı ile işgal veya içeriden bir hareketle parçalanma veya bölünme şeklinde, muhtemel eylemlerin olması beklenir. Ancak mevcut durumda ABD’nin bir saldırı ile işgale uğrama ihtimali yoktur. Geriye içerden eyaletlerin ayrılmaları ile bir parçalanma ihtimali kalıyor ki bu durum yukarıda görüldüğü üzere teoride olma ihtimali var görülmektedir. Hatta her birisi içişlerinde birer bağımsız devlet yapısına sahip olması nedeniyle 50 eyaletin tamamının da ayrılarak birer tam bağımsız devlet olabilme potansiyelleri de vardır. Lakin ayrılıkçı girişimler olmakla birlikte azınlıkta kaldıkları görülmektedir.

Dolayısı ile Sovyet Rusya’nın, Yugoslavya’nın, Çekoslovakya’nın dağılma veya bölünme süreçlerinde olduğu gibi bir dağılma, ayrılma hatta çökme yaşanması, ABD için yakın gelecekte beklenmemekle birlikte bu ihtimal her zaman için potansiyel olarak varlığını korumaya devam edecektir.

ABD Başkanlık seçimleri sonrasında Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında yaşanan krizler, küresel bazı ekonomik dalgalanmaların ardından gelir dağılımlarında adaletsizlik iddiaları ve Covit-19 salgını örneğinde olduğu gibi salgın hastalıklarla mücadelelerde geç kalındığı veya siyahilere karşı sert polis müdahalelerinin ardından zaman zaman ortaya çıkan ırksal eylemler sonrası “ABD çöküyor”, “ABD dağılıyor” “Eyaletlerde ayrılık talepleri” gibi söylemler kısa sürede etkinliğini ve heyecanını kaybetmektedir.

Son söz olarak; Türkiye karar alıcı mekanizmaları küresel bir güç olan ABD ile ilişkilerinde federal hükumet ile ikili ilişkilerin yanında ABD Federal Hükumetini işkillendirmeden ve elbette ki uluslararası hukuki zeminde; California ve Texas gibi ekonomik gücü yüksek bütün eyaletlerle de ikili ilişkilerin yollarını aramalıdır. Zira bir gün ola ki bu eyaletler bir şekilde Birlik’ten ayrılırlarsa, ilişkilerin alt yapıları ve geçmişleri olmuş olsun.

                        :

İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi. [email protected]

[1] BBC, Donald Trump’ı Görevden Ayrılması Sonrası Hangi Hukuki Süreçler Bekliyor?”, 17.11.2020.

[2] Birol BİÇER; “ABD Bölünüyor mu?”, https://www.derki.com/dosya/politik/abd-bolunuyor-mu/

[3] Posta; “California, Dünyanın En Büyük 5. Ekonomisi Oldu”, 07.05.2018.

[4] Sözcü; “California’da Ayrılık Sesleri”, 11.11.2016.

[5] Euronews; “California ABD’den Ayrılmayı Tartışıyor”, 31.01.2017.

[6] Sözcü; “ABD’de Yeni Eyalet Şoku! ‘Bağımsızlık’ İlan Ettiler…”, 17.01.2018.

[7] Düşünce Mektebi; “Brexit ABD’ye Sıçradı; Üç Eyalet Ayrılık İstiyor”, 01.07.2016. https://dusuncemektebi.com/d/124701/brexit-abd-ye-sicradi-uc-eyalet-ayrilik-istiyor/

İsmail Cingöz

İsmail Cingöz

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Araştırmacı Yazar Eserleri; -Türkiye Suriye İlişkilerinin Dönüşümü Arap Baharı ve Hatay Faktörü -Türkiye Gündem Değerlendirmeleri

Related Post

Bir Gecede Cahil mi Kaldık?

Posted by - 30 Temmuz 2020 0
HARF DEVRİMİYLE İLGİLİ İDDİALARI SONLANDIRIYORUZ! Dil Devrimini Meydana getiren ana sebep, Osmanlı İmparatorluğu’nda milli bir dil anlayışının bulunmaması, Türk Milleti…

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir