ABD Başkanlarının Politika Farkları

İsmail Cingöz at 12 Kasım 2020 tarihinde gönderildi
184 0

Bütün dünyanın merak ve heyecanla beklediği 3 Kasım 2020 Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanlık seçimlerini Demokratların adayı 20 Kasım 1942 doğumlu Joseph (Joe) Robinette Biden Jr.’ın gayri resmî sonuçlara göre kazandığı 7 Kasım 2020 günü açıklanmıştır.

Bu açıklama bir şekilde ABD ile iltisaklı olan ülkelerin önünü görmeleri açısından rahatlama sağlarken, bir taraftan da yeni dönemde ABD’nin dünya ile ilişkilerinde sürecin nasıl seyredeceği bilinmezliğini de beraberinde getirmiştir. Yeni Başkan ve ekibinin alacağı kararların Türk dış politikasının da önemli gündem maddelerinden biri olacağı muhakkaktır.

Türkiye açısından bakıldığında ise Joe Biden’ın, mevcut Başkan Donald Trump karşısında kazanması, “Ankara-Washington ilişkilerinin nasıl ilerleyeceği? Ne tür değişiklikler getireceği?” sorularına sebep olmaktadır. Ayrıca ABD seçimlerini ABD’den sonra, en çok konuşan ülke olarak Türkiye’nin öne çıktığının görülmesi, iki ülke ilişkilerinin önemini ve bağımlılık ilişkilerini ortaya koyması açısından dikkat çekmektedir.

Son yıllarda ve özellikle ABD Başkanı Donald Trump döneminde Türkiye-ABD ilişkileri adeta türbülansa girmiş uçak misali devam etmiştir. Çünkü Türkiye’nin;

-Değişen savunma stratejisi,

-Mavi Vatan hedefleri kapsamında Doğu Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) mücadelesi,

-Ege’de Yunanistan’la süregelen kıta sahanlığı ve hava sahası fır hattı sorunu,

-Suriye ve Libya sahasında güvenlik kaygıları ile yürüttüğü stratejik mücadelesi,

-Kafkaslar bölgesinde; işgal altında bulunan topraklarını kurtarmak için Ermenistan’a karşı askerî harekât yürüten Azerbaycan’a açıktan destek vermesi,

-Rusya’dan S-400 Hava Savunma Sistemleri alınması ve F-35 savaş uçağı projesinden çıkartılması,

-Rahip Brunson olayı,

-15 Temmuz darbe girişiminin sorumlusu FETÖ Elebaşı Fethullah Gülen’in iade talebi

gibi bir çok konuda ve değişik alanlardaki çok katmanlı krizlerde; bölge içi ve dışı neredeyse tüm aktörleri destekleyen ABD ile karşı karşıya geldiği bir süreç yaşanmıştır.

Hatta Türkiye’nin; PKK terör örgütünün Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adıyla Suriye’nin kuzeydoğusunda örgütlenerek kontrolü altına aldığı alanda bir güvenli bölge oluşturmak için Barış Pınarı Harekatı’nı başlattığı 9 Ekim 2019 günü ABD Başkanı Donald Trump tarafından Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hitaben “ağır” içeriklerin yer aldığı bir mektup gönderildiği ancak reddedildiği ve çöpe atıldığı[1] haberleri uluslararası basında yer almıştır.

Yeni ABD Başkanı Joe Biden’in (Trump tarafından sonuçlara itiraz edileceği duyurulmuştur) geçmişteki bilinen tutumları nedeniyle, yeni süreçte Türkiye-ABD ilişkilerinin nasıl bir boyutta yürütüleceği henüz bilinmemekle beraber; birçok stratejistin, “Trump döneminden daha iyi olmayacağı” görüşünü açıkladıkları görülmektedir. Zira 20 Ocak 2009-20 Ocak 2017 döneminde ABD’nin 47’nci Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Joe Biden; 3 Ocak 1973 tarihinde Delaware Eyalet Senatörü olarak ABD Senatosu’na seçilmesine müteakip 15 Ocak 2009’a kadar 36 yıl kesintisiz bu görevi sürdürmesi nedeniyle “tutumları ve fikirleriyle” Türkiye ve bütün dünya tarafından tanınan bir simadır.

Biden’ın geçmiş yıllarda yürüttüğü Adalet Komisyonu, Dış İlişkiler Komisyonu üyelikleri ve Dış İlişkiler Komisyonu Başkanlığı görevleri sürecinde; Türkiye’nin Kıbrıs politikalarını sert dille eleştirdiği, Osmanlı Devleti topraklarında yaşanan 1915 Ermeni olaylarının ABD tarafından “Ermeni soykırımı” olarak tanınması için büyük gayretler sarf ettiği uluslararası basın yayın kuruluşlarında defalarca yer aldığı bilinmektedir.

Bu arada Ekim 2014’te Harvard Kennedy School’da ABD Başkan Yardımcısı olarak yaptığı bir konuşmada Biden, Türkiye’yi Suriye politikaları nedeniyle eleştirdiği ve hatta bazı uygulamalarından dolayı suçladığı haberi üzerine Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sert tepki göstererek “Bu konuda eğer Biden, bu tür ifadeler kullandıysa Biden benim için tarih olmuştur” açıklaması yapmıştır. Açıklamanın ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı telefon ile arayan Biden “Haber söylediklerimi doğru aktarmıyor”[2] diyerek ortamı yumuşatmaya çalışmıştır.

Lakin Başkanlık yarışını sürdürdüğü süreç içerisinde 24 Nisan 2020’de sözde Ermeni soykırım gününde yaptığı yazılı açıklama ile “soykırımın tanınması için yürütülen çabalara liderlik etmekten gurur duyduğunu, Ermeni Soykırımını tanıyan bir karara destek vereceğini ve evrensel insan haklarını yönetiminin bir numaralı önceliği yapacağını” duyuran Biden’ın, Türkiye’nin Kıbrıs’tan çekilmesini isteyen fikirlere de sahip olduğunun[3] bilinmesinden hareketle Türkiye karar alıcı mekanizmalarının, yeni dönem ABD ile ilişkilerinin yürütülmesi sürecini yoğun geçirecekleri muhakkaktır.

Öyle ki Joe Biden’ın daha henüz başkan adaylığı kesinleşmeden, 16 Aralık 2019’da Amerikan televizyon kanalı FX’te yayınlanan The Weekly programının çekimlerinde yaptığı ve sronrasında The Weekly, New York Times’ın manşetlerine taşınan söyleşisinde Türkiye ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında değerlendirmeler yaparken “Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı farklı bir yaklaşım izlenmesi ve muhalefet liderlerine desteklediklerinin açık bir şekilde ortaya konulması, Erdoğan’ı mağlup etmeleri için cesaretlendirilmeleri, yanlış olduğu düşünülen konularda seslerinin çıkartılması gerektiği, (Erdoğan kast edilerek) yaptıklarının bedelini ödemesi gerektiği…” gibi sözler sarf ettiği ve farklı konuların da dile getirilerek Türkiye ve yöneticileri için bir çok olumsuz sözler söylendiğinin ortaya çıkması üzerine, Türkiye’den iktidar ve muhalefetin sert tepkiler göstermesi[4] henüz hafızalarda tazedir.

Ayrıca yeni ABD Başkanı ile birlikte “ilk kadın, siyahi ve Asya kökenli Başkan Yardımcısı” olarak seçilen Kamala Harris de Türkiye karşıtı tutumlarıyla bilinmektedir. Harris’in, California Eyalet Savcılığı yaptığı zaman ve Kaliforniya Eyalet Senatörü olarak senatoda görev aldığı dönemde “1915 olayları soykırım tasarısını” imzalamasıyla[5] biliniyor olması üzerinden hareketle Türkiye-ABD arasında yaşanacak olan yeni sürecin ne kadar gergin geçeceğini göstermektedir.

Başkanlık seçimlerinin resmi olarak nihayete ermesinin ardından ABD’nin yeni bir çizgide planlandığı değerlendirilen dış politikaya hızlı bir giriş yapması beklenmektedir. ABD açısından dünya gündemini ele alacak olan Beyaz Saray’ın yeni kadrosu, Türkiye’yi de ilgilendiren; Doğu Akdeniz, Suriye, Libya ve Kafkaslar/Dağlık Karabağ bölgeleriyle birlikte S-400 Hava Savunma Sistemlerinin denenmesi gibi bir dizi gerilim yaşanan hususları da gündemine alacaktır.

NATO ve ABD’ye rağmen Rusya’dan S-400’leri alan ve deneyen Türkiye’ye; ABD Kongresi’nin Ağustos 2017 tarihli “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA)” kapsamında yaptırım uygulanması talebinin öncelikle gündeme alınacağı kuvvetle muhtemel görülmektedir.

Bir de Biden’ın New York Times’da yayınlanan görüş ve önerilerini önceleyerek Türkiye ile yeni bir konsept ortaya koymak suretiyle hareket etmesi halinde, iki ülke ilişkilerinin çok kötü bir hale evrilmesi kaçınılmaz olacaktır. Ardından ABD senatosunda sözde Ermeni soykırım iddialarının da gündeme gelmesi beklenmektedir. Ki Başkan Biden’in bu konuda vaadi, Başkan Yardımcısı Harris’in ise geçmiş tasarılarda imzası vardır.

Ayrıca Doğu Akdeniz, Libya, Suriye, Irak’ın Kuzeyi ve Karabağ konularında ABD’den Türkiye’ye baskılar geleceği, Suriye ve Irak sahasında konuşlandırdığı ve desteklediği PKK/PYD terör örgütü üzerinden ayrılıkçı Kürt grupların desteklenerek Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışacağı değerlendirilmektedir. Gelişmeler Türk-Amerikan ilişkilerini kopartacak seviyeye getirmese bile çok alt seviyelere düşürebileceği öngörülmektedir.

Sonuç olarak;

Nihayetinde Türkiye’nin Rusya ve Çin eksenli olarak doğuya yöneleceğini de hesap edecek olan ABD yönetiminin Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamayacağı için Türkiye aleyhine hamlelerinden bir süre sonra geri manevra yapacağı katiyetle beklenmektedir. Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik konumu ABD’yi buna zorlayacaktır. Keza, 18’inci yüzyılda başlayan Türk-Amerikan ilişkilerinin çıkar temelli başladığı ve çıkar temelli yürütüldüğü göz önüne alınacak olursa, yeni ABD yönetiminin de Türkiye ile ilişkilerini karşılıklı çıkarlar temelinde ve savunma ağırlıklı askeri malzeme satışı/temini üzerinden ticari zeminde yine de yürütmek zorunda kalınacağını Türkiye karar alıcı mekanizmaları hatırda tutmalıdır. Çünkü Türkiye, iyi bir müşteridir aynı zamanda.

Emperyalist temeller üzerine politikalar üreten ABD, uluslararası ilişkilerini yeni Başkan Biden ve yardımcısı Harris’in kişisel tercihlerine göre değil; her şeye ve makam sahibi kişilere rağmen ABD’nin öncelikleri başta olmak üzere; ülkenin hedefleri, çıkarları ve yakın-uzak tehdit algılarına göre belirleyecektir.

ABD de politikaları başkanlar tek başına belirleyemezler. ABD başkanları ülke idaresinde bilinenin aksine o kadar da rahat ve tam yetkili değildirler. Zira ABD Başkan’dan ibaret değildir.

Bağımsızlığından itibaren ABD idaresinin en tepesinde küresel sermayenin lideri konumunda olan Siyonist Mali İmparatorluğun yöneticisi yer alır. Ardından Merkez Bankasının büyük hissedarı Rotschild Ailesi (Musevi’dir) gelir. Üçüncü sırada silah ve petrol tüccarları finans sektörü temsilcileri, dördüncü olarak Mason locaları ve İsrail lobileri yer alırken, Temsilciler Meclisi hiyerarşinin beşinci sırasındadır. ABD Başkanları ise bu sıralamada altıncı sırada[6] yer almaktadır. Bu yapılanma ve müesses nizam ayrıntılı bir şekilde analiz edilemeden, ABD’nin iç ve dış politikalarının anlaşılması imkansızdır. Dolayısı ile ABD Başkanları bu yapılanmanın kontrol ve idaresi altındadırlar. Nihayetinde “daha önceki Başkanların olduğu gibi” Biden da ABD derin devleti olarak bilinen ve Amerikalılar tarafından “establishment” olarak tanımlanan yapının kontrolünden çıkamayacaktır.

Başkan Biden döneminde yeniden inşa edilecek olan ABD dış politikasında değişim ve gerilim yaşayacak olan ülke sadece Türkiye olmayacaktır. Genelde Ortadoğu ve Rusya sahasında genel bir konsept değişimine gidileceği muhakkaktır. Trump döneminde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile özel diyaloglar geliştiren ABD’nin yeni dönemde bu ülkelerle birlikte İsrail ve Çin ile daha dengeli bir dış politika geliştireceği beklenmektedir.

Biden yönetiminin, Trump’ın Suriye’den çekilme kararını iptal ederek Suriye sahasında kalmayı ve Trump yönetimi tarafından binlerce TIR dolusu silah ve mühimmat yardımı yapılan PKK/PYD terör örgütünün bölgede siyasi bir statüye de kavuşması için çalışacağı, Irak ile Suriye bölgesinde yer alan ayrılıkçı Kürt unsurlarına daha büyük destek verileceği öngörülmektedir. Dolayısı ile Türkiye topraklarını bölmeye çalışan PKK terör örgütünün, Türkiye yapılanmasının da bu desteklerden azami yararlandırılacağı unutulmamalıdır. Ayrıca yine Trump’ın çekilme kararı aldığı İran Nükleer Anlaşması’nın yeniden devreye alınacağı da beklenmektedir.

Özellikle dış politikada radikal değişikliklere gitmesi beklenen ABD’nin esasında sabit devlet politikalarından çok da fazla sapma yapması beklenmemelidir. Ayrıca ABD iç kamuoyunun son yıllarda; bölünmüş, kutuplaşmış bir siyasal ve toplumsal yapıya dönüştüğü, Cumhuriyetçiler/Demokratlar, muhafazakârlar/liberaller, kıyı bölgeler/iç bölgeler, zenginler/fakirler olarak değişik şekillerde bölündüğü unutulmamalıdır. Biden’ın birleştirici politikalar yürüteceğini ısrarla tekrarlaması bu nedenledir.

Bunlara ek olarak ABD’nin dünya ölçeğindeki askeri ve mali gücünün dengelenmiş olduğu ve uluslararası yaptırım gücünün eskisi kadar etkili olmadığı da Türkiye karar alıcı mekanizmaları tarafından mutlaka çok iyi bilinmelidir. İkili görüşmelerde ve ilişkilerin sürdürülmesinde yukarıdaki hususların bilinerek hareket edilmesi Türkiye için önemli avantajlar sağlayacaktır. Türkiye bölgesel güç olma yolunda oldukça yol kat etmiştir, eli güçlüdür.

Son söz olarak; ABD’de başkanların değişmesi, Cumhuriyetçilerle Demokratların yer değiştirmesi çok da önemli değildir aslında. Çünkü devlet hiyerarşik yapısı göz önüne alındığında ve resmin bütününe bakıldığında ABD Başkanları arasında “Coca Cola ile Pepsi Cola arasındaki fark” kadar bir değişiklik olduğu görülecektir.

                        :

İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi. [email protected]

[1] BBC News Türk; “Trump’tan Erdoğan’a Mektup: Aptallık Etme, Gel Anlaşalım, Seni Sonra Arayacağım”, 17.10.2019.

[2] Yeniçağ; “Biden: Özür Dilemedim”, 05.11.2014.

[3] İsmail CİNGÖZ; “ABD Başkanlık Seçimlerinin Türkiye İçin Önemi”, Ticari Hayat Gazetesi, 17.06.2020.

[4] BBC News “Joe Biden Türkiye Hakkında Ne Dedi, AKP ve Muhalefetten Hangi Tepkiler Geldi?”, 15.08.2020.

[5] a haber; “Kamala Harris Kafadan Türkiye Düşmanı Çıktı!”, 13.08.2020.

[6] Bekir HAZAR; “Hamle!!!”, Takvim, 09.11.1013.

0 0 oy
Yazıyı Değerlendir
Bildirimler
Bildir
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
İsmail Cingöz

İsmail Cingöz

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Araştırmacı Yazar Eserleri; -Türkiye Suriye İlişkilerinin Dönüşümü Arap Baharı ve Hatay Faktörü -Türkiye Gündem Değerlendirmeleri

İlgili Yazı

0
Düşüncelerinizi ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x