104 AMİRAL’İN AÇIKLAMASI VE SONRASINDA YAŞANANLARI ANLATIYORUZ.

427 0

GÜNDEMİN ASIL GERÇEĞİ HAKKINDA BİLGİ SAHİBİ OLMAK İÇİN BU PAYLAŞIMIMIZI MUTLAKA OKUYUNUZ VE HER YERDE PAYLAŞARAK OKUTUNUZ

Sevgili okurlar,

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, HaberTürk canlı yayınında İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin açıklamalarda bulundu ve ”Cumhurbaşkanı, İstanbul Sözleşmesi’nden kararname ile çekildiği gibi Montrö’den de diğer uluslararası anlaşmalardan da çekilebilir” demişti.

Bunun üzerine 28 Mart günü paylaştığımız yazımızda:

“AKP bunu hep yapıyor. Türkiye Cumhuriyeti’ni ve ulusal güvenliğimizi Batı’nın çıkarları doğrultusunda değiştirerek ülkemizin yıkılmasına sebep olacak ifadeleri en yetkili ağızlardan “sanki bir dil sürçmesi veya acele oluvermiş” gibi söyletiyor kamuoyunun tepkisine bakılıyor, eğer tepki varsa ertelemeye gidiliyor, bu arada en azından insanların böyle bir değişime karşı alışkanlık kazanması ve tepkisizleşmesinin önü açılıyor.” Demiş ve Montrö sözleşmesini tüm boyutlarıyla özet olarak anlatmıştık.

AKP tarafından 2019 yılında Kanal İstanbul’un yapılacağı şeklindeki beyanlar üzerine Kanal İstanbul’un İstanbul’a ve ülkemize vereceği büyük zararı anlatmış bu projenin İngiliz ABD projesi olduğunu ayrıca Montrö’nün iptaline sebep olacağı için ülkemizin güvenliği bakımından çok büyük tehdit unsuru olduğunu anlatmıştık.

Motrö yazımızda da “ABD’nin 1817 yılından bu yana devlet politikası haline gelmiş olan “Karadenize açılma”siyasetininz artarak devam ettiğini dile getirmiştik.

Nitekim, Emekli Koramiral Atilla Kıyat, 2019 yılında Sözcü gazetesinden Saygı Öztürk’e yaptığı açıklamada, “ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in 12 yıl önce Türkiye Büyükelçisi olduğu sırada Kayseri’de kendisini ziyaret ettiğini ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni gündeme getirerek “Türk ve ABD Donanmaları, Karadeniz’de çok iyi şeyler yapabilir” dediğini ve kendisine “Tabii ki ama, Montrö Sözleşmesi prensipleri dahilinde” diye yanıt verdiğini söylemişti.

Koramiral Kıyat, Jeffrey ile olan Montrö tartışmasını şöyle anlatmıştı: “Türkiye ve ABD istedikten sonra kimse bir şey yapamaz’ dedi. ‘Hayır büyükelçi, bu sözleşme Türkiye için hayati öneme haizdir ve hiçbir nedenle dışına çıkmayız’ dedim. Sustu, niyeti Karadeniz’e çıkaracakları gemilerden atılacak füzelerle, Ortadoğu’daki hedefleri, hiçbir tehdide maruz kalmadan vurmaktı. Ankara’ya giderek, görüşmeyi Deniz Kuvvetleri Komutanı’na aktardım. ‘İlgililere aktarabilir miyim’ dedi. ‘Tabii ‘dedim ve MGK’da paylaştığını öğrendim.”

126 EMEKLİ BÜYÜK ELÇİ NE DEDİ?

Sevgili okurlar,

Batı’nın hedefleri hiç değişmez. Hesap kitap yaparlar kendilerine dost seçtikleri(!) ülkelerle satranç oynar gibi oynayarak planlarını bir b.ir gerçekleştirirler. ABD’nin Montrö konusundaki açıklamalarının arttığı bir sırada AKP “Kanal İstanbul” konusunu Türkiye’nin gündemine taşımıştı. Konunun gündemde bulunduğu günlerde ( 30 Ocak 2020 günü) aralarında emekli büyükelçi, eski MİT Müsteşarı, eski Dışişleri Bakanlığı müsteşarlarının da bulunduğu 126 Emekli büyükelçi, Montrö Sözleşmesi’ne ilişkin ortak bir açıklama yapmıştı. Bu açıklamada,

“Kanal İstanbul, Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açacaktır. Atatürk Türkiye’sinin, Lozan Antlaşması’ndan sonra en büyük diplomasi başarısı olan Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması ise Türkiye’nin İstanbul-Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi üzerindeki mutlak egemenliğinin kaybedilmesine yol açar.

Montrö, Türkiye Cumhuriyeti’nin, ülkenin askerden arındırılmış, uluslararası yönetime ve denetime bırakılmış son parçası üzerinde mutlak egemenliğini tescil eden belgedir.

Montrö, Boğazlar üzerinde yüzyıllar süren ve Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkmasına varan tarihi sürecin tekrarlanmasını önleyecek dayanağımız, kozumuzdur.

Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir.

Montrö, Rusya’nın da güvenliğinin temel bir belgesidir. Rusya, 1936’nın koşullarında, zamanın Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa ve Dünya siyasetindeki konumu, ağırlığı ve güvenilirliği nedeniyle güvenliğini Türkiye’nin ihtiyarına ve kararına bırakabilmiştir.

Ancak, Sözleşme’nin imzasını takiben, Boğazlarda daha fazla söz sahibi olabilmek için Türkiye’yi ikili bir yardımlaşma anlaşması yapmaya zorlamak istemiştir.

Atatürk, İnönü ve T. Rüştü Aras, Montrö varken başka anlaşmaya gerek olmadığı ve Montrö’yü tartışmaya açmanın, Türkiye’ye kazandıklarını kaybettireceği düşüncesi ile bunu kabul etmemişlerdir. Rusya Boğazlar üzerindeki iddia ve beklentilerinden bugün de vazgeçmemiştir.

Montrö Sözleşmesi’ne taraf olmayan ve Sözleşme’yi Karadeniz’e dilediği gibi çıkmasının önünde engel olarak gören müttefikimiz ABD, yıllardır Montrö’yü ortadan kaldırmaya veya kendisinin de taraf olacağı yeni bir sözleşme yapılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Kanal İstanbul ve ÇED Raporu’nda sözü edilen Çanakkale Kanalı, ABD’nin Montrö’yü tartışmaya açmak amacına hizmet edecektir.” deniliyordu.

Aradan bir yıl geçti Montrö ve Kanal İstanbul tartışmaları hızlandı. 21 Mart 2021 günü resmi gazete de Katar ile Su Yönetimi Anlaşması kararnamesi yayınlandı.

KATAR’A SULARIN YÖNETİMİNİN DEVRİ RESMİ GAZETEDE YAYINLANIYOR

Sevgili Okurlar,

Resmi Gazete’de yer alan kararda, Türkiye ve Katar’ın işbirliği alanları ‘entegre su kaynakları yönetimi, su tesisleri yönetimi, kıyı ve geçiş suları yönetimi’ olarak sayıldı.

Türkiye’de iki tane geçiş suyu var. Biri İstanbul Boğazı, diğeri Çanakkale Boğazı ve bunların güvenliğini sağlayan Montrö sözleşmesi. Bir yandan Kanal İstanbul ile bu güvenlik bertaraf edilirken diğer taraftan Boğazların yönetimi Katar Devlet Fonuna, Katar ile ilişkileri dolayısıyla İngiltere’ye devredilmiş olmaktadır. Bu arada Hazine Garantili dış borçlar ve özellikle son verilen Kanal İstanbul için Hazine Garantisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne vurulacak en ağır darbelerden biri olacak. Takriben 150 Milyar Dolar yani 1200(Milyar) Katrilyona malolacak bu kanal hiçbir işe yaramayacağı gibi ülkemizin yıkımına sebep olacaktı

Türkiye’nin aslında en önemli gündem meselesi buydu ve Bizde bu sebeple 28 Mart günü “Montrö” ile ilgili paylaşımımızı sizlere sunmuştuk.

104 EMEKLİ AMİRALİN AÇIKLAMALARI

Sevgili Okurlar,

Bu paylaşımımızdan bir hafta sonra 30 Ocak 2020 günü 126 Emekli Büyükelçinin yayınladığı bildirinin bir benzeri 104 Emekli Amiral tarafından yayınlanıyor ve şöyle deniliyordu.

“Son zamanlarda gerek Kanal İstanbul, gerekse Uluslararası Antlaşmaların iptali yetkisi kapsamında Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması endişe ile karşılanmaktadır.

Türk Boğazları, dünyanın en önemli suyollarından biri olup, tarih boyunca çok uluslu antlaşmalara göre yönetilmiştir. Bu antlaşmaların sonuncusu ve Türkiye’nin haklarını en iyi şekilde koruyan Montrö; sadece Türk Boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Türkiye’ye İstanbul, Çanakkale, Marmara Denizi ve Boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran, Lozan Barış Antlaşmasını tamamlayan büyük bir diplomasi zaferidir. Montrö, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğinin temel belgesi olup Karadeniz’i barış denizi yapan sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin II. Dünya Savaşında tarafsızlığını korumasına imkân yaratmıştır. Bu ve benzeri nedenlerle, Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz.

Diğer taraftan; son günlerde basında ve sosyal medyada yer alan kabul edilemez nitelikteki bazı görüntüler, haber ve tartışmalar ömrünü bu mesleğe adamış bizler için çok derin bir üzüntü kaynağı olmuştur. TSK ve özellikle Deniz Kuvvetlerimiz son yıllarda; çok bilinçli bir FETÖ saldırısı yaşamış ve çok değerli kadrolarını bu hain kumpaslara kurban vermiştir. Bu kumpaslardan çıkarılacak en önemli ders; TSK’nin, anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerini titizlikle sürdürmesi zaruretidir.

Bu gerekçelerle, TSK ve Deniz Kuvvetlerimizi bu değerlerin dışına çıkmış, Atatürk’ün çizdiği çağdaş rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarını kınıyor ve tüm varlığımızla karşı çıkıyoruz.

Aksi halde, Türkiye Cumhuriyeti, tarihte örnekleri olan, bunalımlı ve bekası için en tehlikeli olayları yaşama risk ve tehdidi ile karşılaşabilecektir.

Türk Milletinin bağrından çıkan şanlı bir geçmişe sahip, Ana ve Mavi Vatan’ın koruyucusu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personelinin Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda yetiştirilmesi elzemdir. Ülkemizin her köşesinde denizde, karada, havada, iç güvenlik bölgesinde ve sınır ötesinde fedakârca görev yapan, Mavi Vatandaki hak ve menfaatlerimizin korunması için Atatürk’ün gösterdiği yolda canla başla çalışan cefakâr Türk Denizcilerimizin yanındayız. Deniz Şehitlerimizi anarak saygıyla duyururuz.”

Bu açıklamalar üzerine Hükümet ve bağlı kurumlar ve AKP siyasileri çoştu da çoştu. Tapu dairelerinin bile yayınladığı “darbeye karşıyız” bildirilerini gazetelerin digital sayfalarından okuduk.

TEZ BAŞLARI VURULAAAA

Sevgili Okurlar,

Haydi AKP ayakta durmak veya Türk Milletine ait olan ne varsa tahrip etmeye çalışıyor söylediklerine alıştık derken, Deniz Kuvvetlerin de Ordunun tamamında Cemaat ve tarikat yapılanmalarına ses çıkarmayan MHP lideri Devlet Bahçeliden (her zaman olduğu gibi )AKP’yi bile şaşırtacak derece de tepki yükseldi:

Bahçeli “Bildiride imzası bulunan amirallerin rütbeleri sökülmelidir. Emeklilik hakları kaldırılmalı, emekli maaşları kesilmelidir. Açıklanan bildirinin çok yönlü adli ve idari soruşturması yapılmalıdır.”

“Ayrıca 104 vesayetçi amiralin imzasıyla yayımlanan bildirinin arkası ve önü kararlılıkla araştırılmalı, bu rezaletin içinde kimlerin olduğu tevsik ve tespit edilmelidir. Konu vatandır, konu demokrasidir, konu milli iradedir. Taviz veya gecikmenin bedeli hiç kuşkusuz ağır olacaktır.” diyordu.

Bahçeli’nin çağrısı ilk meyvesine verdi “Haberlere göre Amirallere can güvenliği sebebiyle oturdukları lojmanları boşaltmaları için tebligat yapılmış..

Ancak bu çok eksik olmuş Sayın Bahçeli!

Tez elden başları vurulsaymış çok daha iyi olurmuş!

Sayın Bahçeli “Amirallere gösterdiğiniz tepkiyi, Boğaziçi Üniversitesinde okuyan masum çocuklara gösterdiğiniz tepkiyi Neden Ayasofya imamına göstermiyorsunuz. Neden hilafeti getirmek için sivil ordu kurduğunu resmen açıklayan SADAT’ın başkanı Emekli General Tanrıverdi’ye göstermiyorsunuz?

Neden Vatan için bir şey yapıldığında ayranınız kabarıyor ve “Asmak gerek kesmek gerek” tarzında nutuklar atıyorsunuz da neden vatan hainlerine hiç sesiniz çıkmıyor?

SAHTE GÜNDEM!

Sevgili Okurlar,

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise Twitter üzerinden yaptığı açıklamada

Montrö ve 104 Amiral’in ihtisas sahibi oldukları bir konuda ülke güvenliğini temin bakımından vatansever duygularla yaptıkları açıklamayı “Sahte gündem” olarak değerlendiriyor ve şunları söylüyordu :

“Bu sahte gündemler tutmaz, Halkımızın tek gerçek gündemi sofrasıdır. Büyük ve ünlü Ekonomist Recep Tayyip Erdoğan yarattığın ekonomik yıkım ile seni yüzleştireceğim. Geleceğini kararttığın gençlerimizin hikayelerini buradan paylaşacağım”

Tam bir lay lay lom havası!

Ülkenin hayatiyeti söz konusu Sayın Kılıçdaroğlu ise önemsizleştirmek peşinde!

Ya bu işlerden hiç anlamıyor veya kendisine verilen görevi yerine getiriyor!

Bitti mi Hayır!

“Andımız” konusunda halkın verdiği tepkiyi izledikten 4 gün sonra Mecliste tepki veren İYİ Parti Genel Başkanı Akşener 104 Amiralin watshap üzerinden hazırladıkları ve yaptıkları açıklama ile ilgili olarak şunları söylüyordu :

“O (1960)İhtilal’de dört yaşındaydım ama hatırlamıyorum ama diğer bütün muhtıraları, 28 Şubat’ın içerisinde kalarak yaşamış biri olarak. Bu tür gece yarısı emekli de olsa silahlı bürokrasi mensubu kişilerin yaptığı açıklamalar, genellikle Türkiye’de demokrasinin kesintisine uğrayan muhtıraları akıllara getirir.

Partimiz vesayet ve diğer odakların karşısındadır. Ancak bugüne kadar genellikle silahlı bürokratlar, iktidarın karşısında muhalefet için de yapılmıştır. Türkiye’de bugün muhalefet, özellikle İYİ Parti son derece millet odaklı, suni gündemlerden uzak, kutuplaşmanın dışında bir muhalefet sistemi getirmiştir.

Sabah bir uyandık emekli amirallerin canı sıkılmış, bildiri yayınlamışlar. Kişisel fikirlerimi söylüyorum; bu bir zevzekliktir. Türkiye bu zevzekliklerden çok çekti.

Buradan herkese, emekli silahlı bürokratlara sesleniyorum. Herkes görevini, başındayken yapmalıydı. Yunanistan ve Adalar konusunda bir tavır göremedik. Siyaset, siyasetçiler tarafından yapılır.Darbe çağrısı oluşturacak bir duruma da neden olamazlar.

Bu bildiri sahiplerinin bu zevzekliği yapmasına neyin sebep olduğunun da dikkate değer olduğunu söylemek isterim. Türkiye yoluna devam edecektir. Bu tür zevzekliklere de müsaade edilmeyeceğinin bilinmesini isteriz.”

TÜRK ASKERİNE YAPILAN BU İFTİRA VE İTHAMLARI ŞİDDETLE KINIYORUM

Değerli Arkadaşlarım,

Bakar mısınız söylenenlere!

“Sivilken niye söylemediniz” diyerek çamur atılan Amiraller zamanında ülke birliği ve bütünlüğü yönünde vatansever tavırları olduğu için Balyoz, Ergenekon gibi kumpaslara maruz bırakılarak yıllarca hücrelerde yatırılmış ve emekli edilmiş generaller!

Kardak’a çıkmış, hayatlarını vatan yolunda tüketmiş üstelik Mortrö konusunda Meral Akşener’en bin misli daha bilgili Türkiye’nin her bir kayasını en ince ayrıntılarına kadar hıfzetmiş Çoğu Meral Akşener’den bile yaşlı ancak ondan bin kat daha duyarlı insanlar bunlar.

Neyle darbe yapacaklarmış bu Amiraller torunlarının su tabancaları ile mi darbe yapacaklarmış?

İftiraya bakar mısınız ”Amiraller sabah akıllarını darbe yapmak gelmiş ve bu bildiriyi yayınlamışlar”

Hangi vesayet? Ne darbesi? Bir Asker emekli oldu mu giriş kartını unutsa çoğu zaman Ordu evinden çay bile içemez. Hele ki orduda Kara kuvvetlerinin darbe yapma olasılığı olabilir ancak deniz Kuvvetlerinin böyle bir imkânı hiç olmaz.

Ne yapacak bu yaşlı başlı adamlar. Ege den Yunanistan’a oflaya poflaya giderek biraz nefeslenip kendilerine geldikten sonra Yunanistan da darbe yaparak iktdarı ile geçirecekler ve Türkiye’ye meydan mı okuyacaklar?

Bu hanımefendi iki gündür üstüne basa basa “Zevzek” diyor.

Bu Amirallerin yaptıkları zevzeklik olmadığı kesin ancak Meral Hanımın kendi yaptığına ne demeli?

Meral hanım nasıl bir Türk milliyetçisi çok Merak ediyorum..

İşte insanlarımızın umutları yıllardır böyle sömürülüyor sadece Ak koyunlar değil Milliyetçiler vatanseverlerde böyle ellerde aynı amaçlara hizmet ediyor.

Al birini vur ötekine arkadaki kuklacı aynı!

HERKES, DÜŞÜNCE VE KANAATLERİNİ SÖZ, YAZI, RESİM VEYA BAŞKA YOLLARLA TEK BAŞINA VEYA TOPLU OLARAK AÇIKLAMA VE YAYMA HAKKINA SAHİPTİR. (Anayasa’nın 26’ncı maddesi)

Sevgili Okurlar,

İşte bunlar da bu ülkeye faydası umulan partilerin liderlerinin açıklamaları!

Yukarıda paylaştığımız gibi Emekli Amirallerden 14 ay önce “Emekli Diplomatlar” da aynı doğrultuda, yani Montrö’nün tartışmaya açılmasının Türkiye’ye çok büyük zararlar vereceği yolunda bildiri yayınlamıştı.

Sayın Bahçeli, Sayın Meral Akşener veya Malatya Tapu idaresine kadar darbe karşıtı bildiri yayınlayan hükümet ve kurumlar neden onlara ses çıkaramadılar? Emekli amiralin emekli diplomattan ne farkı var? Kimse iktidarın yanlışlarına hele söz konusu vatan olunca sessiz kalmak, bunları onaylamak zorunda olmak değildir. Her yurttaş gibi, üstelik FETÖ kumpaslarına bizzat maruz kalmış emekli komutanların da ifade hürriyeti mevcuttur.

Anayasa’nın 26’ncı maddesi, yani “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmü emekli amiraller için geçerli değil midir? Onlara “konuşamazsınız” demeye kimin ne hakkı ve yetkisi vardır?

Emekli diplomatların bildirisi iktidarı zor durumda bıraktı. İktidar 14 aydır sesini çıkaramadı. Ancak tam ABD Katar eve İngiltere ekseninde işler Bitmiş Kanal İstanbul için Hazine garentisi ve Resmi Gazetede Katar’a kıyıların ve su yollarının devri konusu yayınlanmış, hatta Mustafa Şentop’a “Cumhurbaşkanı kararname ile Montrö’yü bile kaldırır”dedirtilmişken, bile de Emekli amirallerin Emekli Büyükelçilere karşı benzer bir bildiri yayınlamasını MHP, İYİ Parti ve AKP üç koldan birden “darbe çağrışımı yaptılar” gerekçesiyle fırsata çevirdiler veya kendilerine biçilen görevi yerlerine getirdiler. Oysa bildirinin içeriğine bakmak gerekirdi. Evlerinde torunları ile oynayan 60’lık 70’lık bu Amiraller neden bunu yazmak zorunda kalmış. Ne yazmışlar ona bakmak gerekir olayları ters yüz ederek suçsuz günahsız insanları ağır ithamların altına sokarak halkı aldatmamak gerekirdi!

UYUYAN VE UYUTULAN MİLLETLER ÖLÜR!

Sevgili okurlar,

Bu gün milletimizin dörtte biri mankurtlaştırılmış zaten uyumaktadır. Ancak Kalını da Siyasiler eliyle uyutulmaktadır.

Biz Montrö diye çırpınıyoruz çünkü gerçekleri biliyoruz ve endişelerimizi dile getiriyoruz. Bu Emekli Subaylarda gerçekleri görüyor. Bir ömür boyu korumakla görevli oldukları ülkeleri için ızdırap duyuyorlar. Başlarına geleceklere katlanarak fikirlerini beyan ediyorlar.

Neden mi biraz daha yazmadıklarımızı anlatalım :

Son yıllarda ABD ile Ukrayn arasında yakın ilişkiler kurulurken Ukrayna ve Rusya ise savaşın eşiğine geldi. ABD’nin Ukrayna yakınlaşmasının perde arkasında Rusya’yı çevreleme planı yatıyor. ABD, Baltık ülkeleriyle NATO üzerinden Rusya’yı çevrelerken, tek açık Ukrayna’da bulunuyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price ise yaptığı açıklamada “Ukrayna’nın yanında olduklarını” söyledi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise ABD’nin Ukrayna’ya asker göndermesi halinde Rusya’nın ulusal güvenliğini sağlamak için ekstra adımlar atmak zorunda kalacağı uyarısı yaptı.

Dolayısıyla, ABD ile Rusya arasında artan Ukrayna geriliminde Montrö Boğazlar Sözleşmesi son derece kritik rol oynuyor. Rusya, Montrö sayesinde ABD’nin savaş gemileri tarafından çevrelenmiyor. Yani ABD’nin Montrö’den yıllardır rahatsız olmasının sebebi de bu. ABD Karadeniz’e serbestçe girdiği taktirde Türkiye’yi çepeçevre kuşatma altına alacağının da hesaplarını yapıyor. Ayrıca Montrö’nün iptali durumunda Boğazların denetimi noktasında etkin güç olacağını Türkiye’nin özellikle İstanbul’un ABD işgaline hazır hale geleceğini görüyor.

Nitekim Joe Biden’ın ABD Başkanı olmasının ardından Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın NATO’yla yakın ilişki kuracaklarına dair verdiği sinyal, AKP’nin aslında bilinçli olarak “Kanal İstanbul” üzerinden Montrö tartışmasını başlattığı görülüyor. Amaç Kanal İstanbul değil Kanal İstanbul vasıtasıyla Montröyü ortadan kaldırmaktır.

MONTRÖ 20 YILLIK BİR SÖZLEŞMEDİR. ZEDELENİRSE MİLLETÇE EN BÜYÜK DARBEYİ YERİZ!

Sevgili Okurlar,

Montreux (Montrö) 20 yıllık bir anlaşmayken, hassas dengeler ve veto hakkımız ile süresini uzattığımız, bu sayede Türkiye’nin güvenliğinin garantisi olan, hatta kabul ettirdiğimiz tüzüklere rağmen bu güne kadar ayakta kalan Montreux Sözleşmesinin fesih edilmesine sebep olacak bir çivi dahi çakmak Türkiye’nin aleyhinedir. Hele hele ABD ve Avrupa Montrö’nün iptali için pusuda beklerken Kanal İstanbul gibi endişe verici bir konuda ısrar etmeye devam etmek, Buna göre imar planlarını onaylatmak buna göre hazırlıkları yürütmek Türkiye için sonuçları çok büyük felaketlerle neticelenecek bir Beka sorunudur

ABD Boğazları etkisizleştirmek, Türkiye’yi Kara Denizden kuşatmanın alt yapısını 50 yıldır hazırlıyor. Mesela Karadeniz’e kıyısı olan Bulgaristan ve Romanya, Avrupa ve ABD ile olan ilişkileri bakımından Montrö’nün iptali yönünde girişimde bulunmaları için hazırda bekletilmektedir. Kanal İstanbul Türkiye üzerine hızla gelmekte olan bir çığdır ve her an diğer üye ülkelerden birinin güvensizliğini belirtmesi ile bu çığın şiddeti birkaç kat şiddetlenerek üzerimize düşecektir.

FETÖ’NÜN 10 YIL SONRA DARBE YAPACAĞINI BİZ GÖRDÜK VE BASIN TOPLANTISIYLA AÇIKLADIKTA İKTİDAR VEYA MUHALEFET NEDEN GÖREMEDİ?

Sevgili okurlar

17 Temmuz 2020 günü paylaştığımız yazımızda 4 Haziran 2007 günü (14 yıl önce) yaptığımız Basın toplantısı yer alıyordu.

Fetullah Gülen Örgütünün tüm tehditleri tek tek sayılırken şunları söylemişiz

“İŞTE 2007 YILI İTİBARIYLA DENETİM ALTINDAKİLER: Bu amaçla yurt içi faaliyetlerinden olarak 88 vakıf, 20 dernek, 128 özel okul, 218 şirket, 129 dershane ve 500 öğrenci yurdunun yanı sıra 17 yayın organı, gazete, TV istasyonu, ulusal iki radyo istasyonu, faizsiz finans kurumu ve bir sigorta şirketini denetim altında bulunduruyor.

TEK ENGEL SİLAHLI KUVVETLER: Eğitim alanında zaman zaman devletten de ileri imkânlara sahip. Önünde tek engel olarak gördüğü Türk Silahlı Kuvvetlerine sızma politikasını sessiz ve derinden devam ettiriyor. Subay ve astsubay çocuklarını kendi okullarına ve dershanelerine kaydettirmeye ve bu çocukları askeri okullara sokmaya devam ediyorlar hedefleri on yıl içerisinde Türk Silahlı Kuvvetlerini tümden ele geçirerek bir katliama dönüşmesi muhtemel bir darbe yapmaktır “

Nitekim 10 sayfalık bu basın toplantısı metninin en sonunda şunları söylemişiz :

Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşlarının başında gelmemize rağmen hiç bir önerimiz dikkate alınmadığı gibi biz anlattıkça şahsımız ve Vatanseverler Derneği aleyhinde basında kampanya yoğun bir saldırı kampanyası estirilmeye devam etmektedir. Bizlerin görevi Tarihin huzurunda anlatmak ve milletimizi aydınlatarak görevimizi yapmaktır. İftiralar, tehditler veya hakkımızda hazırlanacak komplolar bizi yıldıramayacaktır.4 Haziran 2007 (Bu metni internetten bulup paylaştık)

VATANSEVER ÇETELERİN LİDERİ BİLE OLDUK!

Sevgili Okurlar,

Bu basın toplantısından 25 gün sonra “Vatansever Çetelerin Lideri” olarak tutuklanıyor, Taha Akyol bile “bizim PKK’dan daha tehlikeli bir örgüt olduğumuzu en ağır cezalara çarptırılmamız gerektiğini yazıyor” Aylarca TV’lerde beni arkamda tanımadığım 14 insan ile geçişim yayınlanıyor, tv’ler de A. Gül başta o dönemin siyasileri ve gazetecileri Aylarca “Vatansever Çeteleri” tartışıyorlardı.

13 yıl mahkemelerle uğraştık. Biz bir fikir adamı olarak, Bir Dernek Genel Başkanı olarak üstelik FETÖ’nün ikbalinin zirvesine çıkarak devlette hakim olduğu bir dönemde bile bile basının karşısına çıkarak “ FETÖ 10 yıl sonra kanlı bir ihtilal yapacak” derken bu günkü kahramanlığı kimseye bırakmayan siyasiler acaba ne yapıyorlardı?

Devlet Bahçeli “Pensilvanyaaaa.. Pensilyvanyaaa.. Ne yapmış bu Pensivvanyaaa” diye Fetullah Gülen’i övüyordu.” Meral Akşener ikide bir arkadaşım dediği A.Gül ile toplantılar da boy gösteriyor 2014 yılında bile TV’lerde “Fetullah Gülen’e yapılan haksızlıkları cevaplıyordu

Deniz Baykal kendisine kaset komplosu yapıldğında bile “Pensilvanya’ya selam” diyordu. (Arkadaşlar biz hiç unutmayız. Kendimizle ilgili her şeyi anında unuturuz ancak milletimizle ilgili hiçbir şeyi unutmayız. Unutan milletlerin yaşam hakkı yoktur. Milli meselelerde taviz yok oluşa davetiye demektir. Unutursak ölürüz. Lütfen uyanalım!!!!)

SİYASİ PARTİ LİDERLERİNE SORALIM?

Sevgili Okurlar,

Biz 90’yı yıllarda Ulusal bazda 150.000 civarında dağıttığımız Atatürkçü Türkeli gazetesi vasıtasıyla FETÖ ile boğaz boğaza mücadele ediyorduk. Bu gün milliyetçiliği kimseye bırakmayanların hatta “Azgın milliyetçilik” gibi saçma sapan icatlar yapanların komplolarıyla veya halefinin yaptırdığı fiili olapylarla arada bir gazetemiz baskınlara uğruyor akıl dışı olaylara maruz bırakılıyorduk.

Bu gün Emekli 104 General’e “sırf başa gelebilecek tehlikeleri en masum bir dille açıkladıkları için” en ağır hakaretleri yapan en ağır biçimde cezalandırılmalarını isteyen siyasi parti liderlerine soralım (bunların ardından gidenlerin de uyanmasını isteyelim):

Askeri okulların sınav sorularının çalınmasına ve FETÖ müritlerine dağıtılmasına biz tepki gösterirken neredeydiniz?

Benim elinden her türlü imkânları elinden alınmış sıradan bir vatandaş haline getirilmiş arada bir koluna kelepçeler hatta ayağına zincirler takılarak (Çete lideriyizya(!) Yapacaklar tabiiki!!!) oradan oraya sürüklenir bir haldeyken bile gösterdiğimiz tepkinin neden yüzde birini göstermiyordunuz?

On binlerce cemaat müridinin astsubaylıktan subaylığa kadar tüm askerî okullara sızması ile ilgili olarak cezaevinden çıktığım gün paramparça hale gelmiş elbiselerimle yarı aç yarı tok açıklama yaparken sahi siz oturduğunuz saltanat kayıklarında bunlara karşı neden tek ses bile çıkarmadınız? Hiç mi ama hiç mi duyarlılığınız yoktu!

BU VATAN SADECE GARİBANLARIN VATANIMI?

Sevgili Okurlar,

Bu vatan sadece gariban halde yaşayan, gariban hale getirilen, kendi ülkesinde öksüz hale getirilen Yörük, Türkmen, Çepni, Kıpçak(Vd)ların vatanımıdır?

Her Askerî Şûra’da FETÖ’cü subayları üst rütbelere yükseltilirken sizler neredeydiniz? Tıpkı bu gün Orduya Cemaat tarikat yolu artık serbest geçiş halinde açılmışken tepki göstermediğiniz gibi Ordu’nun en alt rütbesinden en üstüne kadar militan müritlerin Türk Silahlı Kuvvetleri’ni işgal edecek hale getirilirken sahi sizler neredeydiniz?

Biz 15 yıldır 28 kumpas davasından yargılanır Vatan Sevgilimizi FETÖ’cü heyetlerin yüzlerine haykırır onlar bile utanır sıkılır, ancak yıllarca her gün ölümlerden ölüm yaşarken sahi sizler ne yapıyordunuz?

Milliyetçilikten bahsedererk Milliyetsizleştirdiğiniz, Cumhuriyetçilikten, Halkçılıktan bahsederek kapalı kapılar ardında Türk milletini kimliksizleştirecek “Türksüz Anayasalar” hazırladığınızı yüzlerine haykırdığımız için mi vataneverleri sevmediniz?

Bizim veya bizim gibilerin adlarımızın geçtiği yerde “Aman ondan uzak durun o aşırı ulusalcıdır” dışında bize bir söyleyebileceğiniz suçlama olabildi mi!

YARI AÇ YARI TOK YAŞARIZ ANCAK VATANIMIZ OLMAZSA YAŞAYAMAYIZ

Sevgili Okurlar,

Türkiye Cumhuriyetinin tabii ki asıl meselelerinden birisi de açlık ve yokluktur. Ancak en önemli meselesi “Vatan”dır.

Kuru ekmek yesekte bir şekilde idare ederiz. (Hayatımızın üçte biri Mahkemelerde hücrelerde böyle geçtiği için iyi biliriz) Ancak vatanımız olmazsa Milletçe yok oluruz!

ATATÜRKÇÜLERE DARBECİ DİYENLER KENDİ GEÇMİŞLERİNE BAKSINLAR!

Sevgili Okurlar,

o bildiride demokrasiye aykırı tek harf bile olmadığı halde her üç parti liderinin bu çıkışı çok üzücüdür.

Montrö’nün iptaline sebebiyet verecek en ufak bir ima bile ülke güvenliği bakımından büyük tehlike meydana getirecektir.

Artık açık ve net bir şekilde görülmüştür ki Sadece AKP değil diğer parti liderleri de Türk Silahlı Kuvvetleri’nde, son dönemde “irticaya taviz – Atatürk’e düşmanlık” kaygısı yaşayanları ve karanlık gidişata karşı çıkanları susturma amacı taşımaktadır!

Kozmik Büro’ya kadar FETÖ militanlarını sokanlar, onlar vasıtasıyla devletin bilgilerini ABD başta tüm örgütlere servis ederek, Türkiye’nin tünm gizli bilgilerine teslim ettirerek, 864 önümli görevde İstihbarat elemanının katledilmesine sebebiyet verenler, bu vah0im duruma tepki göstermeyenler Atatürkçülere darbeci diyemezler.

TSK’yı darbe yapacak seviyeye getiren bu süreçte onlara her türlü imtiyazı verenler , orduya, cumhuriyete, laikliğe sahip çıkan Atatürkçüleri darbecilikle suçlayamazlar.

Herkes tüm hayatı boyunca yaptığından sorumludur. Bir insana veya bir kuruma bakarken tüm geçmişiyle değerlendirilir. Atatürkçülere darbeci diyenler kendi geçmişlerine ve yaptıklarına baksınlar!

Bir sonraki paylaşımımız da bir arada olmak dileğiyle Tüm değerli Arkadaşlarıma sağlık mutluluk ve başarılar diler, en içten sevgi ve Saygılarımı sunarım.

05.04.2021 SAAT 22.40

TANER ÜNAL

Related Post

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir