GÖNÜLLÜLER VE FEDAİLER ÖRGÜTÜNDEN DOĞU İŞLERİ DAİRESİNE: TEŞKİLAT-I MAHSUSA

Hüseyin Alpaslan at 22 Şubat 2021 tarihinde gönderildi
105 0

GİRİŞ

 Milletler arasında siyasi, askeri ve ekonomi alanındaki yaşam mücadelesinin eski çağlardan bu tarafa sürdüğü bir gerçektir. Bu mücadele bulunduğu zamana göre değişimler gösterse bile amacını ve genel yapısını hiç değiştirmemiştir. Milletlerin kurdukları siyasi yapılarını muhafaza etmek maksadıyla yaptıkları mücadelenin kapsamını stratejileri çizmiştir. Stratejilerini uygulamak için gizli örgütler kurarak, bunların yardımıyla devletlerinin barışta ve savaşta idaresini yürütmek istemişlerdir.

Türklerde İstihbaratın tarihi Orta Asya’nın derinliklerine kadar gitmektedir Hunlar, Kök (Gök) Türkler, Uygurlar, Karahanlılar, Selçuklular ve Osmanlılarda İstihbaratçılık; az bilinenlerin aksine devletlerin kuruluşlarında, iktidarların el değiştirmesinde, yabancı ülkelerin yöneticilerinin izlenmesinde ve savaşların kazanılmasında çok önemli işlevler görmüştür[1]. 19’uncu yüzyılın son çeyreği ile 20’nci yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti’nde iç istihbarat “Yıldız Hafiye Teşkilatı” ile yürütülmüştür. II. Abdülhamit’in 27 Nisan 1909’da hal edilerek Selanik’e gönderilmesinin ardından yıldız jurnalleri ve hafiye teşkilatı dağıtılarak, iktidarı ele alan İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından çekirdek yapıyı bozmadan kendi üyeleri ile oluşturduğu yeni bir istihbarat teşkilatlanması oluşturulmuştur.

İttihat ve Terakki liderleri istihbarat kadrolarına kendi üyelerini getirmekle kalmamışlar, “kutsal devlet” geleneğinden hareketle istihbarat faaliyetlerini kendilerine özgü bir şekilde uygulamaya dönüştürmüşlerdir.İttihat ve Terakki Cemiyetinin güçlenmesi ve devlet yönetiminde etkin hale gelmesi ile beraber istihbarat faaliyetleri ilk zamanlar da fedai ve gönüllüler vasıtasıyla yürütülmüştür. Osmanlı Devleti’nde 1908 yılında İkinci Meşrutiyet çerçevesinde yaşanan gelişmeler bir istihbarat örgütünün kurulmak zorunda olduğu görüşünü doğrular niteliktedir. İlk başlarda ister çete ister milis, isterse gizli teşkilat olarak adlandırılan bu örgütün gerçek kurucularının ifşa edilmesi de beklenemez [2].

Teşkilat-ı Mahsusa teriminin üzerinden bir asırdan fazla bir zaman geçmesine rağmen halen gündeme gelmeye devam etmektedir. 1960’larda Türkiye’ye gelerek Teşkilat-ı Mahsusa hakkında araştırmalar yapan Philip H. Stoddard, kitabında Teşkilat-ı Mahsusa için şunları söylemiştir: “Türklerin ve batılıların yazdığı kitaplarda Teşkilat- Mahsusa’dan pek bahsedilmez. Bahsedilen ve verilen bilgilerin çoğu doğru değildir. Teşkilatın varlığından haberdar olsalar bile faaliyetlerinin kapsamını bilen çok az Osmanlı görevlisi vardır”[3]. Bizim amacımız ise Teşkilat-ı Mahsusa / Umur-ı Şarkıyye Dairesi tarihini; gerçeği temel alan tarih yazıcılığından yola çıkarak araştırma, vesika ve belgelerin söylediği şekilde yazmaktır.

TEŞKİLATIN DOĞUŞU

Teşkilat-ı Mahsusa’nın resmi olmayan örgütlenmesini 1903 yılına kadar götürebiliriz. II. Abdülhamit’in sürgüne gönderdiği Eşref Kuşçubaşı ve arkadaşları Arabistan’da İhtilalci bir örgüt kurmuşlardır. Bu örgütün yapılanması 1903 yılından 1907 yılına kadar sürmüştür. 1908 yılında meşrutiyetin ilanında sonra İstanbul’a gelen Eşref Kuşçubaşı ve kurduğu gayri resmi teşkilatlanmanın üyelerinin görevi İttihatçılara muhalif örgütlenmelerle mücadele etmektir.

Bu teşkilatın bundan sonraki görevi; İttihat ve Terakki içindeki gönüllü ve fedailerle birleşerek 1911 yılında İtalya’nın Trablusgarp işgaline karşı yürütülen direniş harekâtını örgütlemek olmuştur. 1911-1913 yılları arasına gelen tarihlerde, İttihat ve Terakki Cemiyetine bağlı gönüllü ve fedailerin bulunduğu, Eşref Kuşçubaşı’nın çekirdeğini oluşturduğu gizli örgütlenmenin adına, gayri resmî olarak “Teşkilat-ı Mahsusa” adı verilmeye başlanmıştır [4].

Teşkilat- Mahsusa terimi ilk önce gönüllülerden oluşan bölük ve taburların ismi olarak kullanılmıştır. Trablusgarp’ta ilk kez denenmiştir. Osmanlı Devleti’nin merkezden uzak bölgelerine yeterli asker gönderemeyen Harbiye Nezareti’nce; bu sorunu aşmak maksadıyla halktan faydalanma yoluna gittikleri bir yöntem olarak ortaya çıkmıştır. Daha sonraki tarihlerde, yerel bölgenin imkanlarından faydalanarak, mahalli halkı örgütleyerek, düşmana direniş gösteren, gayri nizami savaşın kurallarını icra eden askeri, siyasi ve ekonomik hedeflere baskın, sabotaj vb. faaliyetler icra eden bir teşkilata dönüşmüştür[5]

1912-1913 tarihlerinden sonra ayrı bir grup halinde faaliyetlerde bulunan Teşkilat-ı Mahsusa’nın; Enver Paşa ve Süleyman Askeri tarafından 1913 yılında Batı Trakya’nın işgaline karşı alınan kararları uygulamakla görevlendirilmesi sonucunda büyüyüp geliştiği birçok kaynakta yer almaktadır. Özellikle 1913 sonrası resmi kuruluş aşamasına kadar gayri resmi olarak çok önemli faaliyetler gösteren teşkilatın, örgütlenmesinin tamamlanmasında Enver Paşa, Süleyman Askeri, Eşref ve Sami Kuşçubaşı, Çerkez Reşit ve Hüsrev Sami’nin önemli rolleri olmuştur[6]. Büyütülen ve geliştirilen teşkilat, Batı Trakya’dan sonra 1914 yılında Libya’da yerel hareketleri örgütlemiş ve Osmanlı Ordusu’ndan ayrı hareket ederek gayri nizami harp kurallarına uygun hareket etmiştir[7].

TEŞKİLATIN KURULUŞU

Enver Paşa, teşkilatın bütün çalışanlarını yeni bir nizamname ve yeni bir örgütlenme ile bir çatı altında toplamış ve Teşkilat-ı Mahsusa ’ya 5 Ağustos 1914 tarihinde yayınladığı gizli bir emirle resmi bir kimlik kazandırmıştır. Teşkilat, tüm ihtiyaçları Harbiye Nezareti’nden karşılanan bir istihbarat örgütü olarak çalışmıştır [8].  Teşkilat- Mahsusa ’ya ismini veren ise Miralay Rasim Bey’dir[9].

Enver Paşa, ilk önce teşkilatın başına Kıdemli Yüzbaşı Süleyman Askeri Bey’i getirmiştir. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Balkan Savaşı’nda bulunmuş olan Süleyman Askeri Bey sonraları Yarbaylığa kadar yükselmiştir[10]. Teşkilat-ı Mahsusa, resmi faaliyetlerini Harbiye Nezareti’ne bağlı olarak yürütürken, siyasi alanda gayrinizami savaşın gereklerini daha işler ve verimli hale getirebilmesi maksadıyla isim değişikliğine gidilmiştir. 1915 yılının başlarında Süleyman Askeri’nin Basra Körfezi’ne gönderilmesinin ardından, Teşkilat-ı Mahsusa’nın ismi Umur-ı Şarkıyye Dairesi (Doğu İşleri Dairesi) olmuş ve teşkilatın başına Şura-yı Devlet üyesi olan Ali Başhampa getirilmiştir. Ali Başhampa’nın, 5 Nisan 1915 tarihli göreve başlama yazısında; “Doğu İşleri Dairesi Başkanı” olarak vazifelendirildiği görülmektedir.

TEŞKİLATIN AMACI VE İDEOLOJİSİ

Teşkilat-ı Mahsusa, Osmanlı Devleti’nin içerisinde ve dışarısında milletine düşman olan herkesle mücadele edecek bir yapıyı kurmayı hedeflemiştir. Bu amaca ulaşmak için her türlü mekanizmayı kullanmayı meşru görmüştür. Teşkilatın bütün üyeleri Türk Milliyetçiliğini benimsemekle beraber İslamcılık yönü ağır basanlarda bu yapının içerisinde yer almıştır.  Panturancılık ve Panislamizm gibi farklı ideolojileri savunanlar olsada; sonuçta büyük ve güçlü bir devlet kurarak, Osmanlı Devleti’ni yabancı tahakkümünden çıkartmak gayesi teşkilatın tüm üyelerinin bir ve tek düşüncesini oluşturmuştur.

Teşkilat-ı Mahsusa’nın ülküsü; İslam birliği ve Pantürkizm fikirlerine uygun politika ve faaliyetler yürütmektir. Gayesine ulaşmak için bütün İslamları bir bayrak altında toplamak, Türk ırkını siyasi bir birlik içerisinde bulundurmaktır. Bu ülkü ve gaye doğrultusunda ülke içinde ve dışında Osmanlı Devleti’ne zarar verecek yıkıcı bölücü unsurlarla mücadele etmeyi görev edinmiştir. Teşkilat-ı Mahsusa, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun savaştığı tüm cephelerde yeraltı yapılanması ile gayri nizami harp usullerini uygulayarak nizamı orduya destek olmuştur.  Savaşta kullandığı yöntemleri ise şöyledir: Gayrinizami harp kurallarına uygun düşmana saldırı yapmak, yeraltı unsurları ile halkı kendi ülküsüne ikna ederek yanına çekmek, casusluk ve sabotaj eylemleri ile propaganda ve karşı propaganda, şaşırtma, istihbarat toplama, araziyi lehine kullanma gibi faaliyetleri yürütmektir[11].

TEŞKİLATIN FAALİYETLERİ

1.Trablusgarp

İtalya’nın 1861 yılında birliğini sağladıktan sonra yayılmacı faaliyetlerine başladığı ilk yer Trablusgarp olmuştur. İtalya’nın Libya’da işgal hareketine batının büyük devletleri kayıtsız kalmıştır. Trablusgarp’ta Osmanlı askerinin yetersizliği nedeniyle iç bölgelerde bulunan Bedeviler ve Sunusiler örgütlenerek direnmişlerdir. Teşkilat-ı Mahsusa’nın bölgeye sevk edilen fedai ve gönüllüleri tarafından oluşturulan direniş harekâtı; Fedai Zabitan adı altında üç dönemde 1915 yılına kadar sürdürülmüştür.

2. Balkanlar

Balkan Savaşı’nda, Teşkilat; Batı Trakya’da halkla iş birliği yaparak bölgeyi Bulgar çetelerden temizlemiştir[12]. İkinci Balkan Savaşı’nda Edirne geri alınırken Süleyman Askeri tarafından Batı Trakya’da Türk çoğunluğa dayanılarak “Garbi Trakya Hükumeti Müstakilesi” kurulmuştur[13]. Balkan Savaşları’ndan sonra yapılan Londra ve Bükreş anlaşmalarında Osmanlı Hükumeti’nin Edirne’yi geri almak ve büyük devletlerin müdahalesini engellemek maksadıyla Batı Trakya’yı terk etmeye razı olmasında Süleyman Askeri ve Eşref Kuşçubaşı zor ikna edilmiştir.

3. Kuzey Afrika

Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’da kalan son topraklarının kurtarılması amacıyla Teşkilat-ı Mahsusa bölgede görevlendirilmiştir. Teşkilatın Mısır’da çıkarmaya çalıştığı ayaklanma girişimi başarısız olmuştur. Bölgede beklentileri karşılayamayan teşkilatın başarısız olmasının nedenlerini şöyle sayabiliriz: İngiltere’nin karşı tedbirlerinin daha  etkili olması, Teşkilatın İslam birliği fikrinin Mısır’da istenilen etkiyi yaratmaması, Mısırlıların İngiliz yönetimine duyduğu tepkinin, Osmanlı Devleti’ne yakınlık olarak algılanması, Kanal Cephesi’nde kazanılacak zaferin Mısırlıları Osmanlının yanında yer almaya iteceğinin düşünülmesi, Kanal’ı sabote etme  planının iyi tasarlanmamış olması, silah altına aldığı kişilerin (yerli unsurlar) savaş yeteneği, göreve bağlılığı konusunda istenildiği gibi çıkmaması [14].

4. Irak

Osmanlı Devleti’nin resmi olarak savaşa girdiği 11 Kasım’dan kısa bir süre sonra; İngilizlerin, 2 Kasım 1914 tarihinde Irak’a girerek Basra’yı işgal etmesi üzerine telaşa kapılan Osmanlı Devleti yetkilileri, 6’ncı Ordu’yu takviye etmek ve psikolojik harekât başlatmak için teşkilatın ilk başkanı olan Süleyman Askeri’yi Irak’ta görevlendirmiştir. Teşkilat-ı Mahsusa bölgede bulunan dağınık ve düzensiz birliklerle Bedevilerden oluşan kuvvetleri toparlayarak Basra’ya göndermek amacıyla hareket etmiştir. Ancak Arapların disiplinsiz ve yağma girişimli eğilimleri neticesinde; Teşkilat amacına ulaşamayarak başarısız olmuştur. Teşkilat-ı Mahsusa’nın cihat propagandası, İngilizler tarafından Arap aşiret reislerine verilen altınların yerini tutmamış, aşiret mensupları Osmanlı ile İngilizleri aynı görerek, Osmanlıyı değil parayı tercih etmişlerdir[15].

5. Lübnan ve Suriye

Osmanlı Meclisi’nde bulunan Arap mebusların bazılarının bağımsızlık adına kendi bölgelerinde yaptıkları gizli ve açık faaliyetleri takip ve kontrol etmek için teşkilat tarafından daha Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Lübnan ve Suriye’de hücre örgütler kurulmuştur. Ajanlar, bölgede bozguncu faaliyette bulunduklarından şüphelendikleri birçok Osmanlı askeri ve bürokratı hakkında edindikleri bilgileri rapor etmişlerdir. Teşkilat, 1914 yılında Beyrut ve Şam’da Fransız Konsolosluklarına el koymuştur. Aramalarda ele geçirdiği belgelerde; İstanbul’da Arap milliyetçiliği için mücadele eden bir gizli örgütün varlığını ortaya çıkarmıştır[16]. İstanbul’da gizli bir örgütün varlığının tespiti üzerine; Teşkilat-ı Mahsusa, Arap milliyetçiliğini körükleyen hareketleri titizlikle takip altına almış ve Teşkilat ajanları, Osmanlı topraklarında yaşayan etnik unsurlar üzerinde olumsuz etki yaratan ve ayrımcılığı kışkırtan, yabancı tüm kurumları gözetim ve kontrol altında tutmuşlardır.

Araplar, Teşkilat-ı Mahsusa’nın takip ve kontrol faaliyetlerini, Arap özgürlük ve bağımsızlık ateşini söndürmeyi amaçlayan İttihatçıların düşmanca komploları olarak değerlendirmişlerdir. Suriye Cemiyeti adlı örgüt, İngilizlerin yardımıyla Suriye’de Osmanlılara karşı komplolar hazırlamıştır. Birçok Lübnanlı ve Suriyelinin Fransa’ya sempati duyması ve İngiliz ve Fransız İstihbaratının yaptığı propagandalar sonunda; Arap ahalinin Osmanlı Devleti’ne olan yakınlığı ve desteği tamamen bitirilmiştir. Savaş devam ederken, Gelibolu, Kafkaslar ve Hicaz bölgesine takviye asker gönderilmesinden dolayı, Suriye’de Osmanlı Ordusu zayıf kalmıştır. Teşkilat bu bölgede faaliyetlerine 1918 yılının Ekim ayına kadar devam etmiştir.

6. Hindistan

Almanya Birinci Dünya Savaşı’na girdiğinde Osmanlı Devleti’ni kendine ortak ederek İtilaf Devletleri’ni zora sokacak Panislamizm hareketini başlatmak istemiştir. Almanya, İslam coğrafyasında, “Halife ve Müslümanların dostu” sıfatını kullanarak düşmanlarına karşı üstünlük sağlayacağını düşünmüştür. Bu nedenle; Osmanlı Devleti Cihad-ı Ekber ilan etmiştir. Hindistan’ın özgürlüğü için Avrupa’da faaliyette bulunan Milliyetçi önderlerin üzerinden, Hindistan’ın kuzey-batı eyaletlerinde yaşayan Pahtan kabilelerinin İngilizlere karşı ayaklanmasını sağlamak üzere 1915 yılında planlar yapılmıştır. Hint önderi Har-Dayal tarafından, Enver Paşa ve Teşkilat-ı Mahsusa yetkililerine 20 Mayıs 1915 tarihinde Hindistan’ı özgürleştirme adına bir program sunulmuş olup; ayaklanma planlarının arkasında Teşkilat-ı Mahsusa’nın olduğu kuvvetle ihtimaldir.

Teşkilat, Hindistan’a çok sayıda ajanını göndermiştir. Ancak İngiliz gizli servisinin ajanların faaliyetlerinden haberdar olması İngiltere’nin Hindistan’da önceden tedbirler almasını sağlamıştır. Cihat fetvasından istenilen neticeye ulaşılamaması ve İngilizlerin karşı propagandası Hindistan’da sonuca gidilmesine engel olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nı İttifak Devletleri’nin kaybetmesiyle özgürlük yanlısı Hintlilerin hayalleri, bağımsızlıklarını elde ettikleri 1947 yılına kadar ertelenmiştir.

 7. Kafkaslar

Ağustos 1914 ayından itibaren, Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kafkasya faaliyetleri kapsamında Cemal Azmi Bey Trabzon Valiliği’ne atanmıştır [17]. Yine İttihat ve Terakki içinde etkin olan Doktor Bahattin Şakir Bey ve Mithat Şükrü Erzincan’a gönderilmişlerdir. 9 Ağustos 1914 günü Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olan, ayrıca Karadeniz bölgesinde etkinliğiyle bilinen Topal Osman Ağa, Rusların bölgedeki faaliyetlerini durdurmak, saldırı ve sabotaj yapmak üzere bir çetenin başına getirilmiştir.

Ağustos ayı içerisinde, İttihat ve Terakki Partisi’nin İaşe Nazırı Kara Kemal Bey, Trabzon’a gelen Gürcülerle görüşmeler yaparak onlardan Teşkilat-ı Mahsusa için çalışacak çeteler devşirmek istemiştir. Trabzon’daki Teşkilat-ı Mahsusa lideri Rıza Bey’ de Gürcülerin Osmanlı Devleti tarafında yer almaları için çalışmalar yapmıştır. Batum’da bir irtibat merkezi açılarak gizli şekilde çalışılmıştır. Gürcülerden etkili bazı kişiler Osmanlı Devleti’nin bölgede bulunan yetkilileri ile görüşmeler yapmışlar ve yapılan anlaşma üzerine Koç Bey ve Emir Süleyman Bey’ler Sohum ve Tiflis’te görevlendirilmişlerdir [18].

 Teşkilat-ı Mahsusa, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasından önce hazırlıklarını yaptığı Kafkasya’da savaşla beraber planlarını uygulamaya girişmiştir. İlk zamanlarda oluşturulan çetelerle Rus kuvvetlerine karşı cephe savaşı yapılmak istenilmiştir.  Teşkilatın başkanı Binbaşı Süleyman Askeri Bey, çetelerin Rus ordusuna sabotaj ve baskınlar yapmasını, erzak ve iaşe ulaşımlarının engellenmesini, bölge halkının Ruslara karşı ayaklandırılmasını, dirençli kitleler oluşturulmasını istemiştir. Ancak, ana gayesinden sapan teşkilatın birlikleri savaşta düzenli orduyla birlikte hareket etmek durumunda kalmıştır

Teşkilat-ı Mahsusa birliklerinin cephe savaşında başarısız olması üzerine, bu durumu gidermek ve Süleyman Askeri’nin planladığı gayrinizami harp usullerini uygulamak maksadıyla Yakup Cemil Bey ve Nail Bey gibi kişilerin teşkil ettiği çeteler bölgeye gönderilmiştir. Bu defa da çetelerin başında bulunanların emir komuta dinlemeden, koordinasyonsuz ve plansız bir şekilde hareket ederek Rus kuvvetleri ile savaşmaları ciddi kayıplara yol açmış, malzeme ve personel sıkıntısı yaratmıştır. Bu çeteler bölgede bulunan 3’üncü Ordu ile anlaşmazlığa düşerek genellikle sıkıntı yaşamışlardır. 1915 yılının şubat ayından başlayarak, ağustos ayı sonuna kadar, Teşkilat-ı Mahsusa müfreze ve çetelerinin başında bulunanların görevlerini bırakması sonrasında; lağvedilmesi kararlaştırılan birlikler kısa keşif kolu görevleri dışında başka bir faaliyette bulunmamışlardır.

1915 yılı boyunca Osmanlı Devleti Ordusu ve Teşkilat-ı Mahsusa Müfrezeleri birçok sorunla boğuşup, Ruslarla mücadele ederken Doğu Anadolu’da bağımsız bir devlet kurma hayali kuran Ermeniler ile uğraşmak zorunda kalmışlardır. 1915 yılı sonunda birlikleri Türk Ordularının emrine dağıtılan Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kafkasya’da görevi tamamen sona ermiştir. Teşkilat-ı Mahsusa’nın, savaş öncesi ihtilal cemiyetleri vasıtasıyla Rusları yıpratarak Kafkasya’da yapacakları Türk harekâtı ile Turana giden yolu açma hayalleri sekteye uğramıştır. Ancak; savaş bitiminde Teşkilat-ı Mahsusa’nın birçok üyesi Kafkasya’ya geçerek Turan mücadelesine devam etmiş ve birçoğu bu yolda şehadet mertebesine ermiştir[19].

TEŞKİLATIN SONA ERMESİ

Teşkilat-ı Mahsusa, 5 Ağustos 1914 tarihinden itibaren resmi olarak Harbiye Nezareti bünyesinde faaliyet sürdürürken; Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla beraber siyasi alanda daha etkin olabilmek maksadıyla isminin değiştirilerek “Doğu İşleri Dairesi” adını aldığını yazımızın kuruluş bölümünde anlatmıştık. 5 Nisan 1915 tarihine göreve getirilen Ali Başhampa’nın, “Doğu işleri Dairesi Müdürlüğü” vefat tarihi olan 31 Ekim 1918’e kadar sürmüştür. Ali Başhampa’dan sonra yerine Kurmay Albay Hasan Tosun atanmış, ancak 15 Kasım 1918 tarihinde; Teşkilat-ı Mahsusa’nın, resmi adıyla Doğu İşleri Dairesi’nin lağvedilmesi Harbiye Nezareti tarafından emredilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı boyunca iktidarda olan İttihat ve Terakki Hükümeti’nin Harbiye Nazırı Enver Paşa, yurt dışına çıkmadan önce Kuruçeşme’deki yalısında; Talat Paşa, Cemal Paşa, Kara Kemal ve Hüsamettin Bey ile bir araya gelerek bir toplantı yapmıştır. Toplantıda mevcut durumları ve akıbetleri hakkında konuşan Enver Paşa; kendilerinin ülkeden ayrılacaklarını, Teşkilat-ı Mahsusa’nın siyasetini ve işlerini bundan sonra Hüsamettin Bey’in yöneteceğini söylemiştir[20]. 15 Kasım 1918’de lağvedilen teşkilatın, dosyaları, hesap işleri ve tasfiyesi için Süvari Yarbay Hüsamettin (Ertürk) Bey’in görevlendirildiği Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa’nın imzasıyla İstanbul Muhafızlığına gönderilen gizli yazıda bildirilmiştir[21].

Teşkilat-ı Mahsusa, resmi olarak olmasa bile kişilerin etrafında kurulu gruplarla, 1918-1922 yılları arasında sürdürülen Millî Mücadelenin içerinde yer almıştır. Komitacı ve direnişçi bir örgüt olan Teşkilatı Mahsusa’nın “vatan kutsaldır” düşüncesini yüreklerine kazımış olan mensupları için ülkenin işgaline ve arkadaşlarının imhasına karşı sessiz kalamamışlardır. İstanbul’da bir araya gelen Teşkilat-ı Mahsusa ajanları son başkanları olan Hüsamettin Ertürk ve önemli İttihatçı üyelerin içinde olduğu yeni bir teşkilat kurmuşlardır. Teşkilatın adı Kara Kemal ve Kara Vasıf’ın isimlerinden esinlenerek “Karakol Cemiyeti” olmuştur. Cemiyet tarafından ajanlar Anadolu’nun her yerine gönderilmiş olup, tekkelerin, aşiretlerin ve tüccarların yerlerinde örgütlemeleri sağlanmıştır. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde 1926 yılında istihbarat örgütü olarak hayata geçirilen Milli Emniyet Hizmeti Riyasetinin (MAH) kadrolarını teşkil eden üyelerin içerisinde de Teşkilat-ı Mahsusa mensupları yer almıştır.

SONUÇ

9 Haziran 1908’de İngiltere ve Rusya, Reval’de yaptıkları görüşmelerde Osmanlı Devleti’ni paylaşmak için aralarında anlaşmışlardır. Emperyalist Fransa, İngiltere ve Rusya’nın yayılmacı siyasetlerine ortak olmak isteyen ve pay kapma yarışında bizde varız diyen İtalya ve Almanya ise; işgal ve ticari imtiyazlarla Osmanlı Devleti’nin zayıflığından faydalanmak istemişlerdir. İlk adımı İtalya atarak Trablusgarp’a saldırmış, arkasından Balkan Devletleri Osmanlı Devleti’ne savaş açmışlardır. Özellikle Trablusgarp ve Batı Trakya’da, ordusu ile başarı elde edilemeyeceğini anlayan Osmanlı Devleti, birçok bölgede uğradığı saldırıları önleyebilmek için bilgi toplayacak ve gerilla taktiği uygulayacak bir teşkilat kurmuştur. Önceleri gayri resmi, sonraları resmi olarak kurulan bu teşkilatın adı Teşkilat-ı Mahsusa’dır.

Teşkilat-ı Mahsusa, Birinci Dünya Savaşı’nda bütün cephelerde görev almıştır. Kendine has örgütlenmesi ile bulunduğu yerlerde yerel halkı teşkilatlandırarak, propaganda, istihbarat ve sabotaj eylemleri yapmıştır. Bazı bölgelerde ordu olmadan tek başına mücadele etmiş ve İtilaf Devletleri’ne kayıplar verdirmiştir. Panislamizm ve Turancılık teşkilat içinde en çok benimsenen ideolojiler olmuştur.

Nihayetinde Osmanlı Devleti’nin çöküş döneminde ülkeyi kurtarmak için çaba harcayan vatanseverlerin birçoğu bağımsız ve güçlü bir devlet olma uğrunda canlarını vermişlerdir. Ülke işgal edildiğinde gayri resmi olarak örgütlenen teşkilat üyeleri, İstanbul’da kurulan gizli servisle Anadolu’da sürdürülen Millî Mücadele’ye; önce Karakol Cemiyeti sonra Mim Mim grubu bünyesinde, haber toplama, propaganda yapma, silah, cephane ve insan kaçırma gibi çok değerli faaliyetlerde bulunarak inanılmaz faydalar sağlamışlardır.

Hüseyin ALPASLAN

Tarihçi-Yazar

Kaynakça

[1] Hüseyin ALPASLAN; “Türklerde İstihbaratın Kısa Tarihi-I”, Ticari Hayat Gazetesi, 24.09.2020.

[2] Ergun HİÇYILMAZ; “Teşkilatı Mahsusa”, s.18, Kaynak Yayınları, 2016, İstanbul.

[3] Philip Hendrich STODDARD; “Osmanlı Devleti ve Araplar: Teşkilat-ı Mahsusa Üzerine Bir Ön Çalışma”, (Çev. Tansel Demirel), s..53, Arma Yayınları., 2003, İstanbul.

[4] Erdal ŞİMŞEK;” Türkiye’de İstihbaratçılık ve MİT”, s.35, Kum Saati Yayınları, 2004, İstanbul

[5] Ahmet TETİK; (2018) “Teşkilat-ı Mahsusa Tarihi Cilt I: 1914-1916”, s.3, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2018, İstanbul

[6] Erdal ŞİMŞEK;” Türkiye’de İstihbaratçılık ve MİT”, s.78.

[7] Feroz AHMAD; “ittihat ve Terakki 1908-1914”, s. 213, Kaynak yayınları,2017, İstanbul.

[8] Erik Jan ZÜRCHER; “Millî Mücadelede İttihatçılık”, s. 97, İletişim Yayınları, 2018, İstanbul.

[9] Ergun HİÇYILMAZ; “Teşkilatı Mahsusa”, s.39.

[10] Samih Nafiz TANSU; “İki Devrin Perde Arkası”, s.130, İlgi Kültür Sanat ve Yayıncılık, 2016, İstanbul.

[11] Hüseyin ALPASLAN; “Türklerde İstihbaratın Kısa Tarihi-II”, Ticari Hayat Gazetesi, 01.10.2020.

[12] Enver Ziya KARAL; “Osmanlı Tarihi IX. Cilt”, s.343. Türk Tarih Kurumu, 2011, Ankara.

[13] Sina AKŞİN; “Kısa Türkiye Tarihi”, s.89-90, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2019, İstanbul.

[14] Philip Hendrich STODDARD; “Osmanlı Devleti ve Araplar: Teşkilat-ı Mahsusa Üzerine Bir Ön Çalışma”, (Çev. Tansel Demirel), s.99.

[15] Gönül GÜNEŞ; “Teşkilat-ı Mahsusa’nın Birinci Dünya Savaşı Yıllarındaki Faaliyetleri”, s.119-120, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı:85, 2013, Ankara.

[16] Emin DEMİREL; “Teşkilat-ı Mahsusa’dan Günümüze Gizli Servisler”, s.163, Kültür Sanat Yay., 2002, İstanbul.

[17] Mehmet BİLGİN; “Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kafkasya Misyonu ve Operasyonları”, s.148, Ötüken Neşriyat, 2017, İstanbul.

[18] Abdullah BAY; “Birinci Dünya Savaşı’nda Gürcü Lejyonu ve Faaliyetleri”, s. 79-80, Karadeniz İncelemeleri Dergisi, Sayı:18, 2015, Trabzon.

[19] Hüseyin ALPASLAN; “Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kafkas Cephesi’ndeki Faaliyetleri (1914-1915)” s. 156,Türk Dünyasından Parlamenter Bakış Dergisi, Sayı: 7, Nisan-Mayıs-Haziran 2020, Ankara.

[20] Samih Nafiz TANSU; “İki Devrin Perde Arkası”, s.200.

[21] Ahmet TETİK; (2018) “Teşkilat-ı Mahsusa Tarihi Cilt I: 1914-1916”, s.18.

0 0 oy
Yazıyı Değerlendir
Bildirimler
Bildir
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle

İlgili Yazı

0
Düşüncelerinizi ister misiniz, lütfen yorum yapın.x
()
x